Aşağıdaki fotoğrafların yanlarındaki ingilizce ve arapça metinlerin türkçe çevirilerini alta yerleştirdim.

Y. Küpeli'nin ek notuna ulaşın

İşkence fotoğrafları iliştirilmiş olarak W. Bush'a gönderilen açık mektup en altta duruyor. Türkçesini daha sonra yükleyeceğim.

- Önce, Muhammed Salih adlı 23 yaşındaki genci tutukladılar.

- Sonra, üzeri bombalarla yüklü şüphesiyle zorla yere yapıştırdılar.

- O’nu halen hareketsiz olarak yerde tutarlarken, fotoğrafta görülen diğer filistinliyi sorgulamaya çalıştılar. Görüldüğü gibi O’nu kesinlikle hareketsiz hale getirmişlerdi ve duruma tamamen hakimdiler.

- Halen O’nun silahlı olabileceğini düşündükleri için sokağın ortasında donuna dek soydular ve gördülerki TAMAMEN silahsızdır. Evet, insan haklarına ve yaşamına saygılı demokratik bir ülke olduğu iddiasındaki İsrail'in güvenlik güçleri ne yapabilirlerdi? O’nu hapishaneyemi atacaklardı?

 

YUKARIDAKİ SON KARE YAŞANMIŞ OLAN GERÇEĞİ AÇIKLIYOR

 

Lütfen tanıdığınız herkese, özellikle Yahudi ve Batılı tanıdıklarınıza bunu yollayınki, televizyon ekranlarında göremediklerini görebilsinler.

 

yukarıdaki habere ek olarak kısa bir not:

 

Yukarıdaki karelerde gözükenler Nazi Almanyası, Vietnam  veya Irak’ta değil,  sadece İsrail’de yaşanmaktadır. Aslında artık Filistin ve Irak tek bir ülkedir ve saldırı tüm Otadoğu halklarınadır.

 

Yukarıdaki fotoğrafın benzerleri çok yıllar önce Vietnam’da objektiflere yakalanmıştır. Aynen vaktiyle Vietnam’da olduğu gibi yukarıdaki karelerin sonuncusunda da elleri arkadan bağlanmış olarak yerde yatan çıplak ve hareketsiz gencin kafasına bir mermi sıkılıp yaşamına sonverildiği gözükmektedir… Şüphesiz bu olay tek örnek değildir ama, objektiften kaçamamış bir örnektiktir sadece. Fotoğrafta gözükmekte olan vahşi cinayete benzer olaylar ve hatta çok daha korkunçları 1940’lı yılların ikinci yarısından beri aynı kişiler tarafından tekrarlanmaktadır…

 

Sözkonusu ”aynı kişiler” ne Vietnam’daki ABD askerleridirler ve ne de 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Yahudileri, Çingeneleri, Slavları ve karşılarına çıkan diğer tüm halkları katleden Nazilerdir. Bunlar, yaklaşık iki bin yıl Batı’nın Hristiyan dünyasında pogromlara/ soykırımlara uğratılmış olmalarına karşın, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde, İslam dünyasında güvenlikli ve saygın bir yaşama kavuşabilmiş olan Yahudilerdir; ırkçı ve militarist İsrail devletinin askerleri ve polisleridirler.

 

Hıristiyan dünyası içinde yaşamış oldukları iki bin yıllık aşağılanmanın hastalıklı beyinlerinde biriktirmiş olduğu zehiri, vaktiyle kendilerini korumuş olan Müslümanlara kusmaktadırlar. Eski Ahit’ten/ Tevrat’tan kendilerine miras kalan ırkçı ideolojileri/ düşünce sistemleri ile Hıristiyan dünyasında yüklenmiş oldukları aşağılanma kamburunu sentez ederek ürettikleri korku senaryolarını, yoksul Müslüman filistin halkını katlederek, bu yerli halka kendi yurdunda korkunç işkenceler uygulayarak yaşama geçirmektedirler.

 

”Hastalıklı beyinleri” diyorum, çünkü, yaklaşık iki bin yıldır aşağılanan bir toplum -bunu aşabilmiş bazı aydınları dışında, istisnalar dışında- kesinlikle sağlıklı bir beyne sahip olamaz. Sözkonusu aşağılanmaya bir de değişik dönemlerde kaleme alınmış Tevrat’ın alabildiğine komik yalanları ve ırkçılığı eklenince, paranoya alabildiğine derinleşir. Kendilerini diğer insanlardan tamamen ayrı görenler, Yahve’nin ”seçkin” kulları oldukları palavrasına inananlar, ”diğerlerini mahvetme hakkına sahip” olduklarını sananlar, gözüken tüm acımasız cinayetleri rahatça işleyebilirler.

 

Vaktiyle kendilerini katletmiş olan -önce Hıristiyan ve ardından emperyalist- Batı’nın sözde ”günahlarının kefareti” olarak (özde ise katil ve kurban olarak) Otadoğu’da emperyalizmin ileri karakolu niteliğinde bir ”devlet” kurmalarına olanak sağlananlar; içlerindeki tüm zehirle ardı arkası kesilmeyen katliamlar örgütleyerek yoksul filistin halkını göçe zorlayıp yapay militarist ve ırkçı bir ”devlet” şekillendirenler; her yıl ABD’den 3- 10 milyar Dolar arasında karşılıksız yardım alarak katliam ve yıkımlarını aralıksız sürdürenler; başta ABD olmak üzere bazı emperyalist merkezlerden aldığı güçle Birleşmiş Milletler’in 173 kararını çiğneyerek bu konuda rekor kırabilenler, elbete son örneği Refah mülteci kampında gözüken Vandalizmi utanmazca sergileyebilirler.

 

Irkçı saldırganlar,  -bilinç altlarındaki derin korkularla- Refah kampındaki binlerce evi TV kameraları karşısında tanklarla ve buldozerlerle yıkarlar. Vaktiyle zorla topraklarından sürmüş oldukları bu insanların tüm emeklerini, evlerini, okullarını, hayvanat bahçelerini, ağaçlarını, tarlalarını, yeniden yaratmış oldukları değerlerini acımasızca bir anda çöpe atarlar… Ve yeryüzündeki tüm insanlar, Birleşmiş Milletler’in, harçlarında değişik ölçülerde baskı, terör ve kan olan onlarca güçlü devletin hareketsizliklerini seyrederlerken gizli gözyaşlerını zehir olarak yüreklerinde biriktirirler… Ve insanların çaresiz acı dolu bakışları karşısında bir mezbeleliğe, harabeye dönen çölün ortasındaki göçmen kampının buldozerlerle yıkılmış eğreti hayvanat bahçesinden sağ kurtulabilen vahşi hayvanlar tozlu sokaklarda şaşkın bir korku ile dolaşmaya başlarlar…

 

Irkçı saldırganlar yakıp yıkmakla da kalmazlar… Çoğunluğu çocuk olan barışcı göstericilerin başlarına helikopterlerlerden, savaş uçaklarından roketler yağdırarak onları sokak ortasında avlarlar, vahşice öldürürler, yaralayıp sakat bırakırlar… Aynı yöntemlerle Refah mülteci kampında üç gün içinde çoğunluğu çocuk 42 kişiyi katlederler ve yüzlercesini yaralayıp sakat bırakırlar… Öldürdükleri arasında annesi tarafından bakkala ekmek almaya yollanmış 3 yaşında bir kız çocuğuda vardır ve normal bir insanın asla kıyamayacağı bu varlık nişan alınarak çaresiz ak bir  güvercin gibi vurulmuştur… Çöl ortasında bir düğün evini bombalayıp kadın çocuk 43 sivili katledenleri, hergün onlarca sıradan ıraklıyı avlayanları, ırkçı sapık beyinlerin ürünü korkutucu işkence eylemlerini gerçekleştirenleri, işgalci ABD güçlerinin Irak’ta yapmış olduklarını, İsrail'de tekrarlamaktadırlar. İsrail devleti, işgalci ABD güçlerinin Irak'taki işlerinin benzerlerini fazlasıyla Filistin halkına uygulamaktadır. Kimbilir belki de Irak’taki işgalci güçler Filistindeki ırkçı Yahudileri taklit etmektedirler… Ve şüphesiz tüm bu katliamlar ve işkenceler tek merkezden yönetilen ırkçı bir sindirme ve göçettirme politikasının ürünleridirler…

 

Kolu kopmuş ve ağzından kan gelen 8- 10 yaşlarındaki bir çocuğu kucağında hastahaneye yetiştirmeye çalışan 15- 16 yaşlarında gözleri acı yüklü bir diğer çocuğun fotoğrafı, beyaz kefenleri içinde dizi dizi çocuk fotoğrafları ve daha onlarca bakılması zor görüntü tv ekranlarına, gazete sayfalarına yansımaktadır...  

 

Tüm saldırganlıkların, yıkımların, işkencelerin gerisinde derin korkular yatmaktadır ve halklarımızın ortak deyişiyle, ”Korkunun ölüme yararı yoktur!” Ne ölçüde üstün askeri teknolojiye sahip olurlarsa olsunlar, sonuçta tüm silahları kullananlar değişik ölçülerde düşünebilen ve yine değişik hızlarla yargıları değişebilen insanlardan oluşmaktadırlar. Korkunun yarattığı saldırganlıklarla bu ölçüde acımasızca davrananlar yine aynı korkuların etkileriyle derin bir düşüncesizlikle de davranmaktadırlar. Sonuçta, yakıp- yıkarlarken, işkencelerle yokederlerken, kendi mezarlarını da kazmaktadırlar ve o kazmakta oldukları derin kuyuya halkların ortak elleriyle gömülmekten kurtulamayacaklardır.

 

Yahudilikten Protestan Hıristiyanlığa geçmiş aydın bir ailenin çocuğu olan Karl Marks, Yahudilerin başlarına gelmiş ve gelmekte olan felaketlerin temelinde kendi inançlarının yattığını, o büyük gerçekçiliği ve cesareti ile açıkça ifade etmiştir...

 

En büyük emperyalist- faşist gücün (ABD’nin) anaforunda ırkçı dinlerinin at gözlükleri ile yeniden uçuruma doğru bodoslama sürüklenmekte olan Yahudi toplumunu kimler nasıl uyarabilirler, bilebilmek zordur. Buna karşın, İsrail devletinin işlemekte olduğu cinayetler giderek Hitler faşizminin -öncelikle Yahudi halkına yönelik- sistematik soykırımlarını unutturacak düzeye ulaşmaktadır. Ve artık II. Dünya Savaşının ardından Yahudi toplumuna yönelik olarak doğmuş olan sempati ve acıma duyguları hızla yokolmaktadır.

 

Gelinen aşamadan sonra, ikiyüzlü Siyonist kişiliklerin ”antisemitizm” çamuru ile insanları karalayarak karanlık eylemlerini gizleme olanakları pek kalmamıştır. Sonuçta, yeniden çok daha güçlü biçimde doğmakta olan anti- semitizmin asıl mimarı Yahudi ırkçılığından ve saldırgan emperyalist güçlerden başkası değildir. Haksızlıklara karşı olan insanların bu vahşi cinayetler karşısındaki nefretlerini anti- semitism ile karıştırmamak gereklidir ama, yarın yahudiler yaş- kuru denmeden yeniden bir ölüm makinesinin kurbanları haline gelirlerse, insanlık ailesinin çoğunluğunun sessiz kalabileceğini de hesaplamak gerekmektedir.

 

Herkes için güvenlikli bir dünya silahlarla, cinayetlerle, işkencelerle değil, ancak demokratik, eşitlikçi, dengeli toplumsal ilişkiler yaratarak sağlanabilir. Ve kanımca artık insanlığın yepyeni ortak örgütlenmelere gereksininimi vardır?

 

Yusuf Küpeli

yusuf@komhem.se

24 Mayis 2004

Yazının altına -örnekleri sayfamıza sığmayacak kadar çok olan- benzer fotoğraflardan sadece iki tanesini yerleştirdim. Hepsinin altına da W. Bush’a yollanmış ingilizce bir mektubun kopyasını yerleştiriyorum. Irak’la ilgili fotoğrafları da bu yazının altına yerleştirdim; çünkü artık, Filisti- Irak ve diğer Otadoğu halkları aynı namlunun hedefi olmuşlar, tek bir ülke haline gelmişlerdir. Y. K.

 

 

 

http://www.sinbad.nu/