“SAHTE  TÜRKİYE”

 

Rahmi Yıldırım

 

Sahte rakıdan ölümlerin arkası gelmiyor.

Sahte rakı tartışması da bitecek gibi görünmüyor.

Başbakan Erdoğan’a göre, sahte rakı faciası bir cinnet hali ve başkalarının canına kastedecek kadar gözü dönmüşlerin eseri.

Erdoğan’ın söylediği doğru olmasına doğru da faciayı tek başına gözü dönmüş bireylere bağlamak doğru değil. En azından AKP döneminde gözlerin niçin bu denli döndüğünün yanıtı değil.

Önceki yazıda demiştik ki, sahtecilik AKP’den önce de vardı; AKP’nin kabahati, resmi enflasyonun yüzde 25 olduğu dönemde içkinin vergisini ve  fiyatını  yüzde 200 arttırarak sahte rakı üretimini azdırmak ve alkolle ilgili şeriat hükmünü bu yolla uygulamaya çalışmak  oldu.

Yine demiştik ki, sahtecilik kaçak rakıyla sınırlı değildir, kaçak üretim ve tüketim toplumsal yaşam ve üretim tarzı haline gelmiştir.

Söylediğimizde yanılmadık.  Sahte ekonomi ve siyasete ilişkin raporlar birbirini izledi. Sahte rakı faciasının belki de tek olumlu sonucu, ekonomideki, siyasetteki sahteliğin ne kadar yaygın ve derin olduğuna dikkatlerin çekilmesi oldu.

 

“Sahtecilik cenneti Türkiye”

Ankara Ticaret Odası (ATO) sahte rakı faciası üzerine “Sahte Türkiye” başlıklı bir rapor hazırladı. ATO’nun raporu,  söylemeye dilim varmıyor, Türkiye’nin tam bir ‘sahtecilik’ cenneti olduğunu, ülkemizde sahteciliğin artık kanıksandığını ortaya koydu.

Sahtecilik öylesine almış yürümüş ki, rapordaki ifadesiyle,  sahte senet, sahte adres, sahte yeşil kart, sahte isim, sahte para, sahte çek, sahte evrak, sahte diploma, sahte nüfus cüzdanı, sahte pasaport, sahte ehliyet, sahte sağlık karnesi, sahte imza, sahte fatura, sahte fiş, sahte rapor, sahte sigorta poliçesi, sahte kredi kartı, sahte oy pusulası, sahte seçmen, sahte otobüs bileti, sahte piyango bileti, sahte maç bileti, sahte plaka, sahte reçete, sahte tablo, sahte altın bunlardan bazıları.

Sahte sigaranın yıllık cirosu neredeyse 1 milyar dolar.

Raporda akla hayale gelmeyecek sahteliklerden de söz ediliyor. Örneğin sahte gelinler. Rapora göre sahte gelinler, resmi nikâh yerine imam  nikâhı istiyor. Evlendikten birkaç gün sonra paraları ve takıları alıp ortadan kayboluyor.

Yeni görev yerlerine gitmek istemeyen ya da eş durumundan başka yere gitmek isteyen devlet memurları, sahte evlilik yapıyor. Bu amaçla Ankara’da bürolar açıldığı ileri sürülüyor.

Türk vatandaşlığına geçmek isteyen yabancı uyruklu kadınlar da Türk erkekleriyle para karşılığı sahte evlilik yapıyor.

Sahte evrakla malulen emeklilik hakkı kazanan sahte emekliler artık sıradanlaştı. Sahte malulen emekliler ancak kadın için prostat, erkek için rahim kanseri raporu alındığında haber konusu olabiliyorlar.

Emeklilikte ve sigortada öteki sahtecilik örneklerini anlatmaya gerçekten vakit yetmez.

Rapora göre, sahteciliğin en kötüsü ölümlere de yol açması nedeniyle gıda ve ilaç sahteciliği. Türkiye’de gıda üreticilerinin yarısının resmi kaydı bile yok.

Türkiye’de iyi para kazandıran gözde mesleklerin bile sahteciliği yapılıyor. Avukat, mühendis, mimar, öğretmen ve maliyecinin sahtesine sıkça rastlamak mümkün.

Raporda belirtilmemiş ama, ‘gazetecinin sahtesi?’ derseniz, gerçek gazeteciyi ara ki bulasın.

Sahte meslek erbabı bu kadar değil.

Örneğin,  5 bin civarında sahte diş hekimi var. Sahte doktor da az değil. Güreş Milli Takımı’ndaki kadrolu doktorun aslında doktor olmadığı  2 yıl çalıştıktan sonra anlaşılabilmiş.

Rapora göre, sahtekârlar, vatandaşların dini inançlarını sömürmekten bile çekinmiyor. Mezarlıklarda para karşılığı Kur’an okuyan sahte hafızlar, özellikle bayram günleri mantar gibi çoğalıyor. Sahte imamlar da camilerde vaaz veriyor.

ATO’nun raporunda, ABD Ticaret Temsilciliği’nin  yayımladığı yıllık Fikri Mülkiyet Hakları Raporu’na göre, Türkiye’nin marka sahteciliğinde dünyada bir numara olduğu bilgisine yer veriliyor.  Dünya Gümrük Örgütü’nün belirlemelerine göre ise marka sahteciliğinde Türkiye, Polonya ve Tayland’dan sonra üçüncü sırada yer alıyor. Türkiye’de taklit mallar pazarının mafyası bile oluştu; kara paranın bir bölümü taklit mallar üzerinden aklanıyor.

ATO’nun raporuna eklemek uygun düşerse:

Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Türkiye’de son  8 yılda  4 milyar dolara yakın kara para aklandığını belirledi. Bu rakam yalnızca buzdağının görünen kısmını ifade ediyor; aklanan kara paranın üçte biri uyuşturucu parası. (19 Şubat 2005 tarihli gazeteler)

ABD Dışişleri Bakanlığı, ‘Uluslararası Narkotik Kontrol Stratejisi Raporu’nda  MASAK’ın verilerine dayanarak, Türkiye’yi kara para aklamada dünya şampiyonu, uyuşturucu kaçakçılığının üssü ve geçiş rotası ilan etti. (6 Mart 2005 tarihli gazeteler)

Nihayet Uluslararası Saydamlık Örgütü,  146 ülkeyi kapsayan 2005 yılı Global Yolsuzluk Raporu’nu açıkladı. Türkiye, Benin, Mısır, Mali ve Fas ile birlikte 77’nci sırayı paylaştı. (17 Mart 2005 tarihli gazeteler)

Global Yolsuzluk Raporu’na göre, yolsuzluğun en fazla görüldüğü alanlardan biri devlet ihaleleri.  Dünyada her yıl ihaleler için 4 trilyon dolar harcama yapılıyor, bunun yüzde 10 ile 20 arasındaki kısmı yolsuzluğa gidiyor; bu para ile siyaset de finanse ediliyor.

Yolsuzluk sahtecilik her ülkede var. Ülkeleri birbirlerinden farklı kılan, yolsuzluğu önlemede, hesabını sormada ne denli kararlı oldukları.

Ateş düştüğü yeri yakıyor. Türkiye’nin yolsuzluk ligindeki yeri her yıl biraz daha kararıyor.

İncelediği ülkeleri en temizden kirliye doğru sıralayan örgütün raporlarında 1995 yılında Türkiye 27’nci sıradaydı.

Ecevit hükümeti Türkiye’yi 64’üncü sırada teslim etti.

AKP hükümeti ise 77’nci sıraya geriletmeyi becerdi.

Her zaman söylediğim gibi hamam aynı hamam, sadece tellaklar değişti.

Sermaye hükümetleri yönetiminde başka türlüsü de olmaz. Bu denli adaletsiz, kaçak ve sahte ekonomiye karşılık gelen siyasal yapıdan ve siyasal aktörlerden düzgünlük beklemek abestir.

İlla tanımlamak ve adlandırmak gerekirse:

Sahte demokrasinin sahte liberalleri, sahte demokratları, sahte müslümanları, sahte kemalistleri, sahte vatanseverleri, sahte solcuları…

Ve fakat hakiki faşistleri…

Burası Türkiye.

 

Rahmi Yıldırım

            18 Mart 2005

http://www.sinbad.nu/