“Varför ständigt detta vċld i Mellanöstern?” (“Neden Ortadoğu’da bu kesintisiz şiddet?”) başlıklı ve Per Sundgren imzalı alttaki kısa metin, 2 Ocak 2009 günü, İsveç’in en büyük günlük gazetesi Dagens Nyheter’de (Günün Haberleri) yayınlandı. Gerçekleri dürüstçe yansıtan sözkonusu kısa metni, sizler için çevirdim. Vicdan sahibi insanlar her toplumda bulunuyor… Çevirinin altına da kısaca kendi notumu ekledim. İyi okumalar dileğiyle.- Y. Küpeli)

 

Neden Ortadoğu’da bu kesintisiz şiddet?

“Fakat gerçekte yokedilen, Filistin devleti, buna duyulan umut.”

(...) Gerçek şudur ki, İsrail barış istemiyor...

 

Yusuf Küpeli, İsrail, ırkçı, militarist, faşist bir devlettir

(...) “Alman sionist derneğinin daha 1933 yılında Nazi Partisi’ne yazdığı mektupla birlikte sionistlerle nazistlerin işbirliği başladı. Alman sionist derneğinin mektubunda şunlar yazılıydı: ‘(...) temel kural, prensip olarak ‘soy/ ırk’ inancını yerleştirmiş, kurmuş olan bizler de, yahudi gurubunun saflığını koruyabilmek amacıyla, sizler gibi karışık evliliklere, yahudi olanlarla olmayanlar arasındaki evliliklere karşıyız...’

(...) Bu yıkımın en önemli amaçlarından biri, Gazze’nin yoksul halkını yaşamından bezdirerek diz çöktürmek, göçe veya ölüme zorlamakttır. Bunun, kendini savunmakla, veya “barış” istemi ile ne gibi bir alakası olabilir? Irkçı faşist İsrail devleti, daha önce de yapmış oldukları ile uyumlu biçimde, hem Gazze topraklarını, ve hem de Batı-yakası’nı Filistin halkından temizlemek istemektedir...

Diğer amaç ise, başta İran’ı, ve Suriye’yi savaşa kışkırtmak, ABD ile birlikte Batılı devletleri bu çatışmada taraf tutmaya zorlamaktır.

“Varför ständigt detta vċld i Mellanöstern?” (“Neden Ortadoğu’da bu kesintisiz şiddet?”) başlıklı ve Per Sundgren imzalı alttaki kısa metin, 2 Ocak 2009 günü, İsveç’in en büyük günlük gazetesi Dagens Nyheter’de (Günün Haberleri) yayınlandı. Gerçekleri dürüstçe yansıtan sözkonusu kısa metni, sizler için çevirdim. Vicdan sahibi insanlar her toplumda bulunuyor… Çevirinin altına da kısaca kendi notumu ekledim. İyi okumalar dileğiyle.- Y. Küpeli)

 

Neden Ortadoğu’da bu kesintisiz şiddet?

 

“Fakat gerçekte yokedilen, Filistin devleti, buna duyulan umut.”

 

Ortadoğu’da neden barış olmuyor? Neden bu şiddet sürüyor? Taş atmalar, intehar bombacıları, yoğun israil saldırıları?

 

Adet üzere, İsrail’in kendisini savunma hakkı var, yoksa yokedilecek, deniliyor. Fakat gerçekte yokedilen, Filistin devleti, buna duyulan umut. Kısa süre içinde, üzerinde işlerliği olabilen bir devletin kurulabileceği toprak parçası kalmayacak. Birleşmiş Milletler’in 1947’de bölge için iki uluslu cözümü dayatmış olmasından beri, İsrail, defalarca, Birleşmiş Milletler kararına karşı savaşlarla yeni toprak parçaları elegeçirdi. Ve İsrail yerleşim merkezleri Batı-yakası’ndaki yayılmalarını sürdürmekteler. Filistin köyleri ve zeytin bahçeleri topraktan silinmekte ve yerlerine Yahudi yerleşimciler için evler yapılmakta. Uluslararası yasalar çiğnenerek inşa edilen duvar ile Batı-yakası’nda parçalar etkili biçimde ayrılmakta ve günlük yaşam Filistin halkı için olanaksız hale getirilmekte.

 

Gerçek şudur ki, İsrail barış istemiyor. Hangi şartlar içinde olursa olsun, duvar inşaatı ve toprak işgali durmadan barışın ön koşulu oluşmaz. İşgaledilmiş toprakları elde tutmak, birkaç israilliyi barışın önüne koymak demektir. Bu işgaledilmiş topraklar, çalınmış topraklardır. Aynı nedenle İsrail, bunları elinde tutabilmek için, her kritik durumda, ABD’den ve içinde İsveç’in de olduğu Batı’dan yardım almayı hesaba katmaktadır.

 

Şimdi son olarak, demokratik seçimle gelmiş Filistin yönetimini tanımamaktadırlar. Ve hırsızlığın mağduru olmuş Filistinliler, hırsızlığa itiraz ettikleri, bunu protesto ettikleri zaman, hırsızlar hep aynı şiddeti uygulamakta, onlara sakin ve barışcı olmaları gerektiğini göstermektedirler.

 

Üstüne üstelik, çalınanlar Filistinliler tarafından geri alınmak istenince, çalınan toprakların genişletilmesi ile -mağdurlar- hırsız tarafından bir kez daha cezalandırılmaktadırlar.

 

Barış ancak hırsızın çaldıklarını iade etmeye başlamasıyla inşaedilmeye başlanabilir. Fakat İsrail barış istememektedir.

 

Per Sundgren

Dagens Nyheter, s. 35, 2 Ocak 2009 Cuma

 

Türkçesi: Yusuf Küpeli

3 Ocak 2009 Cumartesi

yusuf@comhem.se

 

 

metni çevirenin notu:

 

İsrail, ırkçı, militarist, faşist bir devlettir

 

Askeri garnizondan farkı olmayan ve bir milyonu aşkın Arap vatandaşına -vaktiyle ırkçı Güney Afrika’nın siyah yerli halkına yapmış olduğu gibi- eşit hakları tanımayan İsrail’n bir “demokrasi” olduğunu yaymaya çalışmak, koskocaman kuyruklu bir yalandır. Irkçılık “kutsal” kitaplarında, siyonist ideolojide açıkça yansımaktadır. Şiddetini arttırarak kullanmakta oldukları terör ise, İsrail’i devletinin kuruluş günlerinde, mayasında mevcuttur...

 

Vaktiyle Güney Afrika’nın yapmış olduğunu bile geride bırakan bu ırk ayırımı ve ayrıca sistematik etnik temizlik politikası ile ilgili bilgiler, arapça konuşan halkı topraklarından göçe zorlama politikası ile ilgili daha geniş bilgiler, altta vereceğim linklerde parça parça bulunmaktadır. Şüphesiz tüm bu kötülükler, Batı’nın, ABD’nin egemen güçlerinin politik ve askeri yardımları, ve her yıl İsrail’e verilen karşılıksız milyarlarca dolar olmadan, gerçekleştirilemezler.

 

Daha önce kaleme almış olduğum metinlerde çeşitli kez İsrail’in Hitler’in izinde yürümekte olduğunu, faşist bir devlet olduğunu yazmıştım. Aynı şeyi, çarmıhta barış afişi ile birlikte 30 Aralık 2008 günü Sinbad’a yerleştirmiş olduğum notta da tekrarladım. Şüphesiz olaylar, yaşananlar, İsrail devleti ile ilgili bu karanlık gerçeği sadece bana göstermiyorlardı. Nitekim, daha dün (02.01.2009) Radikal Gazetesi’nde yayınlanmış bir habere göre, ünlü Amerikalı Yahudi komedyen Roseanne Barr, “İsrail bir Nazi devleti.”, diyor... Gerçekleri görebilmek için vicdanların körleşmemiş olması gerekiyor ama, ne yazıkki, “sol” etiketli ve “liberal” bazı garip tipler, İsrail’in kendisini savunmak zorunda olduğunu, buna mecbur bırakıldığı yalanlarını döktürmekten ve hatta yüz yıl önceki trajediler üzerin “bilgelik” taslayarak bazı çevrelere yaranmaktan çıkar umuyorlar. Küçük kişisel çıkarların öne çıktığı yerlerde, vicdanlar köreltilir...

 

Kendisi de Yahudi asıllı olan Peter Cohen imzası ile isveççe basılan ve tarafımdan “Sionistler naziler gibi davranmaktadırlar” başlığıyla türkçeye çevrilen, ve yine tarafımdan asıl metin kadar tutan açıklayıcı notlarla zenginleştirilmiş olan yazıda, siyonistlerin nazilerle işbirliği, İsrail’in temellerinde duran terör ve katliamlar, ve yine İsrail’in nasıl ırkçı faşist bir devlet olduğu üzerine açıklayıcı birtakım bilgiler bulabilmek olasıdır.

 

Sözkonusu metinde aynen şu gerçek satırlar bulunmaktadır: “Alman sionist derneğinin daha 1933 yılında Nazi Partisi’ne yazdığı mektupla birlikte sionistlerle nazistlerin işbirliği başladı. Alman sionist derneğinin mektubunda şunlar yazılıydı: ‘(...) temel kural, prensip olarak ‘soy/ ırk’ inancını yerleştirmiş, kurmuş olan bizler de, yahudi gurubunun saflığını koruyabilmek amacıyla, sizler gibi karışık evliliklere, yahudi olanlarla olmayanlar arasındaki evliliklere karşıyız...’

 

SS Yahudi bürosunun 1934 yılında ilk şefi olan Baron von Mildenstein, sionistler tarafından Filistin’e davet edilmiştir. Gördükleri karşısında coşkulu bir hayranlık duygusuna kapıldığını Josef Goebels’e rapor eden bu kişi, Filistin’de altı ay kalmıştır. SS güvenlik örgütünün şefi olan Reinhardt Heydrich, 1935 yılında, iki çeşit yahudi vardır, ve bunlardan sionistler iyi olanlardır demiştir. Aynı kişi şunları söylemiştir: “Onlara (sionistlere) en sıcak selamlarımızı ve resmi iyilik dileklerimizi yollarız.”

 

İsrail’in temellerini atmış olanların başında gelen Ben-Gurion, aynen şunları söylemiştir: “Eğer ben bir Arap önderi olacak olsaydım, İsrail ile asla anlaşma yapmazdım. Doğal olarak hayır, çünkü onların topraklarını alanlar bizleriz. Evet, tanrı bu toprakları bize adadı ama, bu Araplar açısından herhangi bir önem taşımıyor. Bizim tanrımız onlarınki değil... Yaşanmış olan anti-semitizm, nazizm, Hitler, Auschwitz, tüm bunlar Arapların yanlışlarımı? Onlar sadece tek birşeyi bilirler; bizler buraya geldik ve topraklarını çaldık. Neden böyle bir davranışı kabullensinlerki?” (Bak, Nathan Goldmann, The Jewish Paradox: A personal memoir of historic encounters that shaped the drama of modern Jewry, Fred Gordon Books/Grosset & Dunlap, 1978)

 

“(...) Evet, tanrı bu toprakları bize adadı ama... Bizim tanrımız onlarınki değil...”, gibisinden ifadeler, hem derin bir ırkçılığın ve hem de tehlikeli bir deliliğin açığa vurmasından başka birşey değildir... “(...) çünkü onların topraklarını alanlar bizleriz... (...) nazizm, Hitler, Auschwitz, tüm bunlar Arapların yanlışlarımı? Onlar sadece tek birşeyi bilirler; bizler buraya geldik ve topraklarını çaldık. Neden böyle bir davranışı kabullensinlerki?” gibi ifadelerde, açıkça bir suçluluk duygusu ve haksızlık yapanlara, suç işlemiş olanlara özgü derin bilinçaltı korkuları yansımaktadır. Yani, İsrail devletini kuranlar ve yönetenler, yaptıkları işin haksızlığının bilincindedirler ve korkmaktadırlar. Bu suçluluk duygusunun yaratmış olduğu derin korkularla ve karamsarlık nedeniyle çok daha ağır cürümlere, saldırganlıklara, şiddete itilmektedirler. Suçluluk duygusu taşıyanlar ve korkanlar, bunu örtebilmek ve rahatlıyabilmek için daha da saldırganlaşırlar... 

 

Gazze’de sürmekte olan kanlı İsrail saldırısı, ırkçı faşist İsrail devletinin ne ilk cürmüdür ve ne de sonuncusu olacaktır. “Gizemli silah- Gazze’de savaş yaraları ” başlığıyla çevirip 21 Kasım 2006 günü Sinbad’a yerleştirmiş olduğum metinde, İsrail’in, açtığı yaralar iyileşmeyen bir silahı, Gazze’in yoksul sivil filistin halkına karşı kulladığını, tüm uluslararası yasalara ve tabii insan haklarına tamamen karşı olan bu silahın bilinen özelliklerini anlatmıştım. Hem askerlere ve hem de asıl olarak sivil halka karşı böyle bir silahı, kendi dışında olanları insan saymayan ırkçı faşist kafa yapısına sahip karakterler, devletler kullanabilirler anacak... Faşizm, en büyük mali-sermaye güçlerinin diktatörlüğüdür ve uluslarüstü tekellerin, devasa mali-sermaye güçlerinin hükümetleri olan ABD ve birtakım Batı Avrupa yönetimleri, İsrail’i açıkça desteklemekte, kullandıkları bu ırkçı devletin cinayetlerine ortak olmaktadır. Sözkonusu cinayetler karşısında susanlar, ve özellikle bunlara kılıf arayanlar, aynı cinayetlerin suç ortaklarıdırlar.

 

“Tetikçi İsrail’in sınır tanımayan terörü ve nedenleri üzerine ”başlığıyla 15 Temmuz 2006 günü Sinbad’a yerleştirmiş olduğum yazımda şu alıntı yeralmaktaydı: “İsrailli sosyoloji profösörü Kimmerling, ‘askeri güç kullanımı sonucu Filistin ekonomisinin, idari ve hukuki yapısının, ekonomik altyapısının (tarım ve endüstrinin) bilinçli olarak yıkılması’ olan Sharon politikasını, ‘toplum cinayeti’ olarak adlandırıyor.” Evet İsrail bu toplumsal cinayeti, sadece “Sharon politikası” olarak değil, ırkçı-faşist ideolojisine, ve buna özgü ahmakça yayılma politikasına uyumlu olarak sürekli işlemektedir. Aynı metinde anılan ve daha önce yapılmış olan, “Köklerinden sökülen bir milyon ağaç (meyva ağaçları), tahribedilen 530 tavuk çiftliği, öldürülen 12 260 adet koyun ve keçi...” gibisinden yıkım politikalarının çok daha ağırı, daha korkuncu, içinde olduğumuz günler de Gazze’de sürdürülmektedir. Bu yıkımın en önemli amaçlarından biri, Gazze’nin yoksul halkını yaşamından bezdirerek diz çöktürmek, göçe veya ölüme zorlamakttır. Bunun, kendini savunmakla, veya “barış” istemi ile ne gibi bir alakası olabilir? Irkçı faşist İsrail devleti, daha önce de yapmış oldukları ile uyumlu biçimde, hem Gazze topraklarını, ve hem de Batı-yakası’nı Filistin halkından temizlemek istemektedir...

 

Diğer amaç ise, başta İran’ı, ve Suriye’yi savaşa kışkırtmak, ABD ile birlikte Batılı devletleri bu çatışmada taraf tutmaya zorlamaktır. ABD’nin günümüze dek İran’a saldırmamış olması, ve yeni seçilen hükümetin -içindeki tüm Yahudi lobisi yandaşlarına karşın- İran yönetimi ile görüşme eğiliminde olması, faşist İsrail devletinin istemlerine uymamaktadır. Saldırılarını, özellikle camilere yönelik saldırılarını ve yıkımlarını internet aracılığıyla bizzat yayınlayıp yayan İsrail’in, İran’ı kışkırmaktan, İran yönetimini savaşa davet etmekten başka ne amacı olabilir. Kısacası israil, -Rusya’dan S-300 füzelerini alarak hava savunma sistemini güçlendirmekte olan- İran’a bir an önce hava saldırıları düzenleyebilmek için bahane aramakta, saldırısına gerekçe yaratması için İran yönetimini kışkırtmaktadır. Türkiye yönetiminin aracılık yapmış olduğu Suriye ile barış görüşmeleri ise, zaman kazanmaya ve Suriye’yi İran’dan koparmaya yönelik manevralardan başka birşey değildi ama, Gazze saldırısı ile bu defter de kapanmıştır...

 

Şüphesiz sonuçta, yukarıda özetlenmiş olan tüm nedenlerin, yapılan ve yapılmakta olan küçük hesapların ötesinde, İsrail, ırkçı militarist saldırgan ve suçlu bir devlettir. Değişik küçük yarar ve iktidar hesapları ile İsrail’in saldırganlığına gözyuman, en azından petrol silahını kullanmayan Arap devletleri bu suça ortaktır. İsrail’i bölgede bir ileri karakol gibi kullanan zengin Batı, suçun en başta gelen sorumlusudur. Susanlar suçludur ve suç halkaları yayılarak genişlemektedir. Ve akan kan, akıtanları da içine çekip boğacaktır.

 

Yusuf Küpeli

3 Ocak 2009

yusuf@comhem.se

 

bağlantılı linkler:

 

Yusuf Küpeli, Bu bir sınıf savaşıdır: Gazze’de soykırım, dünya elitinin suskunluğu, 18 Ocak 2009 gününe dek verilmiş olan insani kayıplar üzerine Birleşmiş Milletler’in açıklaması

 

Türkiye'den İsrail'e nota + Genelkurmay'dan İsrail'e sert tepki

 

Rüyamda görsem, bu satırları yazacağıma inanmazdım...

Neden Ortadoğu’da bu kesintisiz şiddet?

Yusuf Küpeli, İsrail, ırkçı, militarist, faşist bir devlettir

 Kendi varlığını tüketen dünya ve yeni ölüm makineleri üzerine düşünceler

 Bitte Hammargren, Gizemli silah- Gazze’de savaş yaraları

 

  Bir çeviri ve oniki not

 Peter Cohen, Sionistler naziler gibi davranmaktadırlar

 

 Yusuf Küpeli, Karanlık hesapların tutsağı olarak kullanırken kullanılanlar  

 

 Yusuf Küpeli, Tetikçi İsrail’in sınır tanımayan terörü ve nedenleri üzerine  

 

 İsrail devleti çocukların yaşamlarını söndürüyor

 

 Asıl İsrail yönetimi Hitler'in izinde yürümektedir...

 

 Yusuf Küpeli’nin notu: İsrail’in su savaşları  

 

 Yusuf Küpeli, Filistin’e bak, kendi geleceğini görmeye çalış

 Olle Svenning, İçsavaşı Batı ısmarladı

 

 İsrail'in ırkçı yasası terörün en büyüğü

 

 İsrail’de İsrail vatandaşları bile ayrımcılığa uğruyorlar, aşağılanıyorlar

 

 Shamir: Amerika'yı İsrail yönlendiriyor

 

 Nasrin Hoseini, İsrail yanlısı lobi ABD dışpolitikası için tehdit oluşturuyor

 

 Demokrasi ve terör bahane

 

http://www.sinbad.nu/