12- Uzun Yürüyüş’e dek Çin Komünist Partisi’nin serüveni; partinin kuruluşu, 1927 katliamı ve Çin Sovyet Cumhuriyeti üzerine kısa notlat

 

Yusuf Küpeli

 

Çarlık Rusyası’nda gerçekleşen 1917 Ekim Devrimi, tüm dünya halklarının yanında Çin toplumunu da etkilmiştir (Sinbad, bak: Ekim Devrimi’nin 86. yıldönümünde Sovyetler’in doğuşu, 24 Ekim (6 Kasım) 1917 Ekim Devrimi, Sovyet Devrimi’nin Kafkaslar’da yayılması, V. I. Lenin- Mustafa Kemal Atatürk ilişkileri ve Sovyetler Birliği’nin yıkılışı üzerine kısa notlar). Aydınlar, üniversitelerde ders veren öğretim görevlileri, kütüphaneciler, öğrenciler 1918 yılında Pekin’de marksizmi öğrenmek amacıyla bir dernek içinde biraraya gelmişlerdir. Bir yıl süren tartışmaların ardından, 1 Temmuz 1921 günü Çin’in en büyük liman ve endüstri kenti Shanghai’de çabucak yapılan ilk kongre ile Çin Komünist Partisi resmen kurulmuştur. Sözkonusu derneğin üyeleri ve ilk kongreye katılanların arasında Mao Tse Tung’da (1893- 1976) vardır. Mao o yıllarda Pekin Üniversitesi kitaplığında yardımcı kütüphaneci olarak çalışmaktaydı...

 

Çin Komünist Partisi inşa ediliken, Çin’de Rusya’da olduğu gibi zengin marksit bir kültürle beslenebilmiş aydınlara rastlamak pek olası değildi ve bu kültür henüz Çin’e yeterince girmiş bile değildi. Çin komünistlerinin bir Plekhanov’ları, Lenin’leri, Martovlar’ı, Troçkiler’i vs. yoktu. (Sinbad, bak: Ekim Devrimi’nin 86. yıldönümünde Rusya’da marksizmin gelişmesi ve Lenin üzerine kısa notlar) Yine aynışekilde böyle bir kültürün sağlıklı gelişebilmesinde temel oluşturacak -edebiyattan bilimlere dek- Batı aydınlanmacılığı Çin’de gerçek bir etki yaratabilmiş değildi. (Not 5)

 

Geleneksel Çin aydınlarını ve dolayısıyla ilk komünist aydınları etkilemiş olan yapıtlar daha çok “Beş Klasik” ve “Dört Kitap” adlı konfüçyuscu eserlerdi. “Dört Kitap”, 1) “Büyük İlim/ Bilgi”; 2) “Herşeyi Altın Değerinde Kararında Bırakmanın Doktrini”; 3) “Konfüçyus’dan Seçme Eserler/ Bölümler”; 4) “Mencius” adlı eserlerden oluşmaktaydı. Daha önceki bölümlerde haklarında bilgi verilmiş olan bu eserler, yine daha önce belirtildiği gibi geleneksel Çin eğitim sisteminin temel direkleri oldukları kadar, bürokrasiye memur alınmasında da soruların geldiği asıl kaynaklardı. (Doktrin= bir düşünce sistemi ile, dünyaya bakış biçimi ile yüklü öğreti. Örneğin, Hristiyan Doktrini, İslami Doktrin, Marksist Doktrin veya öğreti.)

 

Çin Komünist Partisi’nin ilk en önemli mimarı ve teorisyeni ve örgütün 1921- 22 yıllarında Genel Sekreteri, 1922- 25 yıllarında Genel Başkanı ve yine 1925- 27 yıllarında Genel Sekreteri olan Chen Duxiu (1879- 1942), hemen hemen resmi eğitim almamış bir kişiydi. Küçük yaşta babasını yitirmiş olması nedeniyle önce dedesinin ve ardından ağabeyinin yanında yetişen Chen Duxiu, resmi bir eğitim görmemesine karşın, klasik Çin edebiyatını dedesinin yardımlarıyla öğrenmişti. “Beş Klasik” ve “Dört Kitap” üzerine özel olarak eğitilmişti. Chen Duxiu, ülke düzeyindeki “imparatorluk sınavı”na 1896’da girip geçerli notu da alabilmiştir. 

 

İkinci bölümde haklarında kısa bilgiler verilmiş olan “Dört Kitap” ve “Beş Klasik” adlı yapıtlarla eğitilerek yetişmiş olan Çin Komünist Partisi’nin ilk genel sekreteri Chen Duxiu’nun düşünce yapısı, Konfüçyus’un derin etkilerini taşımaktaydı anlaşılabildiği kadarıyla. İleri’de aynı partinin tek adamı haline gelecek olan Mao Tse Tung’un ve diğer önemli yöneticilerin düşünce sistemlerinin de aynı etkilerle şekillendiği hissedilmektedir. Hissedilmenin çok ötesinde, yine kitabın ikinci bölümünde sözedildiği gibi, Liu Xiaogan, Taoizm’in derin izlerinin Mao Tse Tung’un yazılarında yansıdığını örnekleri ile belirtmektedir... Zaten Çin evren bilimini/ kozmolojisini, düşünce sistemini oluşturan düalizminin çekirdeğindeki “zıtların birliği” veya “yin” ile “yang” arasındaki zıtlık ve bütünlüğü Mao Tse Tung’un -yaşamın alabildiğine karmaşık süreçlerine gerçek analitik bir yaklaşımdan uzak- basitleşmiş diyalektik metodunda rahatca görmek olasıdır...

 

Şüphesiz tüm bireyleri içine alan toplumsal genellemelere gitmek ve bunları mutlaklaştırmak tehlikelidir ama, Ruslar en genel anlamıyla Batı insanlarına göre doğuludurlar, batılılara göre daha çok doğulular gibi düşünürler. Anadolu türkleri ruslardan biraz daha doğuludurlar kanımca. Kendi içlerinde farklı rekleri olmakla birlikte aynı konuda Müslüman veya Ortodoks olmak farketmez, bunların hepsi Batı’ya göre doğuludurlar. Batı’nın bakış açısıyla bu toplumları anlamak olanaksız denecek kadar zordur, onlar gibi düşünmesini bilebilmek gerekir... Diğer yandan, çinlilere göre ise ruslar batılıdırlar, özellikle Batı aydınlanmasının etkisiyle serpilen Rus aydınlanmasının karakterleri çinlilere göre gerçek anlamıyla batılıdırlar... 

 

Nasıl Batı aydınları ve özellikle demagog politikacıları, ruslar veya türkler gibi düşünmesini bilemeden bu toplumları anlıyamıyor ve sözkonusu toplumlara ait herşeyi - değişik ölçülerde kendilerini üstün gören ırkçı bakış açılarıyla- karalıyorlar veya eleştiriyorlarsa, aynı gerçek çinliler ve ruslar arasında da farklı bir biçimde yaşanmıştır... Çin Komünist Partisi ve Kuomintang ile ilişkiye geçmiş olan Sovyet danışmanlarının, ve özellikle Çin Komünist Partisi ile ortak çalışmak üzere yollanmış Komintern temsilcisi Batı Avrupalı komünistlerin, Mao Tse Tung ve çevresi ile anlaşmazlıklarının, iktidar kavgalarının temelinde sözkonusu farklı düşünce sistemleri, doğulu ve batılı olma gerçeği yatmaktadır... Hernekadar söylem olarak enternasyonalizm ön planda olsada ve sözkonusu karakterler buna içtenlikle inanıyor olsalarda, ulusal karakterlerin ve farklı kültürel şekillenmelerin pratikte yansımaları, önemli karar anlarında taraflar arasında çelişkilerin doğmasına kaynaklık etmişlerdir... Çin Komünist Partisi içinde Komintern ve Sovyetler Birliği temsilcilerinin çizgilerini desteklemiş olanların bile ortak davrandıkları bu kişilerle aynı düşündüklerini sanmıyorum ama, diğerleri ile aralarında varolan çelişkide bunları kullandıklarına veya kullanmaya çalıştıklarına inanıyorum... Benzer olaylar aslıda sağcı üst sınıf örgütlenmeleri içinde de değişik biçimlerde yaşanmaktadır...

 

Sonuçta, Mao Tse Tung ve izleyicileri, Marksist- Leninist ideoloji konusunda daha yetkin oldukları veya Marks- Engels- Lenin’i daha iyi anlayabildikleri için değil, marksist ideolojinin bazı yanlarını çinli düşünce sistemiyle yeniden üretebildikleri için, Çin toplumu içinde geçerli olacak tarzda çinli gibi düşünebildikleri için iktidar kavgasından galip çıkmışlardır. (Not 6)

 

Daha önce, 1894- 95 İlk Çin Japon- Savaşı sırasında olanlardan ve ardından 1900- 1901’de gerçekleşen Boxer (Boksör) ayaklanmasından ve sekiz emperyalist devletin Çin’e kanlı müdahalelerinden kısaca sözetmiştim... Manchu/ Ch’ing Hanedanı’nın içine düştüğü ekonomik açmazın, çöküntünün, devlet kurumlarını sarmış olan rüşvetin ve emperyalist kanlı müdahalelerin ortamında patlayan anti- monarşist ve anti- emperyalist başkaldırıya ateşli bir ajitatör olarak katılanların arasında ileride Çin Komünist Partisi’nin ilk Genel Sekreteri olacak olan Chen Duxiu’de vardı. Chen Duxiu, 1900- 1901 yıllarında alevlenmiş olan Boxer (Boksör) ayaklanmasının Batı’nın emperyalist devletleri tarafından bastırıldığı 1901 yılında ilk kez kısa süre için Japonya’ya geçmiştir. Batı dünyasının sosyalist düşünceleri ile yine ilk kez bu göçmenlik yaşamı sırasında tanışmıştır. Ve kuruluşuyla birlikte, 1921 yılında Çin Komünist Partisi’nin ilk genel sekreteri ve sonra genel başkanı olmuştur... Chiang Kai-shek’in 1927’de gerçekleştireceği darbeye ve komünist katliamına dek Çin Komünist Partisi, Chen Duxiu'nun önderliğinde Komintern (III. Enternasyonal) çizgisine gerçek anlamıyla sadık kalarak büyük endüstri kenlerinde ilk örgütlenmelerini gerçekleştirmiştir ve Kuomintan ile ortaklığını sürdürmüştür...

 

Chen Duxiu, 1903 yılında Anhui Yurtseverler Birliği adlı bir örgüt kurmuştur ve 1905’de benzerini Yuewng Hui’de şekillendirmiştir (Anhui, Shanghai limanının 300 km kadar kuzeybatısında konumlanmış olan ülkenin en küçük bölgesidir.). Yine Chen Duxiu, ülkenin merkezinde 1911’de gerçekleşen Wuchang Ayaklanması’na, -veya daha önce özetlenmiş olan Manchu/ Ch’ing Hanedanı aleyhtarı- cumhuriyetçi ve milliyetçi başkaldırıya sözünü sakınmaz bir yazar ve politik önder olarak katılmıştır.

 

Daha önce özetlendiği gibi sözkonusu cumhuriyetçi başkaldırı, çocuk imparator son Mançhu’yu 1912’de tahdından etmiş ve ilk geçici cumhurbaşkanı olarak milliyetçi Sun Yat-sen’i kısa bir süre için iktidara taşımıştır. Ardından, Sun Yat-sen ile anlaşarak cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan eski ordu komutanı Yüan Shih-k’ai’nin anlaşmasına ihanet ederek diktatörlüğe doğru tırmanması ve Kuomintang’ı şekillendirerek seçimleri kazanan Sung Chiao- Jen’in 20 Mart 1913’de süikaste kurban gitmesi ve ülkenin yeni bir diktatörlükle birlikte kaosa sürüklenmesi olayları gelmiştir. Bu yeni kaos ortamında Chen Duxiu, ikinci kez Japonya’ya geçmiştir. Ardından tekrar ülkeye dönen Chen Duxiu, daha önce özetlenmiş olan ve 1917 yılında başlayıp 4 Mayıs 1919’da Pekin’de zirvesine ulaşan aydın ve öğrenci kalkışması “Dört Mayıs Hareketi”nin etkileyicileri ve yönlendiricileri arasında yeralmıştır. Ve yine daha önce özetlemiş olduğum gibi bu aydın kalkışması, Kuomintang’ın 1917’de Sun Yat-sen tarafından yeniden organize edilip güç kazanmasına yardımcı olmuştur...

 

Mao Tse Tung (Mao Zedong, 1893- 1976), rusların “kulak” dedikleri varlıklı ama, eğitimsiz bir köylü ailesinden gelmektedir. Hunan bölgesinin Shao Shan köyünde doğmuştur. Aile içinde babası ile yaşadığı “egemenlik kavgaları”nın ve kullandığı “intehar şantajı”nın ardından daha rahat bir ortama kavuşarak okula gidebilme olanağı elde etmiştir. Bunda, baba tarafından dedesi Mao Enpu’nun koruyuculuğunun ve bu tip ailelerin çocuklarından birini okutarak devlet bürokrasisi içinde işlerini halledebilecek memur bir üyeye sahibolma kurnazlıklarının etkisi de olmuştur, denilmektedir... Mao Zeman ve Mao Zetan adlı kendisinden genç iki erkek kardeşi ve 1930’da Kuomintang tarafından idam edilen Mao Zehong isimli bir kızkardeşi olan Mao Tse Tung’da, -ikinci bölümde anlatılmış olan- Konfüçyus düşüncesi ile yetişmiştir sonuçta ve ilk politik ilişkilerini milliyetçilerle, Kuomintang yanlıları ile kurmuştur...

 

Mao Tse Tung, 1911 cumhuriyetçi ayaklanması sırasında Hunan bölgesinin lokal ordusunda askerlik yapmış ve ardından yine lise öğrenimine dönmüştür... Bu lokal ordular, Manchu monarşisinin denetimi dışındaki güçler olarak hanedanın son dönemlerinde şekillenmişler ve bölgenin orta sınıflarının sırtlarına yüklenen vergilerle finanse edilmişlerdir. Lokal valiler ve generaller sözkonusu askeri güçleri daha geniş otonomiler elde edebilmek için kullanmışlardır. Manchu hanedanı 1911 ayaklanmasını bastırabilmek için büyükölçüde bu lokal ordulara dayanmıştır ve cumhuriyetçi yönetimin ilk şekillendiği Nanking’in düşmesinin ardından Mao’nun askerlik yaptığı Hunan lokal ordusu dağılmıştır...

 

“Hunan Normal Okulu” denen kurumda lise muadili eğitimini tamamlayan Mao Tse Tung, 1918 yılında aynı lise de öğretmeni olan ve ileride kayınpederi olacak olan Pröfösör Yang Changji ile 1918 yılında Pekin’e taşınmıştır... Daha önce sözetmiş olduğum gibi o yılların Pekin’i, aydın ve öğrenci kalkışması olan “Dört Mayıs Hareketi” ile çalkalanmaktadır. Mao, ilk politik deneyimlerini bu hareketler içinde kazanmış ve bazı öğrenci guruplarını örgütlemiştir. Pekin Üniversitesi kurslarını izleyen Mao Tse Tung, lise yıllarında öğretmeni olan ve artık Pekin Üniversitesi’nde dersler veren Profösör Yang Changji’nin tavsiyesi ile, aynı üniversitenin kitaplığında müdürü olan marksist düşünür Li Dazhao’nun asistanı/ yardımcısı olarak işe başlamıştır.

 

Kütüphane de geçen çalışma yılları içinde Mao, Çin tarihi ve geleneksel düşünce tarzı, kültürü ile ilgili çok daha derinlemesine bilgiler edinecektir. Ve yine aynı yıllarda -kısa süre sonra Çin Komünist Partisi’nin ilk genel sekreteri olacak olan- Chen Duxiu’nun konuşmalarını dinleme olanağına sahibolacaktır. Artık üniversite de dersler veren eski lise öğretmeni Yang Changji’nin Pekin Üniversitesi’ne devameden kızı Yang Kaihui ile 1920 yılında evlenecektir. Babası Yang Changji ve eşi Mao gibi Çin Komünist Partisi üyesi olan bu ilk eş, Yang Kaihui, Koumintang’ın 1930 yılında gerçekleşen saldırısı sırasında Hunan’ın başkenti Changsha/ Ch’ang-sha’da tutuklanıp öldürülecektir... Mao Tse Tung’u Komintern temsilcileri ile, komünistlerle ilk temasa getiren de kayınpederi ve eski öğretmeni Yang Changji olmuştur... (Not 7)

 

Kuruluş kongresine (1 Temmuz 1921) katıldığı Çin Komünist Partisi içinde Mao Tse Tung’a Ocak 1922’de verilen ilk önemli görev, Hunan parti örgütünün temsilcisi olarak Anyuan kömür madenlerinde çalışan işçileri örgütlemek olmuştur. Mao, dokuz ay içinde bölgenin en güçlü sendikasını yaratmayı başarmıştır... Mao Tse Tung Nisan 1922’de toplanan Çin Komünist Partisi İkinci Kongresi’ne katılmamıştır ama, 1923 yılında toplanan üçüncü parti kongresinde merkez komitesine seçilmiş ve Kanton örgütünün başına geçmiştir... Daha önce anlatıldığı gibi 1924’de Sovyet temsilcilerinin yardımları ile yeniden merkezi bir disiplinle örgütlenmiş olan Kuomintang, aynı yıl gerçekleştirdiği ilk kongresinde Çin Komünist Partisi’ni resmen tanımıştır. İki örgüt birleşik organlar oluştururlarken, Mao Tse Tung, Kuomintang’ın merkez yürütme komitesine yedek üye seçilmiştir... Aynı yıl Lenin ölecektir.

 

Mao, 1925 yılında Hunan köylülerini ulusal kurtuluş mücadelesi için örgütleyecek ve “Çin toplumunda sınıfların analizi” adlı ilk kitabını yazacaktır ve kitap 1926 yılında yayınlanacaktır. Aynı yıl, 1925’de Sun Yat-sen ölecek ve Chiang Kai-shek Sovyet danışmanlarının baskıları ile Kuomintang’ın devrimci ordusunun başkumandanlığa atanacaktır. Anlaşılan Chiang Kai-shek Sovyet temsilcilerine güven verme oyununu mükemmel biçimde başarmıştır...

 

Chen Duxiu halen Çin Komünist Partisi’nin genelsekreteridir ve parti özellikle endüstri kentlerinde hızla güç kazanmaya başlamıştır... Daha önce de ifade edildiği gibi Chiang Kai-shek, 1926 yılında Kanton’dan kuzeye doğru Çin’i birleştirme, savaş lordlarının egemenliklerine sonverme seferini başlatacaktır. Ve Mao aynı yıl Kanton’a gelerek Kuomintang’ın köylü bürosunun, Köylü Hareketi Eğitimi adlı kuruluşun ikinci başkanı olarak göreve başlayacaktır. Sözkonusu büronun ajitasyon ve propoganda bölümünün başkanı olacaktır. Ve burada hazırladığı “Hunan köylü hareketi üzerine rapor” başlıklı araştırmasında ilk kez, “yoksul köylülerin devrimin temel gücü” oldukları ifadesini kullanacaktır. Aynı raporunda, savaş lordlarının topraklarına elkonulması gerektiğini belirtecektir... Mao, “yoksul köylülerin devrimin temel gücü oldukları” üzerine teorisini ileride, 1927 katliamının ardından kırlara çekildiği zaman geliştirmeyi sürdürecektir. Hatta birçeşit yeni “diyalektik” yöntem bile geliştirdiği iddiasında bulunacaktır... Mao’nun 1926 yılında parti yönetimine sunduğu bu tezi, “proletaryanın önderliği” tezini savunan Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi tarafından reddedilip geri çevrilecektir... (Not 8

 

Daha önce, Sovyet temsilcisi Adolf Joffe’nin Sun Yat-sen ile anlaşma yaparken “Komünist sistemin Çin’de olanaksız olduğunu ve bunu bilerek Sovyetler Birliği’nin bu ülkeye desteğini vereceği”ni söylediğini, yazmıştım. Anlaşıldığı kadarıyla Sovyet yönetimi de Çin gerçeğinin bilinciydeydi ama, Komintern üyesi olan Çin Komünist Partisi -sosyalist devrimde- proleteryanın öncü ve temel güç olduğunu inkara yönelen bir tezi kabuledemezdi herhale. Ozaman sadece adı “komünist partisi” olarak kalırdı ve ileride de gerçek durumda böyle olacaktır zaten...

 

Aslında ülkesinin gerçeklerini bilen ve herşeyden önce bir çinli olarak düşünebilen Mao, Çin’de devrimin temel gücünün yoksul köylülük olacağı gerçeğini doğru görmüştü ve pratik O’nun bu tezini doğrulayacaktı ama, Çin’in toplumsal yapısı içinde ancak ulusal demokratik bir devrimin gerçekleşebileceğini ve böyle bir devrimin temel gücünün yoksul köylülük olacağını net biçimde ifade etmiş olsa idi, tezi belki daha rahat kabul görebilirdi... Ve sanırım Mao’nun Edgar Snow’a Sovyet ve Komintern temsilcilerinden nefretle sözetmesinin temelinde bu reddedilme olayı yatmaktaydı. Buna karşın O, başka bahaneler bularak, sözkonusu temsilcilerin “Kuomintang yönetiminin önünde dizçöktüklerini” iddia ederek eleştirisini geliştirmekteydi... Tüm ayrıntılar bilinse, belki bu eleştirilere de belli ölçülerde haklılık kazandırılabilir...

 

Daha önce özetlenmiş olduğu gibi sonunda, Nisan 1927’de Shanghai’de, Chiang Kai-shek’in komünistlere yönelik ani darbesi başlayacaktı. En az 10 bin parti üyesi öldürülecekti. Çin Komünist Partisi üyelerinin beşte dördünü yitirecekti... Parti sekreteri Chen Duxiu (Ch’en Tu-hsiu) görevinden alınacak ve Çin Komünist Partisi yeraltına inecekti. Yeni Parti sekreteri Qu Qiubai (1927- 28) olmuştu...

 

Aynı yılın Ağustos ayında, ülkenin güneydoğusunda bulunan Hunan bölgesinin başkenti Changsha/ Ch’ang-sha’da, Mao Tse Tung önderliğinde bir köylü ayaklanması gerçekleşecekti. Bu kalkışmanın bastırılması üzerine Mao, Chingkangshan/ Jinggang Dağları’na kaçmak zorunda kalacaktı... Hunan bölgesinin başkenti Changsha/ Ch’ang-sha dinsel ideolojili 1860- 64 Taipin/ Büyük Barış ayaklanmasının da başkenti olmuştu. Kent, o yılların ihtilalcileri tarafından “Cennetin Başkenti”, ya da “Cennetlik Başkent” olarak adlandırılmıştı. İleride, 1937’de başlayacak olan Japon istilası sırasında en kanlı çatışmalar da aynı kentte yaşanacaktır....

 

Hunan bölgesinin doğu komşusu Kiangsi bölgesinin başkenti Nan-Ch’ang/ Nanchang’da aynı günlerde ayaklanma olmuştur ve bu da bastırılacaktır. Günümüzde asker sayısı 3 milyona ulaşan Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun kuruluş tarihi, 1 Ağustos 1927’de Kiangsi bölgesinin başkenti Nan-Ch’ang’da gerçekleşen ve Nan-Ch’ang Ayaklanması olarak anılan başkaldırıyla bağlanmaktadır. Ve Çin Halk Cumhuriyeti'nde 1 Ağustos günleri "Kızıl Ordu'nun kuruluş günü" olarak kutlanmaktadır...  Ayrıca Hunan bölgesinin güneyindeki Kwangtung (Guangdong)bölgesinin başkenti olan büyük Kanton liman kentinde de eşzamanlı olarak başlayan ayaklanmalar yenilgiyle sonuçlanmışlardır...

 

Komünistleri katleden Chiang Kai-shek, sözde ülkenin bütününde tam bir egemenlik kurmuştu... Çin, milliyetçi bir hükümet veya Kuomintang diktatörlüğü ile yönetilirken, Mao Tse Tung ve Zhu De (Chu Teh), Hunan bölgesindeki Chingkangshan/ Jinggang Dağları’nda karşılaştıkları yoksul köylüleri ve herşeylerini yitirip dağlara çıkmış deklase unsurları örgütlemeye, Kızıl Ordu'nun ilk biçimini şekillendirmeye başlamışlardı. Yeterli güce kavuştukları zaman, 1929 yılından itibaren, Hunan’ın bazı bölümlerinde, ve asıl olarak Hunan’ın doğu komşusu Kiangsi Eyaleti’nin birkısım kırsal bölgelerinde ve yine güneyin diğer komşu eyaletlerinde bazı toprakları ellerine geçirecekler ve 1931 yılı sonunda buralarda bir Çin Sovyet Cumhuriyeti ilanedeceklerdir... Bilindiği gibi Rusya’da gerçekleşen 1905 devrimi sırasında kendiliğinden doğan Sovyet adlı meclislerin rusçadaki anlamı, salık verme, tavsiye, çağrı olmaktadır...  

 

Aynı günlerde (1928 sonu ve 1929’da) Komintern’in istemiyle Çin Komünist Partisi’nin Genel Sekreterliği’ne Li Lisan getirilmiştir. Paris’te partiye üye olmuş bu aydın kişilik, Mao Tse Tung’un köylülüğü ve kırsal alanlara egemenliği temel alan tezlerine kesinlikle karşıydı. Li Lisan, geniş işçi yığınlarının katılımlarıyla ve işçi sınıfının önderliğinde büyük kentlerde başlayacak proletarya devrimini savunmaktaydı... Mao Tse Tung ve Chu Teh güneydeki Kiangsi Eyaleti’nin ve çevre eyaletlerin kırsal alanlarında Sovyet Cumhuriyeti ilanına uzanacak toprakları elegeçirirler ve cumhuriyeti ilanederlerken, Li Lisan ve denetimindeki parti politbürosu kuzeyde işgal altındaki liman ve endüstri kenti Shanghai’de yeraltında idiler...

 

Mao’nun kırsal alandaki iktidarı ile Li Lisan denetimindeki parti politbürosu arasında doğan anlaşmazlık büyük kentlerdeki komünist ayaklanmalarının yitirilmesine yolaçacaktır. Veya yorumların birkısmı böyledir ama, Mao’ya göre ise Li Lisan, işleri bozan zararlı bir kişidir... Hunan’ın başkenti Changsha/ Ch’ang-sha önce Mao ve Çin’in en büyük komünist askeri liderlerinden biri olan Peng Dehuai/ P’eng Teh-huai liderliğindeki ordu tarafından elegeçirilir ve ardından bunlar geri çekilirler. Aynızamanda Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Hunan bölgesindeki büyük kentlerin elegeçirilmesini emreder. Bu direktifin arkasında duran Li Lisan, emrindeki küçük kızılıordu ile Temmuz 1930’da Hunan’ın başkenti Changsha/ Ch’ang-sha’yı büyük kayıplar vererek tekrar elegeçirir. Fakat Mao Tse Tung emre uymaz ve ordusuyla Kiangsi bölgesindeki karargahına çekilir. Hükümet güçleri üç gün sonra aynı kenti, Changsha/ Ch’ang-sha’yı geri alırlar. Bunun üzerine Komintern sözkonusu kayıp nedeniyle Mao Tse Tung’u suçlar... Li Lisan’ın parti sekreterliği 1930 yılında sonbulacaktır. (Not 9)

 

Chiang Kai-shek, 1930 sonbaharında Hunan’da ve Kiangsi Sovyeti’nde komünistlere karşı ilk büyük “temizlik” saldırısını başlatacaktır ve Kuomintang’ın eline geçen Mao’nun kızkardeşi Mao Zehong ve ilk eşi Yang Kaihui 14 Kasım 1930 günü idam edileceklerdir... Bu saldırıya Chiang Kai-shek generallerinden Lu Ti-p’ing in komutasında 100 bin asker katılmıştır. Buna karşın Kızıl Ordu 40 bin akerle ve gerilla savaşı taktikleri kullanarak yanıt vermiştir. Zayıf durumda olan komünistler, düşman birlikleri bölgenin iç kesimlerine çekilmişler ve ardından ani baskınlar uygulanarak hızlı dağılmalar, geri çekilmeler gerçekleştirilmişlerdir. Süratli manevralarla düşman birlikleri tek tek avlanmışlardır...

 

Mao’nun Edgar Snow’a anlatımı ile bu saldırı ocak 1931’de Kuomintang için gerçek bir başarısızlıkla sonbulmuştur. Yine aynı anlatımla bunun temel nedenleri, saldırının hemen öncesinde Kızıl Ordu’nun yapılanmasında gerçekleştirilmiş olan değişikliklerdir. Bunlardan ilki, Birinci Ordu ve Üçüncü Ordu birliklerinin tek komuta altında toplanmış olmalarıdır. Diğeri, Li Lisan çizgisinin tasviye edilmiş olmasıdır. Sonuncusu ise, aktif karşı- devrimci, anti- bolşevil Liu Teh-ch’aos? örgütlenmesinin yenilgiye uğratılmış olmasıdır.

 

Kuomintang’ın yukarıda özetlenen ilk başarısız “temizlik” seferinden dört ay kadar sonra, Mayıs sonunda ve Haziran 1931 başında komünistlere karşı ikinci büyük “temizlik” seferi başlatılacaktır... Bu kez asker sayısı 200 bini aşan Kuomintang ordusuna Ho Ying-ch’in komuta etmektedir. Bu “milliyetçi” birlikler yedi kol halinde Kızıl bögeye girmişlerdir. Mao Tse Tung’nun anlatımı ile, Sovyet iktidar alanı halen çok küçüktür. Kızıl Ordu, kendisinden çok üstün Kuomintang birlikleriyle cepheden savaşmak yerine, Kuomintang birliklerinin bölgenin içlerine girmelerine izin vermiştir. Ve ardından Kızıl Ordu güçleri küçük düşman birlikleri ile hiç ilgilenmeden asıl büyük parçalara ani saldırılar örgütlemeye başlamıştır. Kısacası, Kuomintang güçlerini dağıtıp zayıflarken, Kızıl Ordu birleşik güçleriyle ve hızlı manevralarla düşmanın asıl parçalarına darbeler vurmuştur.

 

Önce II. Kuomintang Ordusu’nun bazı güçlü alayları imha edilmiş ve bu ordunun saldırı güçü kırılmıştır. Ardında çok hızlı manevralarla ve ani saldırılarla ve sırasıyla, III., VI. ve VII. Ordular karşısında zaferler kazanılmıştır. Bunun üzerin IV. Kuomintang Ordusu savaş alanından çekilmiş ve V. Ordu ise sadece bazı birlikleri ile birsüre daha savaşı sürdürmüştür. Sonuçta altı Koumintang ordusu önemli kayıplara uğratılmışlardır. I. Kuomintang Ordusu ise ciddi bir çatışmaya girmeden geri çekilmiştir. Sonuçta, bu ikinci anti- komünist “temizlik” seferi de yenilgi ile sonuçlanırken, komünistlerin iktidar alanları genişlemiştir... Mao’nun anlatımından, Kuomintang ordularının kendi aralarında koordineli hareket edemedikleri sonucu çıkmaktadır.   

 

Komünistlerin yukarıda özetlenmiş olan ikinci zaferlerinden bir ay sonra, 1931 yılının sonbaharına girilirken, bu kez bizzat Chiang Kai-shek’in komutasında üçüncü büyük Kuomintang saldırısı başlayacaktır. Mao’nun alaylı üslubuyla, “kızıl haydutların köklerini kazıyıp sonlarını getirmek amacıyla” Chiang Kai-shek, en yetenekli subaylarını da yanına alarak 300 bin kişilik ordusunun başında saldırıya geçecektir. Aynı kapsamlı saldırı seferi sırasında Kuomintang subaylarından Ch’en Ming-shu, Ho Ying-ch’in ve Chu Shao-ling, üç temel saldırı hedefinden sorumlu olmuşlardır. Chiang Kai-shek, yoğun ani bir operasyonla bölgeyi “kızıl haydutlar”dan çabuçak temizleyebileceğini ummuştur...

 

Chiang Kai-shek, elindeki birliklerle Çin Sovyet iktidar alanının 80 li (yaklaşık 42- 43 km) içlerine, kalbine dek hızla girmiştir. Kızıl Ordu’nun 30 bin kişilik ana kolu, beş gün içinde Kuomintang birliklerinin beş ayrı koluna saldırarak oldukça fazla askeri esir almıştır. Ayrıca komünistler, çok miktarda cephane, toplar ve diğer askeri malzeme elegeçirmişlerdir. Aynı yılın (1931) Eylül ayı içinde bu saldırı sonbulmuştur. Çünkü, sözkonusu Eylül ayı ortasında Japonlar Mançurya’yı işgaletmeye başlayacaklardır. Chiang Kai-shek’in Kızıl Ordu’ya karşı başlatmış olduğu bu üçüncü çok daha büyük “temizlik” seferi, Japon saldırısı nedeniyle tamamlanamadan çabucak iptal edilecektir. İptal olayı askeri gerekçelerin ötesinde moral ve politik gereköelerde taşımaktadır anlaşılan. Çünkü, işgal sürerken komünistlere saldırıyı sürdürmek, Kuomintang birlikleri içindeki askerler ve halk arasında Chiang Kai-shek’e karşı duyguların güçlenmesine yolaçabilirdi... Edgar Snow’un kaleme aldığı anılarda, sözkonusu Japon işgalinin üçüncü Kuomintang seferi üzerindeki etkileri anlatılmamaktadır.

 

Chiang Kai-shek’in komünistlere ilk kez saldırdığı, Kuomintang- komünist ittifakının parçalandığı 1927 yılında Japonya’nın başbakanı Tanaka şu sözleri söyleyerek açıkça gözdağı vermişti: “Mançurya Çin Toprağı değildir. O topraklar çinlilere değil, geçmişin Machularına aittirler. Japonlar oralara dikkate değer sermaye yatırmışlardır. Yakın geçmişte bölgedeki Rus boyunduruğunu kıran Japonya’dır. Eğer Japonya bu acılı bölgenin anası, vasisi olarak tanınmazsa, gerekenleri terbiye etmesini bilecektir.” Kuomintang- komünist parçalanmasının yaşandığı yıl verilen gözdağı, kanlı içsavaşın başladığı en uygun ortamda gerçek bir askeri istilaya dönüşmüştür...

 

Daha önce sözü edilmiş olan ve Japonya’nın galibiyeti ile sonuçlanan 1904- 1905 Rus- Japon savaşı sırasında Japon genelkurmayı, Asya anakıtasına ayakbasmıştı. Japonlar Mançurya’da bulunan bu üslerinden 18 Eylül 1931 günü saldırıya geçeceklerdi. Ve Mançurya’nın güneyine, Pekin’e hiçte okadar uzak olmayan Munkden (Shenyang) hedefine doğru yayılmaya başlayacaklardı... Fransa’nın iki misli, 942 bin kilometre kare büyüklüğündeki ve o yıllarda 26 milyon nüfusa sahibolan Mançurya bir- kaç hafta içinde Japon ordusu tarafından işgal edilecekti.

 

Günümüzde ABD ve İsrail yönetimlerinin Birleşmiş Milletler’i hesaba bile katmıyor olmaları gibi, zamanın Japonya yönetimi de o günlerin Milletler Cemiyeti adlı uluslararası örgütlenmesinin işgale karşı kararlarını, bölgeye araştırma komisyonlarının yollanmak istemesini vs. dikkate almayacak ve istila işini kararlılıkla sürdürecekti... Sonuçta Japonya, 13 Şubat 1932’de kukla Manchoukuo veya Manchukuo devletinin kurulduğunu ilanedecekti... Milletler Cemiyeti tarafından tanınmayacak olan bu kukla devletin başına, 12 Şubat 1912’de tahttan indirilmiş olan Manchu/ Ch’ing Hanedanı’nın son temsilcisi çocuk imparator Puyi (P’u-i) cumhurbaşkanı sıfatıyla 9 Mart 1932’de oturtulacaktır. (Not 10)

 

Mançurya’da başlayan sözkonusu Japon işgali, güneydoğu da, asıl olarak Kiangsi Eyaleti içinde ve parça parça komşu eyaletlerde yaratılmış komünist iktidar alanları üzerinde yoğunlaşan Kuomintang baskılarının çok kısa bir süre için zayıflamasına, relatif barışçı bir dönemin başlamasına yardımcı olacaktır. Japon istilası, kızıl alanların ömürlerinin geçici olarak uzamasına yolaçacaktır. Yine de Chiang Kai-shek, komünistlere karşı savaşmayı ortak düşman emperyalist Japon güçlerine karşı savaşmaktan çok daha fazla önemseyeceği için, komünistler üzerindeki Kuomintang baskısı yeniden ve dozunu arttırarak başlayacaktır. Chiang Kai-shek, Japonlar yerine komünistlere saldırma kararlılığını ileride, tüm Çin’e yönelik olarak 1937’de başlayan Japon istilası yıllarında da ısrarla sürdürecektir...

 

Komünistler egemen oldukları alanlarda toprak reformu yaparak, özellikle yoksul köylülerin yaşam düzeylerini yükselterek, Kiangsi Eyaleti içindeki nüfusu denetimleri altına alabileceklerdir. Buradaki Kızıl Ordu’nun asker sayısı Çin Sovyet Cumhuriyeti’nin ilanedildiği 1931 yılında 200 bin askere dek yükselecektir... Aynı günlerde komünistler merkezi Çin’de 15 ayrı idari yönetim üssü kurmuşlardı ve tüm bunların en yüksek hükümeti durumunda olan Kiangsi Sovyeti’nin kuruluşu 7 Kasım 1931 günü ilanedilecekti... Aynı yıllarda (1929- 31) dünyayı sarsmakta olan ekonomik krizin, Mançurya’daki Japon istilasının ve içsavaşın etkileriyle yaşanmakta olan açlık sonucu, Kuzeybatı Çin’de 5- 10 milyon kadar insan yaşamını yitirecektir...

 

Kiangsi Eyaleti’nin ve çevre eyaletlerin kırsal alanlarında kurulan ikinci egemenlik döneminin ve Chiang Kai-shek’in başarısızlıkla sonuçlanan üçüncü büyük saldırısının ardından, Kasım ayında başlayan süreçle birlikte, 11 Aralık 1931 günü yapılan seçimler sonucu, merkezi Sovyet yönetimi belirlenecektir. Bu “Tüm Çin Sovyetleri” kongresinde Wang Ming (Che’en Shao-yu), Çin Komünist Partisi’nin genel sekreterliğine seçilmiştir. Mao Tse Tung, partinin ve cumhuriyetin başkanlığına gelmiştir. Chu Teh ise Kızıl Ordu’nun başkomutanı olacaktır...

 

Başkan olmasıyla birlikte Mao Tse Tung, 1934 yılı sonlarına dek yaşayacak olan Çin Sovyet Cumhuriyeti’ni resmen ilanedecektir... Sözkonusu cumhuriyetin iktidar alanı, -değişen etkilerle- toplam olarak yaklaşık 30 milyon nüfusa sahip KiangsiEyaleti’ni, ve ayrıca Hunan, Fukien, Honan (Henan), Anhui, Szechwan, ve Shensi bölgelerinden bölümleri kapsamaktaydı... Yine 1931 yılı Aralık ayı içinde 28. Kuomintang Ordusu ayaklanacak, Tung Chen-t’ang ve Chao Po-sheng adlı komutanlarıyla birlikte 20 bin asker Kızıl Ordu’ya katılacaktır. Adı geçen komutanlardan ikincisi Kiangsi’de verilen bir savaş sırasında vurularak ölecektir. Birincisi ise V. Kızıl Ordu’nun komutanı olarak görevini sürdürecektir... Bu arada Mao, Kuomintang güçleri tarafından idam edilmiş olan ilk eşi Yang Changji’nin ardından ikinci kez He Zizhen ile evlenecektir.      

 

Komünistler 1932 yılında saldırıya geçerek iktidar alanlarını genişlermişlerdir. Aynı yıl Japonlar Shanghai’ye saldırdıkları zaman dahi Chiang Kai-shek kente yardıma gitmemiş, japonlarla ateşkes yapıp komünistlere saldırılarını sürdürmüştür. Bu durum karşısında Shanghai’yi koruyan 19. Ordu ayaklanıp Japonlara karşı komünistlerle işbirliği yapılmasını istemiştir ama, ayaklanma bastırılmıştır...

 

Mao, 1932 yılından Uzun Yürüyüş’ün başlayacağı 1935 yılına dek askeri komuta işleriyle ilgilenmeyi tamamen bırakacak ve bu yetkilerinin tümünü Chu Teh’e devredecektir. Aynı süreç içinde -Mao’nun anlatımıyla- Sovyetler Birliği dışında Çin Sovyet Cumhuriyeti’ni tanıyıp yardımcı olan hiçbir dış güç, devlet olmayacaktır. Sovyetler Birliği dışında Çin Kızıl Ordusu’nun tek destek kaynağı halk olacaktır...

 

Kızıl iktidar alanlarında “şavaş lordları”na ve büyük toprak sahiplerine ait topraklar yoksul köylülere dağıtılacak ve vergiler hafifletilecektir. Kiangsi Eyaleti Sovyet iktidar alanını içinde daha 1933 yılında 1000 adet kollektif çiftlik, tarım üretim kooperatifi kurulacaktır. İşsizlik sorunu çözülecek, afyon ticaretine, fuhuşa, çocuk köleliğine, zorla evliliklere savaş açılacak ve bunlar yokedileceklerdir. İşçilerin ve yoksul köylülerin yaşam standartlarında hissedilir bir yükselme olacaktır. Yığınsal okuma- yazma kampanyaları başlatılacak ve bu konuda çok önemli adımlar atılacaktır. Bazı yerlerde okuma yazma oranları yüzde 80’e dek yükselecektir. Kırsal alanda analfabetizmin çok yüksel olduğu Çin için bu büyük bir orandır... Sonuçta, Kızıl Ordu’nun mali ve asker kaynağı sözkonusu yığınlar olacaktır.

 

Chiang Kai-shek’in askeri gücünün finansmanı ise, halktan toplanan ağır vergilerle, Çin’in ana kara parçasının 160 km güneydoğusunda yeran Tayvan (Taiwan veya Formosa) adasında elegeçirilmiş olan pirinç ve şeker plantasyonlarından elde edilen gelirlerle ve ABD’den alınan yardımlarla karşılanmaktaydı. Tayvan’daki gelir kaynağı pirinç ve şeker plantasyonları, Chiang Kai-shek ve Kuomintang artıkları bu adaya kaçmadan çok önce ele geçirilmişlerdi... Rüşvetçi, soyguncu, baskıcı Chiang Kai-shek rejimi yoksul halk yığınlarının, hatta orta sınıfların, kısacası Çin halkının ezici çoğunluğunun desteğini kısa sürede yitireceği için, Tayvan’daki şeker ve pirinç plantasyonlarının gelirleri özellikle 1945’den sonra onlar için önem kazanacaklardı. Fakat tüm bunların ötesinde, iktidara geldiği 1925 yılından itibaren artan ölçülerde ve açıklıkla Chiang Kai-shek’i destekleyen, O’na mali ve askeri hertürlü kaynağı sağlayan asıl güç, Çin’de varolan ABD askeri temsilciliği, ABD servisleri (önce OSS ve ardından CIA) ve ABD hükümeti olacaktır. (Not 11)

 

Nanking’e (Nanjing=Güney’in Başkenti) ana üssünü kurmuş olan Kuomintang, Çin Sovyet iktidarı için en yokedici “kök kazıma kampanyası”nı Nisan 1933’de başlayacaktır. Bu Kuomintang’ın dördüncü saldırısı olacaktır... Kiangsu Eyaleti’nin başkenti olan ve Yangtze Nehri yoluyla Pasifik’e açılan çok önemli bir liman ve endüstri kenti konumundaki Nankin (Nanjing), 1927- 38 yıllarında “birleşik” Çin’in, daha doğrus Kuomintang rejiminin başkentliğini yapacaktır... Daha önce yazmış olduğum gibi Kiangsi Eyaleti, Taiping İhtilali (Büyük Barış Devrimi, 1850- 64) olarak anılan çok önemli halk ayaklanmasının da en yoğun yaşandığı coğrafyaydı ve şimdi bu bölgelerde kızıl alanlar kurulmuştu...

 

Daha öncekilere göre çok daha kapsamlı olan dördüncü Kuomintang saldırısı 250 bin askerle 4 Nisan 1933 günü başlatılmış ve aralıksız Ekim 1933’e dek sürmüştür. Yalnız, bu saldırı kampanyası son bulurbulmaz, hemen yine Ekim 1933’de beşinci Kuomintang saldırısı 400 bin askerle başlatılmış ve tam bir yıl, Ekim 1934’e dek sürmüştür. Üst üste gelen son üç büyük saldırıya 900 binin üzerinde Kuomintang askeri katılmıştır.

 

Edgar Snow’un anlatımıyla, bazı çinli yazarlar aynı süreç içinde sekiz büyük saldırı olduğunu yazmakta imişler ama, bunların birkısmı sadece Kızıl Ordu’ya ait savunma seferleri imiş. Aynı süreç içinde Kızıl Ordu subaylarının hesapları ile, yukarıda özetlenmiş olan beş büyük Kuomintang seferi gerçekleşmiş. Tekrarlamak gerekirse, 1’nci sefer 100 bin askerle Aralık 1930- Ocak 1931; 2’nci sefer 200 bin askerle Mayıs- Haziran 1931; 3’ncü sefer 300 bin askerle Temmuz- Ekim 1931; 4’ncü sefer 250 bin askerle Nisan- Ekim 1933; 5’nci sefer ise 400 bin askerle Ekim 1933- Ekim 1934 arasında gerçekleşmişlerdir. Bu sonuncusu birinci yılını doldururken, devrimi kurtarmak amacıyla “Uzun Yürüyüş” başlatılacaktır... Kuomintang, Çin Sovyetleri egemenlik alanının çevresinde sürekli 500 bin kadar asker bulundurmuştur ve sözkonusu alan süreç içinde genişleyip daralmıştır...      

 

Beşinci “kök kazıma kampanyası” sürerken, Ocak 1934’de Tüm Çin Sovyetleri’nin ikinci kongresi toplanmıştır. Kiangsi Eyaleti’nin güneydoğusundaki ana komünist üssü Jui- chin’de toplanan kongre, devrimin kazanımlarını gözden geçirmiştir. Ve Mao Tse Tung ikinci kez başkan seçilmiştir. Buna karşı yönetimdeki “Yirmisekiz Bolşevik” değiştirilmiştir ve sözkonusu değişiklik -Mao’nun perspektifi ile- partinin zayıflamasına neden olmuştur. Kızıl Ordu’nun taktikleri değişmiştir. Ana kuvvetler ve parti görevlileri daha batı bölgelere çekilmek zorunda kalmışlardır.

 

Seçilen yeni merkezi yönetime Mao Tse Tung tarafından uzun bir rapor sunulmuştur. Sonuçta, bu raporun hemen ardında, Ekim 1934’de, Chiang Kai-shek’in beşinci “kök kazıma kampanyası”nı başlattmasından tam bir yıl sonra “Uzun Yürüyüş”ün hazırlıkları başlamıştır. Devrimi yaşatabilmek için önce batı yönüne ve ardından kuzeye doğru alabildiğine uzun, zor, kanlı bir yığınsal göç başlatılacaktır... Tüm bu olağanüstü büyük işlerin temelinde derin bir inanç ve gelecek güzel günlere yönelik hiç tükenmeyen bir özlem yatmaktadır şüphesiz!

 

Notlar:

 

Not 5: Daha 1800’lü yılların ilk yarısında Rus ulusal edebiyatı alabildiğine zengin yerli halk kültürünün ve evrensel kültür mirasının en gelişmiş örneklerinin üzerinde yükselirken, Rus ulusal edebiyatı Puşkin (1799- 1837) gibi uluslararası yüksek değere sahip karakterlerin elinde şekillenirken, modern Çin edebiyatının doğuşu ancak bir yüzyıl sonra olabilecektir... Aynı yüzyılın ikinci yarısında Rus düşünce yaşamını çağdaş dünya kültürünün zirvelerine taşımış eleştirmen V. G. Belisnky (1811- 1865), eleştirmen N. A. Dobrolyubov (1836- 1865), düşünür A. Herzen (1812- 1870), düşünür N. G. Chernyshevsky (1818- 1889) gibi karakterler doğarlarken, Çin aydınları halen Konfüçyusçuluk ve Taoism ile beslenmekteydiler... Başta Herzen olmak üzere tüm bu karakterler çağlarına göre alabildiğine analitik bir zenginlikle görüşlerini ifade edebilmekteydiler... Dünyanın en eski medeniyetlerinden, zengin kültürlerinden birinin beşiği olan Çin’in şüphesiz çok daha farklı büyük tarihi karakterleri vardı ama, söylediğim gibi bunlar farklı bir düşünce sisteminin insanları idiler. Bu kültür mirası ile birden zengin analitik bir marksist düşünce sistemine ulaşabilmek kolay değildi. Yine de -ikinci bölümde anlatmaya çalıştığım gibi- Çin bilgeliğinin kökleri derinlerdeydi...

 

Not 6: Komintern temsilcileri ile çelişki içinde olan Mao Tse Tung ve yandaşları, beyinleri geleneksel Çin düşünce sistemi ile şekillenmiş geniş yoksul köylü yığınları ile ve diğer çalışanlarla çok daha rahat rezonansa gelebilmişlerdir doğal olarak. Fakat Mao Tse Tung ve yakın çevresi, tarihsel süreç içinde sadece bir döneme ve Çin çoğrafyasına özgü bu başarılarını kendi beyinlerinde “evrensel değişmez bir gerçek olarak”  mutlaklaştırmaya kalktıkları için; kurtulamadıkları derin Çin milliyetçiliği ile deneylerini gerçek karmaşık toplumsal bağlarından soyutlayarak dinsel bir dogmaya dönüştürdükleri için, ileride büyük hatalar yapmışlar, başarısızlıklara uğramışlardır... Başarılarını idealize edince ve verili bir toplumsal yapı ve tarihsel süreç içinde gerçekleşmiş olan başarılarını her farklı alanda ve zaman diliminde kolayca tekrarlayabileceklerini sanınca, büyük hatalar yapmaya başlamışlardır... Çin ekonomisini felakete sürükleyecek hatalar yapmışlardır ve ancak bunlardan dönüldükten ve Maoizm fiilen bitirildikten sonra Çin ekonomisi için bir toparlanma ve düzelme sağlanabilmiştir...

 

Lenin, emperyalizm koşullarında ve devrim pratiği içinde marksizmi gerçekten zenginleştirmiştir. Emperyalizm koşulları içince Lenin olmadan bir marksizmi düşünebilmek ve bu düşünce sisteminin özünü anlayarak analizler yapabilmek olanaksızdır... Fakat Lenin’in ölümünün ardından Sovyetler Birliği içinde anti- demokratik yöntemlerle kendi karşıtı muhalefeti yokeden ve yarattığı kişi kültü ile (dirilttiği Çar ile) ülke de sorunları kolayca çözmeye çalışan Stalin, marksizm- leninizme haksız yere bir de kendi adını ekletmiştir. Karşıtlarını yokederken yarattığı anti- demokratik terör ortamı içinde sosyalizmin düşmanlarının maskelenerek kolayca partiye egemen olmalarını sağlamıştır Stalin. Parti içi demokrasinin katledilmesiyle birlikte, parti kadroları arasında düşünsel bir tembelliği ve zaafı egemen kılmıştır. Çünkü, "herşeyin en iyiysini bilen baba onların yerlerine düşünmektedir ve aykırı bir fikir ileri sürmeye kalkmak ihanetle eş anlamlıdır..." Dışında ve içinde rakibi olmayan bir partinin içinde gerçek anlamda yetenekli, inanmış ve çalışkan karakterler değil, “baba”ya en iyi itaat eden ikiyüzlüler, sahtekarlar, tek yetenekleri mükemmel yalanmak ve yalan söylemek olanlar kolayca yükselebilirler. Bir dönem için istikrarlı gözükebilen böyle yapılar düşmanlarını kendi içlerinde besleyip büyütürler. Bu tip yapıların içinde Kandid vari iyiniyetli kişilerde bulunabilirler ama, genellikle en inançsız ve psikopat karakterler daha rahatça yükselebilirler.

 

Süphesiz herşeye karşın Stalin asla küçümsenemeyecek ölçüde aydın bir karakterdir ve içinde bulundu çevre nedeniyle başka türlü olması da olanaksızdır. Buna karşın, Lenin’in eserlerini basitleştirerek popülarize etmekten ve bu işi yaparken çoğu zaman skolastisizme kaçmaktan ve Leninist düşüncenin analitik yapısını bozmaktan öte teorik anlamda bir iş yapmamıştır... Bir başka ifade ile, Marks- Engels- Lenin anlaşılarak okunduktan sonra, eğer Stalin okunmazsa, kaybedilen birşey olmaz. Buna karşın sadece Stalin aracılığıyla marksizm- leninizm öğrenilmeye kalkılırsa, öğrenilemez... Aynışekilde ve Mao Tse Tung’da “son” ve dolayısıyla en “büyük” ve en “kutsanmış” kişilik görünümünde öncekilerin yanına dördüncü resim olarak kendisininkini de ekletmiştir. Ve bu tavır da Stalin’inkini bile aşan zararlı bir kişi kültü yaratmaktan ve dolayısıyla ikiyüzlülüğü beslemekten başka birşey değildir...

 

Mao Tse Tung’da yansıyan ve özünde milliyetçiliği de aşarak kökleri yetişme tarzına dek uzanan bu garip anlaşılması zor boy ölçüşme tavrının bilgelikle bir bağı olamayacağı gibi, Maksizm- Leninizm ile de ilişkisi yoktur şüphesiz. Bu tavır O’nun, Marks- Engels’e ve bu mütevazi ikilinin büyük eserlerine sadece nasıl pragmatistce yaklaştığını göstermesi bakımından da ilginçtir... Sonunda, günümüzde Mao Tse Tung tarihi bir kişilik olarak halktan birkısım çinlilerin gözünde sadece donmuş bir “Buda” heykeli gibi varlığını sürdürmektedir. Stalin ise yine önemli tarihi bir kişilik olarak benzer biçimde sınırlı hafızalarda varlığını koruyabilmektedir... Buna karşı temelinde Mars- Engel- Lenin’in çalışmaları duran Marksizm- Leninizm halen hem bir araştırma ve hem de politik eylem klavuzu olarak yaşamaktadır.

 

Not 7: Mao Tse Tung askeri yeteneğinin yanında şairliği ile de tanınmıştır... Aslında, kişi kültü yaratmakta usta olan bu toplumsal yapı içinde O, “en büyük öğretmen”, “en büyük önder”, “en büyük başkumandan” vs. ünvanları ile anılmıştır sürekli... Şüphesiz kişi olarak Mao Tse Tung’un birçok konuda çok yetenekli olduğu ve büyük işler başardığı doğrudur ama, diğer yanda sözkonusu başarılar, uğruna olağanüstü ağır bir emek sarfeden, kanlarını akıtan yoksul Çin köylüleri ve işçilerinin de eserleridirler ve onlar olmadan Mao’nun Mao olması olanaksızdır. Ve yine ne ölçüde yetenekli ve akıllı kişiler bulunursa bulunsun, kitleler devrime hazır olmadan ve dünya dengeleri böyle bir zafer için uygun olmadan, devrimin başarıya ulaşamıyacağı da bir gerçektir... Kanımca bu kişi kültü yaratma olayı Mao’yu da insan olarak kendisine tutsak etmiş ve Çin ekonomisi için felaketle sonuçlanan “Dev Adımlarla Sıçrayarak İleri” ve ardından “Kültür Devrimi” gibi zararlı serüvenlere kolayca atılmasına yardımcı olmuştur...

 

Kişi kültü yaratmak, bireyleri idealize etmek ve giderek onları “göksel yaratıcı güç” gibi dahi görmeye başlamak, gerçekleri hareketlilikleri ve değişkenlikleri içinde görmeyi engelleyeceği; analitik/ tahlilci düşünceyi engelleyeceği; yaşama sorgulayarak bakmayı ve olaylardaki nedensellik ve sonuç ilişkilerini doğru kurabilmeyi engelleyeceği; sonuçta yaşamın her alanında gerekli olan yaratıcı enerjiyi, azmi körelteceği ve yanlış kararlar alınmasına yolaçacağı için zararlıdır... Zaten, toplumsal değişiklikleri engelleyerek mevcut yararlarını, sömürülerini korumak isteyen kişiler ve çevreler, yaratılmış olan veya kendi yarattıkları kişi kültlerine veya değişik dinsel dogmalara sığınarak yığınların gerçekleri görebilme yeteneklerini köreltip işlerini götürmeye çalışırlar. Yine aynışekilde tüm dogmalar, dogmalardan veya değişmez kabuledilen “gerçeklerden” oluşan dinler, inançlar, analizci düşünceyi ve yaratıcı emeği frenledikleri, engelledikleri ölçüde zararlıdırlar. Eğer inaçlar insanlara ilerlemeleri, daha güzel bir yaşam ve dünya kurmaları için çalışma azmi aşılıyorlarsa; gerçekleri hareketlilikleri ve çok daha derin bütünsellikleri içinde kavrama ve değiştirme konusunda çaba sarfetme enerjisi aşılayabiliyorlarsa gereklidirler, insanların bu anlamda inançlara herzaman gereksinimleri vardır. Bu anlamda inançsızlık ise, dogmaların esiri olmak kadar yozlaştırıcı, moral çökertici, yaratıcı insan enerjisini yokedici bir rahatsızlıktır...

 

Komünistler inançlı kişilerdir, hatta sonderece derin bir inanca sahiptirler ama, bunların arasından da dini dogmalara inanırcasına "komünizme" inananlara, hatta birçeşit at gözlüklü “dindarlara” rastlama olasılığı az değildir. Çünkü, sosyalist veya komünist örgütlenmelere katılanların çoğunluğunun kültürel geçmişlerinde değişik dini inançlar, dogmalar bulunmaktadır. İnsan düşüncesini kendisine tutsak eden geçmişin kalıplarında kolayca kurtularak analitik/ tahlilci düşünceye bir anda sahibolmak ve hatta bir- iki el kitabından kalıplaştırılmış “diyalektik” yöntemlerini ezberleyerek sahibolmak olanaksızdır. Analitik düşünce hiç bitmeyen sistematik bir çabayı, sürekli kendini yenileme ve öğrenme isteğini ve azmini gerekli kılmaktadır sanırım.

 

Aralarında Mao Tse Tung’un da bulunduğu ilk Çin komünistlerinin ortak özelliklerinden birincisi, yetişme yıllarında klasik Çin kürtürü ile, Konfüçyus düşünceleri ile beslenmiş olmalarıdır. Karakterleri iyice şekillendikten sonra temasa geldikleri Batı kültürü ve marksist düşünce tarzı ile bağlarının yeterince güçlü olmadığı anlaşılmaktadır. İkinci ortak özellikleri ise, bunların çoğunun komünist eyleme katılmadan önce değişik ölçülerde Çin milliyetçileri ile alışveriş içinde olmalarıdır. Tüm bunlar “olumluluk” veya “olumsuzluk” olmanın ötesinde, ileride olaylar karşısında takınacakları tavırları belirleyecek zihinsel ve ruhsal şekillenmelerinin temelleri olmaktadır...

 

Şüphesiz kişilerle ilgili ayrıntılı bilgilere sahibolmadan kesin yargılara varmak ve ayrıca bunlardan bazıları için geçerli olabilecek gerçekleri genelleştirip herkesin ortak niteliği gibi sunmak adaletli ve bilimsel bir yaklaşım olmasa da, Çin Komünist Partisi yöneticilerinin önemli birkısmının milliyetçilikten, yabancılara ve emperyalizme karşı duyulan nefretten kalkarak komünist partisine katıldıklarını düşünmek olasıdır. Çin kadar olamasa da başka partilerde ve Türkiye’de de şu veya bu ölçüde örnekleri gözükebilecek sözkonusu karakterlerin “enternasyonalizm” söylemleri, derinlerde yatan milliyetçiliğin üzerini örten ve herhangi bir rüzgarla uçup kaybolacak olan hoş bir ipek mendil gibi kalmaktadır... Komintern ile, Sovyetler Birliği ile kurulan bağların temelinde Çin’in kurtuluşu için gerekli görülen derin bir pragmatizm/ faydacılık olduğu hissedilmektedir. Bu pragmatizm en açık biçimiyle Mao Tse Tung’da yansımaktadır kanımca ve zaten Komintern temsilcisi ile ilk karşılaşmasında aklından geçenin böyle bir yarar hesabı olduğunu kendisi ifade etmektedir.

 

Not 8: Mao’nun yukarıda anılan tezinin aynısını savunmamakla birlikte mücadelesinde “yoksul köylüleri” temel alan ve bilimsel sosyalizme tamamen aykırı biçimde “sosyalizmin köy komünlerinde gelişeceği” ütopyasının savunan Sosyalist Devrimci Parti adlı Rus örgütlenmesinin Terör yöntemleri benimsemiş olan sol kanadı 1917 Ekim Devrimi öncesinde Lenin tarafından sürekli doğru biçimde eleştirilip mahkum edilmişti. Aynı partinin sağ kanadı, 8- 12 Mart 1917’de gerçekleşen ilk burjuva devriminin ardından kurulan geçici hükümete üye vermişti. Sağcı ve hatta halen çarlığı savunan partilerden oluşan bu hükümetin başında sonradan Boşevilkler tarfından devrilecek olan sağ kanat Sosyalist Devrimci Parti’den Aleksandr F. Kerensky’nin bulunmaktaydı. (Rus burjuvazisinin egemenliğinde gerçleşen bu devrim Rus takvimine göre 24- 28 Şubat’ta olduğu için “Şubat Devrimi” olarakta anılmaktadır.) Buna karşın daha sonra, 1917 Ekim Devrimi sırasında Bolşevikler, yoksul köylülük arasında örgütlü olan sol kanat Sosyalist Devrimci Parti ile ittifak yaparak geniş kitlelerin desteğini alıp proleterya devrimini gerçekleştireceklerdi (Devrim aslında 6- 7 Kasım günleri gerçekleşmiştir ama, eski Rus takvimine göre 24- 25 Ekim günleri gerçekleşmiş olduğu için Ekim Devrimi olarak anılmaktadır.).

 

Ekim Devrimi’nin ardından, “devrimin nefes alabilmesi amacıyla” imzalanan ve genç Sovyet yönetimi için çok ağır koşullar içeren 9 Şubat 1918 tarihli Brest-Litovsk anlaşması ile birlikte, -İngiliz servislerinin de kışkırtmalarıyla- bir darbe örgütlenmiştir. Hükümet içinde üyeleri olan ve hatta Feliks E. Jerjinsky (Dzerzhinsky) başkanlığındaki istihbarat servisi Çeka’nın (Cheka= Karşı Devrim ve Sabotajlara Karşı Savaşma Komitesi) ikinci başkanlığını elinde tutan sol kanat Sosyalist Devrimci Parti, devrime karşı örgütlenen darbenin içinde yeralacak ve ezilecektir... Tüm bu nedenle Sovyet ve Komintern temsilcileri Mao’nun köylülüğü ön plana çıkartan tezi karşısında çok rahatsız olmuşlardı anlaşılan.

 

Aslında Bolşevikler yoksul köylülüğün devrimci gücünü inkar etmiyorlardı ve “devrimin ancak işçi- köylü ittifakı ile gerçekleşebileceği” tezini savunuyorlardı. Bu tezin doğruluğu 1917 Ekim devrimi ile kanıtlanmıştı... Buna karşın, sözkonusu işçi- köylü ittifakı, proletarya ideolojisi ile (bilimsel sosyalist düşünce sistemi ile) silahlanmış olan örgütlü proleterya partisinin ve proletaryanın öncülüğünde gerçekleşirse modern sosyalist bir devrimin temelleri atılabilirdi. Çünkü, proleterya en ileri bilim ve teknolojinin ürünü olarak tarih sahnesine çıkmış bir sınıftı. Proleterya sadece kol ve kafa emeğini satarak yaşamını sürdürebilmekteydi ve kollektif üretimin bir unsuru olarak kolayca örgütlenmeye uygundu. Üretimin kollektif niteliğine karşın üretim araçlarının özel mülkiyeti proleteryayı devrimci bir sınıf haline getiren temel çağdaş toplumsal uzlaşmazlığı/ antagonizmayı oluşturmaktaydı. Yalnız bu bilinci proleteryaya götürmek, gerçeği görmesine yardımcı olmak şüphesizki aydınların görevleriydi...

 

Köylülük ise, geçmişin yokolma sürecine girmiş üretim biçimlerinin parçası olan ve kendi içinde de ayrışan, farklı katmanlara bölünen, değişik ölçülerde mülk sahibi bir toplumsal sınıftı. Asıl olarak bireysel üretimin bir unsuruydu ve bu sınıf Çin’de de gözüktüğü gibi derin bir milliyetçiliğin dayanağı olabilirdi...

 

Bolşevikler, Ekim devrimi sırasında yoksul köylülük arasında örgütlenebilmiş sol kanat Sosyalist Devrimci Parti ile işbirliği yaparak veya asıl olarak bu yolla işçi- köylü ittifakını gerçekleştirerek devrimi başarıya ulaştırmışlardı. Sol kanat Sosyalist Devrimci Parti’nin Brest-Litovsk antlaşması ile birlikte esmeye başlayan ve gerçeklerin görülmesini engelleyen milliyetçi rüzgarlara kapılarak ihanetinin ardından da Bolşevikler, yoksul köylülüğün ezici çoğunluğunu saflarına çekmesini bilerek başarıya ulaşabilmişlerdi. Bunda savaşa karşı olmalarının ve savaş istemeyen askerlerin ezici çoğunluğunun ünüforma giymiş yoksul veya orta köylülerden oluşmasının büyük payı vardı...

 

Gerçekte Mao’nun görüşleri Sosyalist Devrimci Parti’nin tamamen hatalı görüşleri ile tam anlamıyla örtüşmemekteydiler. Bu görüşler, yoksul köylü yığınlarının ezici çoğunluğu oluşturdukları çok farklı bir ülkede (Çin’de) köylülüğü temel güç alarak devrim sürecinde ön plana çıkartmaktaydılar ve zaten görüldüğü kadarıyla Çin proleteryası henüz bir devrimi başarıya ulaştırabilecek nicel ve nitel güce ulaşabilmiş değildi. Ve sonuçta köylülüğü temel alarak gerçekleştirilecek ihtilal ancak ulusal bir devrim olabilirdi. Böyle bir güçle modern anlamda ileri bir sosyalizm kurulamazdı. Zaten sonunda olan da bu olacaktı... Komünizm adına Çin’de ulusal bir devrim gerçekleşecekti.

 

Not 9: Li Lisan düzenleyici görevler için Moskova’ya alınır ve dolayısıyla parti genel sekreterliği 1930 yılında sonbulur. Mao Tse Tung’a sempati duyan anlatımlara göre, bu anılan son yenilgi nedeniyle Li Lisan kredisini yitirecek ve Moskov’ya çağrılacaktır... Li Lisan 1945 yılında Çin’e dönerek devrime katılmıştır. Parti yönetimi ile arasındaki problemlere karşın 1949’dan 1954’e dek  İşçi Bakanı olarak çalışmıştır. Aynı kişi “Kültür Devrimi” adlı yıkıcı eylemler sırasında saldırıya uğrayacak ve bu nedenle 1967 yılında intehar edecektir.

 

Not 10: Sovyet Kızıl Ordusu’nun Mançurya’da üstlenmiş güçlü Japon Kwantung Ordusu’nu 1945 Ağustosu içinde parçalamasına dek Puyi tahtını koruyacaktır... Sovyet birliklerinin Japon Kwantung Ordusu’ndan elegeçirilmiş olan tüm hafif ve ağır silahları Çin Kızıl Ordusu’na deveretmesinin ardından, Mançurya’da Lin Biao komutasındaki IV. Piyade Halk Kurtuluş Ordusu, Kuomintang birliklerini ezecektir. Bu yenilgi Kuomintang için sonun başlangıcı olacaktır... İki bin yıllık Çin İmparatorluk tahtına 14 Kasım 1908 günü henüz üç yaşında oturmuş olan Puyi (P’u-i) ise, önce Sovyet Kızıl Ordusu tarafından esir alınarak Sovyetler Birliği’ne götürülecektir. Ardından, 1950 yılında Çin’e iade edilecek ve ülkesinde savaş suçlusu olarak yargılanacaktır. Puyi (P’u-i), 1959 yılında hata yaptığını kabulettiği için affedilecek ve özgürce Pekin’de dönecektir. Pekin’de bir botanik bahçesinde mekanik aletleri tamir ederek yaşamını sürdürecek ve 17 Ekim 1967 günü sade bir vatandaş olarak normal biçimde ölünceye dek Çin’de yaşamını sürdürecektir...

 

Not 11: Chiang Kai-shek’e akan ABD yardımları 1945’den sonra özellikle artacaktır. Komünistlerle Chiang Kai-shek’in başbaşa kaldıkları zaman dilimi içinde Chiang Kai-shek’e verilen ABD yardımları astronomik rakamlara ulaşacaktır. Bunun ötesinde ABD güçleri komünistlere karşı doğrudan çatışmalara katılacaklar, hertürlü askeri desteği Kuomintang’a sağlayacaklardır. Bu durum içsavaşın daha da uzamasına ve acıların artmasına neden olacaktır. Sözkonusu ABD askeri müdahaleleri ve sabotajları devrimin gerçekleştiği 1949 yılından sonra da, 1960’lı yılların ikinci yarısına dek değişik biçimlerde sürecektir. Sözkonusu saldırıların ve sabotajların ana üsleri, dünyadaki afyon ve eroin tüketiminin en büyük kısmını karşılayan coğrafya konumundaki “pırıldayan üçgen” veya “altın üçgen” adlı Laos, Tayland ve Burma olacaktır. Bölgeye yerleşmiş Kuomintang artığı çinli çetelerinde katılımları ile üretilen Eroinler CIA pilotlatı ve askeri uçaklarla pazarlara nakledilecekler ve elde edilen yüklü gelirler hertürlü karanlık karşı- devrimci eylemin finansmanında kullanılacaktır... Ayrıca, yine sabotaj merkezleri olarak, Pentagon’un ve işbirlikçi kiriminal güçlerin üstleri haline getirilerek silahlandırılan -Çin kıyılarına yakın- Quemoy, Matsu gibi adalar kullanılacaktır...

Eylül 2005

başa dön    

13- Aşılamaz gözüken engellerle dolu Uzun Yürüyüş, Tatu/ Dadu Nehri veya Liu Köprüsü kahramanlığı, karlı dağlar ve Çin Seddi’nin eteklerinde, Shensi Bölgesi’nde yeni kızıl üs

http://www.sinbad.nu/