Yusuf Küpeli, Dedeler, babalar, oğullar, kızlar... ya da Guantanamo, Abu- Garib ve daha başka gizli

 merkezlerdeki uygulamaların tarihi- kültürel kökleri

 

soykırımlarla ilgili diğer daha kapsamlı metne ulaşmak için tıkla:

 

içkarartan ırkçı katliam fotoğraflarına ulaş

 

Yerli Amerikan halkının soykırımı

 

Afrika kökenli Amerikan halkının soykırımı

 

Alttaki nottan sonra yeralan "Dedeler, babalar, oğullar, kızlar... ya da Guantanamo, Abu- Garib ve daha başka gizli merkezlerdeki uygulamaların tarihi- kültürel kökleri" başlıklı eski asıl metnin, gelmekte olan 22 Temmuz 2007 seçimleri nedeniyle yeniden aktüel hale geldiğini düşündüm. Ve bu nedenle sözkonusu metni gözden geçirip görebildiğim imla hatalarını, cümle düşüklüklerini düzelttim. Metne bir- iki yeni cümle daha ekledim ve paragrafları yeniden düzenledim. Umarım, "Mazlum maskesi takmış zalimlere dikkat" notu ile birlikte yeniden dikkatle okunur... Y. Küpeli

 

Tüm dünya ticaretinin sadece yüzde 5- 10 kadarının gerçek mallar, gerisinin değerli kağıtların ve paranın cep değiştirmesi üzerine olduğu bu faizciler çağında Türkiye'de faiz düzeni ve borçlandırılarak soyulan Türkiye toplumu... Halka düşman ekonomi politikaları ve bununla uyumlu toplumsal yararlara karşı bir dışpolitika. Soyulan, çalınan ulusal değerler, üretimsiz tüketim, çalışanların ulusal gelirdeki payları düşerken ulusal gelirin arttığı üzerine yalanlar, sürekli aldatılan halk, yalanlar, yalanlar, yalanlar... AKP Balıkesir saylavı Turan Çömez'in ağzından dinleyin

 

Başlangıç notu: Mazlum maskesi takmış zalimlere dikkat

 

İç ve dış politik süreçlerin alabildiğine artan bir yoğunlukla birbirlerine bağlandıkları günümüz koşullarında, dünya pazarlarının neredeyse tümünün sınırlı sayıda uluslarüstü tekelin denetimi altına girdiği "globalizm" adlı koşullarda, hele hele emperyalist güçler tarafından sınırların yeniden çizilmeye çalışıldığı bir Ortadoğu'da, Türkiye seçimleri sadece bir iç politika olayı olarak düşünülemez. Böyle düşünmek, derin bir ahmaklık anlamına gelir. Zaten, Beyaz Saray sözcülerinden birisinin, geçenlerde, seçimlerde ABD aleytarlığını malzeme yapanları ve yapacak olanları tehdit etmesi, bu gerçeğin en somut kanıtlarından birisidir... Kısacası gelmekte olan seçim, aynızamanda Washinton'un ve Brüksel'in de seçimleridir...

 

Burnunun dibinde Irak'ta, Filistin'de, Lübnan'da ve biraz öte de Afganistan'da olanlar, özü itibaiyle Türkiye halkının da sorunlarıdırlar ve bu topraklarda yaşananlardan Türkiye toplumunun etkilenmediğini söylemek yalanın en büyüğü olur...

 

Seçimlerle ilgili olarak Türkiye toplumundaki politik güçlere "ayağınızı denk alın" gibisinden tehditler savuran Washington, 1991- 2003 yıllarında uyguladığı abluka ile Irak toplumunda iki milyona yakın beş yaşın altında çocuğun ölümüne yolaçmıştır. Aynı süreç içinde Irak'ın ekonomik altyapısını, özellikle tüm elektrik santrallarını defalarca bombalayıp yıkmıştır. Ardından, Mart 2003'de başlattığı saldırı ile bir milyona yakın Iraklı'nın ölümüne, iki milyonu aşkınının ise göç etmesine neden olmuştur. Ülkeyi baştanbaşa yıkıp, tüm zenginlikleriyle birlikte devlet arşivlerini yağmalattığı gibi, kullandığı seyreltilmiş uranyumlu mermilerle değişik kanser türlerini Irak toplumunun, Irak halkının başına bela etmiştir. Gelecek nesilleri de aynı kanser hastalıklarının tehdidi altında bırakmıştır. Ve Irak'ın yıkımı, parçalanması, kanaması sürmektedir...

 

Türkiye toplumunda yaşayan insanların tüm bu olanlardan etkilenmemeleri ve benzer şeylerin kendi başlarına da gelebileceğini düşünmemeleri olanaksızdır. Sonuçta, gelmekte olan baskın seçimler aynızamanda tüm Ortadoğu toplumlarının seçimleridir, ve olağanüstü önem taşımaktadırlar.

 

Türkiye toplumu, geçen 4.5- 5 yıl içinde daha derinleşen, ve giderek derinleşmekte olan bir gelir dağılımı adaletsizliği ile karşı karşıya kalmıştır. Halkın, çalışan insanların, ve gelecek nesillerin omuzlarına yüklenen iç ve dış borçlar hızla armış, 450 milyar ABD Doları civarına ulaşmıştır. Ülke iflasın sınırına gelmiştir. Ülkede 18 milyon kadar insanın açlık sınırında yaşadığı, bunların günlük 1- 2 Dolar civarında bir gelirle yaşamlarını sürdürmeye çalıştıkları istatistiki veriler arasındadır. Bir milyon civarında insan ise tam bir açlığa mahkum olmuştur, geceleri aç karnına yatağa girmektedirler...

 

Ülke ve halkı bu koşullar altında iken, "ılımlı İslam" etiketi ile sahneye sürülen ve iktidar koltuğuna oturtulan din taciri demagoglar, halkın karşısında mazlum rolü oynamaya çalışmaktadırlar... 12 Eylül Pentagon darbesinin ardından iktidara hazırlandıkları anlaşılan Beyaz Saray "Müslümanı" Tayyip ve Gül, seçim mitinglerinde, -gözleri yaşlı üstatları Fethullah Gülen'in üslubuyla- kendilerine acındırma tiyatroları oynamaktadırlar. Ülke ve insanları batarken, zenginliklerine zenginlik katan, köşeyi üç- beş kez dönen Tayyip-Gül ikilisi, özürlü kamuflajı ile cami avlusunda dilenen sağlıklı sahtekarlara özgü bir üslupla, zulme uğramış tiyatrosu oynamaktadırlar. Onların zulumden anladıkları, karakollarda, gizli merkezlerde işkenceye uğramak, genç yaşta cephelerde ölmek, Irak veya Filistin halkı gibi yaşamaya zorlanmak, geceleri aç yatmak değildir şüphesiz...

 

Türkiye'de en az 18 milyon insan aç gezerken, işsizlik çalışabilir nüfusun yarısını pençesi içine almışken, adamın kendisini acındırmak için bulduğu malzeme, cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtulmamasıdır... Bu olayın "yasalara aykırı olduğu" imajını yaratmaya çalışır ve sadece "Müslüman olduğu için" koltuktan edildiği yalanlarını savururken, seçilmiş tüm cumhurbaşkanlarını da karalamaktadır. Şüphesiz burada garabet, sözkonusu konuşmaları yapanların halen iktidar koltuğunda oturuyor ve devletin en sorumlu makamlarını işgal ediyor olmalarındadır... Sadece bu tavırları bile onların nekadar Türkiye toplumuna ait olduklarının ve ne biçim "Müslümanlar" olduklarının en tipik göstergesidir... Zaten kendilerine acındırma tiyatrosunun ötesinde bir malzeme bulabilmeleri ve Washington'un talepleri ötesinde Türkiye toplumuna birşeyler vadedebilmeleri olanaksızdır.

 

Toplumsal- politik yaşamın bu ölçüde tahrip edilmiş olduğu, çatışan gurupların içinde gerçekten haklı ve halktan yana olanlarının bulunabilmesinin neredeyse olanaksız hale geldiği, daha doğrusu suça bulaşmamış olanların bulunabilmelerinin olanaksız hale geldiği bu koşullarda, gönül rahatlığı ile "gidin şunu seçin!" demenin zorluğu ortadadır... Fakat yine de bu seçimler olağanüstü önem taşımaktadırlar ve bu seçimler sadece Türkiye toplumunun değil, aynızamanda Washington'un, Brüksel'in ve Ortadoğu'nun tüm ezilmiş halklarının da seçimleridirler. Bu seçimlerde oyların ziyan olmaması, alternatif olabilecek güce akması gerekmektedir. Ve bu gerçeğin bilincinde olarak Washington'un sahte "Müslümanlarını", Tayyip- Gül ikilisini ve avenelerini sandıktan çıkartmamak gerekmektedir.

 

Önce onlar yolcu edilmelidirler ve bu ileriye yönelik ilk adım olacaktır.

 

Saygılarımla

 

1 Temmuz 2007

 

Yusuf Küpeli

 

 yusufk@telia.com

 

Dedeler, babalar, oğullar, kızlar... ya da Guantanamo, Abu- Garib ve daha başka gizli merkezlerdeki uygulamaların tarihi- kültürel kökleri

 

Yusuf Küpeli

 

En alta, fotoğrafların altında duran iki adresten birincisi, Avrupa’dan gelen Hıristiyan göçmenlerin, özellikle puritan Protestan göçmenlerin Amerika’nın yerli halkına karşı işledikleri ırkçı cinayetler anlatmaktadır. İkincisi adres ise, Afrika kökenli Amerikalılara karşı işlenmiş olan çok daha korkunç suçlar fotoğraflarla belgelenerek anlatılmaktadır. Bunlar, bakılması zor görüntülerdir. Yüreği kaldırmıyacak olanlara bakmamaları salık verilir.

 

Adreslerden birincisinde, Orta ve Güney Amerika’ya gelen katoliklerin işlemiş oldukları korkutucu cinayetlerle, soykırımları ile igili olarak kendilerinin cizmiş ve Avrupa’daki merkezlerine yollamış oldukları sahneler vardır. Başlangıçta görecekleriniz ise, Kuzey Amerikaya göçetmiş olan genellikle Alman- İngiliz kökenli puritan (safcı) Protestanların cinayetleri ile ilgilidir. Aynı Protestanlar yerli halka karşı işlemiş oldukları cinayetlerin çok daha korkunçlarını daha sonra Afrika kökenli amerikalılara, Katoliklere ve Semitik halklara karşı da işlemeyi sürdürmüşlerdir ve sürdürmektedirler.

 

Protestan göçmenlerin Katoliklere göre kat kat daha ırkçı olduklarını söylemek kesinlikle yanlış olmaz- kurbanları öncelikle Afrika kökenliler ve ikincil olarak Katolikler olan ünlü Ku Klux Klan örgütlenmesinin tüm üyeleri Protestandır ve liderleri de en yüksek Mason localarının üyeleridirler. Güney Avrupalı Katolikler, tüm korkunç cinayetlerine karşın yerli halkla evlenip melez nesiller üretmişlerdir ama, Protestanlar bunu da yapmamışlardır. Aşağılamak ve kendilerinden ayırmak için "kızılderili" adını takmış oldukları Asya kökenli yerli halkı üstün teknolojileri sayesinde hemen hemen tamamen yoketmişlerdir. Onmilyonlarca masum insanın öldürüldüğü gerçek bir soykırım suçu işlemişlerdir.

 

Irkçılıkları nedeniyle "övünç kaynağı" gördükleri, "kahramanlık" gibi algıladıkları, bir "vahşi hayvan avı" gibi kabulettikleri cinayetlerini -olanakları ölçüsünde- belgelemişler, kameralar karşısında poz vererek gerçekleştirmişlerdir. Daha erken katliamlarını ise koyun ve sığır kesimi yapılıyormuşcasına resmetmişlerdir. Ruhsal yapıları sağlıklı insanların hayvanları dahi bu şekilde boğazlamayacakları, asıp diri diri ateşte yakmayacakları, balık gibi tütsülemeyecekleri, canlı canlı yakmış oldukları bir siyah Amerikalının odunlar üzerindeki kavrulmuş ölüsünün önünde gurup halinde poz vermeyecekleri bellidir.

 

İslam tarihindede sayısız savaşlar, acımasız olaylar, cinayetler vardır ama, bu adreslerde görebileceğiniz sahnelere benzer tek bir olay dahi yoktur... Şimdiye dek edinmiş olduğum bilgilere göre, İslam tarihi içinde, ve öncesi Doğu toplumlarının tarihleri içinde benzer sahneleri bulmak olanaksızdır. İslam içindeki en tutucu, reaksiyoner yol olan Vahabi (veya gerçek adıyla, Muvahhidun, birlikçi, tekçi) akım ve bunun Hindistan türevi Deobandi inancı dahi yukarıdaki sözlerime dahildir. Ve ben bu satırları 18- 19 yaşından beri ateist olan biri olarak yazıyorum.

 

Abu- Garib’den basına yansıyan çok sınırlı işkence fotoğrafları sadece planlı bir aşağılama, teslim alma politikasının ürünü değillerdir. Bunlar aynızamanda tarihi kökleri olan hastalıklı puritan Protestan kültürünün de ürünüdürler. Yağmacı, sömürgeci bir geleneğin de ürünleridirler... Ve aynı ölçüde olmasa bile ırkçılık, Katolisizm ve Ortodoks inançlarına da sızmıştır. Bu son anılanların tarihleri de katliamlarla, özellikle semitik toplumlara yönelik pogromlarla, soykırımlarla doludur... En tipik örnekleri yağmacı Haçlı Seferleri sırasında, köle ticareti sırasında, sömürgecilik ve mali-sermaye güçlerinin ekonomik yaşamda egemenlikleri ile tarih sahnesine çıkan emperyalizm çağında gözüken aynı ayrımcı ve baskıcı kültür, içinde derin bir dargörüşlülük, ahmakça korkular ve buna bağlı tehlikeli bir ırkçılık barındırmaktadır.

 

Aslında tüm bu olanlardan ne İsa ve ne de ilk Hıristiyanlar sorumludurlar... Yahudi tapınağındaki tefeciliğe, soyguna karşı çıktığı için yaşamı sonderece acılı biçimde çarmıhta sonbulan İsa, alabildiğine iyi yürekli ve devrimci bir kişilikti. İlk Hıristiyanlar'da sonderece iyi yürekli ve dayanışmacı insanlardı. Ve İsa'nın "İsa" olmak, "baba-oğul-kutsal ruh" diye anılarak yaratıcı konumuna yükseltilmek aklının köşesinden bile geçmemişti. Acılı ölümünden yaklaşık 300 yıl sonra O'nu böyle bir konuma taşıyanların tek amaçları, O'nun saygın adını kullanarak yığınları manupule edebilmekti... Halen saf, temiz, dürüst insancıl Hıristiyanlar yaşamaktadırlar ama, din üst sınıfların manivelası haline getirildikten, imparatorlukların birleştirici tutkalı olarak kullanılmaya başlandıktan, siyasi iktidarın payandası yapıldıktan sonra, İsa'nın adı başta Haçlı Seferleri olmak üzere sayısız kötülüğe, cinayete ve katliama alet edilmiştir. Ve özellikle Protestanlık Hitler’den çok önce ırkçı düşünceler tarafından infilitre edilmiştir. Aslında Katolik kökenli olan Hitler’in fikirlerinin ve söylemlerinin çoğu çok önceden Protestanlığa girmişlerdir. Nazizm'in ırkçılığı gökten zenbille inmemiştir; zaten varolan sağlam kültürel temeller üzerinde yükselmiştir...

 

Abu- Garib’de ve daha bilinemeyen onlarca gizli benzerinde en korkunç işkenceleri uygulayanlar, cinayetleri işleyenler, ve ardından kurbanlarının önünde gülerek poz verenler, ve ardından “yaptıkları işin eylenceli olduğunu” sıkılmadan söyleyebilenler, sadece özel olarak eğitilmiş kişiler olamazlar. Bunların davranışlarının, aileden ve toplumsal çevrlerinden aldıkları kültürle, eğitimle bağları olması gerekir.

 

Amerika’da ve Washington bağlantılı olarak Federal Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinde işkence eğitimi veren okulların olduğu eskiden beri bilinmektedir ama, sadece buralarda verilen eğitimle kurbanının ölüsü üzerine eğilip gülerek ve zafer işareti yaparak poz veren yaratıklar yetiştirilemez. Nasıl her farklı topraktan aynı, veya aynı kalitede ürün alınamıyorsa, her farklı iklimde nasıl avakado veya hurma yetişemiyorsa, her farklı insan tipinden de Abu- Garip ve benzerlerindeki işkenceciler çıkartılamaz. Bunlar, bu dehşet verici suçları "övünç" vesilesi yapabilenler, zaten ırkçı bir kültürle yetişmiş, aile ve arkadaş çevreleri içinde ileride alacakları işkence eğitimine uygun bir kültürle -bilinçsizce- beslenmiş zavallılardır. Amerika ve Avrupa bu tip Katolik, Ortodoks, ve özellikle puritan Protestan kökenli ırkçılarla doludur.

 

Tüm olanlara ve bu duyulan korkunç cinayetlere karşın W. Bush’un oylarının halen yüzde 50’lilere yakın olması, veya “Bizim kültürümüz İslam’dan daha üstündür” yalanını söyleyen -Mussolini hayranı faşist- Berlisconi’nin İtalya’da iktidara gelebilmesi, "sosyal demokrat" rolündeki Blair'in aynı cinayetlerdeki derin sorumlulukları ile iktidar koltuğunda oturabilmesi, ve daha onlarca yaşanan benzer örnek sözlerimin en somut kanıtlarıdırlar. Kısacası, tüm bu cinayetlerde ve işkencelerde kollektif toplumsal sorumluluk vardır ve aynı nedenle Hitler gibiler, Bush gibiler, Berlisconi gibiler, Blair gibiler ve bunların İslam toplumları içindeki kuklaları iktidar koltuğunda oturabilmektedirler.

 

Hitler suçlarını tek başına işlememiştir ve örgütlenirken maddi kültürel bir temel, toplumsal anlamda uygun zemin bulmuştur. Ve şüphesiz hem Alman mali-sermaye güçlerinden ve hem de bunlarla bağlantılı ABD mali-sermaye güçlerinden destek almıştır... İleride gerekirse -Hitler gibi- günah keçisi yapılıp harcanacak ola Sharon, Hıristiyan milislerin kullanılmış oldukları Sabra ve Shatila katliamlarının mimarı Sharon, bu cinayetlerini tekbaşına işlememiştir. TV ekranlarına sık sık yansımakta olan sözkonusu katliamların ve son olarak Refah kampındaki cinayetlerin tek sorumlusu Sharon değildir şüphesiz. Irkçı ideolojinin egemen olduğu Yahudi toplumu ve onları Ortadoğu'da bir koçbaşı gibi kullanan Batı'nın ırkçı emperylist merkezleri de olanlardan sorumludurlar... Sharon ve izleyiciler de aynen Hitler ve W. Bush gibi seçimle, oyla iktidara gelmişlerdir. Sharon ve benzeri karakterler, İsrail toplumunun veya İsrail’deki Yahudilerin yarıdan fazlası tarafından halen desteklenmektedir. Çünkü, bu cinayetleri doğal karşılayan ırkçılık, toplumun yaygın en güçlü ideolojisidir...

 

Kısacası, Amerikalı askerlerin Irak’taki suçlarının, yaptıkları işkencelerin, işlemekte oldukları cinayetlerin, gerçekleştirdikleri hesapsız yıkımların nasıl ırkçı tarihi kültürel kökleri varsa, İsrailli askerlerin benzer işkencelerinin, cinayetlerinin, yıkımlarının da -dinlerinden kaynaklanan- ırkçı tarihi kültürel kökleri vardır. Bu kökler, -aynen Protestanlık’ta olduğu gibi- dinlerine, Eski Ahit’e (Tevrat’a) uzanmaktadır. Başka türlü ne Sharon, ne W. Bush ve ne de Hitler gibilerin iktidara gelip bilinen cinayetlerini işlemelerine olanak yoktur. Kısacası, bunlar sadece bireysel değil, toplumsal suçlardır ve suçun kültürel kökleri vardır aynızamanda...

 

İleride -sağlıklı olarak yaşayabilirsem- zengin kaynaklarıyla birlikte ayrıntılılarına gireceğim bu konuların en dikkati çeken yanlarından biri, ırkçılıkla ilgili tüm kültürlerin, herşeyin asıl olarak Batı’da üretilmiş olmalarıdır... Şüphesiz Doğu toplumlarının tarihlerinde de acımasız olaylar, vahşet, işkence, diri diri deri yüzme, kazığa oturtma gibi sayısız karanlık korkutucu işler vardır. Fakat sözkonusu kötülüklerin kökenlerinde ırk ayırımı, soya, deri rengine ve diğer birtakım fiziki ve kültürel ayrılıklara bağlı ırkçı nedenler bulunmamaktadır. Doğu toplumlarındaki bu tip korkutucu cinayetlerin nedenleri, iktidar kavgaları, iktidara bağlı derin şüpheler ve korkulardır. Şüphesiz çatışan tarafların kültürel farklılıkları da vardır ama, olay iktidar kavgasına dökülmediği sürece farklı kültürler hoşgörüyle karşılanabilmiştir ve bununla ilgili sayısız örnek verebilirim...

 

Sadece ahmak ırkçı karakterler bir tarihi bütünüyle mükemmel olarak yansıtabilirler... Örneğin, sadece siyah olduğu, veya sadece Katolik olduğu için sıradan bir zavallının kurban seçilerek "dini" bir merasim, tapınma havası içinde -yüzleri beyaz kukuletalarla kapalı- puritan Protestan kökenli Ku Kluks Klan örgütü tarafından işkenceli bir ölüme yollanmasının örneği Doğu toplumlarında yoktur... Sonuçta, tüm toplumların tarihleri hem onur verici insancıl olaylarla ve hem de utanç kaynağı karanlık işlerle doludur ve zaten değişik katagorilerdeki sınıflı tolumların tarihlerinin başka türlü olmaları da beklenemez.

 

Yukarıda ifade edilen gerçeğe karşın, insanları deri renkleri veya dış görünüşlerindeki farklara dayanarak sınıflamaya ve aşağılamaya kalkma olayı, ırkçılık, ırkçılıkla ilgili herşey, Batı’ya özgüdür ve olay modern anlamda kapitalizmin doğuşundan çok önce başlamıştır... Türkler, İranlılar, Araplar dahil Doğu toplumlarının hiçbirinde böyle bir ırkçılık yoktur... Türkiye’deki cahil ırkçılarda Batı’nın düşük kaliteli ahmak kopyalarından başka birşey değillerdir. Zaten kafatascılık bile Türkiye'ye Batı'nın Alman, Germen kökenli toplumlarından 1930'lu yıllarda ithal edilmiştir... Daha sonraki "Bozkurtlar" tezgahı ise CIA ile birlikte yerli servisler tarafından hazırlanmıştır... Sonuçta, -birbirlerinden farklı olsalarda- Akcura, Ziya Gökalp gibi karakterlerin milliyetçiliklerinde kesinlikle ırkçılık yoktur.

 

İslamiyet’in hiçbir kolunda ırkçılık yoktur ama, İslam toplumları içinde ruhunu Batı’nın ırkçı merkezlerine pazarlayan bazı sözde “Müslümanlar”, “paranın dini- imanı olmaz” diyen Tayyip Erdoğan ve benzeri karakterler vardır. Paranın gücüyle satınalınan bu ve benzeri karakterlerin yardımlarıyla, kültürel manipilasyonlarla "ılımlı İslam" vs. etiketli kendilerine uygun "İslami" akımlar yaratıp kullanan Batı politikaları, özellikle 1970'li yılların ikinci yarısında hız kazanmıştır. Zibigniev Brzezinski, "Yeşil Kuşak" politikasını 1977 yılında ilanetmiştir ve Washington bu uğurda onmilyarlarca Dolar akıtmıştır... "Ilımlı İslam" adlı bir sahteciliğin, manipülasyonun baş aktörleri olan Tayyip-Gül ikilisi, anlaşılan bu "Yeşil Kuşak" politikasının seçilmişleri olarak hazırlanıp sahneye sürülmüşlerdir. Onlar, W Bush destekçisi puritan Protestan ırkçı Avengelist Kilisesi'nin anti-laik politikalarını, deforme edilmiş bir "İslam" maskesiyle Türkiye'de laikliğe ve demokrasiye karşı kullanmaya çalışmaktadırlar...

 

Kısacası, İslamiyet düşüncesinde kesinlikle ırkçılık yoktur ama, İslam toplumları içinde de ruhunu şeytana satabilen, Mephistophales’in önüne sürdüğü sahte renkli dünyaların büyüsüne kapılan, para ve iktidar hırsına kapılan tipler vardır. Bu pırıltılı dünyaların büyüsü ile bir geclik pervane gibi Washinton kaynaklı "ampul"e takılan, "ben de babayım" diyerek çocukları dahil herşeyi politik işporta masasında satışa sunan Tayyip Erdoğan benzeri tipler vardır...

 

İslam dünyası içinde de herşeyini, tüm toplumsal değerleri pazarlayabilecek karakterler, satınalınabilecek psikopat karekterler rahatça bulunabilmektedir... Fethullah Gülen adlı dilenci kılıklı ve üslüuplu bir vaizin ırkçı merkezlerin satınalma işlerinde kullanılmakta oldukları artık bir sır değildir. Papa'nın önünde diz çöküp elini öptükten sonra, "helal" markalı salyangozları Müslüman mahallesinde pazarlayan bu bezirgan karakterlerin Batı'nın emperyalist merkezlerinin köleleştirme operasyonlarında kullanılmaları anlaşılabilir gerçekler arasındadır. Bunların ve benzer diğer karekterlerin varlıkları, İslam ağırlıklı toplumlar içindeki bu tip kirli lekeler, İslamiyetin ve İslam tarihinin ırkçılıktan uzak olduğu gerçeğini bozamaz. Bu çoktan ölümle damgalanmış toplumsal anlamda "cüzzamlı" çürüyen türler, Doğu toplumlarının tarihlerinin en aydınlık yanlarını karartamazlar...

 

Sözkonusu tüm bu pazara çıkmış ırkçı uşaklarına, Batı'nın ırkçı-faşist merkezlerinin İslam toplumları içindeki uşaklarına karşın, Doğu toplumlarının Müslüman olsun- olmasın direnen tüm gerçek halkları, tarihlerinin en aydınlık onur verici yanlarından aldıkları güçle ırkçı emperyalistleri yeneceklerdir. Derin acılarla tarin içinden süzülüp gelmiş bu halklar hiçbirzaman köleleşmeyeceklerdir.

altta: “ben de babayım” diyen Tatyyip Erdoğan ve elini tutan Batılı “dostu”  W Bush ve W Bush'un “demokrasi getirdiği” Irak’tan iki ayrı baba ve çocukları.

   

 

Bu yazı ile birlikte verdiğim web adreslerindeki metinler ingilizcedir. Şüphesiz herkes ingilizceyi aynı ölçüde anlayamaz ama, sayfalardaki resimleri rahatca anlayabilir. Bu nedenle, ingilizce bilsin- bilmesin yüreği kaldırabilen kişilerin verdiğim adresleri açıp bakmaları yararlı olur. İnsanlar bu resimlere bakarlarken hemen Abu- Garib’den yansıyan fotoğrafları düşüneceklerdir. Abu- Garib’deki veya Guantanamo’daki, veya bir başka bilinmeyen merkezdeki uygulamaların hiçte istisna olmadıkları, sadece günümüze ait olaylar olmadıkları, tüm bu kötülüklerin tarihi- kültürel köklerinin bulunduğu hemen anlaşılacaktır.

 

Puritan Protestan ve Katolik kökenlilerin Amerika kıtasında gerçekleştirmiş oldukları işkence ve soykırımlar ile ilgili tarihi fotoğrafları görenler, Washington'un "Yeşil Kuşak" politikasının Türkiye ayağı olan 12 Eylül 1980 CIA darbesi ile yükseltilip kullanılan Fethullah Gülen ve takımının nasıl sahte "Müslümanlar" olduklarını da daha iyi anlayabilecektir. Sıradan bir vaiz iken milyarlarca Dolar’ın üzerine oturtulan, Nurcu hareketi bölen ve -sözde arandığı günlerde- faşist 1982 Anayasası'nın onaylanması için büyük hizmet sunan dilenci kılıklı ve üsluplu Fethullah Gülen'in ve takımının özünde nasıl sıradan insafsız ve vicdansız menfaatçı tipler olduklarını anlayabilmek için bu fotoğraflara bakmak gerekmektedir. Ve vicdan sahibi bir Müslüman'ın sözkonusu cinayetleri işleyen merkezlere nasıl hizmet sunabileceğini düşünmek gerekmektedir.

 

Batı'nın, özellikle Kuzey Amerika'nın din tüccarı tarikatlarından aşırılma tiyatral vaazları sırasında asabi gözyaşları dökerek insanların duygularını sömüren, dilencilere özgü kendisine acındırma numaralarıyla insanların duygularını sömüren bu Washinton- Vatikan kuklasının ve aynı tipin Türkiye ayaklarının, Tayyip Erdoğan ve çevresinin, Tayyip Erdoğan'ın sağlı- "sol"lu yardakçılarının, Irak'ta, Filistin'de, Afganistan'da ve emperyalist işgali altındaki başka topraklarda işlenen cinayetler ve geçmişte işlenmiş benzer korkunç cinayetlere karşındaki duyarsızlıkları sonderece anlaşılabilir gerçeklerdir. Avengelist destekli ırkçı-faşist W Bush takımının ve aynı merkezle bağlantılı Vatikan'ın emrinde iş yapıp "yolunu bulan" bu sıradan sahtekarların duyarsızlıkları anlaşılabilir gerçekler olmakla birlikte, vicdan sahibi insanların aşağıda görecekleri fotoğraflara acı duymadan bakabilmeleri olanaksızdır...

 

Kökleri İslamiyet’ten binlerce yıl öncesine, hatta İsa’dan da binlerce yıl öncesine, ataerkil (pederşahi) Mezopotamya (nehirler arası) medeniyetlerine, ataerkil Asuri İmparatorluğu geleneğine uzanan, ve buradan ataerkil Hıristiyan Kilise gelenegine ve yine Arap toplumlarına giren kadınların çarşaf ve sıkmabaş gelenekleri özünde İslamiyet’e özgü değildir. Kadının köleliğinin, birine ait olduğunun sembolü olan türban (sıkmabaş) ve çarşaf gibi uygulamaları “İslamiyet”i ve “demokrasiyi” savunma yalanları ile halka yutturmaya çalışanları daha iyi tanımak gerkmektedir. Sıkmabaş ile Müslümanlık taslama çabası içinde olan bu din tüccarlarını daha iyi tanıyabilmek için, bazı örneklerini karşılaştırmalı olarak aşağıya yerleştirdiğim görüntülere bakmak gerekmektedir. "İslamiyet" adına sıkmabaş sömürüsü yapanların neden aşağıda sergilenen vahşet karşısında, veya Irak'ta, Filistin'de, Afganistan'da ve diğer yerlerde işlenen çinayetler karşısında sessiz kaldıkları?, düşünmelidir.

 

Başta kadınlarınki olmak üzere toplumun tüm özgürlüklerini Batılı, Amerikalı faşist ırkçı merkezlere pazarlayan, ve oğullarını askerlikten kaçırırken can veren gencecik insanlar karşısında kılları bile kıpırdamayan, "paranın dini imanı olmaz" söylemiyle kişisel servetlerine servet katmaya çalışan bu tiplerin nasıl Müslümanlar oldukları düşünülmelidir... ABD'de yaşayan Fethullah Gülen, izleyicisi Tayyip Erdoğan, Gül vs. gibi karakterlerin kimler için, ne ölçüde ırkçı merkezler için çalıştıklarını daha iyi anlamak isteyenler, verdiğim web adreslerini açmalıdırlar.

 

Irkçı puritan protestan Avengelist kilisesi tarafından desteklenen W Bush iktidarının dedelerinin yerli Amerikalılara ve Afrika kökenli Amerikalılara yönelik cinayetleri ile ilgili adresleri açıp resimlere tekrar tekrar bakmak gerekmektedir. Ozaman, Batı'nın emperyalist merkezlerinin ve bunların kuklalarının Irak'ta, Filistin'de, Afganistan'da ve daha başka topraklarda işlemekte oldukları cinayetleri anlayabilmek kolaylaşacaktır. Ve W Bush iktidarına dayanarak işlerini götürmeye çalışan din tüccarlarının, Fethullah Gülen'i taklit eden bir üslupla ezilmiş, zulme uğramış mazlum kişiler tiyatrosu oynayan din tüccarı AKP yöneticilerinin, ve benzerlerinin ne tip "Müslümanlar" olduklarını anlayabilmek te kolaylaşacaktır...

 

Saygılarımla

 

Yusuf Küpeli

 

yusufk@telia.com

 

29 Mayis 2004

 

 

soykırımlarla ilgili diğer daha kapsamlı metne ulaşmak için tıkla:

Yusuf Küpeli, Soykırımlar, sömürgecilik, ırkçılık ve Batı toplumları; Soykırım suçlamaları ve gerçek soykırımlardan kısa notlar; gaz odalarında öldürülenler, yahudiler, çingeneler, ABD, İsviçre; Belçika, Ruanda katliamı ve Katolik Kilisesi; Latin Amerika, Afrika, Kongo, Angola, kısa kısa diğer örnekler ve Batı’nın üst sınıflarının derin ikiyüzlülükleri...

 

http://www.sinbad.nu/  

altta içkarartan ırkçı katliam fotoğrafları

Babaları

 

Kızları

Dedeleri ve babaları

 

Torunları ve evlatları

 

 

http://www.iwchildren.org  (Yerli Amerikan halkının soykırımı)

http://www.maafa.org/   (Afrika kökenli Amerikan halkının soykırımı)   

 http://www.sinbad.nu/