Yusuf Küpeli, Dünya ve Türkiye tehlikeli delilere emanet  (not: 28 Mayıs 2007 akşamı metin gözden geçirilip düzeltildi, yeni bazı cümleler eklendi ve ayrıca yeni kısa bir metin yerleştirildi.)

 

+

 

Basından seçim notları & Tayyip Erdoğan videoları: kelleler, laiklik vs. + Gul AB'ye saldırıyor

 

önce bir soru ve ardından videolar: Tayyip ve Gül incileri

 

Seçimlerde 8 BİN 800 aday yarışacak

 

Partilerin oy pusulasındaki yerleri belirlendi

 

AK Parti'nin Uzan hesabı

 

AKP barajı aşabilecek mi

 

 

Dünya ve Türkiye tehlikeli delilere emanet

 

Sözün gelişi "adam", bundan kısa bir süre önce "TSK bana bağlıdır(!)" diye konuşmuş olan kişi, sanki Türkiye'nin değil de ABD'nin başbakanı imişçesine, "TSK'dan talep gelirse sınır ötesi operasyon kararını çıkartırız (!)", diyerek sinir ötesine geçiş denemeleri yapmaktadır. İşine geldiği zaman "demokrat" tiyatrosu, "mazlum" tiyatrosu oynayan aynı kişi, toplumun en geri kesimlerini ve Türkiye üzerinde tam bir egemenlik kurma peşinde olan emperyalist merkezleri, başında olduğu devletin birtakım kurumlarına karşı sürekli kışkırtma taktiği izlemektedir. Bu yöntemle zayıflatıp etkisizleştirmeye çalıştığı yargı erki ve ordu üzerinde tam bir egemenlik kurma peşindedir. Washington'daki patronlarının desteğinde sahte islamcı faşist bir diktatörlüğe doğru yürümeye çalışmaktadır...

 

"TSK'dan talep gelirse sınır ötesi operasyon kararını çıkartırız (!)"demek, "bakın ben değil onlar operasyon istiyor" demeye getirmekten ve böylece içte ve dışta birtakım çevreleri orduya karşı kışkırtmaya çalışmaktan başka türlü anlaşılabilirmi? Operasyondan yana olmak veya olmamak, ve ayrıca savaşın acımasızlığı işin başka bir yanıdır ama, başbakanlık koltuğunda oturan bir kişi en önemli dışpolitika kararlarını -dünyanın neresinde- kendisine bağlı bir devlet kurumunun sırtına yüklemeye çalışır? Ve bir başbakan nasıl böyle konuşur? Başbakan konumunda biri, toplumun laiklik düşmanı en geri güçlerini ve dış emperyalist merkezleri, sürekli kendi ordusuna karşı nasıl kışkırtabilir? Militarist güçlerden yana olup olmamanın ötesinde böyle bir iş, o makamın (başbakanlık makamının) mantığına aykırıdır.

 

Sınırötesi operasyon kararı iç ve dış güvenlikle ilgili sonderece ciddi politik bir tavırdır ve bunu meclis belirleyebilir ancak. Mecliste çoğunluk ise mevcut hükümettedir ve hükümet isterse bu karar meclisten geçer. Ordunun görevi bu politikayı uygulamaktır... Eğer sen sınırötesi operasyona karşı isen, siyasi iktidarın başı olarak bunu açıkça söylersin. Doğru, karşı da olabilirsin ama, bunu gerekçeleriyle topluma açıklamak zorundasın... Vaktiyle yaşanmış olan "Gözlerimin içine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız!" benzeri en adi bezirgan hilelerinden çok daha adi ve tehlikeli yöntemlerle, sürekli, "talep gelirse" gibisinden konuşmalarla, bu tip kışkırtmalarla sen, başında olduğun devleti parçalarsın ancak... Doğrusu bu satırları yazanın -vatandaşlığından atılmış olduğu- devleti korumak gibi özel bir niyeti ve görevi olmasa bile, yaşanmakta olan garipliği tesbit etmeye hakkı vardır herhalde.

 

"Talep gelirse" demek ne anlama geliyor? Sadece kışkırtma anlamına geliyor! Ve kışkırtmanın böylesi, şimdiye dek kendisini gizleme başarısı gösterebilmiş zeki psikopat karakterlere, en tehlikeli delilere özgü olabilir ancak... Aslında, aşağıdaki sözleri etmiş olan bir islam tacirinden başka türlü tavır da beklenemez... Katledilenler, Türkiye toplumu ile derin tarihi bağları olan komşu müslüman Irak halkıdır. Katledilenler, Türkiye Cumhuriyeti'ni resmen tanıyan ilk ülke konumundaki Afganistan'ın halkıdır. Katledenler ise binlerce kilometre öteden gelmiş olan emperyalist talancı Amerikan askerleridir... Bu talancı emperyalist ordu için dua eden kişi ise, Türkiye Cumhuriyetinin sıkmabaşlı başbakanı Tayyip Erdoğan'dan başkası değildir. Bu nedenle sözkonusu kişinin devlet kurumlarına yönelik kışkırtmaları rahatça anlaşılabilir...

 

Sözün gelişi "adam", Türkiye'nin en varlıklı paronlarının örgütü TÜSİAD'ın toplantısında, "(...) Ben de bugün yeni bir ifade ortaya koyuyorum. Yargının tarafsızlığını istiyorum. Bunu başarmak durumundayız.", diyor. (bak: AKP'nin yarıresmi yayınorganı Yenişafak, 23.05.2007)

 

Yargı sanki devlet erkinin en önemli sacayaklarından biri değil de, futbol veya boks maçı yöneten bir hakem rolünde.. Yargı, Tayyip Erdoğan'ın "teori"sine göre, -takım tutmadan- kimin diğerine daha çok gol attığının veya daha çok yumruk vurduğunun doğru hesabını yapacak bir maç hakemi rolünde olacak (!) Peki bu garipliği yumurtlayan sözüngelişi "adam" kim? Tımarhane kaçkınımı, yoksa eski "Türk büyükleri"nin deyişiyle bir "şehir eşkiyası"mı? Doğrusu bu anlaşılması güç lafları edeni "paşa paşa" dinleyen ensesi kalın şık patronların, olayı atlayan mali-sermaye basınının ve "tam demokrasi" isteyen birtakım çokbilmiş "tuzukuru" cırcırböceği liberal aydınların olay karşısındaki sessizliklerine bakacak olursak, tüm bu yaşananların aslında koskoca bir tımarhane de gerçekleşmekte olduklarını düşünebiliriz...

Hangi modern devlet olursa olsun devlet, yasama, yürütme ve yargı erklerinin varlıkları üzerinde, bu sacayağı üzerinde yükselir. Ve yine -devletin biçimi ne olursa olsun- yargı "tarafsız" olamaz. Çünkü o, -iyi veya kötü- mevcut yasalar çerçevesinde toplumsal düzeni ve devletin işleyişini sağlamakla yükümlü olan, yani tam anlamıyla yasalardan ve mevcut devlet düzeninden yana taraf olan, bu yasaların toplumda işlevlerini görmelerini sağlayan, toplumda kaosu önleyen bir kurumdur. Yargı devlet iktidarının en önemli kurumlarının başında gelir ve tarafsız olamaz.

 

Yeni devlet teorileri geliştiren bir "politika filozofu" rolünde "Yargının tarafsızlığını istiyorum" demek, aslında en iyimser yorumla, devletin ne olduğunu bilmeyen eğitimsiz bir "ikizlere takke satıcısı", ya da Karaköy-Sirkeci vapurlarında "nane-limon-okkalüptüs" satıcısı üslubuyla konuşmaya benzer. Gerçi Tayyip bey için "allı verelim, morlu verelim, dar geldiyse bol verelim, açık geldiyse koyuverelim" gibisinden Mahmutpaşa tezgahtarı ağzıyla konuşmak pek yadırgatıcı olmasa bile, başbakan konumundaki birisinin, temsilettiği devletin işleyişinden haberdar olmaması şaşırtıcıdır. Fakat yine de bu sonderece iyimser bir yorumdur... Cehaleti şüphe götürmese bile, başbakanın bu sözleri artniyet taşımadan etmiş olduğunu düşünmek olanaksızdır.

 

Çünkü, 7 Nisan 2006 günü gerçekleşmiş olan ve ikinci daire başkanı Mustafa Birden ile birlikte diğer üç aynı daire üyesi yargıcın yaralanmaları ve yine aynı dairenin üyesi yargıç Özbilgen'in ölümü ile sonuçlanan karanlık Danıştay baskınından hemen önce de başbakan, sözkonusu dairenin türban (sıkmabaş) ile ilgili bir kararına saldırmıştı. İktidar yanlısı basın, Danıştay ikinci dairesini hedef göstermişti. Başbakan, sanki laik bir cumhuriyetin başbakanı değil de, Suudi Arabistan'ın kıralı rolünde, yargı kararlarıyla ilgili olarak, "ulemaya sormak lazım" diye konuşmuş ve bu şekilde toplumun en geri kesimlerini yargı erkine karşı kışkırtmıştı. Şüphesiz O'nun bu tavrı aynızamanda başında olduğu devlete karşı bir kışkırtmaydı. Böyle bir tavrın örneğini başka herhangi bir ülkede görebilmek olasımıdır?, bilemiyorum... Tüm bu gerçeklerin ışığında, TÜSİAD toplantısında "Yargının tarafsızlığını istiyorum" diye konuşan Tayyip Erdoğan'ın sadece bir cehalet örneği sergilediğini düşünmek olanaksızdır. O'nun bu sözleriyle yargı erkini yıpratıp denetimi altına almak gibi bir niyeti olmadığını düşünmek büyük yanılgı olur.

 

General Evren'in Pentagon darbesinin zehirli meyvası Tayyip Erdoğan ve takımı, mevcut antidemokratik işleyişin de yardımıyla yürütme erki ve yasama erki üzerinde egemenlik kurabilmişlerdir. Bu egemenliklerini nasıl kullanmakta olduklarını, devletin laiklik ilkesini yokedebilmek ve bu ilkeye düşman yeni nesiller yetiştirebilmek için nasıl yoğun çaba sarfettiklerini gözönüne getirirsek, işin ciddiyetini daha iyi anlayabiliriz... Onlar, yargı erkini de bu yapmakta oldukları saldırılarla zayıflatılıp kendi denetimleri altına almaya, ve böylece devletin tüm organlarını tek elde toplayarak diktatörlüklerini yerleştirmeye çalışmaktadırlar... Türkiye'de gri tonlarıyla zaten varolan faşizan korporativ sistemin gerçek karanlık yüzü, veya parlementer sistemi koruyan mevcut yumuşatılmış faşizm, böyle bir operasyonun başarısı halinde tam anlamıyla açık faşist bir rejime dönüşecektir. Tayyip Erdoğan'ın ve O'na taktik verenlerin istedikleri de bundan başka birşey değildir. Böyle bir faşizmin asıl merkezi ise Ankara değil, Washington olacaktır.

 

"Kırmızı Şapkalı Kız" masalındaki "hain kurdun" hilelerini aratmayacak bir kıvraklıkla "demokrasi savunucusu" rolü oynamaya çalışan ve "demokrasi mücadelesi" sırasında acılar çekmiş mazlum bir kişi maskesiyle halkın karşısına çıkan iktidar zengini paragöz Tayyip Erdoğan, yargı erkini yıpratmaya çalışırken, bilinçli olarak mevcut hastalıklı demokrasinin altını oymaktadır... Yazar ve politika filozofu Montesquieu'dan (1689- 1755) beri yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinden bağımsız iktidar odakları olmaları prensibinin demokratik bir devlet işleyişinin temel kuralı olduğunu bilinmektedir. "Yargının tarafsızlığı" ise şimdiye dek duyulmamıştır ve anaşılan bu söz Tayyip Erdoğan'ı yetiştiren "ulema"ya aittir.

 

Sözkonusu güçlerin, yasama, yürütme ve yargı erklerinin aynı elde, veya tek merkezde toplanmaları, diktatörlük rejimlerine, mutlak monarşilere, ve mali-sermayenin doğuşunun ardından tarih sahnesinde gözükmeye başlamış olan faşist rejimlere özgüdür. Tayyip Erdoğan'ın istediğinin bu son anılan rejim olduğunu anlamamak için aptal olmak gerekir. Ve bu nedenle O, yargı erkini ve orduyu zayıflatarak kendi kontrolu altına almaya çalışmaktadır. Aslında sözkonusu operasyon aynızamanda Batı'nın emperyalist merkezlerinin bir projesidir. Türkiye için biçilen deli gömleği, veya tezgahlanan faşist rejim, Washington merkezli olacaktır...

 

Tayyip Erdoğan'ın en yakın iç ve dış dostlarına bakıldığı zaman, Tayyip Erdoğan'ı anlamak ta kolaylaşmaktadır. Örneğin, Mussolini'ye övgüler düzen ve ırkçılara özgü bir düşünce yapısı ile Müslüman halkları aşağılayan Berlisconi'ye bakıldığı zaman Tayyip Erdoğan'ın kimliği de açıklık kazanmaktadır. Yine örneğin, ABD'de laikliği yıkmaya çalışan "yeni tutucular" ekibine, Afganistan ve Irak kasabı W. Bush'a bakıldığı zaman, tüm bunların dostu Tayyip'in yolunu anlamak ta kolaylaşmaktadır.  

 

Böyle bir dünya da nerede "tam demokrasi" varsa, "tam demokrasi" her ne ise, "tam demokrasi" istiyoruz gürültüleriyle Tayyip Erdoğan'a payanda olan birtakım "aydınlar" için de "iyi niyetli" sözünü kullanmak sanırım fazla iyi niyetli olmak anlamına gelmektedir. Ve gariplikler, insancıl olmaktan tamamen uzak tehlikeli delilikler okadar fazladırki, hepsinden sözetmeye kalkmak bu metnin hiç bitmemesi anlamına gelecektir.

 

Kısacası, sonderece yorucu, bıktırıcı bir dünya da, ve özellikle sonderece sıkıntı verici bir Ortadoğu'da ve Türkiye'de yaşanmaktadır...

 

Yusuf Küpeli,

27.05.2007

yusufk@telia.com

 

Basından seçim notları & Tayyip Erdoğan vıdeoları: kelleler, laiklik vs.

 

önce bir soru ve ardından videolar:

 

İyi hoş ama, tüm bu gerçekler, video kayıtlarında izlenen gerçekler, Tayyip Erdoğan henüz en sorumlu kurumun başına taşınmadan önce bilinmiyormuydu? Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenlik servisleri bu gerçekleri bilmiyorlarmıydı?

 

Örneğin, Tayyip Erdoğan, CIA beslemesi Hikmetyar'ın dizinin dibine oturabilmek için kimlerden referans aldı? Çünkü, o dönemde Hikmetyar Afganistan'ın en güçlü kişisiydi, çok güçlü referanslar olmadan O'nun bukadar yakınına öyle kolay yaklaşılamazdı. O, yedi Mucahidin örgütünü çatısı altında toplayan şemsiye kuruluşun başındaydı. CIA'nın paraları ve silahları teslimettiği asıl bağlantı halkasıydı Hikmetyar. CIA, böyle bir oluşum için, 1970'li ve 1980'li yılların değeriyle en az 3.5 milyar ABD doları harcamıştı ve yine daha sonra Taleban'ın kuruluşu için de en az aynı miktarda bir harcama yapacaktı... CIA'nın deyimiyle, "kadın düşmanı faşist bukalemun Hikmetyar"a Tayyip Erdoğan'ı bu ölçüde yaklaştırabilecek referanslar CIA bağlantılı bazı Türkiye Cumhuriyeti servislerinden mi, bizzat CIA'dan mı, Hikmetyar'ın ilişki içinde olduğu Müslüman Kardeşler örgütünden mi, yoksa bunların hepsinden birden mi gelmişti?

 

Devamedelim... Avrupadaki birçok devletten çok daha fazla nüfusa sahibolan İstanbul'un belediye başkanlığını uzun süre yapmış olan Tayyip erdoğan, görev süresi boyunca cumhuriyete ve laikliğe olan düşmanlığını açıkça sergilerken, sivil ve askeri servisler ne yapmışlardır? Şimdi bu videolar ortaya çıktıklarına göre, sözkonusu servisler olanları izlemişlerdir. Aynı servisler, başından beri Tayyip Erdoğan'ın ne olduğunu, gerçek kimliğini çok iyi bilmekteydiler ve belki birtakım kontratlarla O'nu kullanmaktaydılar... Yoksa bir bahane bulunarak, veya hatta yaratılarak Tayyip Erdoğan'ın önü rahatça kesilirdi herhalde... Kısacası, Tayyip Erdoğan hangi yüksek devlet görevlilerinin adamıydı veya halen adamıdır? Devlet içindeki bu aklıevvel örgütlenme nasıl entrikalar çevirmiştir de, Tayyip Erdoğan gibi her kılığa girebilen hastalıklı biri bu ölçüde yükselebilmiştir? Bu bukalemun yapılı karakterler, Washington'un "Yeşil Kuşak" politikasının ürünü General Evren darbesinin iktidar için baştan beri hazırlamakta olduğu kadrolarmıdır?

 

Örneğin, hukuki herhangi bir geçerliliği olmayan Siirt seçimlerini tezgahlayanlar ve Tayyip Erdoğan'ın TBMM'ne taşinması için Baykal'ı ikna edenler kimlerdir? Şimdi gırtlağını yırtarcasına Tayyip Erdoğan'a karşı haykıran CHP başkanı Baykal o günlerde nasıl ikna edilmiştir?, kimlere güvenerek bu yasadışı işe karışmıştır? Bunları açıklayabilirmi? Devlet yönetimini aşiret ilişkileri ile karıştıran ve bu feodal düşünce yapıları ile -farklı modern kurumlara sahip- ABD'nin gerçek gücünü tam tartamayan sözkonusu aklıevvel Sülün Osman karikatürleri Tayyip'i kullanarak ABD'yi kafese koyacaklarınımı sanmışlardır yoksa? W Bush yönetimi bu tezgahın nekadar içindedir ve nasıl olmuştur da daha TBMM'ne girmeden Beyaz Saray Tayyip Erdoğan'ı bir başbakan gibi karşılamıştır?

 

Günümüzde yükseklerde kopan gürültünün asıl nedeni nedir? Güçlendiğini hisseden Tayyip Erdoğan, dışarıdan da aldığı destekle, boynundaki tasmayı çıkartarak bunu kendisini yapmakta olduğu işe hazırlayan yerli sahiplerinin boynuna takmaya çalıştığı için mi okların hedefi olmuştur? Halkın tepkileri haklı ve samimidir ama, tepelerde kopan fırtınanın asıl nedeni nedir? Neden, Tayyip Erdoğan'ın kontroldan çıkması, sahip değiştirmeye kalkmasımıdır? Şüphesiz Tayyip Erdoğan ve ekibinin laikliğe saldırısı sonderece ciddidir ve bu saldırının başarısı tasmanın boyun değiştirmesi işinde de başat rol oynayabilecektir... Tayyip Erdoğan dışa, Washington'a karşı onların adamı rolünü oynarken, bazı hesaplar yapıp gerçekten onların adamımı mı olmuştur? Bu iç kavgada dış güçlerin etkilerinin ağırlıkları nekadardır? Şüphesiz az değildir ama... Bu ve daha sorulmamış birçok soruyu kimler yanıtlayabilirler?

 

Psikopat karakterlerin birçok ipte birden oynamaya çalıştıkları, -çok yakın çevrelerine yönelik özel ilgileri dışında- herhangi birilerine ve topluma karşı sorumluluk duygusu taşımadıkları, rahatça saf değiştirebildikleri, güçlü zekaları ile kolayca yalanlar uydurup demagojiler yapabildikleri bilinen gerçeklerdendir.

 

Yusuf Küpeli

27.05.2007

 

ve videolar:

 

bu millet istedikten sonra laiklik elbette gidecek yahu, bu engellenemezki

 

CIA beslemesi bukalemun Hikmetyar & Recep Tayyip Erdoğan
03:55

 

 

 

 

 

 

 

 

From: StickyTv

 

 

 

 

From: jrnlst

 

 

 

Seçimlerde 8 BİN 800 aday yarışacak
Bugün, 15:22 27 Mayıs 2007 Pazar http://www.haberx.com/index.html

Milletvekili genel seçimlerine katılacak siyasi partilerin birleşik oy pusulasındaki sıralaması belli olurken, 16 partinin tüm seçim bölgelerinde seçime girmesi halinde toplam 8 bin 800 aday milletvekili olmak için yarışacak. Siyasi partiler seçime aday listelerini en geç 4 Haziran 2007 tarihine kadar YSK'ya verecekler.YSK'nin belirlemelerine göre seçimlere toplam 17 parti katılacak. Ancak DYP ile Anavatan Partisi'nin birleşmesi sonucu bu sayı 16'ya düşecek. Yapılan hesaplamalara göre aday adaylık sürecinde siyasi partilere milletvekili adayı olmak için toplam 20 bine yakın başvuru oldu. Bu aday adaylarından seçime katılacak 16 partinin bütün seçim bölgelerinde eksiksiz aday göstermeleri halinde 22 Temmuz'da tam 8 bin 800 aday milletvekili listelerinde yeralacak.

(ANKA) - Milletvekili genel seçimlerinde, seçime girecek olan 16 partinin tüm seçim bölgelerinde seçime girmesi halinde toplam 8 bin 800 aday milletvekili olmak için yarışacak. Başka bir deyişle 22 Temmuz'da yapılacak seçimlerde toplam 8 bin 800 aday Meclise girmek için kıyasıya bir yarışa girişecek.

Seçime bağımsız katılanların da hesaplanması halinde 22 Temmuz'da seçmen karşısına yaklaşık 9 bin aday çıkacak.

ADAY LİSTELERİNİN 4 HAZİRAN'A KADAR BİLDİRİLMESİ GEREKİYOR

Siyasi partiler, seçime katılacakları seçim çevrelerine ilişkin aday listelerini 4 Haziran 2007 saat 17.00'ye kadar YSK'ya bildirmek zorunda. Siyasi partilerin aday listelerindeki değişiklikleri 8 Haziran'a kadar tamamlamaları gerekirken, aday listesi 10 Haziran'da Resmi Gazete başta olmak üzere radyo ve televizyonlardan yayınlanacak. öte yandan geçici aday listelerine karşı 11 Haziran'a kadar il seçim kurullarında itirazda bulunulabilecek. YSK, yapılan itirazları 15 Haziran'da karara bağlayacak. Bağımsız adaylar da dahil olmak üzere milletvekili kesin aday listesi 20 Haziran'da Resmi Gazete'de yayınlanacak.

 

Partilerin oy pusulasındaki yerleri belirlendi

27 Mayıs 2007 / Pazar http://www.milliyet.com.tr/2007/05/27/son/sonsiy03.asp

      Siyasi partilerin, 22 Temmuzda yapılacak milletvekili genel seçiminde kullanılacak birleşik oy pusulalarındaki yerleri belirlendi.
      Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) belirlediği seçim takvimine göre, seçime katılma koşullarını taşıyan siyasi partilerin temsilcileri, partilerinin birleşik oy pusulasındaki yerlerini belirlemek üzere Adalet Bakanlığının Gazi Mahallesi'ndeki ek binasında kura çektiler. Kura çekimi YSK Başkanı Muammer Aydın ve kurul üyeleri nezaretinde gerçekleştirildi.
      Kura çekimi sonucuna göre, seçimde kullanılacak birleşik oy pusulalarının başında Aydınlık Türkiye Partisi, sonunda ise Türkiye Komünist Partisi yer alacak.
      Partilerin, birleşik oy pusulasındaki sıralaması soldan sağa şöyle:

1-Aydınlık Türkiye Partisi
2-Bağımsız Türkiye Partisi

      3-Saadet Partisi

      4-İşçi Partisi

      5-Cumhuriyet Halk Partisi

      6-Halkın Yükselişi Partisi

      7-Özgürlük ve Dayanışma Partisi

      8-Genç Parti

      9-Doğru Yol Partisi

      10-Liberal Demokrat Parti

      11-Büyük Birlik Partisi

      12-Milliyetçi Hareket Partisi

      13-Adalet ve Kalkınma Partisi

      14-Hak ve Özgürlükler Partisi

      15-Anavatan Partisi

      16-Emek Partisi

      17-Türkiye Komünist Partisi
     
     YSK BAŞKANI: HAZIRLANAN SEÇMEN KÜTÜKLERİMİZ GAYET SAĞLIKLIDIR

      Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Muammer Aydın, bilgisayar ortamında hazırlanan seçmen kütüklerinin son derece sağlıklı olduğunu belirterek, "Herhangi bir kuşkuya neden yoktur" dedi.
      Siyasi partilerin, 22 Temmuzda yapılacak milletvekili genel seçiminde kullanılacak birleşik oy pusulalarındaki yerleri Adalet Bakanlığının Gazi Mahallesi’ndeki ek binasında gerçekleştirilen kura çekimi ile belirlendi.
      YSK Başkanı Muammer Aydın, kura çekiminde yaptığı konuşmada, seçmen kütüklerinin bugün saat 17.00’de kesinleşeceğini bildirdi.
      Yaklaşık 41 milyon Türkiye Cumhuriyeti Kimlik numarası belirlenmiş oy kullanabilir seçmen olduğunu ifade eden Aydın, 1,5 milyon seçmenin ise kimlik numaraları belli olmamasına karşın kimlik, pasaport, evlilik cüzdanı ya da ehliyet gibi resmi kimlikleriyle kendilerini kanıtlamaları halinde oy kullanabileceklerini ifade etti.
      Aydın, seçmen kütüklerinin tamamının 2005 yılında bilgisayar ortamına aktarıldığını, 2006 yılının Aralık ayında ise askıya çıkarılarak güncellendiğini belirterek, bu kayıtların Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) ile karşılaştırıldığını anlattı.
      Tüm seçmenlerin Türkiye Cumhuriyet kimlik numarasını tespit etmeye çalıştıklarını ifade eden Aydın, bunda yüzde 98 oranında başarılı olduklarını kaydetti. Aydın, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası bulunmayanların bundan sonra seçmen kütüklerine yazılamayacağını da hatırlattı. Aydın, "Bilgisayar ortamında hazırlanan seçmen kütüğümüz gayet sağlıklıdır. Herhangi bir kuşkuya neden yoktur. Bu nedenle kafaları karıştırmanın bir anlamı olmadığı düşüncesindeyim" diye konuştu.
      Bir gazetecinin, DYP ve ANAVATAN birleşmesinin oy pusulasında ne şekilde yer alacağı sorusu üzerine ise Aydın, kendilerine henüz resmi bir başvuru yapılmadığı için DYP ve ANAVATAN’ın kura çekimlerine ayrı ayrı katıldığını söyledi. Aydın, iki partinin birleşerek, pusulanın basımından önce resmi başvuru yapmaları halinde gerekli işlemlerin gerçekleştirileceğini söyledi.
      Bu arada, bağımsız adayların birleşik oy pusulasında isimlerinin yer almasını öngören Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesi nedeniyle bağımsız adaylıklar kesinleştikten sonra kura çekimi yapılacak. Bağımsız adaylara, bu kuradaki sıralamaya göre, YSK’ca birleşik oy pusulasında siyasi partilerden sonra gelmek üzere yer verilecek.

 

 

AK Parti'nin Uzan hesabı...
Bugün, 10:23 25 Mayıs 2007 Cuma http://www.haberx.com/index.html

"Bu adam, çıkıp televizyon ekranlarında Türkiye’yi nasıl kurtaracağından, hırsızlardan nasıl hesap soracağından söz ediyor ve tabii hükümete bindirdikçe bindiriyor. Peki hükümet partisi AKP ne yapıyor? Ne yapacak? Sus pus olmuş olan biteni izliyor. Bir hükümet yetkilisi çıkıp da, "Birader, şu bankanın içi nasıl boşaltılmıştı?" diye sormuyor."

Ahmet hakan-Hürriyet

AKP, Uzan’la gurur duyuyor

BİR adam düşünün: Bankasının içini boşaltmakla suçlanıyor... 10 milyar dolarlık bir hortumlamadan tutuksuz yargılanıyor... Aynı davadan yargılanan babası ve kardeşi, dünyanın dört bir yanında "Kırmızı Bülten" ile aranıyor.

Ve bu şartlar altında...

Bu adam, çıkıp televizyon ekranlarında Türkiye’yi nasıl kurtaracağından, hırsızlardan nasıl hesap soracağından söz ediyor ve tabii hükümete bindirdikçe bindiriyor.

Peki hükümet partisi AKP ne yapıyor? Ne yapacak? Sus pus olmuş olan biteni izliyor.

Bir hükümet yetkilisi çıkıp da, "Birader, şu bankanın içi nasıl boşaltılmıştı?" diye sormuyor.

Ben herkesin bildiğini açıkça yazmakta bir sakınca görmüyorum:

Bu işin içinde "gizli bir konvansiyon" var!

Şöyle ki:

Malum Genç Parti, 3 Kasım’da gerek MHP’den, gerek DYP’den oy almıştı. Alınan bu oylar nedeniyle de iki parti barajın hemen altında kalmıştı.

Bu durum, AKP’ye yüzde 34’lük oya karşılık parlamentoda yüzde 65’lik bir temsil hakkının doğmasına neden olmuştu.

Sanırım AKP, şimdi de aynı hesabı yapıyor...

Her tarafı açık olan Cem Uzan’a karşı oluşan derin sessizliğin nedeni budur.

 

AKP barajı aşabilecek mi?
Bugün, 11:00 27 Mayıs 2007 Pazar http://www.haberx.com/index.html

Toplam 10 milyon kişinin meydanlara aktığı Cumhuriyet Mitingleri, CHP ve DSP dokusu taşıdığına göre, 15 milyonluk bir oy deposu cepte keklik demektir.  Ve hiç de sürpriz değildir.

Büyük avans bu. Aritmetik ortada.  Tamam da, AKP nasıl yüzde 30 civarı hâlâ?

Rauf TAMER

Ne hesap bu?-POSTA

Mitinglere bakarak söylüyorum. CHP’ye 15 milyondan az oy çıkarsa kabul etmem. Bu, yüzde 30 yapar.

DP’ye bakıyorum. Yüzde 15 puanla yola çıktığına göre, sinerjiyle beraber 20 puan’dan aşağı çıkarsa onu da kabul etmem.

Ne etti?

Yüzde 50.

GP diyor ki en az 15 puan.

MHP... En az 15 puan.

Ne etti?

Şimdiden 80 puan.

Daha durun.

BBP var. Onu hiç yabana atmayın. SP var. SHP var. İP var. ÖDP var. Öbürleri var. En mühimi, DTP’nin bağımsızları var. Hiç etmese, 15 puan da bunlar eder.

Toplarsak 95 puan.

Ne kaldı geriye?

5 puan.

Eh, o da AKP’nin işte.

*

Bana sorarsanız AKP’ye 5 puan bile çok.

Vatanı satmaya kadar giden suçlamalar, hergün heryerde hakarete uğramalar, kitle halinde istifaya çağrılmalar, anayasal kurumlar dahil bütün kurumlardan dışlanmalar, ‘halkın sevgilisi olmuş bir Cumhurbaşkanı’ tarafından sürekli aşağılanmalar... bunlara bir de iktidardaki yıpranma payını ekleyin. Mantığa göre, böyle bir parti, yüzde 2 bile oy alamaz, değil mi?

Sokağa çıkamaz.

Varoşlara giremez.

Halkın arasında yürüyemez.

E peki, anketlerde nasıl oluyor da yüzde 30 gözüküyor hâlâ? Bazen 35, bazen 40 çıkıyor... En kötü ihtimalle nasıl oluyor da 28 çıkıyor?

*

Bu hesabı anlamıyorum.

Toplam 10 milyon kişinin meydanlara aktığı Cumhuriyet Mitingleri, CHP ve DSP dokusu taşıdığına göre, 15 milyonluk bir oy deposu cepte keklik demektir.

Ve hiç de sürpriz değildir.

Büyük avans bu. Aritmetik ortada.

Tamam da, AKP nasıl yüzde 30 civarı hâlâ?

Eğer meclise yine 2 parti girecekse o başka... Ama 4 parti, 5 parti girecekse, bu hesabı biri anlatsın bana.

 

http://www.sinbad.nu/