Sinbad, bilgi denizinde bir yelkenli  http://www.sinbad.nu/ 

Türkiye- politika- ekonomi- tarih ; Türkiye-politika-ekonomi-tarih 2 tıkla

Türkiye- politika- ekonomi- tarih 

 

Kültür 

 

Kol ve kafa emekçileri

 

Irkçılık, Faşizm

 

Sovyet Devrimi

 

KAFKASLAR

 

Direnen Irak & Iraq-english

 

Filistin Memleketimdir

 

Asya, Çin, Güneydoğu Asya, Vietnam, Japonya

 

ABD- AB- 11 Eylül- konspirasyon

 

Latinamerika & Afrika

 

İnsan Hakları

 

Kürtler

 

Balkanlar

 

Türkiye'den yazılar

 

Basından

 

Söylesiler

 

Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi

 

linkler

 

Yusuf Küpeli, Zehir, yavaş yavaş zehirlenen toplumlar (...) Aynen Napolyon’un en yakınındaki “güvenilir” kişi tarafından yavaş yavaş zehirlenmesi gibi, toplumlar da bazı dönemlerde güvenip başlarına oturttukları kişilerce daha kolay zehirlenip ölüme sürüklenebilirler... Devlet olanakları da kullanılarak Türkiye Cumhuriyeti toplumunun özellikle göreceli az eğitimli bölümlerinin, henüz yetişme çağında olan genç nesillerinin değişik hurafelerle (boş inançlarla), bilim dışı hertürlü pislikle, kadınları safların en gerilerine iten çağdışı ataerkil kültürlerle, sınıflardışı yozlaştırıcı alt kültürler aracılığıyla yalanın en yapışkan yokedici ağlarına yavaş yavaş çekilip zihinsel anlamda zehirlenmeleri, ve tüm bunların “demokrasi” adına yapılıyor olmaları, artık açıkça görülebilir ve aynızamanda sonderece anlaşılabilir gerçeklerdir... (...) Türkiye toplumu, tepesine oturmuş, iktidar iplerini eline geçirmiş birileri tarafından ancak bu ölçüde ve bu tip yöntemlerle sinsice ve kesintisiz olarak zehirlenip süreç içinde çürütülerek öldürülebilir. Çağdaş bilimsel gerçeklerden kopartılan, “abdest suyu ile alyuvarlarlarını çoğaltmaya kalkan” toplumlar, emperyalist güçlere karşı direnme güçlerini... ayrıca bak: ABD- AB- Türkiye- 11 Eylül ve diğer konspirasyon yazıları

 

Yusuf Küpeli, “Türklüğü, cumhuriyeti, ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni korumak” yalanı üzerine

“Türküm, doğruyum, çalışkanım...”

“Türklüğü, cumhuriyeti, ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni koruma” yalanının gölgesinde kalan bazı gerçekler üzerine

Mali-sermaye güçlerinin diktatörlüğü faşizm, sürekli tekrarladığı “ulusal birlik” söylemlerine karşın, birliği onulmaz biçimde tahribeder ve halkı aşağılar

“Türklüğü koruyan” 301. madde ve aslında olması gereken hakkında

 

Yusuf Küpeli, Papa’nın “balans ayarı” ile ilgili kısa bir not Ingabritt Tomboulidou'ya ait- metnin çevirisi, Papa’nın ziyaretinin gerçek nedenine ve sonuçlarına özlü biçimde ışık tutmaktadır kanımca…(...) Batı’nın  halkı Ortodoks ülkeleri hazmedebilmesi için, bu Ortodoks nüfus üzerinde ideolojik denetim kurması gerekmektedir. Batı egemen güçlerinin ideolojik denetimleri, Roma Katolik Kilisesi ile gerçekleşebilir ancak. Grek Ortodoks Kilisesi ile Roma Katolik Kilisesi arasında yaklaşık bin yıldır sürmekte olan tarihi uzlaşmazlığı çözmeden, ve Ortodoksları Vatikan'ın denetimi altına sokmadan sözkonusu ideolojik denetimi sağlama olasılığı yoktur...

 

Ingabritt Tomboulidou, Papa Turkiye’de denge ayarını başardı- İstanbul’da O, mezhepler arası birlik çabasında ileriye yönelik büyük adımlar attı (...) Fakat ziyaretin asıl nedeni İslam ile yakınlaşmak değildi, bunlar fazladan prim oldular. İki kilise arasında yaklaşık 900 yıl sürmüş olan ilişki kopukluğunu tamir amacıyla 1967 yılında başlatılmış olan kilise temsilcileri arasındaki diyaloğu (görüşmeleri) sürdürme amacıla gerçekleşen ziyaret, şükürler olsun ki, Grek- Ortodoks Patriği Bartolomeus davetiyle güncelleşti.

 

AKP bağlantılı yolsuzluklarla ilgili yeni liste: Yolsuzluğa giden yollar helalmidir? + laiklik tehdit altında değildir diyenlere: Tesettür otelleri yaklaşık 5 kat arttı (Milliyet) + AKP DÖNEMİ Yolsuzluklar listesi + BASBAKANIN OGLU ÇÜRÜK RAPORU ALARAK ASKERLİK YAPMAMIŞ! Babası da Halıcıoğlu'nda kantin subaylığı yapmış. Yani, kendi deyişi ile YANGELİP YATMIŞ!

 

      AKP, özellikle büyük kentlerin ilan panolarına afişler asmış: sırıtan suretler... Milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar! (alıntı)

     Yargıtay 11'nci Ceza Dairesi Maliye Bakanı Kemal Unakitan'ın sahtecilik ten yargılanmasın istiyor (alıntı)

     ADİ SUÇLAR NEDENİYLE DAVALARI SÜREN BAZI AKP VEKİLLERİ, BAKANLARI, BELEDİYE ÜST GÖREVLİLERİ (alıntı)

      Emin ÇÖLAŞAN, İbret belgesi rakamlar (12.07.2007 tarihli Hürriyet'ten alıntı)

      Tufan TÜRENÇ, Tayyip Bey’in hoşuna gitmeyecek döküm (16.07.2007 tarihli Hürriyet'ten alıntı)

 

"Erkek Egemen Türkiye" (haberx)

Türkiye nüfusunun yüzde 49.7'sini oluşturan kadınlar, yönetim kademelerinde ve karar verme mekanizmalarında yer alamıyor

ATO'nun "Erkek Egemen Türkiye" Araştırması'na göre bürokratların yüzde 93'ü erkek

TBMM'deki kadın milletvekili oranı Arap ülkeleri ortalamasının bile altında  metnin tamamı için tıkla

+

Kadınların 3'te 1'i şiddet görüyor (haberx)

(...) ''Kadınların 3'te biri şiddete maruz kalıyor. Bölgesel olarak oranda yoğunluk yada seyreklik olabilir. Güneydoğu'da, doğuda fazla ama bu Trakya'da olmadığı anlamına gelmiyor. Trakya'da da var, özellikle...''

(...) ''2010 yılında 400'e yakın kadının namus cinayetinden öldürülüğünü görüyoruz...''  metnin tamamı için tıkla

 

vicdanınız dar, miğdeniz genişse sevinebilirsiniz: W. BUSH MÜSLÜMANLARIN RAMAZAN AYLARINI KUTLADI(!)

günlük basından:

+Bush: Ramazan bize merhamet aşılasın, WASHINGTON (İHA)

ABD Ramazan'da saldırdı: 45 ölü   (not: Irkçılar ve faşistler doğaları gereği ikiyüzlü ve yalancıdırlar)

+ABD özgür ruhunu kaybetti (radikal)

+tüketiciler birliği: "Rama ZAM "

+SİNBAD, İNANAN OKUYUCULARINA SAĞLIKLI BİR RAMAZAN AYI DİLER VE ORUÇ ÜZERİNE ÇOK KISA BİLGİLER VERİR

+SİNBAD"DAN GÖRECELİ ESKİ BİR METİN: Irak'ta süren emperyalist vahşetle ilgili üç çeviri ve üç yazı:

+günlük basında "güllü" haberler:

Gül'ün 2. resmi kabulüne 500 kişi katıldı,

 

Y. Küpeli: Tekzib veya yalanlama

Radikal gazetesi ilgililerine

 

Yusuf Küpeli, Cıvıklık, ciddiyet, gaz kaçağı gibi kapı aralığından sızan uluslarüstü mali-sermaye kökenli faşizm, ve “beğenmeyen çekip gider”

Cıvıklık ve ciddiyet, ancak birbirleri ile tartılarak anlaşılabilirler. Eğer bir toplumsal çevrede olaylar, ve sözler şirazesinden (düzeninden, kuralından, yasalarından) çıkmışsa; sözkonusu çevrede gücü yeten “kör tuttuğunu iyi edebiliyor”sa; aynı kişi bugün “bayram haftası” derken, yarın rahatça “mangal tahtası” diyebiliyorsa; kuralları öncelikle yönetenler çiğniyorlarsa; toplum, başından aşağı pis kokulu bir kova lağım suyu dökülmüş gibi vıcık vıcık sulandırılmışsa; o toplumda ciddiyet ile cıvıklığı ayırt edebilmek olanaksız hale gelir. Bu ölçüde sulandırılıp kirletilmiş bir toplumda, pisliğin, cıvıklığın en kokuşmuşu, rahatça “ciddiyet” olarak algılanmaya başlanabilir…

(...) Toplumsal kirin zehiri, insanların beyin hücrelerini kendisine tutsak etmeye, kişileri ahlak ve akıl dışılığa sürüklemeye başlamıştır artık. İnançlarını, geleceğe güvenlerini, değer yargılarını yitiren, giderek daha fazla dengesizleşen ve günlük yaşamaya başlayan insanlar, kolayca herşeylerini, geleceklerini, oylarını pazara çıkartabilmektedirler… Yirmi milyonu aşkın yarı aç ve aç insanın yaşadığı bir

ülkede, onyıllardır politikacılar tarafından dolandırıldıklarını bilen, ve ortada yaşamı kökten değiştirebilecek bir alternatif göremeyen insanlar, anlaşıldığı kadarıyla, oylarını çok ucuza satmışlardır. Kısacası, AKP’nin zaferi, onyıllardır birikerek etkisini arttıran ve sonuna yaklaştıkça iğmesi artan çürümenin, ve sonun, ve ölümün zaferidir aynızamanda.

(...) Sistemin tıkanmakta olduğu, artık eskisi gibi yönetilemeyeceği, anlaşıldığı kadarıyla devlete egemen güç tarafından da farkedilmektedir. Artan evrensel, bölgesel ve iç sorunların kıskacına dolanmış yönetici güçler, “halk destekli” baskıcı bir rejimle durumu bir süre daha idare edilebilmeyi hesaplamaktadırlar. En azından günün böyle kurtarılabileceğini düşünmektedirler. Ve bu nedenle, biryandan silahlı kuvvetlerin tabanını oyalamak için, tepelerde laik-laiklik karşıtı çatışmasını sahnelerken, öbür yandan -göya kontrolları altında- din tüccarı Tayyip takımına, AKP’ye gaz vermektedirler. Kısacası, yönetenler konumlarını koruyabilmek için giderek “Allah’ın yardımı”na daha fazla gereksinim duyar hale gelmişlerdir. Bunun sayısız göstergelerinin yanında en dikkate...

Olmayacak duaya amin demek; ya da Sophia Loren’in eşsiz cömert güzeliğine yönelik ahmakca hainane saldırı! “(…) Ünlü modacı Kutoğlu, Hayrünnisa Gül'e, 'Sophia Loren tarzı' bir imaj yapacağını duyurdu. Ancak, Hayrünnisa Gül'ün saçının ne kadarının görünmesine izin vereceğinin belli olmadığı belirtildi. 'Sofia Loren tarzı' konusunda herhangi bir bilgi veya tanımlama aynı haberde yer almadı…” (Guardian'dan aktaran, 20.08.07 tarihli Kanal Turk; 20.08.07 tarihli Hürriyet; 21.08.07 tarihli Kent Haber; 22.08.2007 tarihli NTV; 22.08.2007 tarihli Radikal vs.)

not: Sözkonusu hainane girişim, “teröre karşı mücadele” kapsamı içinde ele alınmalıdır. Ve George W. Bush duruma derhal elkoymalıdır!- www.sinbad.nu

şaka: Sophia Loren-Gül karşılaştırması fotoğraflar için tıkla

Cumhuriyet’in bazı halkçı kazanımları ve Mustafa Kemal’nin ölümünün 69uncu yılında Çankaya’nın misafirlerini yansıtan foto-montaj

-          1 Kasım 1922 günü saltanat kaldırıldı.

-          29 Ekim 1923 günü cumhuriyet ilanedildi.

-          3 mart 1924 günü halifelik kaldırıldı.

-          17 Mart 1926 günü -dini kurallar yerine- çağdaş İsviçre medeni kanunu kabuledildi.

-          30 Kasım 1925 günü tarikatlar yasadışı ilanedildiler, tekkeler ve zaviyeler kapatıldılar.

-          1928- 37 yıllarında yapılan birseri anayasal değişiklikle -din devletin denetimine alınarak- devlet üzerindeki dini etkiler tasviye edildi, cumhuriyet laik hale getirildi.

-          1930-33 ve 1934 yıllarında yapılan anayasal değişikliklerle kadın hakları yasal garantiler altına alındı, kadınlara -birçok Batı ülkesinden önce- seçme ve seçilme hakları verildi.

-          25 kasım 1925’te çıkartılan şapka ve kıyafet yasası ile giyim modern batı dünyasına uyduruldu. Bu olay “gardrop devrimi” gibi görülse de, biçimin öz üzerinde, giyinişin düşünce üzerinde etkisi inkar edilemezdi.

-          1 Kasım 1928’de arap alfabesinin yerine latin alfebesi kabuledildi.

-          12 Temmuz 1932’de dil de arınma, arapça ve farsça sözcüklerin yerine öztürkçe olanlarının konması eylemi başlatıldı

-          Aradan 70 yıl geçtikten sonra, günümüzde, petro-dolarlarla beslenen sıkmabaşlı tarikatçılar iktidar koltuğuna oturdular; Mustafa Kemal’in evine sıkmabaşlarıyla yerleştiler; ve devlet televizyonlarında Mustafa Kemal’nin camilerde nasıl dua ettiği ile ilgili yalanlar yaymaya, eşinin türbanlı olduğu mavalını okumaya başladılar...

Y. K., www.sinbad.nu

10 Kasim 2007

SİNBAD, YENİ KÖŞK MODASINI TÜM OKUYUCULARINA TANITIR. KÖŞKÜN BEKLENEN SAHİBİNİN YARATACAĞI SANSASYONEL MODANIN ÇOK GİZLİ FOTOĞRAFLARI SİNBAD'IN ELİNE GEÇMİŞTİR. DÜNYA BASININDA İLK KEZ YERALAN BU ÇOK GİZLİ FOTOĞRAFLARIN İLGİYLE KARŞILANACAĞINI UMARIZ. (fotoğraflarla birlikte haberi hazırlayan: Y. Küpeli, 2006.10.21)

 

Bağlantılı metin: Yusuf  Küpeli, Birilerinin "özgürlükler" adına savunmakta oldukları sıkmabaş modasının ve kara çarşafın tarihi kökleri ve toplumsal anlamı Kadınları kefen gibi örten kara çarşafın, kafayı ve boynu sımsıkı sarıp sadece yüzün bir bölümünü açıkta bırakan sıkmabaş modasının İslamiyet ile doğrudan bağı olmadığı gibi, hele hele özgürlüklerle uzaktan yakından bağı yoktur. Tam tersine -kadının birinin malı olduğunu simgeleyen- bu tip giysiler, kadınlardan başlayarak tüm toplumu köleleştirmenin ilk büyük adımıdır. Günümüz Türkiye'sinde, kara çarşafın ve türbanın "özgürlüklerin" sembolü olduğunu iddia etmeye kalkanlar, öncelikle nüfusun yarısını köleleştirerek ülkeyi binlerce yıl geriye götürüp tamamen teslim almak isteyen emperyalist güçlerin... (Bu metin 2004 yılında kaleme alındı ama, 23.10.2006 günü gözden geçirilip bazı yeni eklemeler yapıldı. Eklerle birlikte tekrar okunmasında yarar olabilir ve kesinlikle vardır.- Y. Küpeli)  metnin devamı için tıkla  ayrıca bak: Kültür

Yusuf Küpeli, Politik anlamda renk körlüğü ve körlüklerinden memnun bilgiçlerin zevzeklikleri üzerine (...) Renk körlüğü rahatsızlığının henüz tedavi edilememesi olgusuna karşın, insan soyu için bu rahatsızlıkla kıyaslanamayacak ölçüde tehlikeli olan toplumsal- politik anlamda renk körlüğünün -yaşanan çağın gelişmişlik düzeyine göre- göreceli tedavisi vardır. Vardır ama, sözkonusu tedavi olayı doğrudan doğruya politik iktidar sorunuyla ve ayrıca aydınların entellektüel gelişmişlikleri ve namus düzeyleri ile bağlantılıdır... (...) Emperyalist merkezlerin propoganda makineleri ile beslenen toplumsal- politik anlamdaki renk körlüğü sorununun gerisinde Vatikan’dan başka merkezler de vardır... (...)Bu bağlamda “koordinatör” ünvanıyla bölgeye gelen emekli ABD generali için sözkonusu silahlı örgüt sadece bir bahanedir, Türkiye yönetimini İran karşıtı bloğa çekebilmenin araçlarından birisidir... Kısacası, resmin bütününde, Türkiye’nin emekçi halkından gelen askerleri ABD’nin bölgedeki kanlı oyunlarına alet etme, özellikle İran’a karşı kullanma planı gözükmektedir ve bu resme uyum sağlayan renk körü AKP dışişleri bakanının sözleri Türkiye halkı açısından özel olarak utanç ve endişe vericidir... Bu kanlı tezgahın daha ilerisinde gözüken tablo ise... (...) Yukarıdaki paragrafta özetlenerek açıklanan tüm gerçeklerin ötesinde, bir dışişleri bakanının ağzından çıkan “Bu ABD’nin başındaki bin işten sadece birisidir, ama Türkiye’nin en önemli birinci sorunudur(!)”, gibisinden bir söz, bakanın -şeklen de olsa- temsilettiği halk açısından, ulus açısından sonderece aşağılayıcı ve utanç vericidir...   + Hüsnü Mahalli, Papa ve Lübnan

Politik dansözlere: & Gül-AB videosu , Yusuf Küpeli, 29 Nisan 2007 devam

 

AŞAĞIDAKİ METİN, SİLAHLI KUVVETLER'İN LAİKLİKĞİ SAVUNAN SERT UYARISINDAN DÖRT GÜN ÖNCE YAZILIP SİNBAT'A YERLEŞTİRİLDİ. GELİŞMELER, METNİN GELMEKTE OLANLARI GÖREBİLDİĞİNİ KANITLADI...  Y. Küpeli, 28-04-2007 devamı

 

yeni önemli not: Biraz önce (25/04/07- s. 23.20) bir TV kanalında AKP başkan yardımcısı profösör unvanlı bir kadının uyuşturucu namelerini dinledim ve bu birkaç satırı hemen buraya eklemeyi uygun buldum... Gözboyama ustası olduğu anlaşılan bu laf ebesi kadına göre, "türban yasalarla ilgili değil, bir protokol sorunudur. Protokol sorunu da kolayca çözülebilir" vs... Olayın özü, türbanın altındaki kafayapısı unutturulup, iş sadece basit bir biçim sorunuymuş gibi yansıtılmaya, böyle kabulettirilmeye çalışılmaktadır... Avrupa değerlerine bağlı olduklarını iddia eden aynı tiplerin, AİHM'sinin türban ve benzeri dini simgelerle ilgili kararlarını unutmuş olduklarını farzedelim... Dikkat! Başörtüsü değil, bu türban simgesi, yasalardan ve protokolden öte bir kafa yapısının göstergesidir! O kafa yapısı, bundan binlerce yıl öncesinin ağır baskıcı ataerkil toplumlarına, köleci toplumlarına özgüdür. Bu sembolü savunanlar... -Y Küpeli

BAŞLIKSIZ- Eğer bir ülkenin halkı, hatta en önemli ve yetkili mevkilerde olanları, cumhurbaşkanı adaylarını başkanlık seçimine "beş kala" ve önce yabancı haber ajansları aracılığıyla öğreniyorlarsa, "çanlar o ülke için çalıyor!", demek pek yanlış olmaz. Böyle durumlarda başkan adayının başına "devlet kuşu"mu, yoksa gözleri pek iyi görmeyen kukumav kuşlarımı kakalarını yaparlar bilinemez ama, kakanın böylesinin topluma şans getireceğini söylemek neredeyse olanaksızdır... Hernekadar ünü yaygın semavi "Abdullah" adı akla hemen maşallah, supanallah, inşallah gibi sözcükleri getiriyor olsa da, Türkiye'de bu adın kadersizlikle örtüştüğünü gösteren bir örnek dahi bulunmaktadır... DEVAMI İÇİN TIKLA 

sağdaki milyonların üzerine monte edilmiş karikatür 2003 yılından ve armut guruptan

Polis telsizlerine göre 14 Nisan 2007 günü Ankara'da, Tandoğan meydanında 1 milyonu aşkın insan toplandı ve meydana sığmayan bu devasa kalabalık Anıtkabir'e yürüdü. Böylece Türkiye'de o güne dek gerçekleşmiş en büyük kitle gösterisi gerçekleşti. Ülkenin her köşesinden gelen insanlar, kentliler ve köylüler, kadınlar ve erkekler, ABD kuklası "İslamcı" anti-laik bir rejim, bir karşı-devrim istemedikleri mesajını verdiler. Tayyip'e, AKP'ye, IMF'ye, emperyalizme, faşizme, ülkeyi pazarlayanlara hayır dediler. Bunun gerisi örgütlenerek gelmelidir...  Aynı hedefe yönelik olarak 29 Nisan 2007 günü İstanbul-Çağlayan'da gerçekleşen mitinge yaklaşık 4 milyon kişi katıldı. Bu insanlık tarihinin en büyük demokrasi ve laiklik savunucusu canlı kalabalığın asıl kahramanları ve örgütleyicileri kadınlardı... Aynı zincirin üçüncü halkası olan Manisa, Çanakkale ve Marmaris mitingleri 5 Mayıs 2007 günü 100 binlerce katılımcı ile örgütlendiler ve Türkiye toplumunu ilerleme yönünde sarsmayı sürdürdüler... Aynı zincirin dördüncü halkası, 13 Mayıs 2007 günü 1.5 milyon kişilik dev bir kitle ile İzmir'de gerçekleşti... Zincirin -şimdilik- son halkası olduğu söylenen buluşma ise, yine milyona yakın bir kalabalıkla 20 Mayıs 2007 günü Samsun'da gerçekleşti... Tüm bu buluşmalarda insanlar laik demokratik bir düzen, barış, bütünlük, aş, ekmek ve iş taleplerini haykırılar! Din taciri mevcut takiyeci siyasi iktidarı lanetlediler!

http://www.sinbad.nu/