Batı yönetimlerinin “insan hakları savunuculuğu” gösterileri ve Türkiye yönetiminin tavrı üzerine not

 

Yusuf Küpeli

 

Sömürgeci ve ardından çağdaş emperyalist Batı ırkçılığının kökleri uzun bir geçmişe uzanır. Derin bir ikiyüzlülüğü ve bilim dışı yamama düşünceleri içinde barındıran ırkçılık, insan soyuna karşı işlenen suçları suçluların beyinlerinde meşrulaştırmaya yarayan sıradan adi yalanları içerir. Irkçılar, “Üstün” oldukları yalanıyla, sömürüye, cinayetler işlemeye, işkence yapmaya hakları olduğuna kendilerini inandırmak zorundadırlar. Tüm büyük suçlarını işlerlerken, yine kendilerini haklı çıkartabilmek için, dışlarında olanların, sömürdükleri milletlerin suçlarını çarpıtıp büyüterek gündeme taşımak zorundadırlar. Bu yöntemle “zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkarak” hem kendi asıl büyük kötülüklerini gözlerden ırak tutmaya, ve hem de kendi toplumlarının vicdanlarını tatmin ederek Batı’nın yönetici sınıfları yararına bir kamu oyu yaratmaya çalışırlar.

 

Sözkonusu ikiyüzlü Batılı talancıların, köle tüccarlarının, işkencecilerin suçlarını sıralayabilmek için binlerce sayfa yazmak gerekir. İnsan soyuna karşı işlenen bu alçakça suçlar, Cin’den, Hindiçini’den, Hindistan’dan, Orta Asya ve Ortadoğu’dan Afrika’ya, Orta ve Latin Amerika’ya dek çok geniş bir coğrafyayı içine alır. Günümüzde emperyalist bloğun önderliğini yapan ve Hitler Almanyası’nın izinde yürüyen ABD yönetimleri dışında, özellikle İngiltere’nin, Fransa’nın, Belçika’nın, Almanya’nın, İtalya’nın, İspanya’nın, Portekiz’in ve Hollanda’nın yöneticilerinin elleri eski sömürgeciliğin ve çağdaş emperyalizmin suçlarlarıyla alabildiğine kirlidir, kanlıdır... Bu talancı ırkçı geleneğin sahiplerinin İki bin yıl boyunca aralıklarla sürdürdükleri Yahudi soykırımlarını (pogromlarını), Haçlı seferlerini, töleransın sembolü olan İspanya Müslümanlarına karşı soykırımlarını, tarih boyunca beş kıtada gerçekleştirdikleri sayısız soykırımları, cinayetleri, etnik ve dini farklılıkları kullanarak yürüttükleri kanlı kışkırtmaları, darbeleri biryana koysak bile, halen Irak’ta, Afganistan’da ve daha başka coğrafyalarda işlemekte oldukları çinayetler gözler önündedir.

 

Kongo’nun seçilmiş cumhurbaşkanını, halkın sevgilisi Patrice Lumumba’yı tuzağa düşürüp kurşunladıktan sonra yakan ve ardından gövdesini parçalayıp asitte eritenler CIA görevlileri ve Belçikalı polislerdir. Cinayetle ilgili emir, W. Bush’dan 40 küsur yıl önce adını koyarak Haçlı seferini başlatan 1953- 61 yıllarının ABD başkanı David Eisenhover’den gelmiştir. Eisenhover’in ve Dulles biraderlerin küçük Orta Amerika ülkesi Guetamala’ya, İran’a, Türkiye’ye, Kıbrıs’a ve daha onlarca ülkenin halklarına karşı suçları ayrı karanlık bir korku filmi gibidir... Lumumba cinayetinin ortaklarından olan Belçikalı polis, Lumumba’nın öndeki iki altın dişini nasıl söküp aldığını TV kameraları karşısında hastalıklı bir sırıtışla anlatatırken, Lumumba’nın parçalanmış gövdesine karşı, “Eğer yeniden dirilirsen iki ön dişin eksik olarak dünyaya geleceksin!”, dediğini söyleyebilmektedir.

 

Lumumba cinayetinden bu yana sadece Kongo’da I. Dünya Savaşı’nda ölenlerden daha fazla, 12 milyonu aşkın masum insan katledilmiştir. Cezayir’i, Angola’yı ve daha onlarcasını biryana koyun, daha dün küçük Afrika ülkesi Ruanda’da Belçika sömürgeciliğinin ve Katolik kilisesinin provokasyonları ve katkılarıyla, Fransız askerlerinin, ABD yönetiminin ve Birleşmiş Milletler’in gözleri önünde bir milyon kadar masum insan ilkel aletlerle vahşice öldürülmüşlerdir... (bak: Yusuf Küpeli, Soykırımlar, sömürgecilik, ırkçılık ve Batı toplumları; Soykırım suçlamaları ve gerçek soykırımlardan kısa notlar; gaz odalarında öldürülenler, yahudiler, çingeneler, ABD, İsviçre; Belçika, Ruanda katliamı ve Katolik Kilisesi; Latin Amerika, Afrika, Kongo, Angola, kısa kısa diğer örnekler ve Batı’nın üst sınıflarının derin ikiyüzlülükleri... )

 

CIA’nın işkence uçakları Avrupa semalarında kurbanlarının duyulamayan çığlıkları ile uçarlarken, uluslararası sularda yük veya yolcu gemisi kamuflajlarıyla seyreden gemilerde özel işkence eğitimi görmüş ABD ajanları kurbanlarını gırtlaklarlarken, dört yıldır Guantanamo üssünde insanlar tüm uluslararası denetimlerden yoksun ve yargısız olarak değişik işkenceler görürlerken, ABD ve güdümündeki diğer Batılı merkezler Türkiye, İran ve diğer benzeri ülkelerle uğraşmaktadırlar. Bu ülkelerin yöneticilerinin sütten çıkmış ak kaşık olduklarını, sözkonusu ülkelerde de politik cinayetler işlenmediğini, işkence olmadığını kimse iddia edemez ama, sadece bu ülkelerin yönetimlerinin derin bir ikiyüzlülükle suçlanmalarının tek amacı, asıl büyük emperyalist suçları örtbas edebilmektir.

 

Yalanarak Batı ile aynı sofraya oturma çabasında olan ve aslında yaklaşık 60 yıldır Batı’nın sadık uşaklığını yapan Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, efendilerinin masasına oturabilmeleri için herhangi bir umut ışığı olmamasına karşın, halkın kesesinden Batı’nın güçlü ekonomilerine sürekli rüşvet vermektedirler. Daha Türkiye Cumhuriyeti varolmadan önceki birtakım trajik olaylarla ilgili olarak Türkiye halkını toptan aşağılayan suçlamalar karşısında ise onlar, şaşkın biçimde çığlıklar atmakta, sadece halkı aldatmaya yönelik “kahramanlık” gösterileri yapmaya çalışmaktadırlar... Biraz düşünebilen insanlar, bırakın bu afur- tafuru, eğer Batı yönetimlerine yönelik sözlerinizde okadar ciddi iseniz, sürekli tokatlanmanıza yolaçan umutsuz AB serüveninden vazgeçin ve başlangıcından beri Türkiye için koruyucu bir rolü olmayan NATO’dan hemen çıkın, diye akıllarından geçirebilirler... Uşak ruhuna ve düşünce yapısına sahibolan ve üretmeden elde etmeyi beceri sayan rantiyer karakterli yöneticiler için; halkının onurlu tarihinden ve haksızlıklara başkaldırı geleneğinden alabildiğine uzak olan yöneticiler için; yüzlerine tükürülse “yağmur yağdı” diye düşünüp sözkonusu Batılı tükürüğü elleriyle kafalarının heryanına yayabilen yöneticiler için böyle onurlu ve akılcı düşünceler olanaksızdır. Ve “kafasına çuval geçirilmiş” olan 60 yıllık halka ihanet politikalarının yüzsüzlüğü ile onlar, “Biz o dediklerinizi yapmışsak bile, siz de Cezayir’de katliam yaptınız!”, diyerek efendilerine ahmakça şantajlar yapmaya çalışırlar sadece. Bu vıcık vıcık şantajlarını yaparlarken, Fransa’nın Cezayir katliamına Birleşmiş Milletler’de onay verdiklerini, son 60 yıl boyunca ABD’nin ve diğer Batılı yönetimlerin insan soyuna karşı işlemiş oldukları suçlara kendi çaplarında ortak olduklarını hatırlarına getirmezler. 

 

İnsan soyuna karşı işlenen tüm suçların hesapları maddi olarak sorulamasa bile, bu suçları manevi olarak mahkum edebilecek demokratik bir düzen gelecekte dünyamızda varolabilecektir. Böyle adaletli bir geleceği başaranlar, günümüzün Türkiye yöneticileri, diğer yöneticiler, veya Batı’nı “demokrasi” maskesiyle dolaşan saldırgan emperyalist güçleri olmayacaktır. Böyle demokratik ve adaletli bir dünya düzeni ancak üreten halkların demokratik örgütlü güçleriyle kurulabilecektir... Günümüzde “Cezayir anıtı” dikme gevezelikleri yapan Türkiyeli yöneticilere ise söylenecek tek söz vardır. Önce, suçlarınızla ilgili olarak ve özellikle Cezayir’de işlenen cinayetlere verdiğiniz onayla ilgili olarak devasa bir günah anıtı dikin, gerisini sonra düşünürsünüz...     

 

yusuf@comhem.se

 

13 Mayis 2006

 

http://www.sinbad.nu/