Not: Aşağıdaki “Timurlenk ve türkçe üzerine çok kısa bilgiler” başlıklı metin, yakında Sinbad’a yüklenecek Balkanlar ile ilgili bir kitabın alt notlarından birisidir. Timurlenk’in Balkanlar ile ne bağının olabileceği?, akla gelebilir... I. Beyazit’in 1402 yılında Timurlenk karşısında yaşamış olduğu yenilgi, Osmanlı’nın Balkanlar’da süren ilerlemesini birsüre için  durdurmuş, hatta bir ölçüde geriletmiştir. Yine, Timurlenk’in çekiliş ile birlikte yaşanmış olan kardeş kavgası da Balkanlar ile ilintilidir. Bu nedenlerle, Tümurlenk hakkında kısaca bilgi vermenin yararlı olacağını düşündüm... Sonuçta, bu kısa metnin ayrıca okunabileceğini de düşündüğüm için, kitaptan önce Sinbad’a yerleştiriyorum. Umarım yararlı olur. Yusuf Küpeli, 15 Aralık 2008

 

Yusuf Küpeli, Timurlenk ve türkçe üzerine çok kısa bilgiler

Timurlenk ve ordusu biçimsel olarak “ılımlı İslamın” temsilcisi görünümünde idiler ama, özünde düşünce biçimleri Şamanist idi. “Ilımlı İslam” derken... O’nun resmen Hanefi mezhebine bağlı olduğu yazılmakla birlikte, asıl olarak Şaman inanç ve geleneklerine uygun davranıp yaşadığı ifade edilmektedir. Burada “ılımlı İslam” sözcüğü ile kastedilen, günümüzde Batı’nın, ABD servislerinin politik amaçlı olarak uydurdukları “ılımlı İslam” ifadesinden tamamen farklıdır. Ve zaten, Sünni İslam içindeki Hanefi mezhebi, diğerlerine göre daha ılımlı görüşlere sahiptir. Sufi İslam içinde de, daha katı ve daha ılımlı akımlar mevcuttur...

 

Timurlenk ve türkçe üzerine çok kısa bilgiler

 

Timurlenk ve ordusu biçimsel olarak “ılımlı İslamın” temsilcisi görünümünde idiler ama, özünde düşünce biçimleri Şamanist idi. “Ilımlı İslam” derken... O’nun resmen Hanefi mezhebine bağlı olduğu yazılmakla birlikte, asıl olarak Şaman inanç ve geleneklerine uygun davranıp yaşadığı ifade edilmektedir. Burada “ılımlı İslam” sözcüğü ile kastedilen, günümüzde Batı’nın, ABD servislerinin politik amaçlı olarak uydurdukları “ılımlı İslam” ifadesinden tamamen farklıdır. Ve zaten, Sünni İslam içindeki Hanefi mezhebi, diğerlerine göre daha ılımlı görüşlere sahiptir. Sufi İslam içinde de, daha katı ve daha ılımlı akımlar mevcuttur...

 

Göçebe Türkler arasında İslam inancını yaymış ve Şaman kültürünü, Asya göçebe kültürünü Sufi İslam’ın içine taşımış olan ünlü Türk Sufi düşünürü ve şairi Ahmed Yesevi (1103- 1166/67) için 1389 yılında Güney Kazakhstan’da 39 metre yüksekliğinde bir anıt mezar yaptırmış olması, O’nun, Timurlenk’in asıl inancı, dünya görüşü hakkında bir fikir verir sanırım. Ahmed Yesevi, eşitlikçi ve dayanışmacı göçebe kültürünün, göçebe inanç ve geleneklerinin yokoluşundan şikayetçi olan bir şairdir aynızamanda...

 

Onlar, Timurlenk ve askerleri, anlaşıldığı kadarıyla, toplumsal gelişmenin askeri demokrasi aşamasında idiler. Timurlenk ve yoldaşları, Timurlenk’in askerleri, bozkırın savaşcı göçebe aşiret geleneğinden (gazi geleneğinden) kopmamışlardı. Çok büyük bir tarihi karakter olan uzun boylu ve yakışıklı bu insan, kişi olarak, savaşcılarının yoldaşıydı ve tek karılı idi. Türkçeyi, farsçayı ve arapçayı anadili gibi konuşan bu bilge kişilik, kılıcını her iki eliyle de aynı ustalıkla kullanabiliyordu... Osmanlı’nın anladığı biçimde kölelik ve hapishane onların yaşamından uzaktı. Timurlenk’in askeri birlikleri, akraba bozkır topluluklarından, Moğol, Türk ve yine bir türkçe lehçesi konuşan Tatar savaşcılardan oluşuyordu...

 

Timurlenk, fetihlerine 1383 yılında İran’dan başlamış ve İran’a, Irak’a, Azerbeycan’a, Ermenistan’a, Gürcistan’a egemen olduktan sonra Rusya’ya, Altınordu İmparatorluğu’na yönelmişti... Rus prensliklerini tekrar Altınordu İmparatorluğu’nun egemenliği altına sokmuş olan Toktamış Kağan’ın üzerine yürüyen Timurlenk, Altınordu İmparatorluğu’nu dağıtırken, bilincinde olmadan, Rus prensliklerinin büyümelerinde en önemli rolü oynayacaktı... Timurlenk, 1391 yılında ve ikinci kez 1395 yıllarında Toktamış’ın güçlerini alt edecekti. Ve O, son seferinde girdiği Moskova’da bir yıl kadar kalacaktı... Timurlenk istilası ile Altınordu İmparatorluğu güçten düşüp parçalarına ayrılırken, zaman, Rus prensliklerinden, ve asıl olarak Moskova Kontluğu’ndan yana işlemekteydi...

 

Timurlenk’in, 1391 ve 1395 yıllarında, Altınordu (Kıpçak) Kağanı Toktamış’ı iki kez mağlup edip tarihten silmesi, Kiev’e, ve Moskova’ya dek gelmesi, Altınordu (Kıpçak) devletinin 1400’lü yılların başında kağanlıklarına parçalanmasına yolaçacaktı. Kıpçak (Altınordu) Kağanlığı, Karadeniz’in kuzeyine, tüm Rusya steplerine, Sibirya’nın batısına egemen bir devletti... Sözkonusu gelişme, Altınordu İmparatorluğu’nun kuzeydoğu sınırlarında bulunan ve bu imparatorluğa bağımlı konumda olan Rus prensliklerinin, Moskova Kontluğu’nun önünü açacaktı...

 

Tüm Moğol kabilelerini birleştirerek 1206 yılında Cengiz adını alacak olan Temuçin (Cengiz Kağan, 1155?- 1227) gibi herhangi bir mirasa konmadan, babadan kalma bir devletin başına oturmadan, tarihteki en büyük üç kara imparatorluğundan üçüncüsünü kuracak olan Timurlenk, Türkleşmiş bir Moğol kabilesi olan ve Amuderya ile Siriderya nehirleri arasındaki topraklar (Mavaraun-Nehir) üzerinde yaşıyan Barlas Kabilesi’nden gelmekteydi. Adı Timur Lenk olarak ayrı ayrı da yazılıp söylenebilen bu olağanüstü zeki ve yetenekli kişi, Özbekistan’ın güneyinde yeralan önemli ve eski kent Semerkant’ın biraz güneyinde olan Kesh’de doğmuştu.

 

Timur adı, çağatay türkçesinde demir anlamına gelmektedir. Güçlü kişiliğini ifade edebilmesi için bu ad O’na verilmişti. Leng veya türkçe söylenişiyle Lenk ise, farsça da topal anlamına gelmektedir... O’nun nasıl topal olduğu üzerine değişik anlatımlar vardır...

 

Timurlenk’in ordusu, Rusya içlerine dek girip te zaferle dönen ender güçlerden biriydi. Bu süvari ordusu, ağır lojistik birliklere, geriden ilerleyen ikmal birliklerine gerek duymadan hızla yolalabiliyordu... Süvariler, genellikle çift atlı idiler ve darlık durumlarında gıdalarını avlanarak sağlıyabiliyorlardı. Artan etler, atın gövdesi ile eğer arasına yerleştiriliyordu. Bunlar, hareket halindeki hayvanın vücut ısısı ve terindeki tuz ile pişiyordu. Gıda kıtlığı durumunda askerler, yanlarında taşıdıkları ince bir kamış aracılığıyla, atın boynundaki bir toplar damardan kan emip gerekli enerjilerini sağlayabiliyorlardı. Atlar, nasıl olsa otlayarak yeterli gıdayı elde edebiliyorlardı...

 

Parantez dışı hemen kısaca belirtmekte yarar var... Altay dillerinin alt kollarından biri olan türkçe, bazı dil bilimcilere ve tarihi-coğrafi kriterlere göre, yedi katagori içinde ele alınmaktadır. Özbek dilinin de dahil olduğu Çağatay veya Uygur türkçesi, güneydoğu katagorisi içine girmektedir. Oğuz veya Türkmen gurubuna dahil olan Osmanlı-Türkiye türkçesi, Gagauz türkçesi, Azeri türkçesi, güneybatı katagorisi içine girmektedir. Bilindiği gibi bu son sıralanan topluluklar birbirlerinin türkçelerini anlayabilmektedirler... Kıpçak dillerinden sayılan Kırgız, Kazak, Kara-Kalpak, Nogay, Kumyk, Başkır, Tatar, Karaim, Karaçay ve Balkar türkçeleri kuzeybatı katagorisine dahil olmaktadırlar. Kısacası, Moğol toplumu, Cengiz Kağan’ın ve Timurlenk’in orduları ile birlikte adları yukarıda sık sık anılmış olan Tatar ve Kıpçak halkları, Türk topluluklarıdırlar. Diğer yandan, İran dilinden derin biçimde etkilenmiş Khalaj, ve ayrıca Tuva, Khakas ve Oirot gibi dilleri içine alan kuzeydoğu (Altay) gurubu dilleri katagorisi bulunmaktadır. Yakut ve Çuvaş türkçeleri de son iki katagori olmaktadır. Bunların ötesinde ve yine tüm bunlarla yakın bağ içinde olan, ve iki ana guruba ayrılan Moğol dili vardır. Moğol dili de, Türk dilleri ve Manchu-Tungus dili gibi Altay dillerinin bir alt koludur... Bilindiği gibi, 1912 yılında devrilen ve 250 yılı aşkın süre Çin’i yönetmiş olan son hanedan, Mançurya kökenli Manchu hanedanından başkası değildir...

 

Yusuf Küpeli

15 Aralık 2008

yusuf@comhem.se

 http://www.sinbad.nu/