Yusuf Küpeli, Mubarek’e, “Halkın haykırışına, insani taleplerine kulak ver”; Ankara’da ise, sesini Meclis’e duyurmaya çalışan işçiye, emekçiye, cop, biber gazı, tazzikli soğuk su, şiddet

(...) Mısır’da halk hareketini destekler gözüken yönetimim içişleri bakanı, bir gün önce, tehditkar öfkeli ifadelerle, “Meclis’e üç kilometreden fazla yaklaştırmayız.”, gibisinden nedeni anlaşılması zor ifadeler kullanacaktı...

(...) İktidar yanlısı propoganda, yasal hak arayan barışcı yürüyüşçüleri suçlu göstermeye çalışmaktaydı. Bu aynızamanda, halka, diğer çalışanlara, “Akıllı olun, ayağınızı denk alın, ‘başkanlık sistemi’ ile tek önder, ‘Führer’ olmaya hazırlanan başbakanımız, sizler için en iyisini düşünür!”, demeye gelmekteydi...

(...) Ne olduğu duyulmasın, anlatılmasın diye polislerin saldırıya geçirildiği bu “torba yasa” neyin nesidir?..

(...) Türkiye’yi yönetenler derin bir ikiyüzlülükle Mısır yönetimine ve halkına naylon vaazlar vereceklerine, Mısır’ın izinden gitmemeyi denemelidirler. “Torba yasa”lar, halka atılmaya çalışılan yeni yeni kazıklar, “başkanlık sistemi” hesapları, iyilik getirmeyecektir...

 

Mısır yönetimine, Mubarek’e, “Halkın haykırışına, insani taleplerine kulak ver”; Ankara’da ise, sesini Meclis’e duyurmaya çalışan işçiye, emekçiye, cop, biber gazı, tazzikli soğuk su, şiddet

Mısır halkının protestolarının başlamasının üzerinde bir hafta kadar geçmesinin, olayların gelişme yönünün kaba hatları ile belli olmasının, ve Obama ile yapılan telefon görüşmesinin hemen ardından, 1 Şubat 2011 günü, Başbakan Tayyip Erdoğan, “Seninle birlikte gelen sadece kefen olacak. O halde o kefenin değerini bilelim. Halkın ve vicdanın sesini dinle. Halkın haykırışına ve insani taleplerine kulak ver. Değişim arzusunu karşıla. İstismarcılara, kirli odaklara, karanlık odaklara fırsat vermeden önce siz adım adın. Halkı tatmin edece adımlar atın. Özgürlükler artık göz ardı edilemez.”, diye konuşuyor. Yine başbakana ait “(...) Hepimizin gideceği yer iki metre kare çukur... (...) Seninle birlikte gelen sadece kefen olacak...”, gibisinden sözler, bir anlama, züürt tesellisi, yoksulların, hakları yenenlerin, soyulup soğana çevrilenlerin -gene de- durumlarından memnun olmaları, kendilerini avutmaları için uydurulmuş dışı yaldızlı içi boş sözlerdir. Fakat, “halkın haykırışına, taleplerine kulak verme” çağrısının olumlu, ve doğru bir çağrı olarak algılanacağı açıktır. Gerçi bu olumlu sözlerin hemen ardında aynı kişi, “ne şiş yansın ne de kebap” diplomasisi ile, uzlaşmaz tarafların hepsine şirin gözükme komikliği ile, “Mısır’ın her kesimi tatmin edecek bir değişimi omuzlaması en büyük arzumuzdur.”, gibi ifadeler kullanarak ilk söylediklerini bir biçimde inkar etmiş olması, dikkat çekicidir. Sözkonusu kişi böyle çelişkili ifadeler kullanmış olsa da, zevzekliği meslek edinmiş olan diplomalı diplomatlar, bu ifadeleri, “ince diplomasi” olarak ta yorumlanabilirler... Belliki Mubarek, -özel hesabına çoktan geçirmiş olduğu milyarları ile birlikte- güvenlikli biçimde sahneden çekilirken, yerini, politik çizgisi kendisi ile farklılaşmayan eski yönetimden birilerine bırakacaktır. “Değişim” yalanı ile ABD- Batı- İsrail yararlarını korumayı sürdürecek birileri sahnenin önünde yerlerini alırlarken, ya da yeni maskelerle eski bir biçimde sürerken, Türkiye’nin efendileri de Mısır’ın yeni efendileri ile arayı bozmayacak ve aynızamanda halka da hoş gözükecek taklalar atmaya çalışmaktadırlar... Batı’da yapılan da bundan farklı değildir, hatta daha da ikiyüzlüdür. Çünkü onlar, gerçek bir değişimden korkmakta, bir biçimde eskinin sürmesini istemektedirler... Herneyse, okumakta olduğunuz metinde asıl konumuz bu değildir...

Ertesi gün, Cumhurbaşkanı Gül’de, Tayyip Erdoğan’ın vaazındaki ifadelere benzer sözler etmiştir ama, ikiyüzlülüğün gün ışığına çıkması için 24 saat geçmesi yetmiştir...

Halkın, binlerce yılın acı deneyiminden süzülmüş sonderece özlü, ve güzel sözleri vardır. Cami de cemaata olumlu insani birtakım telkinlerde bulunurken, tevazu ve tokgözlülükten sözederken, gözlerden ırak özel yaşamında dediklerinin tam tersini yapan açgözlü imamlar için halk, “İmam verir talkını (telkini), kendi yutar salkımı.”, der. Cami de vaaz veren imam edası ile Mısır yönetimine talkını (telkini) veren Tayyip Erdoğan’ın kendi ülkesinde, başkent Ankara’da yaptıkları, veya yaptırdıkları, sözkonusu özdeyişte ifade edilen gerçeğe tam anlamıyla uymaktadır.

Başbakan Erdoğan’ın yukarıdaki ifadeleri kullanmasından iki, Cumhurbaşkanı Gül’ün sözlerinden bir gün sonra, yani 3 Şubat 2011 Perşembe günü, herkesin bildiği gibi, bazı büyük sendikalar, ve mimarları, ve mühendisleri, ve hekimleri temsileden tanınmış meslek örgütleri, öteden beri karşı olduklarını ilanetmiş oldukları “torba yasa” denen şeyin Meclisten geçmesini engellemek, Meclis’e seslerini duyurabilmek için tamamen yasal, barışcı bir yürüyüş başlattılar. Hedefleri, kalabalık biçimde Meclis’in önüne gelmek, seslerini duyurmak, ve dağılmaktı. Ana muhalefet partisinin milletvekilleri de aralarına katılmıştı...

Mısır’da halk hareketini destekler gözüken yönetimim içişleri bakanı, bir gün önce, tehditkar öfkeli ifadelerle, “Meclis’e üç kilometreden fazla yaklaştırmayız.”, gibisinden nedeni anlaşılması zor ifadeler kullanacaktı. Yani gelenler, sendikacılardan, sendika üyelerinden, değişik mesleklereden “vatandaşlar”, hekim-mühendis-mimar-avukat gibi meslek sahipleri, ve sözkonusu Meclis’te vekil olanlar, Meclis’e üç kilometreden fazla yaklaşacak olurlarsa eğer, o Meclis’i yıkacaklarmıydı?.. Doğrusu bakanın öfkesini, ve neden böyle konuştuğunu anlamak zordu ama, O’nun bu sözlerini -bir gün önce- Mısır yönetimine “Halkın sesine kulak verin”, diyen Başbakan’dan habersiz ve bağımsız söylemediği belliydi...

Bakan’ın dedikleri oldu... Türkiye’nin 81 ilinden gelmiş temsilciler, katılanların ifadeleri ile sayıları 10 bini bulan yürüyüş kolu, daha Meclis’e üç kilometre bile yaklaşamadan, Ankara’nın Şubat ayazında soğuk su fışkırtan araçların, ve polis panzerlerinin desteğindeki kalkanlı-coplu-biber gazlı bir polis ordusu ile karşılaştılar. Seslerini duyurabilmek için Meclis’e yürüyenlerin karşısına İçişleri Bakanı’nın ordusu dikilmişti...

Geçen yıl hak arayışındaki Tekel işçilerinin başlarına gelenler, bu kez de Meclis’in önüne yürüyüp orada konuşmak isteyenlerin başlarına geldi... İktidar yanlısı bazı TV kanalları, geçen sene bu aylarda tekel işçileri ile birlikte yürürken polis tarafından gözüne biber gazı sıkılıp geçici körlüğe ve gözyaşlarına boğulan CHP’li vekilin fotoğraflarını verip, “Yine kendisine biber gazı sıktırtmayı başardı!”, diye yayın yapacaklardı. Bu yürüyüşte de aynı vekilin gözüne biber gazı sıkılmıştı. İktidar yanlısı TV, barışcı biçimde yürüyenlere biber gazı sıkan polisi değil, biber gazının kurbanını aşağılayıcı ifadelerle suçlamaktaydı... İktidar yanlısı propoganda, yasal hak arayan barışcı yürüyüşçüleri suçlu göstermeye çalışmaktaydı. Bu aynızamanda, halka, diğer çalışanlara, “Akıllı olun, ayağınızı denk alın, ‘başkanlık sistemi’ ile tek önder, ‘Führer’ olmaya hazırlanan başbakanımız, sizler için en iyisini düşünür!”, demeye gelmekteydi...

Peki ya Mısır için “Halkın ve vicdanın sesini dinle. Halkın haykırışına ve insani taleplerine kulak ver.”, demek ne anlama geliyordu? Mısır uzakta idi, orası için böyle konuşmanın bir sakıncası yoktu, “demokrat” rolü oynamaya yarar, ve zaten bu cümlenin arkasından gelen başka ifadelerle de ilk söylenen tekzip edilmiştir... Abra-kadabra, şapkadan tavşan çıkartma diplomasisi...

Ne olduğu duyulmasın, anlatılmasın diye polislerin saldırıya geçirildiği bu “torba yasa” neyin nesidir?.. İçine birsür yeni idari ve ekonomik yasa paketi doldurularak aşureye döndürülmüş, bilinçli olarak karıştırılıp halk tarafından anlaşılmaz hale getirilmiş, ve malı götüren hırsızın torbası gibi doldurulduğu için olmalı “torba yasa” olarak adlandırılan bu yasalar karmaşası, DİSK uzmanlarının ve konuyla yakından ilgilenenlerin açıklamalarına göre, işçiler için, tüm çalışanlar için, felaket sayılacak hak ihlalleri, ve ücret indirimleri getirmektedir. Uluslar arası sermaye çevrelerine Türkiye’yi bir “dikensiz gül bahçesi” haline getirme hesabıyla hazırlandığı anlaşılan bu yasalar, sanki ülke daha da “demokratikleştiriliyor” diye yutturulmaya çalışılmaktadır. Ve toplumsal yaşama, iş yaşamına ustaca yerleştirilmeye çalışılan bu mayınların, “bubi tuzakları”nın ne olduklarının anlatılmaması için, polis saldırıya geçirtilmektedir...

Konuyla yakından ilgilenenlerin açıklamalarına göre, “işsizlikle mücadele” yalanının gerisine sığınılarak, ücretler aşağıya çekilmek istenmekte, işçilerin zaten sınırlı olan iş güvenceleri daha da yokedilmek istenmekte, zaten alabildiğine zayıflatılmış olan sendikalar tamamen yokedilmek istenmektedir. Asgari ücretler düşürülmekte, turizmde sömürü yoğunlaşmakta, iş ve toplu sözleşmelerden doğan alacaklarla ilgili şikayetlerin ehil olmayanlarca araştırılmasının yolu açılmakta, işçiler rahatca sürgüne yollanabilmekte, engellilerle ilgili aleyhte maddeler getirilmekte, meslek liselilerin staj ücretleri düşürülmekte, ölümle kolkola çalışan kot taşlama işçilerinin durumları daha da kötüleştirilmekte, düşük ücretlerle tamamen güvencesiz kısa süreli iş dönemleri olağan hale getirilmekte, ve sonuçta işgücünü satınalan ve elde ettiği artı-değer ile büyük kazançlar sağlayan sermaye çevreleri için bir cennet yaratılmaya çalışılmaktadır. Şüphesiz aynı cennet, Türkiye halkının, tüm çalışanların, ve işsizliğe itilmiş olan milyonların cehennemi olacaktır...

Temel gıda maddelerinin fiyatları artar, pazarları daralır, sayıları on milyonları bulan açlık sınırındakilerin sayıları çoğalır, çalışabilir nüfusun yaklaşık yarısı işsiz dolaşır, çalışanların yarısı sonderece düşük ücretlerle tamamen güvencesiz kara işlerde çalışır, ve tüm bunların yanında lüks arabalar yok satar, sınırlı bir çevre için olan lüks malların pazarına nur yağarken, hazırlanan bu “torba yasa” ile, emekçi halkı daha da açlık sınırında çalışmaya razı etmek, ve böylece o lüks malları alanların, ve kazançlarını yurt dışındaki bankalara transfer edenlerin kasalarını daha da doldurmak hedeflenmektedir...

Yine konuyu derinlemesine bilenlere göre, hazırlanan bu halk düşmanı yasalar zincirinin bazı maddeleri, diğer mevcut bazı yasa maddeleri ile çelişmekte, onların ihlali anlamına gelmektedir... Aslında, DİSK’in “Torba Yasa’yı anlama kılavuzu”na, ve yine DİSK’in ve meslek odalarının 27 Ocak 2011 günü konuyla ilgili yazılı açıklamalarına bakmak, sözkonusu “torba yasa”sını anlamayı kolaylaştıracaktır.

Yine DİSK’in “endüstride istihdam ve reel ücretler raporu”na göre, 2008 yılından bu yana gerçek ücretlerde bir düşüş zaten yaşanmaktadır. Yani, yaşanan ekonomik krizin tüm yükü çalışanların omuzlarına çoktan yüklenmiştir, ve bu torba yasa ile sözkonusu yükleme işi daha da kolaylaştırılmak istenmektedir. Başbakan’ın ve çevresindekilerin “başkanlık sistemi”ne geçiş özlemleri de, aynı hesaplardan, “torba yasa” adı verilen işçi düşmanı, sermaye dostu tezgahlardan bağımsız düşünülemez. Uluslararası planda yaşanmakta olan, ve kaçınılmaz olarak Türkiye pazarına da yansıyan ekonomik darboğazlar, sermaye hükümetlerini, uluslarüstü tekellerle bağlantılı politik iktidarları, çalışanlara karşı saldırıya zorlamaktadır. Böylece, büyük sermaye çevrelerinin krizleri atlatabilmesi hesapları yapılmaktadır ama, artık kronikleşmiş olan bu krizlerin atlatılabilecekleri yoktur. Halklarında, “Tam açlığa alışırken ölen” Nasrettin Hoca’nın eşşeği gibi ölmeye razı olmaları olanaksızdır. Çünkü onlar, gariban çaresiz bir eşşek gibi değillerdir; analiz yapabilen beyinleri vardır, ve örgütlenebilirler...

Sözü bağlarken, dayanamadım, ekleyeyim... Mısır’da iki kez bulundum, ve bundan çok önce, dostlarıma, Mısır’da korkunç patlamaların olabileceğini söyledim. Çünkü, bunu hissetmemek için duyarsız ve aptal olmak lazımdı... Yine ekleyeyim, günümüzde Mısır’da olanlar, muhtemelen yatıştırılacaktır, ve eski düzen bir biçimde sürdürülecektir ama, özünde hiçbirşey eskisi gibi olamayacaktır. Bu olanlar Mısır halkının hafızasında bir deney olarak kalacaktır, ve düzen, daha doğrusu toplumsal yaşamdaki düzensizlik, anlatılması zor korkunç yoksulluk, gelir uçurumları, ve müthiş nüfus artışı sürdükçe, asıl çok daha korkunç ve malesef kanlı patlamalar gelecektir. Yani bu olanlar hiçbirşeydir, ve Türkiye’yi yönetenler derin bir ikiyüzlülükle Mısır yönetimine ve halkına naylon vaazlar vereceklerine, Mısır’ın izinden gitmemeyi denemelidirler. “Torba yasa”lar, halka atılmaya çalışılan yeni yeni kazıklar, “başkanlık sistemi” hesapları, iyilik getirmeyecektir...

Yusuf Küpeli

4 Şubat 2011

Yusufk@telia.com

 

http://www.sinbad.nu/