not: Aşağıdaki metin ve -buraya yerleştirmediğim- devamı, Şubat 2011 tarihinde, Esperanto derneği üyelerine Türkler ve türkçe hakkında bilgi vermek amacıyla kaleme alınmıştır. Sözkonusu bilgilendirme, 2011 Şubat ayının son haftasında yapılmıştır. Anlatılanlar daha sonra genişletilerek -bazı parçalarını önceden sinbad.nu'ye yerleştirmiş olduğum- bir kitap haline getirilmeye başlanmıştır. Anlatılanlar arasında Türkiye'de konuşulan Oğuz türkçesinin grameri de vardı ama, bunu benden daha iyi anlatan kitapları rahatca bulabilirsiniz... Tüm anlatılanların ve çok daha geniş olarak yazılanların çok az bir kısmını, sadece başlangıcını buraya yerleştiriyorum. İyi okumalar dileğiyle.- Yusuf Küpeli, 2014.01.16

 

Yusuf Küpeli, ALTAY DİL GRUBU VE TÜRK DİLLERİ VE KÜLTÜRÜ ÜZERİNE KISA GENEL BİLGİLER

Konunun uzmanı tarihçilere göre, Türklerin bilinen en eski yurtları...

 

BAZI DİLBİLİMCİLER TÜRKÇEYİ ALTI KOLA AYIRMAKTADIRLAR

 

Yaşayan türkçeyi, Kıpçak (Kipchak) Türkçesi ve Oğuz Türkçesi olarak iki ana kola ayıran dilbilimciler olmakla birlikte, bazı dilbilimciler...

 

ALTAY DİL GRUBU VE TÜRK DİLLERİ VE KÜLTÜRÜ ÜZERİNE KISA GENEL BİLGİLER

 

Konunun uzmanı tarihçilere göre, Türklerin bilinen en eski yurtları, Baykal gölünün hemen güneydoğusundaki topraklardır. Anlaşılmış olacağı gibi buraları, Güney Sibirya’nın bir parçası olmaktadır. Günümüzde aynı yer, Rus-Moğol sınırı yakınlarında, ve üzerinde kalmaktadır. Yeri daha belirgin hale getirmek için, sözkonusu coğrafyanın, şimdiki Irkutsk kentinin yakınlarında, aynı kentin biraz daha güneyinde kalan topraklar olduğu söylenebilir... 

 

Haritaya bakıldığı zaman, güney Sibirya’da yeralan sözkonusu toprakların su kaynakları ile, ırmaklarla dolu olduğu gözükmektedir. Sibirya’nın kuzey kıyılarından Kuzey Buz Denizi’ne dökülen büyük Yenisey nehri, kaynaklarının bazılarını bu alandaki sulardan almaktadır... Aynı toprakların, göçerlerin hayvanları için zengin otlaklarla dolu olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde de bu gerçeğin pek değişmediği bellidir. Kurgan (tumulus) adını alan mezarlarda elegeçen bulgulara dayanarak Türklerin İ. Ö. 200- 100 yıllarında “geyik kültürü”nden “at kültürü”ne geçmiş olduklarını kabuledecek olursak, sözkonusu alanlar Ren geyiği sürüleri içinde mükemmel otlaklardır... Yine bilindiği gibi Baykal, dünyamızın en eski ve en derin gölüdür. Görenlerin ifadeleri ile Baykal Gölü’nün suları, yaklaşık 40 metre derinliği gösterecek ölçüde berraktır. Anlatımlara göre, özel birçeşit yengeç, gölün suları filitre etmekte, berrak kalmalarını sağlamaktadır... Fakat günümüzde malesef bu doğa harikası da kirlenme tehlikesi altında imiş...

 

“Bozkır İmparatorluğu” adıyla türkçeye çevrilmiş olan araştırmasında Attila- Cengiz- ve Timur İmparatorluklarını anlatan, Asya halkları, Türkler, ve Altay kültürleri hakkında geniş bilgiler veren konunun en önemli uzmanlarından Fransız tarihçi René Grousset’in anlatımlarını bir-iki cümle ile özetleyecek olursak, Türklerin yaşadıkları bölgelerde, Sibirya’da, M. Ö. 500- 300 yıllarına ait bronz hançerler ve bıçaklar bulunmuştur. Aynı bölgede, M. Ö. 300- 200 yıllarında demir çağına geçilmiştir ama, bronz kullanımı sürmüştür. Bulunan sanat eserlerinde, Grek ve İskit (Skyter, Skytien, Scythian) eserleri ile benzerlikler keşfedilmiştir... Bu satırları yazana göre sözkonusu benzerlikler, ortak bir göçebe kültürünün varlığının ve halkların birbirleri ile karışmış olduklarının işaretlerinden birisidir... Yine daha ileride René Grousset, Çinlilerin 400’lü yıllarda Kırgızların ataları olan Türk boylarından sözettiklerini anlatmaktadır. Sözkonusu bilginin dip notunda O, Gardizi’nin döneminde Kırgızların beyaz tenli ve kızıl saçlı olduklarını ve Yenisey Kırgızlarının başlangıçta Türk kökenli bir dile sahip olmadıklarını yazmakta, ve belki de bir halklar kaynaşmasının gerçekleşmiş olduğundan sözetmektedir...

 

Bazı tarihçilerin iddia ettikleri gibi İskitler, sadece Hint-Avrupai, İrani halklar konfederasyonu olmayıp, sözkonusu aşiretler konfederasyonunun içinde Türklerin de bulunduğuna dair ciddi bulgular ve anlatılar mevcuttur... Yine René Grousset’in anlatımı ile, “Büyük Altaylar’ın kuzey eteklerinde, daha güney batıda, Ob ve Khatun nehirlerinin yakınındaki Pasırık’ta (Pazyryk), 1929 yılında, Griaznov’un ekibi tarfından İ. Ö. 100 yılına ait ‘ren geyiği şeklinde’ maskelenmiş at cesetleri ile dolu mezarlar bulunmuştur” René Grousset’e göre bu durum, ren geyiği yerine artık atın kullanılmaya başlandığının kanıtıdır. Diğer yandan, tarihin babası olarak kabuledilen Heredot’ta (Herodotus, İ. Ö. 484?- 430 veya 420), hükümdar mezarlarında, hükümdarla birlikte gömülen atlardan sözetmektedir... (Pasırık, ya da Pazyryk, Altaylar’da kurganları ile ünlü bir vadinin adıdır. Türkçe bir deyim olan kurgan, tumulus deyiminin karşılığı olmaktadır. Kurgan veya tumulus, daha çok bronz dönemine özgü küçük tepe biçimindeki mezarlara verilen addır. Griaznov ise, tanınmış bir Rus arkeologtur.)

 

René Grousset’in “Bozkır İmparatorluğu” adıyla türkçeye kazandırılmış olan kapsamlı yapıtındaki açıklamaya göre, çince de “Tu- Kiyu” (“T’ou- kiue”) olarak geçen ad, moğolca çoğul olarak ifade edilen “Türküt” (Türk) adından gelmektedir. Bu ad, Türk adı, “gerçek anlamı ile güçlü”, demek olmaktadır... Yine aynı yapıttaki açıklamaya göre, Çin kaynakları, Gök Türkler’in totemlerinin, kurt olduğunu açıklamaktadır (totem, klanın yardımcısı, koruyucusu olduğuna inanılan ve bir hayvan biçimine girmiş olan ruh anlamınadır.). Konu ile ilgili dip notta, “İnanışa göre Gök Türkler’in atası bir dişi kurt tarafından emzirilmiştir. Onlar, bayrak direklerinin tepesine altından bir dişi kurt başı dikerlerdi.”, diye yazılmaktadır...

 

Sanırım hemen belirtmekte yarar vardır... Türk topluluklarının da inancı olan Şamanizm üzerine en kapsamlı araştırmaları yapmış bilim adamlarının başında gelen, Orta Asya Şamanizmi üzerine de geniş bilgiler veren Mircea Eliade’nin “Shamanism, Archaic Techniques of Ecstasy” adlı yapıtında anlattığına göre, Sibirya ve Altay kültürlerinde, totemler arasında kurt bulunmakla birlikte, en popüler olanlar, en değerli totem katagorisine girenler, birçeşit iri güçlü erkek geyik, ayı, kaz, kartal vs. gibi totemlerdir... Değerli Sovyet- Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov’un masal tekniklerinden yararlanılarak yazılmış ve türkçeye “Masaldan Sonra” (“Beyaz Gemi”) adıyla çevrilmiş olan etik yapıtını okumuş olanlar, eski Kırgızlar’ın koruyucu totemlerinin bir geyik ana olduğunu bilirler. Sözkonusu eski Kırgız efsanesine göre Kırkızlar’ın soyları, bir geyik sayesinde yeniden üreyebilmiştir...

 

Aslında, yukarıda özetlenmiş olan tüm bu anlatılanlarda, ya da göçebe ve öncesi kültürlerde, doğaya yönelik derin bir saygı ve bağlılık gözlemlenmektedir. Bu çocukluk yıllarında insan soyu, kendisini doğanın bir parçası olarak görmüştür, ve çağımızın yabancılaşmış, kendi yarattığı değerlerin, paranın tutsağı olmuş insanların yapmakta olduklarının tam tersine doğaya zarar vermekten kaçınmıştır... Diğer yandan, herşeyi idealize etmeye, tartışılamaz kılmaya çalışan çağdaş ahmak faşist-ırkçı beyinlerin düşüncelerinin aksine, eski Türk topluluklarının en önemli ve tek totemleri kurt değildir. Kırgız efsanesinde de anlatıldığı gibi, Türk topluluklarının en önemli totemleri arasında geyik te bulunmaktadır. Ve bu insanlar, üst sınıfların, mali-sermaye guruplarının pazarları elegeçirme hesapları, kitleleri manupule etme hesapları ile üretmiş oldukları “ırk” yalanından habersizdiler; İskit konfderasyonunda ve çok örneği olan başka birliklerde olduğu gibi, değişik dilleri konuşan topluluklar, köken farkı gözetmeksizin yararları yönünde rahatca biraraya gelebilmekteydiler...

 

Konuyu toparlayacak ve dil ile ilgili bilgilere gelecek olursak... Dil bilimcilerine göre türkçe, Altay dil grubuna dahil olmaktadır (Bazıları bunu, Ural- Altay dil grubu olarak ta sınıflamaktadır.). Yine dil bilimcilere göre, Altay dilleri üç farklı kola ayrılmaktadır. Bunlar, Türkçe, Moğolca, ve Mançu (Manchu)- Tungus dilleri olarak tasnif edilmektedirler. Martine Irma Roberts’e göre sözkonusu üç dilin Kore ve Japon dilleri ile de bağı vardır (Turcologica 64. Wiesbaden: Harrassowitz Verlag, 2005) Martine Irma Roberts’in anlatımı, Indiana Üniversitesi’nden György Kara tarafından gözden geçirilmiştir... Sözkonusu üç grupta yeralan diller, Türkçe, Moğolca, ve Mançu (Manchu)- Tungus dilleri, sözcükler (vocabulary) olarak, sözcüklerin yapıları (morphological) itibariyle, ve sözcüklerin biraraya gelerek cümle oluşturma (syntacticstructure) biçimleriyle, veya gramer yapılanmaları ile sıkı bağ içindedirler. Dilbilimcilere göre, bu gruplara 50’yi aşkın dil dahildir...

 

Türkçe, kuzeyde, Kuzey Buz Denizi’nden (Arctic Ocean) güneyde Pekin’in üzerinden geçen 40ncı paralele dek ve doğudan batıya tüm Asya kıtası boyunca kullanılmaktadır. Değişik ülkelerdeki farklı Türk lehçeleri konuşanların toplamları üzerinden yapılan bazı hesaplara göre, dünyada 150 milyonu aşkın kişi türkçe konuşmaktadır. Ekim 2007 tarihli bir BBC haberine göre ise, dünyada yaklaşık 200 milyon kişi türkçe konuşmaktadır...

 

Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında Türkçe, yoğun olarak, halkı Türk olan Kazakhistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırkızistan gibi Orta Asya Cumhuriyetleri’nde, günümüzde Çin sınırları içinde kalan Doğu Türkistan’da (Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi) ve Kafkaslar’da asıl olarak Azerbeycan Cumhuriyeti’nde ve diğer bazı bölgelerde konuşulmaktadır. Hint-Avrupai dil ailesi içinde İran dillerinden birini konuşan Tacikistan’da, İran dillerinden Paştu (Pashto, Pushtu) dilinin ağır bastığı Afganistan’da, ve ayrıca asıl olarak İran’da yaygın biçimde türkçe kullanılmaktadır. Afganistan’da, çoğunluklu olarak Özbek (Uzbek) türkçesi ve daha az miktarda Türkmen ve Kırgız türkçeleri de konuşulmaktadır. Aslında, “Kırgız türkçesi” yerine Kıpçak (Kipchak) türkçesi demek muhtemelen daha doğrudur. Çünkü, çoğunluğu Kırgızistan’da yaşayan bu halkın konuştukları türkçe, Kıpçak dilidir. Sözkonusu ülkeye “Kırgızistan” adı, bölgeyi kolonileştiren Ruslar tarafından 1800’lü yılların ortalarında verilmiştir... Tacikistan’da yaşamakta olan Türklerin konuştukları, Özbek türkçesidir. Irak’ta Türkmen türkçesi yoğun biçimde konuşulduğu gibi, Suriye’de ve Kuzey Afrika ükelerinde de türkçe konuşanlara rastlamak zor değildir...

 

Şüphesiz türkçe, en yoğun biçimde, -2010 yılı verilerine göre nüfusu 73 milyonu biraz aşmış olan- Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde konuşulmaktadır- yaklaşık 14 milyon kadar insanın kürtçenin Kuzey Kırmançi ve Zaza lehçelerini değişik ölçülerde konuştukları düşünülecek olsa bile, bu halklar da toplumsal yaşamda ağırlıklı olarak türkçe kullanmaktadırlar... Diğer yandan türkçe, en yoğun biçimde Azerbeycan’da, ve özellikle yedi ili kapsayan İran Azerbeycanı’nında ve diğer İran çoğrafyasında konuşulmaktadır. İran’da türkçe, ülkedeki yaygın dillerin başında gelmektedir. İran’da, bir Oğuz türkçesi olan Azeri türkçesinin, 30 milyon kadar insan tarafından konuşulduğunu yazan kaynaklar vardır ama, kanımca bu sayı şişirmedir... Sözkonusu nüfusu daha az gösteren kaynaklar da mevcuttur... Britannica’ya ve diğer bazı kaynaklara göre İran nüfusunun yüzde 17 kadarı Azeri Türkü, yüzde 1,5 kadarı ise Türkmendir. Bu verinin doğru olduğunu kabuledersek, İran’da toplam nüfusun yaklaşık yüzde 19 kadarı türkçe konuşmaktadır. Yine 2011 yılı verilerine göre İran’ın nüfusu yaklaşık 79 milyon kişidir. Bu gerçekten kalkarak, İran’da 15 milyon kadar insanın türkçe konuştuğunu söyleyebiliriz ve kanımca bu doğru bir sayıdır... Azerbeycan Cumhuriyeti’nin nüfusu ise günümüzde 9 milyon civarındadır...

 

Türkçe, tüm Kafkaslar’da, ve yine yaygın olarak tüm Balkanlar’da konuşulmaktadır. Örneğin, Bulgaristan’da yaklaşık bir milyon kişi Türkçe konuşmaktadır... Balkanlar’da, öncelikle Yunanistan’da, Makedonya’da, Kosovo’da, ve ayrıca diğer tüm balkan ülkeleride türkçe konuşan nüfus bulunmaktadır... Değişik Doğu Avrupa ülkelerinde kalmış eski Türk nüfusunun ötesinde Türkler, işçi ve göçmen olarak -başta Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkeler olmak üzere- tüm Batı Avrupa’ya yayılmışlardır. Bazılarına göre, Avrupa, Avustralya, ve Kuzey Amerika kıtalarında yaklaşık 30 milyon türkçe konuşan nüfus mevcuttur... Sadece Almanya’da Türkiye kökenli yaklaşık üçbuçuk (3.5) milyon insan vardır. Bunların daha az olan birkısmı Kürt asıllı olsalar bile, sonuçta hepsi türkçe bilmektedirler... Nüfusun yaklaşık onda birinin Türk olduğu Berlin’de, pazar yerlerinde, Alman satıcıların dahi türkçe bağırarak reklam yaptıklarını duyabilirsiniz...

 

Günümüz Romanyası’nın doğu, Ukrayna’nın ise batı sınırında yeralan, Balkan Yarımadası içinde kabuledilen Moldova’da yaşayan -Hiristiyan Ortodoks- Gagauz (Gök Oğuz) halkı, Kırım’da yaşayan Tatar halkı, yukarı Volga bölgesinde, Kazan ve civarında yaşamakta olan Kazan Tatarları, Avrupa Rusyası’nın merkezi bölgelerinde yaşamakta olan Çuvaş (Chuvash) halkı türkçe konuşmaktadır. Hemen belirtmekte yararvar, Volga Bulgarları tarafından konuşulan dil ile de bağlantısı kurulan Chuvash (Çuvaş) dilinin tam anlamıyla türkçe olmadığı, Altay dil grubunun bağımsız bir alt bölümü olduğu, ve bu dilin muhtemelen Hunlar tarafından konuşulduğu düşünülmektedir. Şüphesiz Hun dili artık varlığını sürdürmemektedir ve bu dil hakkında yeterli bilgi yoktur. Batı Rusya’da yaşamakta olan Çuvaş (Chuvash) Türk halkı, günümüzde 1 milyon civarında nüfusa sahiptir...

 

Nüfusu yaklaşık 5 milyon olan Moldava’nın yüzde 3.5 kadarı Gagauz (Gök Oğuz) Türkler’den oluşmaktadır ve bu halk yoğunluklu olarak Güney Bessarabia’nın Bugeac Ovası’nda yaşamaktadır. Rusya’nın değişik bölgelerine yayılmış olmakla birlikte, Kıpçak Kağanlığı’ndan (Golden Horde=Altın Ordu) kalma Tatar halkı, daha çok Kırım’da ve Kazan’da yaşamaktadır. Bu halkın nüfudu, 1900’lü yılların sonunda 6 milyonu aşmıştı... Ortodoks Hiristiyan Gagauz halkının konuştuğu türkçe, Azerbeycan ve Türkiye türkçeleri gibi Oğuz türkçesidir...

 

Asya ile Amerika kıtalarının karşılaştıkları Kuzey Sibirya’nın en doğu ucundaki Bering Boğazı’nın bitişiğinde bulunan Chukchi veya Chukotka yarımadasında ve bu yarımadanın batısına düşen Kuzey Sibirya coğrafyasında yaşayan Yakut halkı da türkçe konuşmaktadır. Kısacası türkçe, Balkanlar’dan, Doğu Avrupa’dan Bering Boğazı’na yakın coğrafyaya dek yaygın biçimde kullanılmaktadır. Diğer yandan, aşağıda kısa kısa sözedileceği gibi, türkçenin de kendi içinde farklı kolları bulunmaktadır...

 

Bir de, sözkonusu yıllar dahil, 700’lü yıllardan 900’lü yıllara dek konuşulan türkçe, “eski türkçe” olarak sınıflandırılmaktadır. Diğer yandan, 1.000’li yıllardan 1.400’lü yıllara dek konuşulan türkçe, “orta türkçe” olmaktadır. “Yeni Türkçe” ise, 1.500 yıllardan 2.000’li yıllara dek konuşulan türkçedir...

 

“Orta” ve “yeni” dönemlerinde arabça ve farsça dillerinden, ve daha sonra da Batı dillerinden birçok sözcük almış olan türkçe, “eski” döneminde de Çin dilinden sözcükler almıştır.

 

Başlangıçta vermiş olduğum ilk sınıflama ile pek farklılığı olmamakla birlikte, diğer bazı dilbilimciler, Altay dillerini, Türkçe, Moğolca, Tungusca, Kore dili, ve Japonca olarak sınıflamaktadırlar. Aynı bilim adamları, Kore ve Japon dillerini “Macro- Altaic” olarak ayırmaktadırlar... “Micro- Altaic” olarak ayırdıkları dil grubunu 348 milyon, “Macro- Altaic” olarak ayırdıkları dil grubunu ise 558 milyon kişinin konuştuğunu söylemektedirler... Dil grubuna adını veren Altay Dağları, bilindiği gibi, Moğolistan’ın en batı, Kazakhistan’ın en doğu uçlarının birbirleri, ve ayrıca Rus ve Çin sınırları ile birleştiği Orta Asya coğrafyasından başlayıp, doğuya doğru uzanan haşmetli bir sinsiledir...

 

BAZI DİLBİLİMCİLER TÜRKÇEYİ ALTI KOLA AYIRMAKTADIRLAR

 

Yaşayan türkçeyi, Kıpçak (Kipchak) Türkçesi ve Oğuz Türkçesi olarak iki ana kola ayıran dilbilimciler olmakla birlikte, bazı dilbilimciler türkçeyi, son olarak, altı kola ayırmışlardır... Bunlar sırasıyla, 1) Güneybatı, veya Oğuz Türkçesi; 2) Kuzeybatı veya Kıpçak (Kipchak) Türkçesi; 3) Güneydoğu, veya Uygur Türkçesi; 4) Kuzeydoğu, veya Sibirya Türkçesi; 5) Oghur Türkçesi; 6) Arghu Türkçesi

 

1) Oğuz, veya Güneybatı Türkçesi

 

Oğuz türkçeleri, İran’da konuşulan bir diyalekt olan Afşar (Afshar) türkçesi, Azeri türkçesi, Gagauz (Gök Oğuz) türkçesi, Horasan türkçesi, Turkmen türkçesi, Osmanlı ve Türkiye türkçesi olarak sıralanmaktadır. Bazıları bu Oğuz türkçesini de, Batı Oğuz, Doğu Oğuz, ve Güney Oğuz olarak üç ayrı katagoride ele almaktadırlar... Osmanlı, Türkiye, Azeri, ve Gagauz türkçelerini, Batı Oğuz katagorisine dahil etmektedirler. Türkmen ve Horasan türkçelerini, Doğu Oğuz katagorisi içinde göstermektedirler. İran’da konuşulan Afşar türkçesini ve bunun üç alt kolunu ise, Güney Oğuz’a dahil etmektedirler...

 

2) Kipchak (Kıpçak) türkçesi, veya başka dilbilimcilerin ifadeleri ile Kuzey Batı Türkçesi

 

Kıpçak türkçesi olarak ayrılan katagori içinde, Kazakh, Kırgız, Tatar, Sibirya Tatarları, Kırım Tatarları, Nogay, Kumyk, Karachay, Karakalpak, Karaim, Bashkir, Balkar halkları tarafından konuşulan türkçe bulunmaktadır. Yine bazı dilbilimciler bunu, Batı Kıpçak türkçesi, Kuzey Kıpçak (Volga- Ural türkçesi), Güney Kıpçak (Aralo-Caspian, veya Aral-Hazar) türkçeleri olarak üç ayrı katagoriye ayırmaktadırlar. Aynı ayırıma göre, Batı Kıpçak türkçesine, kaybolmuş olan Kuman, ve halen yaşayan Kumyk, Karachay-Balkar, Kırım Tatar, Urum, Krymchak, ve Karaim türkçeleri dahil olmaktadırlar. Kuzey Kıpçak türkçesi içinde, Kazan Tatarları’nın, Sibirya Tatarları’nın, ve Bashkir (Başkır) halkının konuştuğu türkçe bulunmaktadır. Güney Kıpçak katagorisinin içinde ise, Kazakh, Kırgız, Karakalpak, Kıpçak Özbek (Fergana Kıpçak dili), ve Nogay dilleri bulunmaktadır.

 

Karakalpak türkçesi, Özbekistan (Uzbekistan), Kazakhistan, Afghanistan, ve Rusya’da yaklaşık 450 bin kişi tarafından konuşulmaktadır. Güneydoğu’dan Kuzeybatı’ya, Aral Gölüne doğru uzanan Özbekistan’ın Aral Gölü civarında, Karakalpakistan’da, Karakalpak Türkçesi Resmi dildir. Aynı dil bir miktar da ülkenin güneyinde konuşulmaktadır...

 

3) Uygurca veya Güneydoğu Türkçesi

 

Bazı dilbilimciler bu Güneydoğu Türkçesi’ni, Modern Uygur (Uyghur) ve Özbek (Uzbek) türkçeleri olarak ikiye ayırmaktadırlar. Diğer bazıları ise, ayrımın özü aynı olmakla birlikte, Güneydoğu Türkçesi’ni, Batı ve Doğu olarak iki ayrı katagoride ele almaktadırlar. Hazar Denizi’nin doğusundaki Özbekistan’da (Uzbek), ve Özbekistan’a komşu Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Turkmenistan, ve bir Miktar da Doğu İran’da konuşulan Özbekçeyi, Batı Uygurca, veya Batı Güneydoğu Türkçesi olarak sınıflamaktadırlar. Doğu katagorisi içine giren ve günümüzde Uygur türkçesi olarak anılan türkçe, “Doğu Turkistan” olarak bilinen ve Çin’in -Kırgızistan sınırına yakın-bölgesinde, Tianşan (Tian Shan) sinsilesinin güneyinde yeralan Uygur Otonom Bölgesi olan Sinkiang’da sekiz milyonu aşkın insan tarafından konuşulmaktadır.

 

Vaktiyle tarihte, Moğolistan toprakları üzerinde ve hatta daha fazlası üzerinde bir imparatorluk kurmuş olan Uygur Kağanlığı (742- 848), 700’lü yılların ikinci yarısında, Kağan Tengri Bögü ile Manicheism’i resmi devlet dini olarak kabuletmişti. Günümüzde Uygurlar, İslam dinine bağlıdırlar... Bilindiği gibi, Türkiye türkçesinde yeralan ve -Medine’den türetilme- “medeniyet” (sivilization) sözcüğünün karşılığı olarak kullanılan “uygarlık” sözcüğü, Uygur adından türetilmedir... Diğer yandan, yine Doğu grubu içinde, Sarı Uygur (Batı Uygur), Salar, Aini, Ilı Turki, ve artık konuşulmayan Eski Türkçe ve Çağatay (Chagatay) türkçeleri mevcuttur... Kuzeybatı Çin’de ve eski Sovyet sınırları içinde kullanılan Sarı Uygur ve Salar türkçeleri, Uygur lehçelerinden başka birşey değillerdir. Bunlar, edebi Uygur dili, yazı dili olmaktadırlar. Sözkonusu yazı dili, 1930’a dek Arab alfabesini, 1930’dan sonra Latin alfabesini, ve 1947’den sonra da Kiril (Cyrillic) alfabesini kullanmaya başlamıştır. Çin sınırları içinde Arab alfabesi halen kullanılmaktadır...

 

4) Kuzeydoğu, veya Sibirya Türkçesi

 

Bazıları bunu, Dolgan, Yakut türkçeleri olarak sınıflandırırlarken, diğerleri aynı dili önce, Kuzey Sibirya Türkçesi, Güney Sibirya Türkçesi, Yenisey Türkçesi, Chluym Türkçesi, Altai (Altay) Türkçesi olarak katagorilere ayırmaktadır. Bu son ifade edilen ayırımı yapanlar, Dolgan ve Yakut (Sakha) türkçelerini Kuzey Sibirya katagorisi içinde ele almaktadırlar. Burada, Dolgan’ın ne olduğu merak edilebilir... Dolgan türkçesi, Kuzey Kutbu (Arctic) Çizgisi’nin yakınlarında, Kuzey merkezi Rusya’da, Taymyr (Taimyr) Otonom Bölgesi’nde (otonom bölge=okrug) konuşulmaktadır. Evenk ve daha çok Tungus aşiretlerinden oluşan ve 1979 sayımına göre sayıları 5.100 olan bu halk (şimdi çoğalmış olabilirler), bölgeye 1700’lü yıllarda Güneybatı’dan gelmişlerdir. Ve Onlar, bir Yakut diyalektini, lehçesini kendilerine adapte etmişlerdir...

 

Kuzeydoğu Sibirya’da, Bering Boğazı’na yakın coğrafya da konuşulan Yakut türkçesi, varolduğu coğrafya itibariyle diğer türkçelerden izole olmuştur. Ve 400 bin kadar Yakut, -bazılarının bağımsız bir katagori olarak ele aldıkları- bu dili konuşmaktadır... Güney Sibirya ayrımı içinde, Sayan ve Yenisey türkçeleri de bulunmaktadır. Sayan, Tuvan ve Tofa olarak ikiye ayrılmaktadır. Tuvan, güney merkezi Rusya’da Tuvan Otonom Cumhuriyeti’nde ve Kuzeybatı Moğolistanda küçük bir azınlık tarafından konuşulmaktadır. Tofa veya Tofalar, Güney Sibirya’da, Doğu Sayan Dağları’nın kuzey kıyılarında yaşayan yaklaşık bir milyon nüfuslu bir halktır. Köken olarak Tuva halkı ile karışıktırlar, ve halen Şamanist inanca bağlıdırlar... Yenisey Türkçesi içinde Khakas, Fuyü Kırgız, ve Shor ayrımları bulunmaktadır... Achaemenid Hanedanı’nın (Pers İmparatorluğu) kurucusu olan II. Kiruş’u (Büyük Kiruş, Cyrus) İ. Ö. 529’da Güney Kafkasya’da -bir kadın olan Tomris (Tomyris) önderliğinde- yenilgiye uğratıp öldüren İskit Aşiretler Konfederasyonu’nundan Massagetai aşireti, ve ayrıca Sakians, ve Usuns aşiretleri gibi Khakas halkı da ön-Türkler katagorisi içinde sayılmaktadır... Herodot’un (Herodotus, İ. Ö. 484- 430 veya 420) tanıklığı doğru ise, Massagetai aşiretinin önderi Tomris, oğlunu öldürmüş olduğu için nefret ettiği II. Kiruş’un kanını bir tuluma doldurtacak, ve bunu içecekti...

 

Fuyü Kırgızcası Kuzeydoğu Çin’de konuşulmaktadır. Bu, kırgıcanın bir lehçesi değildir. Aşiret adlarının benzerliği, böyle benzer dil adlarına neden olmuştur... Yine aynı katagori içindeki Khakas türkçesi, Rusya sınırları içinde, Güney Sibirya’da, Khakas Cumhuriyeti’nde, 60 bini aşkın insan tarafından konuşulmaktadır. Fakat aynı dili konuşanların toplam sayıları 80 bini bulmaktadır... Yaklaşık on bin kişi tarafından konuşulan Shor türkçesi, Rusya’da, Güney Sibirya’da, Kemerova Bölgesi’nde konuşulmaktadır... Dolgan türkçesi, Yenisey Nehri’nin güney kısımlarında, nehrin üzerindeki Krasnoyarsk Bölgesinde yaklaşık beş bin kişi tarafından konuşulmaktadır. 

 

5) Oghur Türkçesi

 

Bu katagori içinde, Çuvaş (Chuvash), ve artık konuşulmayan Hazar, Türk Avar, Bulgar ve Hun dilleri bulunmaktadır... Yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi, Batı Rusya’da halen yaklaşık bir milyon kişi tarafından konuşulan Çuvaş (Chuvash) dili ile yaşamayan Hun dili arasında bağ kurulmaktadır... Çuvaş (Chuvash) dilinin tam türkçe olmadığı, Altay dillerinin bağımsız bir alt kolu olduğu da iddia edilmektedir...

 

Önce, ne anlama geldiği kafada soru işareti yaratan Oghur, veya Ogur sözcüğü üzerinde durmaya çalışalım... Bu sözcük, Britannica’nın Macar toplumu ile ilgili maddesinde “Ogur” olarak geçmektedir. Özetleyecek olursak, Ural dil ailesinden Fin-Ugrik (Finno-Ugric) dillerini konuşan ve Yukarı Volga ve Kama nehirleri bölgesinde yaşamakta olan Magyar aşiretleri, 800’lü yıllarda daha güneye inmişler, ve bunlardan yedi tanesi, Hazar Türkleri’nden üç aşiretle federasyon kurup Batı’ya ilerlemişlerdir. Sözkonusu -yedi Magyar ve üç Türk aşiretinden oluşan- birlik, 800’lü yılların sonunda Karpatları geçmiş, ve 900’lü yıllarda, şimdi Macaristan (Magyar’dan türetilme) olarak anılan topraklara yerleşmişlerdir (Aslında, eski Macaristan toprakları günümüzde olandan çok daha geniştir ve Batı dillerinde söylenen Hungary adı onlara Slavlar tarafından verilmiştir.). Sözkonusu coğrafyada, Magyar egemenliğinden önce, yine Doğu’dan gelmiş olan Avarlar’ın, ondan önce de Hunlar’ın egemenlikleri mevcuttu. Halen Macaristan’da Attila adı oldukça popülerdir...

 

Bu yedi Magyar, ve üç Hazar Türk aşiretinin oluşturdukları federasyon, komşuları tarafından, On-Ogur, bir başka ifadeyle On-OK olarak adlandırılmıştır. Kısacası bu açıklamadan, Ogur, veya Oghur sözcüğünün, bildiğimiz türkçe OK anlamına geldiğini anlıyoruz. Ozaman, sözkonusu bağımsız türkçe katagorinin adı, “ok türkçesi”, ya da “okçuların türkçesi” mi olmaktadır? Doğrusu, ben de çalışarak ve aceleyle öğreniyorum, ve konunun uzmanı olmadığım için emin değilim ama, böyle olabilir diyorum...

 

Güney Slavları’nın dilleri ve kültürleri içinde eriyip kaybolan Bulgar dilinin nasıl bir türkçe olduğu?, sorusu akla gelmektedir. Bazı soru işaretleri içermekle birlikte, Gerard Clausen, Larry Clark, Kevin Alan Brook, Gyula Decsy, Douglas Dunlop ve daha başka bazı dilbilimcilerin açıklamalarına göre, Bulgar, Hazar, Avrasya Avar, muhtemelen Hun, ve halen konuşulmakta olan Çuvaş (Chuvash) türkçelerindendirler. Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi bunlar, Türk dilleri içinde bağımsız bir katagori olan Oghur veya Ogur türkçesine dahildirler. Sözkonusu dilbilimcilere göre, Oghur veya Ogur katagorisi, türkçenin sonderece ayrıcalıkları olan bir koludur...

 

Britannica, Çuvaş (Chuvash) dili hakkında bilgi verirken, Volga Nehri’nin orta bölgelerinde, Avrupa Rusyası’nın merkezi parçasında konuşulan Çuvaş dilinin, Altay dil ailesinden türkçenin bir alt kolu olduğunu belirtmektedir. Aynı anlatıma göre, yapısal olarak türkçenin bağımsız ve ayrı bir kolu olan Çuvaş dili, Altay dili olan ve artık yaşamayan Volga Bulgar diline yakındır. Bazı okullar, sözkonusu Çuvaş dilini, türkçeden ziyade, Hunlar tarafından konuşulan ve diğer türkçe konuşanlar tarafından kolay anlaşılan, ve diğer türkçelerle bağı olan bir dil, Altay dil ailesinin bağımsız bir alt kolu olarak tasnif etmektedirler. Sonuçta, buradaki anlatımdan, Çuvaş dili ile, artık yaşamayan Volga Bulgar dili arasında, ve yine bir aşiretler konfederasyonu olan göçebe Hunlar’ın içindeki Türk aşiretlerinin konuştukları dil arasında bağ olduğu anlaşılmaktadır... Günümüzde Çuvaş (Chuvash) türkçesi, bir veya iki milyona yakın insan tarafından kullanılmaktadır...

 

Yukarıda adı geçen Hazar (Khazar) Kağanlığı’da, türkçe konuşan aşiretlerin oluşturdukları ticari bir konfederayondur. Kuzeyden geçen İpek Yolu üzerinde kurmuş oldukları egemenlik, ve ayrıca kuzey-güney ticaretinde oynadıkları rol, onları zenginleştirmiştir... Günümüz Avrupa Rusyası’nın güneybatısında, Karadeniz’in, Azak Denizi’nin, Kafkaslar’ın, Hazar (Kaspiska) Denizi’nin kuzey bölgelerinde 500’lü yıllardan 900’lü yılların sonlarına dek yaşamış olan, ve 600’lü yıllardan itibaren güçlü bir imparatorluk konumuna yükselen bu devlet, 700’lü yıllarda Yahudi dinini kabuletmiştir...

 

Yine aynı dil grubu içinden bir dil konuştukları iddia edilen Avarlar’a gelince, bunların Türk oldukları tartışmalıdır. Onlar, bazı tarihçilere göre Türk olarak kabuledilmekle birlikte, birçok tarihçi tarafından Türk olarak kabul edilmemektedirler... Yalnız, bir aşiretler konfederasyonu olan ve Doğu’dan Batı’ya doğru hareket eden Avar aşiretleri içinde Türk aşiretlerinin de olmaması için bir neden yoktur. Zaten, bu bölümün başlangıcındaki dil ayırımı da, “Türk Avar” olarak yapılmıştır. Sözkonusu ayırımdan, Avar konfederasyonu içinde başka dillerin de konuşulduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan, Britannica’ya göre, Kafkaslar’da, batı ve merkezi Dağıstan’da, Andi ve Dino dilleri ile birlikte Avar dili de konuşulmaktadır ama, bu sözedilenler, “Türk Avar” olarak tasnif edilmemektedir... Aynı kaynak, Batı Dağıstan, Rusya, ve bir miktar da Azerbeycan’da konuşulan sözkonusu dili, Avar-Andi-Dino olarak gruplamaktadır. Bunlar arasında en çok, yaklaşık 550 bin kişi tarafından konuşulan Avar dilinin, sadece bunun yazı dilinede sahip olduğunu ayrıca belirtmektedir... Bu son bilgiden kalkacak olursak, kaybolanın sadece “Türk Avar” dili olduğunu düşünebiliriz. Türk dilleri katagorisi içine girmeyen diğer Avar dili, veya dilleri, anlaşılan yaşamaktadırlar...

 

Diğer yandan, Volga Bulgarları’nın Türk oldukları konusunda bir şüphe yoktur... Hazar aşiretleri ağırlıklı olarak Türklerden oluşmakla birlikte, ve devletin çekirdeğinde Türkler durmakla birlikte, Hazar konfederasyonu yapısında, İranlı, Fino-Urgic, Kafkas, ve hatta Slav unsurlar da vardır... Hun aşiretler konfederasyonunun da Türk ağırlıklı olduğu, konfederasyonun çekirdeğinde Türk aşiretlerinin durduğu, tarihçilerce belirtilmektedir... Çuvaş halkı’da Türk olarak kabuledilmektedir... Adı geçen halkların türkçeleri konusunda daha birsürü tartışma vardır...

 

Biraz konu dışına çıkarsak... Bu satırların kaleme alınmakta olduğu günlerde, Şubat 2011 Türkiyesi’nde tartışılmakta olan, “uzaya ilk kez bir Türk astronot (kozmonot) yollama” planları, aslında çok önceden bir anlama gerçekleşmiştir. Bir Rus adı taşıyor olmakla birlikte aslında Çuvaş (Chuvash) Türkü olan Andrian Grigoryevich Nikolayev (1929- 2004), Sovyet Hava Kuvvetlerinden bu pilot General, 22 Ocak 1969’da, Vostok 2 ve Soyuz 8 görevi ile uzaya gitmiştir...

6) Arghu Türkçesi

 

Arghu, veya Kahalaj türkçesi, 42 bini aşkın insan tarafından İran’da konuşula birşeşit türkçedir. Bir de, Afganistan’da bir Paştu (Pashto) aşireti tarafından konuşulan ve Hint-İrani dil katagorisi içinde olan Kahalaj (Ghilzay, Ghilzai, Ghaljai, Gılzai) dili vardır. Bu ikisini ayırt etmek için, Türkçe Kahalaj (Kahalay) denilmektedir. Yakut ve Çuvaş (Chuvash) dilleri gibi Türkçe Kahalaj’ı da herhangi bir gruba dahil etmek olanaksızdır. Anlaşılan bu nedenle, ayrı olarak sınıflandırılmıştır...

 

Yusuf Küpeli

 

Şubat 2011

 

yusufk@telia.com

 

http://www.sinbad.nu/