Yusuf Küpeli, Geçmişten günümüze Ukrayna, Ukrayna tarihinden sayfalar, Batı’nın desteklediği Neo-Naziler, Kırım ve toplumsal politik kriz üzerine kısa notlar
 

3) Ukrayna tarihinde Kazak halkı, toplumsal etkileri ve ayaklanmaları hakkında kısa notlar

Hazar Denizi’nin (Caspian Sea, Kaspiska Havet) ve Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan bu halkın köken olarak Rus-Slav toplumundan tamamen farklı olduğunu düşünmemek gerekir. Hem ruscada ve hem de türkçe de Kazak, ingilizce söylenişinde ve yazılışında ise Cossack olarak adlandırılan bu halkın adı, Kazak sözcüğü, Britannica’nın açıklamasına göre, “serüvenci”, ya da “özgür adam” anlamına kullanılmaktadır... Serflik (kölelik) koşullarından kurtulmak, yeni şanslar elde etmek amacıyla, 1200’lü yılların sonlarına doğru Rus feodalizminden kaçarak Kıpçak Kağanlığı’nın sınırlarına, Ukrayna bozkırlarına yerleşen ve askeri birlikler oluşturan insanlara verilen addır Kazak. Ayrıca, Polonya’da, Litvanya’da, ve Moskova’da Senyörlerin kölesi (serfi) konumunda olupta, kaçarak Dinyeper (Dnieper) ve Don nehirleri bölgesine yerleşmiş olanlara verilen addır bu. Aynı adın bir diğer kaynağı da, 1400’lü yıllarda Dinyeper yörelerinde şekillenmiş olan yarı bağımsız Tatar guruplarıdır...

 

Kazak adını alan sözkonusu kaçak serfler, kendi kendilerini yöneten, kendi başkanlarını (atamanlarını) seçen askeri birliktelikler oluşturmuşlardır. Askeri birliklerin oluşmasının başlıca nedeni, Kazakların kendilerini Tatar saldırılarına karşı koruyabilme düşüncesi idi. Ayrıca kazaklar, kendileri de, Kıpçak türkçesi konuşan Tatarlara ve diğer Türkler karşı ataklara başlayacaklardı... Britannica’ya göre, 1500’lü yıllarda, Don Kazakları; Kafkasya’da Greben Kazakları; Ural nehri’nin ortalarında Yaik Kazakları; Volga Kazakları, Dinyeper Kazakları; ve Dinyeper’in batısında Zaporozhian Kazakları olmak üzere asıl olaran altı kazak gurubu bulunmakta idi... Anlaşılmış olacağı gibi Don Kazakları ve Greben Kazakları Ukrayna’nın doğu sınırlarında yeralırlarken, Dinyeper Kazakları ve Zaporozhian Kazakları, Ukrayna’nın tam ortalarında yaşamakta idiler...

 

Polonya kırallığı, 1500’lü yılların başlangıcında, sınırlarını korumaları amacıyla, Dinyeper’in batısında yaşamakta olan Zaporozhian Kazakları’nı askeri birlikler olarak organize edecekti. Fakat Zaporozhian Kazakları, 1654 yılında Rus Çarlığı ile anlaşma yaparak saygın bir otonomi elde edeceklerdi. İç işlerinde özgürlük kazanmış olan kazaklar, Rusya ile birlikte olarak, Polonya’dan elde etmiş oldukları özgürlüklerin çok daha fazlasını elde edeceklerdi... Bundan sonra Kazaklar, askeri bir kast olarak, Rusya’nın sınırlarını koruyacaklardı... Kazak atamanları (askeri liderleri) dış politikalarında özgür olmakla birlikte, Polonya’ya ve Türkler’e karşı olan ilişkilerinde doğrudan Rusya çarlığına bağlı idiler, bu ilişkiler konusunda özgürlükleri yoktu. Çünkü, sözkonusu ilişkiler, Rusya açısından sonderece hassastı, herhangi bir provokasyona meydan verilmemeli idi... Yine de, Polonya-Litvanya güçlerine, Kırım Kağanlığı’na, ve Osmanlı Türk ordularına karşı en güçlü direnişi Kazak (Cossak) savaşcıları gösterecekti...

 

Rus Çarlığı içinde askeri bir kast konumunda olan, zamana göre sınırları genişleyip daralabilen birçeşit otonomiye sahibolan, kendi seçmiş oldukları atamanları tarafından yönetilen Kazaklar, -önceden de belirtilmiş olduğu gibi- güçlü Rus feodalitesinden çok farklı bir yaşam tarzına sahip özgür ruhlu insanlardı. Yalnız, Kazaklar (Cossak) ile Hazar Denizi’nin (Kaspiska Havet) doğusunda yaşayan ve sınırları çok geniş bir devletleri olan ve yine Kıpçak Türkçesi konuşan Kazakh Türklerini birbirlerine karıştırmamak gerekir... Tekrarlamak gerekirse, Kazaklar (Cossak) Rusça konuşurken, Kazakhlar Kıpçak türkçesi konuşmaktadırlar...

 

Rusya’nın şemsiyesi altında Kazaklar, 1800’lü yıllarda, daha erken yurtları Don havzasından doğuya, Sibirya içlerine doğru genişleyerek yeni koloniler oluşturmuşlardır. Sözkonusu 11 Kazak gurubuna, Don, Kuban, Terek, Orenburg, ve Ussuri kazakları dahildir... Rusya’nın 1869 yılındaki bir yasasına göre, ordudaki Kazak subayların ve ayrıca sivil Kazak görevlilerin kendi özel topraklarına sahibolmasına ve isterlerse bunları kiralamalarına izin verilmiştir. Çar II. Alexander (Aleksandr, yönetimi, 1855- 81) döneminde çıkmış olan sözkonusu yasa, anlaşılmış olacağı gibi, Rusya’nın Kırım Savaşı (1853- 56) yenilgisinin ve bu yenilginin yaratacağı toplumsal krizi hafifletmek amacıyla 1861’de çıkartılmış olan toprakta köleliği (serfliği) kaldıran yasanın hemen arkasına rastlamaktadır. Aslında, Kazak topluluklarında toprağın tüm birliğe, komüne ait olmasına karşın, 1869 yasası ile Kazak subayların ve sivil görevlilerin toprak sahibi olma ve bunu kiralama haklarının tanınması, adı geçen hemen önceki yasaları tamamlayan bir yasa olmanın ötesinde, anlaşıldığı kadarıyla, Çarlığın görevlisi Kazakları mülk sahibi yaparak özgür Kazak topluluklarını bölmeye, bunları merkeze daha çok bağımlı hale getirmeye, Kazak önderlerini Çarlığın elinde tutabilmeye yönelik bir tedbirdi... Kazak askeri kastı 1800’lü yılların ikinci yarısında ve 1900’lü yılların başında Çarlığın elinde tutucu bir rol oynayacaktı. Bu dönem, marksizm’in Rusya’ya ve Ukrayna’ya girdiği, milliyetci partiler dahil birçok politik partinin doğduğu dönemdir...

 

Ekim devriminin ardından yaşanmış olan içsavaş döneminde (1918- 20) Kazaklar içlerinde bölünmüşlerdir. Güney Kazakları karşı-devrimci Beyaz orduların safında yeralırlarken, diğerleri Kızıl Ordu’nun emrine girmişlerdir... Güney Don bölgesinde bir Kazak köyünde, Kazak anneden doğmuş olan büyük Sovyet yazarı Mihail Şolohov’un (Mikhail Aleksandrovich Sholokhov, 1905- 1984) “Ve Durgun Akardı Don” adıyla türkçeye çevrilmiş olan dört büyük ciltlik destansı romanı okuma zahmetine katlananlar, Don yöresinde I. Dünya Savaşı yıllarında, Ekim Devrimi ve iç savaş yıllarında ve ardından gelen yıllarda yaşananlar hakkında, ve ayrıca Kazak halkının hem ruh dünyası ve hem de toplumsal yaşamı üzerine geniş bilgilere sahibolabilirler. Şolohov’un diğer eserleri de aynı halkı tanıyabilmek açısından büyük değere sahiptir... Kızıl Orduya 1920 yılında katılmış olan Mihail Şolohov, 1931’de Komünist Parti üyesi olmuş, 1941 yılında Stalin edebiyat ödülünü, 1954 yılında Lenin ödülünü kazanmış,tır. Kuruçev’in parti sekreterliği yıllarında (Khrushchev, parti sekreterliği, 1953- 64), 1961’de partinin merkez komitesine alınmış olan Mihail Şolohov, 1965 yılında da Nobel Edebiyat ödülünü kazanmıştır...

 

George Skoryk’in uzun anlatımlarını bir-iki cümle ile özetlemeye kalkacak olursak, bölgede, Ukrayna’da, Polonya-Litvanya egemenliğinin kırılmış olduğu 1599 yılından 1711 yılına dek, asıl olarak, Kazak egemenliği yaşanmıştır. Bu süreçte, Ukrayna bozkırlarında, Kazak süvarilerinin at nallarının sesleri duyulmuştur... Polonyalılar ve Osmanlılar ile kanlı savaşların yaşanmış olduğu sözkonusu uzun karmaşık yıllar boyunca Kazaklar, Moskova ile birlikte davranmışlardır... Kazaklar, sadece Ukrayna coğrafyasında değil, asıl olarak, Ukrayna sınırına yakın bir yerden Azak Denizi’ne karışan Don Nehri boyunca ve yine Volgagrad (eski Stalingrad) yakınlarında Don Nehri’ne değecek gibi yaklaştıktan sonra yönünü güneydoğuya döndürerek Hazar (Kaspiska) Denizi’ne dökülen Volga Nehri boyuncada yoğun olarak yaşamaktaydılar... Özgürlüklerine düşkün Kazaklar, aslında, 1500’lü yıllarda, Don Nehri’nin aşağılarına dek, Don stepleri boyunca, bağımsız Kazak Cumhuriyeti’ni kurmuşlardı. Bunlar, Atamanlarını, yani önderlerini, kendileri seçiyorlardı... Don Kazakları, 1614 yılında Rus Çarı’nın egemenliğini resmen tanımışlardır. Çar’da, 1623 yılında, onların kendi yönetimlerini tanımıştır. Bu durum, 1600’lü yıllar boyunca bozulmadan sürmüştür... Stenka Razin önderliğinde Güney Don Kazakları’nın başkaldırısı (1670), bu süreç içinde bir istisna olmuştur...

 

Ukrayna ile bağlantılı olarak Rus tarihine de kısa kısa dokunurken, parantez dışı hemen kısaca anlatayım... Daha önce, Rurik Hanedanı’nın 1598 yılında sonbulduğunu yazmıştım. Çünkü, yine daha önce adı anılmış olan Ivan Grozny, ya da Korkunç İvan, ya da IV. Ivan, iki oğlundan biri olan Ivan Ivanovich’i, 1581 yılında, çılgınca bir öfke anında, elindeki asa ile kafasına vurarak öldürmüştü... Ivan Grozny’nin 1584 yılında ölümünün ardından, sağlık ve fiziki güç açısından zayıf olan -1557 doğumlu- diğer oğlu Fyodor Ivonovich tahta oturmuştu. Fyodor Ivonovich, ya da I. Fyodor, tahta oturduktan 14 yıl sonra, 1598 yılında, gerisinde bir oğul, bir varis bırakmadan ölünce, Rurik Hanedanı sonbulacaktı. Zaten, Fyodor Ivonovich’in iktidarı yıllarında işleri, I. Fyodor’un karısının kardeşi olan Boris Gudonov götürmekte idi...

 

Polonya güçleri ile süren savaş kargaşası içinde, 1613 yılında, Moskova Boyar’ı, ya da büyük toprak sahibi bir soylu olan Andrey Ivanovich Kobyla ile Romanov Hanedanı başlayacaktı- hanedanın adı, 1543 yılında ölmüş olan Roman Yurev’den gelmektedir... En önemli karakteri I. Petro (Büyük Petro, ya da Peter, 1672- 1725; iktidarı, 1682- 1725) olan Romanov hanedanı, 1917 Şubat Devrimi ile sonbulacaktı... Aynızamanda IV. Ivan (Ivan Grozny) ile birlikte Rusya tarihinin en önemli kişisi olan I. Petro (Büyük Petro), tutucu büyük toprak sahiplerinin (Boyarların) ve kilisenin gücünü kırarak, bilimi ön plana çıkartarak, Rusya’yı modernleştiren, günümüz Rusyası’nın temellerini atan kişi olacaktı... Feodal Rusya’nın diğer en önemli karakteri olarak, şüphesiz, Purusya (Alman) asıllı bir prenses iken Rusya tahtına oturmuş olan II. Katarina’yı (Büyük Katarina, 1729- 96; iktidarı, 1762- 1796) sayabiliriz... En büyük Kazak ayaklanması, Pugachev ayaklanması, II. Katarina’nın iktidarının onbirinci yılında başlayacaktı...

 

Rus feodalizmine uyum sağlamakta zorlanan özgür ruhlu Kazaklar’ın zaman zaman Çarlığa karşı ayaklandıkları ve özellikle iki büyük ayaklanmada başrolü oynadıkları bir gerçektir... Sözkonusu büyük ayaklanmalardan birincisi, Güney Don Kazakları’ndan Stenka Razin (1630-1671) önderliğinde 1670- 71 yıllarında gerçekleşmiştir... Annesi Türk olan Stenka Razin’in babası, bir Kazak atamanı, askeri önderi idi... Ayaklanmanın nedeni, ekonomik ve politik baskılar idi... İsveç ve Polonya ile uzun süren savaşlar Rus köylüleri üzerindeki vergilerin ağırlaşmasına neden olmuştu. Birçok Rus köylüsü, güneye, Kazak bölgesine göç etmişti. Halk yaşamından memnun değildi...

 

Ekim 2008’de de yazmış olduğum gibi Stenka Razin, 7 bin askerle Tsaritsn’i (şimdiki Volgagrad, önceki Stalingrad), ve Astrakhan’ı alacaktı. Saratov’a girdikleri zaman, Stenka Razin’in güçleri 20 bin kişiyi bulmuştu ve kısa sürede Samara’da ellerine geçmişti. Orta ve aşağı Volga bölgesi köylüleri isyana katılmışlardı. Kötü silahlanmış bu köylü isyanı, Çar Aleksis’in (Alexis; yönetimi, 1645- 76) yolladığı Prens Yuri (Yury) Baryatinsky komutasında modern silahlara sahip ve Batı tarzı eğitim görmüş ordu tarafından Ekim 1670’de bastırılacaktı. Kaçan Stenka Razin, Çar yanlısı Kazaklar tarafından 24 Nisan 1671’de yakalanıp yönetime teslim edilecekti... Rus Tarih Ansiklopedisi’ne göre Razin, 6 Haziran 1671 günü, diğer bazı kaynaklara göre ise 16 Haziran 1671 günü, şimdiki Kızıl Meydan’da idam edilecekti. Çar güçleri, Razin’in ölümüne karşın sürmekte olan isyanı bastırmak için, başkaldıran Kazak köylerini, Aralık 1671’e dek acımasızca yakacaklar, yakaladıkları tüm liderleri öldüreceklerdi... Halkın gözünde kahraman olan Stenka Razin veya Stepan Razin, halen, sayısız halk şarkısında yaşamını sürdürmektedir...

 

Stenka Razin’in “ruhu”, tam bir yüzyıl sonra, 1773- 74 yıllarında, Kuzey Don Kazakları’ndan Pugachev’in (1740/42- 1775) kişiliğinde dirilecekti. Bozkır halklarına, “Size bozkır da bir çakal gibi özgürlük vadediyorum!”, diyen Emelian Ivanovich Pugachev, aslında, savaşlardan yorulmuş, Rusya’nın dışında sakin bir “limana” sığınmayı düşleyen eski bir askerdi. Kısa aralıklarla 1760 yılından beri askerlik yapmıştı ve diğer kazaklar gibi yorgundu, yaşından en az on yıl daha büyük gösteriyordu... O, önce Purusya’ya karşı savaşmış, büyük yararlılıklar göstermiş, sonra Polonya seferine katılmış, 1768’den itibaren Osmanlı’ya, Türklere karşı savaşmıştı. Ağır hastalanıp vücudunda yaralar çıkınca, 1871’de, mal ve para karşılığında yerine bir başka Kossağı askere yollamıştı. Ardında O, kaçak duruma düşmüş, birkaç kez yakalanıp hapse atılmış ve sonra yine kaçabilmişti... Kaçmayı düşlediği yerler arasında Osmanlı İmparatorluğu toprakları da vardı. Son olarak gitmeyi düşlediği yerler arasında, Kafkasya’da, Gürcistan’ın hemen kuzeyinde, Kafkas dağlarının kuzey tarafına düşen düzlüklerde yeralan Terek bulunmaktaydı- daha önce ifade edilmiş olduğu gibi Terek, Kafkasya kazakları’nın yaşadığı yerlerden biridir... Sonunda O, Polonya’ya doğru yola çıkacaktı ama, yine yakalanıp tutuklanacaktı... Savaşsız rahat bir yaşama kavuşma düşleri ile ailesini dahi gerisinde bırakarak kaçıp kurtulmaya çalışan bu yoksul Kuzey Don Kozağı, O’nu bekleyen trajik gelecekten kaçamayacaktı...

 

Rusya halkları, önce Purusya’ya, sonra Polonya’ya (1768- 72), ve nihayetinde Osmanlı’ya (1768- 74) karşı süren uzun savaşlar nedeniyle yorgundu. Roma Katolik Kilisesi ile birlikte Polonyalı asillerin oluşturdukları ve Polonya’nın Rusya’dan bağımsızlığını savunan Bar Konfederasyonu, Osmanlı yönetimi tarafından finanse edilip desteklenmişti. Bu asiller, 1768- 72 yıllarında Rusya’ya karşı savaşmışlardı. Fakat savaş, 1771 baharında, Rusya’nın başarısı ile sonuçlanmıştı... Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi Polonya, önce 1772’de, ve ayrıca 1793 ve 1795 yıllarında, Avusturya-Macaristan, Prusya ve Rusya arasında bölüşülmüştü... Polonya’nın ilk olarak iki büyük imparatorluk, Rusya ile Avusturta-Macaristan (Habsburg Hanedanı) arasında paylaşılması sonucunda, Galiçya (Galicia), Bukovina’nın (Bukovyna) birkısmı ve Karpatlar Ukraynası, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun bir parçası haline gelmişti. Kısacası, Ukrayna’nın batısındaki toprakların önemli birkısmı, 1772 yılında, Katolik Habsburg Hanedanı’nın, Avusturya-Macaristan’ın eline geçmişti... Sonuçta, Batı Ukrayna Habsburg Hanedanı’nın elinde katolikleşirken, Doğu Ukrayna, Rus İmparatorlu’ğu yönetimi altında Ortodoks Hiristiyanlığın kalelerinden biri olacaktı...

 

Polonya’nın parçalanıp bölüşülmesi ile sonuçlanmış olan sözkonusu savaşların masrafları, artan vergiler olarak Rusya halklarının sırtına yüklenmekteydi... Üstelik, askeri kast olarak birçeşit otonomi sahibi olan Kazaklar’ın hakları ellerinden alınmış, atamanları merkezden tayinedilmeye başlanmıştı... Kısacası, hem Kuzey Don Kazakları ve hem de bölgedeki diğer bozkır halkları ve toprak kölesi (serf) konumundaki köylüler, ayaklanmaya hazırdılar. Harlamaya hazır isyan ateşi, küçük bir kıvılcım beklemekteydi sadece... Rus Çarı III. Petro’nun eşi Alman asıllı II. Katerina (Büyük Katerina; yönetimi, 1762- 96), sevgilisi muhafız alayı subayı Grigory Orlov’u ve Orlov’un kardeşini kullanarak, kocasını, iktidarsız çar III. Petro’yu, 17 Temmuz 1762 günü öldürtmüştü. Halk tarafından da duyulmuş olan bu gelişme, toplumun memnuniyetsizliğine tuz-biber ekmişti... O, II. Katerina, cinayetten önce, 9 Temmuz 1762 günü, III. Petro oda hapsinde iken Rusya tahtına oturmuştu zaten... Olay, “12 kısım tekmili birden”, aşk, arzu, iktidar hırsı ve cinayet ile karışık tam bir saray darbesi idi...

 

Varolan ekonomik baskıların, bürokratik haksızlıkların üzerine bir de böyle bir saray darbesinin yaşanmış olması, halk arasındaki huzursuzluğu son noktasına tırmandırtmıştı. Bu cinayet ile ilgili bilgiler halk arasında hızla yayılmıştı. Diğer yandan, “III. Petro’nun aslında ölmediği, hapsedilmiş olduğu yerden kaçmış olduğu, ve birgün iktidarını geri alıp halkın acılarına melhem olacağı”, rivayetleri halkın arasında yayılmaktaydı. Olayların gerçek anlamlarıyla bilincinde olmayan çoğunluğun, aynızamanda ağır baskılardan ve derin yoksulluktan umutsuzluğa sürüklenmiş olan halkın kafasında, düşlerle gerçekler birbirine karışmıştı. Kafalarında alabildiğine idealize edilmiş Çar fotoğrafı, onlar, halk için, bir “baba”, bir “kurtarıcı” figürü konumundaydı... Bu durumdan yararlanmak isteyen bazı uyanıklar, “Ben III. Petro’yum (!)”, diyerek sahneye çıkıp etraflarına üç-beş kişiyi toplamışlarsa da, foyaları çabuk açığa çıkmıştı, ve ağır biçimde cezalandırılmışlardı. Fakat efsane sürüp gitmekteydi... Pugachev ayaklanmasından hemen önce, 1772 yılında, özellikle Kazaklar arasında -bastırılabilen- küçük ayaklanmalar yaşanmıştı. Bunlar, aslında, esecek büyük fırtınanın habercisi rüzgarlar gibiydi...

 

Parantez dışı belirtmek gerekirse... İlginçtir, Rusya halkları, özellikle kır kökenliler arasındaki “çar baba” imajı, 1905 devrimine, Kışlık Saray’ın önünde yaşanmış olan katliama dek halkın kafasında varlığını sürdürecekti. Zubatov (ünlü polis şefi) sendikacısı olan Papaz Gapon öncülüğünde “Çar babaları”ndan yardım istemek üzere 9 (Batı takvimiyle 22) Ocak 1905 günü St. Petersburg’daki Kışlık saraya barışçı biçimde yürümüş olan işçilerin makineli tüfek ateşi ile biçilmelerine dek, “çar baba” efsanesi Rus halkının kafasında yaşayacaktı...

 

II. Katerina tarafından devrilmiş olan kişi, III. Petro gibi kendisine bile faydası olmayacak birisi olsa bile, bu kişi, eğitimsiz halkın kafasında, “kutsal” bir yaratık olarak varlığını sürdürmekteydi... Sonuçta, sözkonusu saray darbesi, mevcut tüm memnuniyetsizliklerin üzerine tüy dikmiş, “kurtarıcı çar baba” beklentisini yoğunlaştırmış, isyan ateşi için kıvılcım görevini yerine getirmişti... Başkaldırıya hazır olan Ural Kazakları, veya Kuzey Don havzası Kazakları, ve diğer bozkır halkları, isyanları için önder aramaya başlamışlardı. III. Petro rolünde sahneye çıkmış olan bazıları düş kırıklıklarına neden olmuş olsalar da, III. Petro bekleyişi bitmemişti...

 

Sonuçta, her kim olursa olsun, rolünü inandırıcı biçimde oynadıktan sonra, III. Petro sahte kimliği ile onların, Kazaklar’ın ve diğer halklardan isyancıların başına geçebilirdi... Emelian Ivanovich Pugachev, tutuklu olarak, önce, -Volga kıyısındaki- Simbirsk’e (şimdiki, Ulyanovsk), ve oradan da daha kuzeydeki Kazan’a yollanacaktı (Simbirsk, ilginçtir, hem -Tatar asıllı- büyük Rus yazarı Turganyev’in [Turganev]; diğer yandan “Oblomov” karakterinin mimarı büyük Rus yazarı Gançarov’un [Goncharov]; ayrıca, Ekim devrimi ile iktidarını yitirip kaçmış olan “geçici hükümet”in başı Kerensky’nin; ve hem de V. I. Ulyanov’un [Lenin] doğum yeridir.)... Kazan’dan kaçıp Volga boyunca ilerleyen Pugachev, anlaşılan, III. Petro rolünü oynamayı kafasına koymuştu. Bilgiler doğru ise eğer, O, zaten daha önce, “III. Petro olduğuna” dair öykülerini yaymaya başlamıştı ama, tutuklanınca, herşeyi inkar etmişti... Yine anlatılanlar doğru ise O, gerçekdışı öyküler üretmekte oldukca usta biriydi...

 

Günümüzde kuzeybatı Kazakistan’da (Kazakhstan), aynı ülkenin Rusya sınırı yakınında, Ural nehri kıyısında yeralan Uralsk (Oral) kentine, ya da Pugachev oralarda iken adı Yaitsky olan kente giderken, yolda, arkadaşının otelinde, temizlenmek için girdiği hamamda, “tavuk” lakablı arkadaşı, göğsündeki savaşlardan kalma yara izlerini işaret ederek, O’na, Pugachev’e, “bunların ne olduğunu” soracaktı. O’da, çok önemli ve gizemli bir bilgiyi aktarırcasına, “bunların çarlık işaretleri olduğunu”, söyleyecekti. Ardından yine O, çok gizli bir bilgiyi verircesine, “kendisinin III. Petro olduğunu” dillendirecek, ve kendisini tanıyamadığı için arkadaşını paylayacaktı. Arkadaşı “Tavuk”, “bilgisizliği” nedeniyle ondan özür dilemek zorunda kalacaktı. Ardından Pugachev, arkadaşından, bu bilginin şimdilik gizli tutulmasını isteyecekti. O’nun bu istemi, “III. Petro olduğu” hakkındaki yalanı güçlendirmekteydi şüphesiz... Bir başka söylentiye göre ise, yine hamamda, Pugachev’e, gövdesindeki izlere bakılarak, “sen O’sun” demişler ve O’nu III. Petro rolüne zorlamışlardı... Sonuçta acı “kaderi”, Rusya’dan kaçıp gitmek isteyen Pugachev’i bir hamamda yakalamıştı. Kısacası, bu ikinci öyküyr göre, birileri, O’nun “III. Petro olduğu gerçeğini”, gövdesindeki izlerden hamamda “keşfetmişler”di. Neredeyse zorla, bu “gerçeğe”, “III. Petro olduğu” gerçeğine, O’nu bile inandırmışlardı...

 

Yukarıda anılmış olan 1772 yılı isyanı, Pugachev’in acı kaderinin belirlenmeye başladığı bölgede yaşanmıştı. Pugachev III. Petro olduğuna inanmaya veya inandırılmaya başladığı sırada, 1773 baharında, 1772 yılı isyancılarına çok ağır cezalar verilmişti. Bu nedenle halkın memnuniyetsizliği, isyan duyguları artarak sürmekteydi... Anlaşılan Pugachev, sözkonusu başkaldırı eğilimini, patlamaya hazır isyanı farketmişti. O, bu isyanın başına geçebilmek için III. Petro rolünü oynamaya çoktan hazırdı... Çarlık görevlileri O’na başka çıkış yolu bırakmamışlardı; aranmakta idi, ve kaçacak yeri kalmamıştı... “Çar’ın, III. Petro’nun Talovaya otelinde, Pugachev’in yıkanmış olduğu yerde gözükmüş olduğu”, bilgisi bölgede hızla yayılmıştı...

 

Böylece O, isyancı köylüler tarafından önderliğe sürüklenmişti... Pugachev, “Çar Baba III. Petro” rolünde, kendisini, Kuzey Don Kazakları’nın, Urallar’ın Türk olan Başkır (Bashkir) halkından unsurların, bir Batı Moğol toplumu olan Kalmuk (Kalmyk) halkından unsurların, yine bir Türk lehçesi konuşan Tatar halkından unsurların ve diğer bozkır halklarının başında bulacaktı... Gessinoviç’in anlatımı ile Kazakların birçoğu, Çar III. Petro’nun (Pugachev’in) elini öpmek ve bağlılıklarını bildirmek üzere huzuruna çıkmışlardı. Tam bir imparator edası ile başköşeye kurulmuş olan Pugachev, elini öptürürken, Kazakların sorunlarını dillendiriyordu. O, “oğullarım, atmacalarım” olarak seslendiği Kazaklara, “kanatlandıkları zaman onları mükafatlandıracağını” vadetmekteydi... Onlar, birlikte duygulanıp ağlamakta idiler... (Konu ile direk bağı yok ama, parantez dışı belirteyim, Lenin’in çekik gözleri, baba tarafından soy bağı olan Kalmuk halkından, bir Moğol aşireti olan Kalmuk halkından gelmedir.)...

 

Pugachev zeki bir insan olmakla birlikte, birçok Kazak gibi okuma-yazması dahi olmayan eğitimsiz biri idi; O, strateji ve taktik bilgilerinden yoksundu ama, temkinli biri idi. Çar III. Petro olduğu söylentisini Nisan 1773’de başlatmış olmasına karşın, ayaklanmayı, gücünden emin olunca, Eylül 1773’de Yaik’de (Ural) başlatacaktı. Daha önce de ifade etmiş olduğum gibi, 1772 isyanını da, Yaik (Ural) yöresi Kazakları arasında başlatmıştı... Aslında, birtakım stratejik hatalar yaparak Moskova’ya güç toplayacak zamanı kazandırmış olmasalar, doğrudan Moskova üzerine yürümüş olsalar, isyancı Kazak ve diğer halklardan unsurlar, iktidarı değiştirebilecek güçteydiler. Fakat, yapmış oldukları hatalar, isyana katılmış olan farklı halklardan unsurlar arasındaki bazı uyumsuzluklar ve disiplinsizlikler, ve en önemlisi, 21 Temmuz 1774 günü Osmanlı İmparatorluğu ile Çarlık Rusyası arasında imzalanmış olan Küçük Kaynarca barış anlaşması sonucu Rus askeri güçlerinin ellerinin boşta kalması, Pugachev’in sonunu hazırlayan başlıca olaylar olacaktı. (Bilindiği gibi 1768- 74 Türk-Rus savaşını sonlandırmış olan Küçük Kaynarca anlaşması, Karadeniz’de varolan Osmanlı egemenliğine sonverirken, Rusya’ya Osmanlı’nın iç işlerine müdahale hakkı tanımaktaydı vs...)...

 

Volga Nehri’ni geçmiş ve Moskova üzerine yürümek üzere olan Pugachev güçlerinin Saratov’u, ve Temmuz 1774’de Kazan’ı almalarının ardından, daha güneydeki Tsaritsny (şimdiki Volgagrad, eski Stalingrad) önlerinde, 3 Eylül 1774 günü, Rus Generali A. V. Suvorov önünde yenilgiye uğramaları, isyancılar için sonun başlangıcı olacaktı... Rusya tarihinin bu en büyük köylü ayaklanması (1773- 75), sonuçta, kanlı biçimde bastırılacak, ve kaçan Pugachev, bazı Yaik (Ural) Kazakları tarafından yakalanıp II. Katarina’ya bağlı güçlere teslim edilecekti...

 

O, Pugachev, 1775 yılı başında, Moskova’da, bir kafes içinde teşhir edildikten sonra, 10 Ocak 1775 günü, muazzam bir halk kalabalığının önünde, kafası balta ile kesilerek idam edilecekti. Aslında, başlangıçta, Pugachev’in kollarından ve ayaklarıından dört farklı ata bağlanarak farklı yönlere çekilmesi ve bu şekilde parçalanması, dört parçaya ayrılarak öldürülmesi düşünülmüştü ama, böyle bir idam şeklinin halk arasındaki huzursuzluğu arttırabileceğini düşünen II. Katerina, bunu engellemişti... Yakalanmış olan diğer isyancılar da, burada anlatılması miğde kaldıracak korkunç cezalara çarptırılacaklardı... Sözkonusu büyük başkaldırının ardından Çariçe II. Katarina yönetimi, serflere (toprak kölesi konumundaki köylülere) bazı haklar tanıyan refomlar gerçekleştirecekti. Fakat yine de durum özünde değişmeyecekti. Sonuçta, Rusya’da sistem tam anlamıyla merkezileştirilecekti...

 

Rus ulusal edebiyatının kurucusu büyük şair ve yazar Aleksandr Pushkin’in (1799- 1837) “Yüzbaşı’nın Kızı” (1836) adlı romanı, konusunu Pugachev ayaklanmasından alır... Bu roman, “Yüzbaşı’nın Kızı”, ayaklanmanın birçeşit tarihi gibidir... Yine -“Yüzbaşı’nın Kızı” gibi 1961 veya 62 yıllında okumuş olduğum- Pushkin’e ait bitirilememiş “Dubrovsky” romanının da  Pugachev ayaklanması ile bağı vardır. Roman, doğrudan Pugachev ayaklanmasından sözetmemekle birlikte, sözkonusu romanın akışından, eğer aklımda eksik ve hatalı kalmamışsa, haksızlıklara karşı bir aristokrat olan romanın kahramanı Dubrovsky’nin Pugachev’e yönelmiş olduğunu hissedersiniz... Yukarıda anılan Pushkin’e ait kitaplar, 1900’lü yılların ilk yarısında Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları tarafından türkçeye kazandırtılıp basılmışlardır ve ben bunları Kara Harb Okulu kitaplığında bulup okumuştum... O yıllarda hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmamama karşın Puşkin’in anlatıları ile neden hemen rezonansa gelmiş olduğumu, daha sonra anlayacak, Puşkin’de bulunan haksızlıklara başkaldırı ruhunun beni kendisine çekmiş olduğunu keşfedecektim... 

 

12 Nisan 2014

Yusuf Küpeli

yusufk@telia.com 

bir önceki bölüme dönmek için tıkla         bir sonraki dördüncü bölüme ulaşmak için tıkla)

 

 

1) Nüfusla ve coğrafya ile ilgili genel bilgiler 

(bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

2) Halkların harman olduğu ülke Ukrayna’nın tarihine kısa bir gözatış:   Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Slavlar, Türkler, Moğollar, Almanlar ve diğerleri... (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

3) Ukrayna tarihinde Kazak halkı, toplumsal etkileri ve ayaklanmaları hakkında kısa notlar  (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

4) Kırım Savaşı, I. Dünya Savaşı, Ekim Devrimi ve Ukrayna üzerine notlar  (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

5) Sovyetler Birliği’ne Nazi saldırısı; Hitler’inki ile NATO-ABD jeopolitiği arasında varolan paralellikler; Nazi güçleri ile birleşen ve Nazi soykırımlarına katılan Ukraynalı faşistler; Stepan Bandera, OUN ve UPA örgütlenmeleri hakkında hakkında notlar (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)  

 

6) Dünya barışını tehdit eden Ukrayna krizinin gelişme süreci; NATO- ABD- AB patronlarının desteğini alan Ukraynalı Neo Naziler, ve bunların iktidarı gaspedişleri üzerine notlar (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

7)   Faşistlerin damga vurduğu Ukrayna hükümeti, Kırım’ın tekrar Rusya’ya

      bağlanışı, ülkenin doğusunda başlayan isyan, kanlı olaylar ve büyüyen uluslararası gerilimde  fosil enerji tekellerinin rolleri üzerine notlar   (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

  Bazı kaynaklar: (ulaşmak için tıkla)

 

http://www.sinbad.nu/