Yusuf Küpeli, Geçmişten günümüze Ukrayna, Ukrayna tarihinden sayfalar, Batı’nın desteklediği Neo-Naziler, Kırım ve toplumsal politik kriz üzerine kısa notlar

 

6) Dünya barışını tehdit eden Ukrayna krizinin gelişme süreci; NATO- ABD- AB patronlarının desteğini alan Ukraynalı Neo Naziler, ve bunların iktidarı gaspedişleri üzerine notlar

Önceki paragraflarda, Ukrayna’da faşizmin, Neo Nazi örgütlenmelerin, tarihi ve kültürel kökleri olduğunu, Avrupa’da 1920’li yıllarda faşizm gelişirken, balkan ülkelerinde, Yugoslavya’da, öncelikle Katolik Hırvatistan’da ve Ukrayna’nın batısında, bir başka ifadeyle Katolik Ukrayna’da faşist örgütlenmelerin doğum yaptığını anlatmaya çalışmıştım. Savaş sırasında işgalci Nazi güçleri ile işbirliği yapan bu örgütler, savaş sonrası, ABD başkanı Truman’ın (Harry S. Truman, 1884- 1972; başkanlığı, 1945- 53) başlatmış olduğu “Soğuk Savaş” ortamında, bu kez, ABD’nin Sovyetler Birliği’ne, Sosyalist Sisteme karşı enstrümanları (aygıtları, çalgıları) konumuna gelerek örgütlülüklerini sürdürebilecek, ve sosyalist sistem içindeki yanlışlardan, yöneticilerin hatalarından, yolsuzluklardan ve Sovyetler Birliği’nin dağılışının ardından yapılmış olan yönetim hatalarından ve yolsuzluklardan yararlanarak -kendileri için- bir kitle tabanı oluşturabileceklerdi...

 

Komunist rejimin devrilmesinin ardından, 1990’lı yılların başlangıcında, bir önceki bölümde hakkında kısaca bilgi verilmiş olan OUN içindeki Melnyk hizbi, OUN-M , Levko Lukyanenko tarafından yönetilen Ukrayna Cumhuriyetci Partisi’ne (Ukrainian Republican Party) geriden destek verecekti. OUN-B ise, Ukrayna içinde, Ukrayna Milliyetcilerinin Kongresi (Congress of Ukrainian Nationalists, KUN) adıyla örgütlenecekti. Ve sözkonusu parti, Ukrayna Milliyetcilerinin Kongresi, 1993 yılında siyasi parti olarak resmen onaylanacak, kayıtlara geçecekti. Artık, Ukraynalı faşistlerin, Neo Nazilerin legalleştikleri bir dönem başlamıştı. Buna karşın, yurt dışındaki gizli faşist önderler, henüz, Ukrayna politikasına açık kimlikleri ile girme yanlısı değillerdi. Çünkü onlar, partilerine, ılımlı, demokratik bir yüz, görünüm verme çabası içindeydiler. Bu proje, sağ partiler içindeki birçok ilkel milliyetçiyi kendisine çekecekti... Herşeye karşın, Ukrayna Milliyetcilerinin Kongresi (KUN) adlı -ılımlı maskeli- faşist örgütlenme, 2003 yılında ölünceye dek, ünlü eski bir faşistin dulu olan Slava Stetsko tarafından yönetilecekti. Slava Stetsko, bir önceki bölümle adı geçmiş olan OUN-B yöneticilerinden Yaroslav Stetsko’nun eşi idi. Yaroslav Stetsko, Nazi güçlerinin 30 Haziran 1941 günü Lviv’e (Lvov) girişleri ile birlikte OUN-B örgütü tarafından ilanedilmiş olan Ukrayna devletinin hükümet başkanlığına getirilmiş olan kişiydi. Keza aynı kişi, Yaroslav Stetsko, Ulusların Anti-Bolşevik Bloğu (Anti-Bolshevik Bloc of Nations) adlı faşist örgütlenmeyi de yönetmişti... Yani, aslında, kimin kim olduğu belli idi; faşistler kimliklerini okadar da gizleyebilmiş değillerdi, veya derin bir gizliliğe gereksinim duymayacakları kadar zamanın ruhu değişmişti...

 

Faşist OUN, 2 000’li yıllarda da varlığını sürdürmekteydi... Ukrayna Parlementosunda 2002- 2012 yıllarında yeralan Ukrayna Sosyal Demokrat Partisi içindeki Yulia (Julia) Tymoshenko’nun “tüm milliyetci yurtsever güçlere” yönelik olarak yapmış olduğu Yulia (Julia) Tymoshenko Bloğu içinde Cumhurbaşkanı Victor Yanukovych’e karşı birlik olma çağrısı, OUN tarafından reddedilecekti… OUN’un beklentileri farklı idi. Ve artık faşist partiler yalnız Ukrayna’da değil, tüm Avrupa’da, Avusturya’da, Fransa’da, Norveç’de, Hollanda’da, hatta İsveç’te yükselişe geçmişlerdi. Buralarda, Avrupa ülkelerinde faşist veya Neo Nazi partiler mali-sermaye güçleri ve NATO tarafından doğrudan destekleniyor olmasa da, Avrupa’da henüz mali-sermaye güçlerinin faşist partilere gereksinimleri olmasa da, mali-sermaye çevreleri ve NATO, -ılımlı sağcı veya sosyal demokrat partiler kanalıyla- Avrupa’yı zaten elinde tutuyor olsa da, Ukrayna’da durum farklı idi. Ukrayna’yı elegeçirebilmek, NATO’yu Ukrayna’ya yerleştirebilmek için, buradaki faşist partilerin, Neo-Nazi örgütlenmelerin desteklenmeleri ve liberal geçinenlerle birleştirilmeleri gerekmekte idi…

 

Savaş sırasında yerini yurdunu yitirmiş 200 bini aşkın Ukraynalı, II. Dünya Savaşı sonrası, Almanya’nın ve Avusturya’nın müttefikler, ABD ve bağlaşıkları tarafından kontrol edilen bölgelerinde kalmışlardı. Bunlar, çoğunlukla politik nedenlerle, Sovyetler Birliği’ne dönmek istemeyeceklerdi. Sonuçta, 1947- 52 yılları arasında, sözkonusu Ukraynalıların çoğunluğu, ABD’ye, Kanada’ya, Avustralya’ya, Büyük Britanya’ya (İngiltere), Fransa’ya, Belçika’ya, Brezilya’ya ve Arjantin’e göçmen olarak gideceklerdi. Bu göçmenler, savaş öncesi Ukrayna politik örgütlenmelerini, kurumlarını, derneklerini gittikleri yerlere taşıyacaklar ve oralarda yeni politik örgütlenmeler oluşturacaklardı. Hetmanite Hareketi dışındaki göçmen örgütlenmeleri, Haziran 1948’den itibaren, “Sürgünde Ukrayna Ulusal Cumhuriyeti”nin “Ukrayna Ulusal Meclisi” içinde birlikte çalışmaya başlayacaklardı (Hetmanite Hareketi, öndegelen Kazaklar’ın örgütlenmesi olmaktadır ve bunlar 1967 bölünmesinin ardından, Ukrayna’nın batısında sınırlı bir alanda otonom “hetman devleti”, veya “Hetmanate” ilanetmişlerdir. Hetman, daha önceki bölümlerde anılmış olan 1500’lü- 1700’lü yılların Polonya-Litvanya devleti askeri terminolojisinde, “reis” veya “silahlı güçlerin kumandanı” anlamına gelen bir sözcüktür. Aynı ifade, 1500’lü yılların Ukrayna kazakları arasında, askeri lider veya prens anlamına “ataman” olarak kullanılmıştır. Daha sonra “ataman” ünvanı, seçilmiş askeri komutan için de kullanılmıştır...).

 

“Ukrayna Yüksek Özgürlük Meclisi”, 1944 yılında kurulmuş ve Batı ülkelerinde Ukrayna’nın “ulusal davası”nı temsiletmiş, bunun propogandasını yapmıştır. “Özgür Ukraynalılar’ın Dünya Kongresi” adlı yeni yapılanma 1967 yılında doğmuş, kentlerdeki aydınlar arasında ve Ukraynalı göçmenler arasında ortak kültürel eylemleri birleştirmiş, organize etmiştir... Diğer yandan, Stalinist politikaların egemen olduğu 1950’li yılların başlangıcında, birçok OUN ve UPA üyesi kalıntısı, ve Katolik papaz, Sibirya’da ve Kazakhstan’da çalışma kamplarına yollanmış, çok ağır muamelelere tabi tutulmuşlardır. Stalin’in 5 Mart 1953’de ölümünün ardından, Nikita Khrushchev liderliği döneminde, 1955 ve 1956 yıllarında çıkartılan af yasaları ile birçok Ukraynalı özgürlüğüne kavuşmuştur...

 

Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 1956 yılında gerçekleşen 20. kongresi sırasında kararlaştırılan anti-Stalinist politikalarla birlikte, Ukraynalı aydınlar ve birkısım Ukraynalı politik tutsaklar, kulturel ve düşünce özgürlüğü ve toplumsal değişiklik talep etmeye başlamışlardır. Birkısım Ukraynalı aydın, sansürün durdurulması, eğitimde, kültürde, ve dil politikalarında iyileştirmeler yapılması ve yokedilmiş olan geçmişin kültürel karakterlerinin yeniden yaşatılması konularında taleplere başlamıştır... Mevcut rejim, vergileri azaltırken, köylülerin daha fazla özel toprak kullanmalarına ve kentlere gıda yollamalarına olanak tanımıştır. Aynı süreçte, Yüksek Eğitim Bakanlığı ve Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti İnşaat ve Mimarlık Akademisi kurulmuştur. Aynızamanda, Ukrayna Tarımsal Bilimler Akademisi ve Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Gazeteciler Birliği kurulmuştur. Diğer yandan 10 bin kadar ekonomik işletmeden devletin kontrolu sağlanırken, din karşıtı politikaya ağırlık verilmiştir... Liberalleşme politikaları sürmüş, Nikita Khrushchev, 1958 yılında, okullarda Rusca dışında dillere olanak sağlamıştır... Yine de mevcut demokratik açılımlar, Ukraynalı faşist örgütlenmelerin önlerini kesememiştir...

 

Leonid Brejnev’in (Leonid Ilich Brezhnev, 1906- 1982), 1964 yılında Nikita Khrushchev’in yerini alması ile birlikte merkezci ve Ruslaştırma politikalarına geri dönülmüştür. Brejnev’in 1982 yılında ölümüne ve 1980’li yılların ortalarına, Mikhail Gorbachev’in (Komünist Parti sekreterliği, 1985- 91; cumhurbaşkanlığı, 1990- 91) glasnost (açıklık) ve perestroika (yeniden yapılanma) politikalarına dek sürmüştür. Özellikle ekonomik alanda reformları kapsayan perestroika politikası, uykuda olan Ukrayna milliyetçiliğinin uyanışa geçerek hareketlenmesinin tetikleyicisi olmuştur... Demokratik kültürün yeterince gelişmemiş olduğu, güçlü demokratik kurumların ve partilerin bulunmadığı bu alanda, köklerin tarihin derinliklerindeki kültürel farklılaşmalara, Katolisizme, ve II. Dünya Savaşı öncesi şekillenmiş faşist örgütlenmelere ve savaş sırasında varolan Nazi işbirlikçiliğine dayanan aşırı sağcı milliyetci ve faşist örgütlenmeler, “demokrasi” maskesi altında iğmesi artan bir hızla eylemlerini yoğunlaştırmaya başlamışlardır... Diğer yandan, Gorbachev yönetimi sırasında, 25- 26 Nisan 1986’da gerçekleşmiş olan Çernobil (Chernobyl) nükleer santral felaketi, bu büyük insani felaket, kanımca, halk yığınları arasında sisteme duyulan güvensizliği beslemiştir...

 

ABD servislerinin ve bağlaşığı Batılı servislerin himayesinde eylemlerini Ukrayna dışında zaten kesintisiz sürdürmekte olan Ukraynalı aşırı sağcı milliyetci örgütler için, faşist örgütlenmeler için, Ukrayna’da sonderece elverişli bir iklim oluşmaya başlamıştır... Ukrayna parlementosu, 1990’da, cumhuriyetin bağımsızlığını ilanetmiştir. Ukrayna toplumu, 1 Aralık 1991 günü yapılan referandum da, çoğunluklu olarak, Sovyetler Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullanmıştır. Ertesi gün, 2 Aralık 1991’de, ABD Başkanı George Bush (Başkanlığı, 1989- 93), dışileri bakanı (secretary of state) James Baker’i (dışişleri bakanlığı, 1989- 92) diplomatik ilişkiler geliştirme ve nükleer silahların kontrolu konularını tartışma amaçları ile Ukrayna’ya yollamıştır (Burada hemen George Bush’un babası Prescott Bush’un [1895- 1972] “Hitler’in bankacısı” olarak ünlenmiş eski bir Nazi olduğunu ve diğer on kadar büyük ABD şirketi ile birlikte aynı kişinin IG Farben adlı dev Alman kimya endüstrisinde, Auschwitz izolasyon-iş ve ölüm kampında köle işçi çalıştıran IG Farben’de ve başka Nazi şirketlerinde hisseleri olduğunu hatırlamakta yarar vardır.)... Gorbachev’i 19- 21 Ağustos 1991 günleri ev hapsine tabi tutan kısa ömürlü darbenin ardından, yine aynı ay içinde, Ukrayna bağımsızlığını ilanetmiştir. Aynı yılın Aralık ayında yapılan referandum ile Ukrayna toplumu, ilanedilmiş olan bağımsızlığı tanımıştır ve Ukrayna tam anlamıyla bağımsız bir ülke haline gelmiştir. Yine Aralık 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Ukrayna’nın bağımsızlığı uluslararası arena da tanınmıştır...

 

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, 31 Aralık 1991 gününe dek legal varlığını sürdürmüş ve bundan sonra, önceki on sovyet cumhuriyetinden herbiri resmen bağımsız hale gelmişlerdir. Sözkonusu gelişmenin ardından, Moskova’nın önderliğinde ve öncelikle Slav toplumları olan Rusya Cumhuriyeti, Ukrayna Cumhuriyeti ve Belarus (Beyaz Rusya) Cumhuriyeti, birlikte sekiz ülke daha, 8 Aralık 1991’de, Bağımsız Devletler Topluluğu (Commonwealth of Independent States, CIS) için ilk adımı atmıştır. Sözkonusu ülkelerin seçilmiş liderleri, 21 Aralık 1991’de, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin yerini alacak beraberlikleri için, Kazakhstan’ın başkenti Alma Ata’da anlaşmalarının altına imzalarını atarak olayı resmileştirmişlerdir. Bağımsız Devletler Topluluğu, 1992 başında faaliyete geçmiştir...

 

Sözkonusu halkı Slav üç cumhuriyetin birliğine, Kazakhstan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, ve Özbekistan gibi Orta Asya cumhuriyetleri de katılmışlardır. Yine -ekonomi ağırlıklı- aynı birliğe, Kafkasya boyu cumhuriyetler, Ermenistan, Azerbeycan, Gürcistan ve ayrıca Moldova, ve yine Litvanya, Latvia, Estonya gibi Baltık ülkeleri de katılmışlardır. Sonuçta, CIS üyelerinin sayıları 15’e ulaşmıştır... Ağırlıklı olarak ideolojik beraberlik olan Sovyetler Birliği, tek merkezden yönetilmesi çok zor merkezi bir ekonomik ve idari yapıya sahipken, CIS (Bağımsız Devletler Topluluğu), çok daha gevşek bir beraberlik ve ağırlıklı olarak -Moskova merkezli- ekonomik bir birlik olarak şekillenmiştir... Bu yeni Pazarın Moskova merkezli olması, aslında bir zorlama olmayıp, sözkonusu devasa ekonominin geçmişten günümüze şekillenişinden kaynaklanmıştır. Aslında, Sovyetler Birliği kurulmadan önce de, Çarlık Rusyası içinde de, Orta Asya ülkelerinin ve yukarıda adları sıralanmış  diğer çevre ülkelerinin ekonomileri, Moskova merkezli idi, Moskova’ya bağımlı idi. Sovyetler Birliği hiç varolmasa da, yine, CIS’e benzer bir Pazar oluşabilirdi...

 

Fakat şühesiz, dünyadaki tek Pazar CİS olmadığı için, ABD Dışişleri Bakanlığı (State Department) ve Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) destekli olarak dünya pazarlarında  tam bir egemenlik peşinde koşan uluslarüstü tekeller, “globalization” (“küreselleşme”) programları çerçevesinde tüm dünya pazarları üzerinde ekonomik ve politik egemenlik kurma savaşı verirlerken, öncelikli olarak Rusya ve Çin gibi güçlü devletlerin dirençlerini kırmak istemektedirler. Pentagon’u bir koç başı gibi kullanan bu tekeller, “soğuk savaş”ın bitimi ile birlikte mücadelelerine yeni bir iğme kazandırmışlar, “demokrasi” maskeleri altında CİS pazarına karşı da saldırıya geçmişlerdir.Uluslarüstü tekellerin koçbaşı Washington ile Rusya Federasyonu ve Birleşik devletler Toluluğu içindeki Rusya bağlaşıkları arasında yeni acımasız bir savaş başlamıştır...

 

Başta Ukrayna olmak üzere CIS üyesi ülkeler üzerine verilen bu egemenlik savaşında Batı hükümetleri tarafından kullanılan “demokrasi” yalanının yanında, Neo Naziler’de açıkça kullanılmaktadırlar. Neo Nazi güçlere, Ukraynalı faşistlere yapılan yardımlarla “demokrasi” talebini bağdaştırmak olanaksız olsa da, aslında bu, eskiden beri kullanılmakta olan bir yalandır. ABD, başta Vietnam olmak üzere “demokrasi” getirmek “istediği” tüm ülkelerde en gerici faşist ve kriminal unsurlarla işbirliği yapmış, onları desteklemiştir... Ukrayna’da da, liberaller ile bunların şemsiyesi altına gizlenen eski faşistleri, Neo Nazileri kullanan Washington merkezli uluslarüstü tekeller, bu ülkede büyük bir saldırıya geçmişler ve seçimle gelmiş olan iktidarı, silah zoru ile devirmişlerdir (Sözkonusu iktidarın karışmış olduğu yolsuzluklar, iktidarı deviren faşist-liberal ortaklığının işini kolaylaştırmıştır.). Ukrayna’da iktidara silah zoru ile gelmiş olduklarını bizzat Ukraynalı faşistlerin kendileri ifade etmektedir...

 

Tekrarlamak gerekirse, günümüzde verilmekte olan savaş, aynızamanda, Hitler’in bin yıllık dünya egemenliği düşünün Washington tarafından ödünç alınıp geliştirilmesinin ve yaşama geçirilmesinin sonuçlarından başka birşey değildir. Eğer daha önce doğa tahribatı ve bir nükleer savaş sonucu dünyamız yokedilmezse, toptan bir yıkımdan önce ABD’nin dünya egemenliği düşü başarıya ulaşacak olursa, bir elin parmağı kadar bile olmayacak sınırlı sayıda tekelin dünya düzeyinde postmodern faşist diktatörlüğü gerçekleşmiş olacaktır. Böyle bir durumda, Türkiye gibi Washington’un peşine takılmış birtakım ülkeleri bekleyen, aşağılanan bir kölelikten başka birşey olmayacaktır. İsveç gibi ülkeler için de, demokrasi, geçmişte kalmış tatlı bir anı olacaktır... Çünkü, ulusal planda ve uluslararası arenada demokrasi, ancak, ekonomik ve politik arenalarda dengelerin sağlanabilmiş olması ile gerçekleşebilir...

 

Cimmy Carter’in (başkanlığı, 1977- 81) ulusal güvenlik danışmanı, sözün gerçek anlamı ile Afganistan toplumunun celladı, Afganistan trajedisinin baş mimarı ve “soğuk savaş” stratejisti Zbigniev Brzezinski başkanlığında Amerika-Ukrayna Danışma Komitesi (American-Ukrainian Advisory Committee, AUAC) 1994 yılında kurulacaktı. Sözkonusu örgütün diğer tanınmış felaket kurgulayıcısı “onurlu” üyeleri, Vietnam’ın cellatlarından Henry Kissinger, eski NATO başkanı General Gavin, George Soros, Ulusal Güvenlik Konseyi’nin tepesinden Frank Carlucci gibi tiplerdi... Artık, Ukrayna’yı kargaşaya sürükleyecek, cehenneme ulaştıracak yolun taşları, konunun uzmanı Zbigniev Brzezinski’nin başkanlığında döşenmeye başlanmıştı... Aynı komiteye üye Ukraknalılar arasında ise Cumhurbaşkanı Leonid Kravchuk ile birlikte Soros Vakfı’na yakın birtakım Profşsör unvanlı kişiler vardı...

 

Ukrayna’da seçimlerin olduğu 1994 yılında, Kravchuk’un yerini, Soros Vakfı tarafından desteklenen Leonid Kuchma alacaktı. Leonid Kuchma, adaylığı sırasında Soros’u ziyaret etmişti ve Soros Vakfı Ukrayna’da bulunan “bağımsız” televizyon kanallarını 363 100 dolar yatırarak desteklemişti... Daha sonra, 2003 yılında, Irak’ın işgali sırasında, Leonid Kuchma, 1650 askerlik bir Ukrayna gücü ile işgalci ABD ordusuna destek verecek, Beyaz Saray’a olan borcunu bu şekilde ödemeye çalışacaktı. Yine, 2002 yılında iktidar, NATO’ya katılma istemini duyurmuştu... Aynı kişi, Kuchma, patlayan skandallar ve yolsuzluklar nedeniyle, toplumsal baskı sonucu, görevini sürdürme şansını yitirecekti. Aslında Kuchma, sonradan çark etmiş ve dışpolitikasının yönünü Rusya Federasyonu’na doğru çevirmişti. Kuchma hakkında başlatılan kampanyalar üzerinde, O’nun bu değişiminin etkisi de olabilirdi... Soros Vakfı tarafından finanse edilen ve “turuncu devrim” denen olay, 2004 sonbaharı itibariyle Ukrayna’da da başlamıştı...

 

“Turuncu devrim” denen şey başlamadan hemen önce, 15 Mayıs 2004 günü İstanbul’da düzenlenen ve 36 ülkenin katılmış olduğu Eurovision müzik yarışmasının birincisi, ilk kez, Ukrayna’dan biri, hem de politik olarak angeje olmuş biri seçilecekti. Ukrayna Meclisi’ne seçilmiş ve NATO-AB yanlısı Yulia Timeşenko’nun (Julia Tymoshenko) partisi “Babavatan”ı destekleyen Ruslana Lyzhicko, katılan ülkelerin verdiği oylarla Eurovision birincisi olacaktı. Belki Ruslana’nın müziği pek çok kişi tarafından sevilmekteydi ama, sözkonusu birinciliğin, NATO, Soros Vakfı ve AB tarafından kışkırtılan “turuncu devrim”in amaçları ile, Batı’nın mali-sermaye merkezlerinin Ukrayna üzerindeki hesapları ile bağlantılı olduğu açıkça belliydi. AB ve NATO patronları için, Eurovision oylamasında oy veren ülkelerin temsilcilerini, en azından bunların önemli kısmını yönlendirmek okadar zor değildi herhalde. Toplumları etkileyebilecek, yığınları manupule etmekte kullanılabilecek hertürlü silah ateşlenmekteydi...

 

Ukrayna’yı CIS’ten koparıp AB’ye ve NATO’ya bağlama hamleleri birbirini izlemekte idi. Bu çabalarında AUAC ve Soros Vakfı yalnız değildi, “Baba-Oğul-Kutsal Ruh” İsa’nın yeryüzündeki “vekili” ve en kalabalık Hiristiyan gurubun, 1.2 milyar Katoliğin babası -1920 Polonya doğumlu- Papa II. John Paul, 465 yıldır İtalyan olmayan tek Papa II. John Paul, Haziran 2001’de Ukrayna’yı ziyaret edecekti... “Bayram değil, seyran değil, eniştem beni neden öptü?” gibisinden bir suale gerek bırakmayacak biçimde sözkonusu ziyaretin nedeni açıktı. Vaktiyle Mussolini’yi ve Hitler’i açıkça desteklemiş; savaş sonrası Nazi savaş suçlularının Arjantine kaçırılmalarında başrolü oynamış; mafya, CIA ve P2 Mason locası ile içiçe çalışan; bankası kara para aklamakta uzmanlaşmış ve birçok uluslarüstü tekelde hisse sahibi olan Vatikan, faşist güçlerin beslendikleri alan olan ve NATO ile işbirliği içinde Ukrayna’yı karıştıran Katolik Ukrayna’ya açıkça destek vermekteydi. Ukrayna’yı ziyaret etmiş olan Papa II. John Paul, Polonya’nın destabilizasyonunda ve kaynağı belirsiz yüklü paraların Polonya’daki Solidarnos’a aktarılmasında baş rolü oynamıştı (bak:). Zaten bu görevlerini yerine getirebilmesi için onu, İtalyan olmayan birisini, Polonyalı birisini, 465 yıllık bir aradan sonra 1978 yılında Papalık koltuğuna oturtmuşlardı...

 

(Aynızamanda offshore finans merkezleri olan Cayman Adaları ile Türk ve Caicos adalarında faliyet gösteren Vatikan Bankası, Temmuz 1942’de, Hitler’in Papası olarak tanınan Papa XII. Pius tarafından kurulmuştur... Kudüs’te, tapınakta spekülasyon yapan, halkın sırtından emeksiz kolay kazanç sağlayan Yahudi din adamlarını protesto ettiği, onların tezgahlarını dağıttığı için Roma işbirlikçisi Yahudi din adamlarının baskısı sonucu çarmıhta acılar içinde yaşamı sonlanan İsa’nın “temsilcisi” rolündekilerin, para işleri ile, spekülatif kazançlarla, offshore bankacılıkla ne alakası olabilir?, diye düşünebilirsiniz. Hatta aynı kişilerin, silah endüstrisinden petro kimya endüstrilerine kadar birçok uluslarüstü tekelde yüklü hisselere neden ve nasıl sahibolduklarını?, dahi düşünebilirsiniz... Eğer güç ve iktidar peşindeki “şeytan”, İsa’nın “ temsilcisi” rolüne girerse, İsa’yı yeniden çarmıha gerer ve O’nun adına kazanç ve iktidar sağlayan hertürlü kirli karanlık işi rahatca çevirir... Bakarsanız, Papa’nın taşıdığı asanın tepesinde, çarmıha gerilmiş bir İsa figürünün durduğunu görürsünüz...)

 

Ukrayna, 1996 yılında yeni bir anayasaya sahibolmuştu. Anayasaya göre, cumhurbaşkanı devletin başkanı olmanın ötesinde, ülkenin bağımsızlığının, bölgesel bütünlüğünün, insan ve vatandaş haklarının ve özgürlüklerin garantisi idi. Yine Cumhurbaşkanı, başbakan dahil kabine üyelerini görevden alabilir. Ukrayna Parlementosu’nda (Verkhovna Rada of Ukraine, Ukrayna Yüksek Meclisi), 450 sandalye bulunmaktadır. Seçim barajı yüzde dörttür; yüzde 4 veya üstünde oy alan siyasi partiler, Ukrayna Yüksek meclisi’ne temsilci sokabilirler... Cumhurbaşkanı’nın temsil ettikleri ile ilgili güzel sözler lafta kaldıkları, içteki ve dıştaki faşist güçler -birlikte- iktidar üzerinde baskı oluşturdukları sürece, Ukrayna’nın politik stabilitesini, bağımsızlığını, bütünselliğini, vatandaş haklarını ve özgürlüklerini koruyabilmesi olanaklı değildi ve olmayacaktı...

 

Birdahaki yıl, 1997’de, Rusya Federasyonu ile Ukrayna arasında dostluk anlaşması imzalanacak ve Karadeniz filosu üzerine de anlaşma yapılacaktı. Rusya’nın Karadeniz filosu, 1783’de Kırım’ın Rusya tarafından alınmasından beri Sivastopol’da (Sevastopol) üstlenmekte idi. 1997’de yapılan anlaşmaya göre, Rusya’nın Karadeniz filosu, Sivastopol’da (Sevastopol) üslenmeyi sürdürecekti... İleride, Nisan 2010, Washington zirvesindeki anlaşmaya uygun olarak Ukrayna, nükleer madde içeren silah stoklarını yoketme kararı alacaktı. Yine 2010’da Rusya’nın gaz fiyatlarını düşürmesi ile birlikte Sivastopol’daki (Sevastopol) Rus askeri deniz üssü anlaşması 25 yıl daha uzatılacaktı. Yine aynı yılın (2010) Haziran ayında, Ukrayna Parlementosu’nda yapılan oylama ile birlikte ülkenin NATO üyeliği talebi geri alınacak, bu üyelikten isteminde vazgeçilecekti...

 

Sivastopol’daki (Sevastopol) Rus askeri deniz üssü anlaşması 25 yıl daha uzatanlar ve NATO üyeliğinden vazgeçenler kimlerdi?.. Ukrayna’da 17 Ocak 2010’da birinci raundu, ve aynı yılın 7 Şubat günü ikinci raundu gerçekleşmiş olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yüzde 50’ye yakın oyla kazanan (yüzde 48.95) kişi, muhalefetin lideri Viktor Yanukoviç (Yanukovych) olmuştu. Rusya Federasyonu ve CIS yanlısı Bölgeler Partisi’nin önderi konumundaki Yanukoviç (Yanukovych), ülkenin doğusunda ve Kırım’da yüzde 90- 80 oranında oy almıştı. Sayıları sekiz milyonu aşan Rusların muhtemelen tümünün, 11 milyon kadar Rusca konuşanın ve toplumun yüzde 76 kadarını oluşturan Ortodoks Hiristiyan’ın önemli kısmının Yanukoviç’i (Yanukovych) desteklemiş oldukları anlaşılmaktaydı. Ayrıca, bazı kaynaklara göre, özellikle ülkenin doğusunda iş yapan, çelik, madencilik, ve kimya endüstrilerini kontrol eden milyarderlerin dahi Yanukoviç’i (Yanukovych) desteklemiş oldukları belirtilmektedir... Yanukoviç’in (Yanukovych) cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasının ardından, Mykola Yanovych Azarov, Bölgeler Partisi’nin başkanlığına gelecekti...

 

AUAC’ın, ve NATO’cu güçlerin Viktor Yanukoviç’i (Yanukovych) devirmek amacıyla Ukrayna’yı politik destabilizasyona sürükleyecek eylemlere yeşil ışık yakacakları belli idi... Sonunda, Neo Nazi güçlerin önderliğinde büyüyen olayların, paramiliter faşist güçlerin şiddet eylemlerinin ardından Yanukoviç (Yanukovych), 21 Şubat 2014’de, birçeşit darbe ile, görevinden alınacaktı. Hernekadar Yanukoviç adı birtakım yolsuzluklara karışmış olsa da, seçimle gelmiş biri, zor kullanılarak iktidardan uzaklaştırılacaktı.. Geleceğim...

 

Sözkonusu Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybeden kişi, Soros Vakfı’nın finansmanı ile 2004 sonbaharında başlamış olan “turuncu devrim”in önplana çıkartmış olduğu ve 2010’dan önce iki kez başbakanlık yapmış olan Yulia Timeşenko (Julia Tymoshenko) idi. Julia Tymoshenko, Tüm-Ukrayna Birliği, sağcı “Babavatan” Fatherland”) Partisi’nin lideri idi aynızamanda... Aynı kişinin partisi, 2012 seçimlerinde, 450 sandalyeli Parlemento’da 101 sandalye elde edecekti... Yulia (Julia) Tymoshenko, Ekim 2011’de, iktidarı kötüye kullanma, yolsuzluklar ve değişik kriminal eylemler nedeniyle yedi yıl hapse ve devlete 188 milyon dolar ödemeye mahkum edilmişti... Yulia (Julia) Tymoshenko’nun oyları, ülkenin batısından, Katoliklerin yoğun olduğu bölgelerden gelmekteydi...

 

Amerika-Ukrayna Danışma Komitesi (AUAC), 2004 seçimlerinde, Viktor Yuschenko’nun cumhurbaşkanı olması için tüm gücü ile çalışmıştı. “Turuncu devrim” denen şeyin popüler yaptığı Yuschenko hernekadar “bağımsız” bir aday gibi gözükse de, O’nu destekleyen büyük güçler vardı... Amerikalı felaket uzmanlarının Viktor Yuschenko (Viktor Andrijovytj Jusjtjenko) aşkları boşuna değildi.  Daha önce de ifade etmiş olduğum gibi Viktor Yuschenko (Cuhurbaşkanlığı, 23 Ocak 2005- 25 Şubat 2010), 20 Ocak 2010 günü, OUN-B’nin lideri ve Nazi işbirlikçisi Stepan Bandera’yı, “Ukrayna kahramanı” (“Ulusal kahraman”) ilanederek ödüllendirecekti. “Ukrayna Kahramanı” faşist Stepan Bandera, 500 bin Ukraynalı’nın katlinden bizzat sorumlu idi. Hitler’in mirasını devralmış olan Amerikalı felaket uzmanları, kimleri destekleyeceklerini, kimlerle işbirliği yapacaklarını ve kimleri kullanabileceklerini çok iyi bilmekteydiler... Ukrayna’da iktidarı elinde tutanların faşist güçlerle bağlarının, ya da faşist güçlerin iktidar üzerindeki etkilerinin en somut kanıtlarından biri, Stepan Bandera’nın “Ukrayna kahramanı” ilanedilmesi idi...

 

Alfred Mendes’in 1 mart 2014 tarihli Global Research’teki anlatımı ile, AUAC, 2000 yılında Belgrad’da, 2003 yılında Gürcistan’da yapmış olduğu işlerin aynılarını Ukrayna’da da yapmaya başlamıştı: Çok iyi organize edilmiş öğrenci eylemleri bunların başında gelmekteydi. Tüm bu pahalı işleri Sırbistan’da eğitim görmüş olan ve Ukrayna’da “PORA” adını alan gurup örgütlemekteydi... Çarpıtılmış ve yalan haberler yayan basın, AUAC’ın emrinde idi... Olaylar iğmesi artan bir hızla gelişirken, eski işbirlikçi faşistlerin mirascısı Neo Nazi örgütlenmeler giderek daha fazla sahne almaktaydılar... AUAC ve Ukraynalı hükümet ortaklarının kışkırttıkları aşırı sağcı ve ayrılıkcı politik gelişmelere, “turuncu devrim” adı verilen NATO yandaşı eylemlere Rusya’nın yanıtı, Ukrayna’ya yönelik doğal gaz desteğini 2006 yılında kesmek ve gaz fiyatlarını yükseltmek olacaktı. Ukrayna yönetimi, Rusya’nın bu tavrının politik olduğunu ifade edecekti...

 

Bağımsız bir cumhuriyet olmasının ardından Ukrayna’da onlarca ve onlarca parti değişik adlarla resmi kayıt yaptıracak ve politik yaşamda yeralacaktı ama, bunların üye sayılarının genel nüfusa oranı yüzde 1’i aşmayacaktı. Örneğin, Adalet Bakanlığı’nın verisine göre, 2009 yazında, 172 parti kayıt yaptırmıştı. Yine aynı bakanlığa göre, 2010 baharında parti sayısı 179’a yükselecekti... Diğer yandan sözkonusu partilerden herhangi biri, seçimler sonucu Ukrayna’yı tek başına yönetebilecek güce sahibolamayacaktı. Ulusal Meclis’te (Verkhovna Rada) zorunlu olarak sürekli koalisyon hükümetleri kurulacaktı. Küçük partiler, seçimlere girebilmek amacıyla çok partili koalisyonlar, bloklar (electoral blocks) oluşturacaklardı. Ukrayna Parlementosu, 17 Kasım 2011’de, partilerin katılacakları blokların oluşumunu da içeren bir seçim yasası kabuledecekti. Partilerin çokluğu ve toplumunun politik partilere güveninin sonderece düşük olması, böyle bir yasayı zorunlu kılmıştı. Aynızamanda partilerin üye oranlarının düşüklüğünden de anlaşılan bu siyasi partilere güvensizlik, iktidar koltuğuna oturulunca yapılan yolsuzluklar, silahlı faşist güçlerin, Neo Nazi örgütlerin ve partilerin halkın önemli birkısmını, özellikle Katolik Batı Ukrayna halklarını peşine takabilmesinde önemli etkenlerden olmuştu anlaşılan. Diğer yandan, sözkonusu seçim yasası, politik partilerin ve politik kampanyaların dışarıdan desteklenmesini yasaklamaktaydı. Buna karşın, Amerika-Ukrayna Danışma Komitesi (American-Ukrainian Advisory Committee, AUAC), Soros Vakfı, AB içindeki sağcı güçler, ve NATO tarafından desteklenen Ukraynalı faşist partilerin, Neo Nazi örgütlerin ve neo-Liberal partilerin, tüm ayrılıkçı güçlerin, dışarıdan yüklü ekonomik destekler almalarını engellemek olanaksızdı. Bunun en somut kanıtlarından biri, Vatikan Bankası aracılığıyla 1980’li yıllarda Solidarnos’a gizlice akmış olan yüzmilyonlarca dolardır...

 

Ukrayna Yüksek Meclisi’nde sandalyesi olan belli başlı siyasi partiler şöyle sıralanabilirler... Ülkedeki beş büyük partiden biri olan 1991 doğumlu Svoboda, faşist ideolojiye sahiptir. Açıkça Nazi selamı vermekten çekinmeyen faşist Oleh Tyahnybok tarafından yönetilen Svoboda’nın kökleri, -II. Dünya Savaşı ve hemen sonrası ile ilgili bölümde adı sık geçmiş olan- Nazi işbirlikçisi OUN örgütlenmesine uzanmaktadır. Savaşın son günlerinde ve sonrasında OUN’un ABD tarafından desteklenmiş olduğunu önceden yazmıştım... Politik yaşamına Sosyal Nasyonal Parti (Social National Party) adıyla başlayıp, daha sonra Svoboda adını almış olan bu parti, 2012 Meclis seçimlerinde yüzde 10’u aşkın oy almıştır… Svoboda, 24 Ekim 2009’da Budapeşte’de kurulmuş olan “Avrupalı Milliyetçi Hareketlerin Birliği” (“Alliance of European National Movements”, AENM) adlı faşist örgütlenmenin de üyesidir. Aşırı milliyetçi, Neo Nazi, Faşist partilerin ve güçlerin üye olduğu sözkonusu birliğe, Fransa’dan, İtalya’dan, İsveç’ten, Belçika’dan partiler üyedir...

 

Milliyetci sağ bir politik çizgide olan, faşist partiler ve güçlerle işbirliği yapan, ve 2010 yılından beri eski dünya ağır siklet boks şampiyonu Vitali Kliçko (Vitaliy Klitschko veya Vitalij Klytjko) tarafından yönetilen, AB’ye ve Federal Almanya’ya yakın duran “Reformlar için Ukrayna Demokratik Birliği” veya kısaca UDAR adıyla anılan parti, önemli partiler arasında sayılmaktadır. Sözkonusu parti, gaz milyarderi ve sekiz TV kanalının sahibi Dimitro Firtasj tarafından desteklenmektedir. Vitali Kliçko, 25 Mayıs 2014’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favorileri arasında gösterilmektedir…

 

Aşırı milliyetci, sağcı ve daha çok Katolik Ukrayna’da etkin bir parti olan Ukrayna’nın en büyük burjuva partisi Babavatan (Fatherland), Yulia Timeşenko (Julia Tymoshenko) tarafından yönetilmektedir. Ukrayna’daki faşist güçlerle işbirliği içinde olan bu partiye neden “Anavatan” değil de, “Babavatan” denmiş olduğunu anlamak biraz zor olsa da, sözkonusu adın Ukrayna kültürü ile, egemen ataerkil kültür ile bir bağı olduğu hissedilmektedir. Faşist ideolojiye sahip Svoboda gibi partilerle açıkça işbirliği yapan bu sağcı partiye “Babavatan” adı uygun düşmektedir… Daha önce ifade edilmiş olduğu gibi Julia Tymoshenko, Ekim 2011’de, iktidarı kötüye kullanmak, yolsuzluklar ve değişik kriminal eylemler nedeniyle yedi yıl hapse ve devlete 188 milyon dolar ödemeye mahkum edilmişti. Aynı kişi, Şubat 2014’de gerçekleşen faşist müdahalenin ardından serbest bırakılmıştır...

 

Yine büyük partilerin başında, etnik Ruslar’ın ve rusca konuşan Ukraynalı’ların partisi olan Rusya yanlısı merkez sağcı Bölgeler Partisi (Party of Regions) gelmektedir. Mykola Azarov liderliğindeki Bölgeler Partisi (Party of Regions), 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmıştı. Bu zaferin ardından, cumhurbaşkanlığına seçilmiş olan parti önderi Viktor Yanukoviç (Yanukovych), yerini, parti başkanlığını, Mykola Azarov’a bırakmıştır... Ukrayna cumhurbaşkanlığına seçilmiş olan Viktor Yanukoviç (Yanukovych), 2014 Şubat sonunda görevini terke zorlanacaktı... Tekrarlamak gerekirse, Ukrayna’nın doğusundaki çelik, maden ve kimya endüstrilerini kontrol eden milyarderler bu partiyi desteklemişlerdi...

 

Dağılmış olan Sovyetler Birliği’nin komünistleri, 1993 yılında, Rusya ile yakın bağlantı içinde bir Komünist Partisi kurmuşlardır. Sözkonusu Komünist Partisi, 2012 Meclis seçimlerinde, yüzde 13 oy almıştır. Aynı parti, Viktor Yanukoviç’e (Yanukovych) yönelik olan ve paramiliter faşist güçlerin başrolü oynadıkları protesto eylemleri sırasın Yanukoviç’e destek vermiştir. Diğer yandan Komünist Parti, Rusya, Beyaz Rusya (Belarus), ve Kazakhistan ile gümrük birliği sağlanabilmesi amacıyla gösteriler örgütlemiştir...

 

İçinde olduğumuz yılın Şubat sonunda yaşanan darbenin ardında Meclis’e üye sokmuş olan Ekonomik İlerleme (Economic Development), ve Bağımsız Avrupalı Ukrayna (Sovereign European Ukraine) gibi partileri saymak mümkündür. Tam adı Ukrayna’nın Ulusal Ekonomik Gelişme Partisi (Party of National Economic Development of Ukraine) olan örgüt 1996 yılında kurulmuş ve 2002 seçimlerinde Meclis’te sadece tek bir sandalye elde edebilmiştir. Aynı parti, 2012 seçimlerine katılmamıştır... Bağımsız Avrupalı Ukrayna (Sovereign European Ukraine) ise, 27 Şubat 2014’de Ukrayna Yüksek Meclisi içinde herhangi bir partiye veya fraksiyona bağlı olmayan Ihor Yeremeyev tarafından kurulmuştur ve 36 diğer milletvekili buna katılmıştır. Bunların çoğunluğu, Ihor Yeremeyev gibi bağımsız vekillerdir... Sözkonusu partilerin, 78 kişinin ölümü ve Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in (Yanukovych) görevinden uzaklaştırılması ile sonuçlanmış olan Şubat 2014 olaylarının ardından Meclis’te yeralmış olmaları, politik çizgileri hakkında bir fikir vermektedir kanımca. Zaten bunların ikisi de, Sovereign European Ukraine ve Economic Development partileri, içinde Svoboda gibi faşist bir partinin yeraldığı Arseniy Yatsenyuk hükümetini desteklemektedir… Diğer yandan, herhangi bir partiye üye olmadan meclis’te yeralan temsilcilerin sayısının da azımsanamayacak ölçüde olduğunu belirtmekte yarar vardır…

 

Sovyetler Birliği döneminden kalma Ukrayna Komünist Partisi, 1994 yılına dek; Ukrayna Sosyal Demokrat Partisi, 2012 yılına dek; Bizim Ukrayna, 2012 yılına dek; Anavatanı Koruyanlar Partisi, 2012 yılına dek; Ukrayna Milliyetçileri’nin Kongresi, 2007 yılına dek Ukrayna Yüksek Meclisi’nde olmuşlardır. Bunlardan başka, vaktiyle Meclis’te yeralmış olan ve adları uzun bir liste oluşturabilecek daha birçok politik parti ve blok bulunmaktadır. Sözkonusu partilere örnek olarak, Eylül 1991’de kurulup 2002 Meclis secimlerine Bizim Ukrayna bloğu içinde katılmış ve liderlerinin 2006 sonbaharında öldürülmesinin ardından 2007 seçimlerinde varlık gösterememiş olan Ukrayna Liberal Partisi’ni gösterebiliriz. Yine liberal partilere bir örnek olarak, 2007 Meclis seçimlerine Vatandaşbloğu Pora-PRP içinde katılıp daha sonra Timeşenko’nun (Julia Tymoshenko) bloğuna katılmış olan Reform ve Düzen Partisi’ni sayabiliriz…

 

Ortada birçok politik parti ve blok olmasına karşın, sözü fazla uzatmadan, Ukrayna’da varolan temel ayrılığın, dağılan eski Sovyetler Birliği’nin özlemi içinde olan, Rusya ve CIS ülkeleri ile bütünleşmeyi hedef olarak önüne koyan çevreler ve güçlerle, CIS’i dağıtmak, AB ve NATO’cu güçlerle birleşmek isteyenler arasında olduğunu söyleyebiliriz. AB ve NATO’cu güçlerle bütünleşmek isteyenlerin başında, toplumsal gücünü asıl olarak ülkenin batısından, Katolik Ukrayna’dan alan siyasi partiler gerlmektedir. Eski Nazi işbirlikçisi güçlerin, OUN-B gibi faşist örgütlerin mirascısı intikamcı Neo Nazi örgütlenmeler, Svoboda gibi faşist partiler, ve bu parti ile işbirliği içinde olan milliyetci veya liberal maskeli diğer birtakım burjuva partileri, Ukrayna’yı NATO saflarına itebilmek amacıyla şiddet olaylarını, politik destabilizasyonu sürekli kışkırtmaktadırlar...

 

Ukrayna’da uygulananlara benzer taktik, vaktiyle, 1990’lı yıllarda, Yugoslavya’da Kosovalı Arnavut faşistler, kriminal unsurlar tarafından uygulanmıştı. Doğudan gelen uyuşturucunun Batı’da dağıtımını üstlenmiş olduğu tüm Batılı istihbarat örgütleri tarafından bilinen, buna karşın desteklenen, özellikle Federal Almanya dış istihbarat servisi BND ve NATO tarafından desteklenen bu terör örgütü, UCK, CIA’nın yardımları sonucu, ekstrem “sol” gurupların ve birtakım kriminal unsurların de birleştirilmelerinin ardından yaşam bulup, 1996 yılında eylemlerine başlamıştı. UCK (Ustrhria Clidimatare e Kosoves) veya KLA (Kosovo Liberation Army) adı ile tanınan “Kosova Kurtuluş Ordusu”, bir dış müdahaleye zemin hazırlayabilmek için sürekli şiddet eylemleri örgütleyerek Sırp güvenlik güçlerini kışkırtmıştı- Mart 1999’da, New York’ta, UCK temsilcisi, bir dış müdahaleye zemin hazırlama taktiklerini, tanınmış Türk gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’a açıkça anlatmıştır... Aksi takdirde, Kosova halkının çoğunluğu ve cumhurbaşkanı İbrahim Rugova, barış yanlısı idi. Şiddet yöntemlerine kesinlikle karşı olan yazar İbrahim Rugova, Mayıs 1992’de cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmıştı. Hernekadar Rugova ve O’nun seçmiş olan Kosova halkının çoğunluğu barış yanlısı olsa da, “demokratik” NATO ve Batı’nın birtakım “demokratik” önderleri, barış istemiyorlar ve Kosova’da kriminal unsurları silahlandırıp öne sürüyorlardı... Sonunda, UCK’nun kışkırtmaları hedeflerine ulaşacaklar ve 1999 yılında Yugoslavya 78 gün kesintisiz bonbalanıp yerle bir edilecekti...

 

Yugoslavya’da yaşanmış olana benzer komplolar, kışkırtmalar, günümüzde, Ukrayna’da yapılmaktadır. NATO, Beyaz Saray ve AB patronları, -vaktiyle Yugoslavya’da olduğu gibi- Ukrayna’da kışkırtma yapanlara, şiddet eylemleri uygulayan Neo Nazi unsurlara, açıkça destek vermektedirler. Fakat şüphesiz bu iş, Yugoslavya’da oynanmış olan kirli oyundan çok daha tehlikeli, tahmin edilemiyecek ölçüde ağır sonuçları olabilecek bir deliliktir... Çünkü, Rusya Federasyonu’nun, Doğu Avrupa ülkelerinin, Kafkaslar’ın, Orta Asya ülkelerinin ve hatta Balkanlar’ın güvenlikleri açısından Ukrayna, olağanüstü bir önem taşımaktadır. Diğer yandan Ukrayna, herkesin bildiği gibi, Rusya’dan Batı’ya yönelik tüm doğal gaz ve petrol ihracatının ana yolu, boru hatlarının geçtiği ülkedir. Ve henüz bu enerjilere alternatif bir enerji bulunmuş değildir. Ya da, alternatif bazı enerjiler biliniyor ve bunlar yavaş yavaş üretilmeye başlanmış olsalar da, henüz fosil enerjilerin yerini alabilecek düzeye ulaşmış değillerdir... Aslında Batı Avrupa toplumlarının gerçek yararları barıştan yanadır ama, süreçleri asıl olarak Pentagon, NATO ve bunların Avrupa içindeki bağlaşıkları, sağcı güçler manupule etmektedir...

 

Şubat 2010’da -Rusya Federasyonu ve CIS yanlısı güçlerin desteği ile- cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmış olan Viktor Yanukoviç’in (Yanukovych) ülkesindeki nükleer silahların yokedilmesi konusunda Washington zirvesinde anlaşmaya varmasının; Rusya’nın Karadeniz filosunun 25 yıl daha Sivastopol (Sevastopol) üssünü kullanmasını onaylamasının; yeniden Rusya’dan ucuz gaz alımını sağlamasının; yine aynı yıl IMF’den 15 milyar dolar borç almasının; ve Meclis kararı ile NATO üyeliği talebinden vazgeçilmesinin ardından olaylar tırmanmaya başlayacaktı... Anlaşılan, Batı’nın mali-sermaye güçleri ve bunların Washington, Berlin gibi politik merkezleri, Ukrayna’nın NATO’dan ve AB’den uzaklaşarak Rusya’ya ve CIS’e yaklaşmakta olduğu korkusuna kapılmışlar, muhalefeti şiddetlendirmenin işaretini vermişlerdi... Cumhurbaşkanı olan kişinin ve çevresinin karışmış olduğu birtakım yolsuzluklar, ve 15 milyar dolar borcu veren IMF’in talebine uygun olarak yapılmış olan vergi reformunun bazı çevreleri rahatsız etmiş olması; iki özel TV kanalının Kiev mahkemesi tarafından kapatılmış olması, Batılı merkezlerin ve Ukraynalı ortaklarının, Neo Nazi güçlerin, kitleleri manupule etme konusunda işlerini kolaylaştırmaktaydı...

 

Ukrayna’da, ABD, NATO ve AB gibi merkezleri ve bunlarla işbirliği içindeki muhalefeti ürküten diğer bazı olaylar daha gerçekleşecekti... Mart 2011’de, eski cumhurbaşkanlarından Leonid Kuchma (cumhurbaşkanlığı, 1994- 2005; ve 1992- 93 yıllarının başbakanı), gazeteci Georgiy Gongadze’nin 2000 yılında öldürülmesi ile ilgili olarak, Gongadze cinayetinin içinde olduğu iddiası ile suçlanacaktı. Zaten, 2001 yılında, Batı yanlısı Cumhurbaşkanı Leonid Kuchma’nın sözkonusu gazeteci cinayetine karışmış olduğu iddiası ile kitlesel gösteriler yapılmıştı... Daha önce anlatılmış olduğu gibi Leonid Kuchma, Soros Vakfı’nın büyük desteği ile seçilebilmiş birisiydi; O, AB’ye ve NATO’ya yakın önemli politik fügürlerin başında gelmekteydi... Gazeteci Gongadze cinayeti ile ilgili olarak başlıca şüpheli konumundaki dönemin içişleri bakanı Olexiy Pukach, yargılanacaktı. Pukach, duruşma sırasında, Gazeteci Gongadze’nin öldürülerek susturulmuş olması konusunda duyduğu pişmanlığı ifade edecekti...

 

“Babavatan” Fatherland”) partisi lideri ve eski başbakan (Ocak-Eylül 2005 ve Aralık 2007- Mart 2010 dönemleri başbakanı) Julia Tymoshenko, 20 Aralık 2010’da, devlet fonlarını yanlış kullanmakla suçlanacaktı. Yine Tymoshenko, 27 Ocak 2011’de, daha fazla rüşvet almakla ve tıbbi araçları kişisel yararına kullanmakla suçlanacaktı. Bu suçlamaların peşinden gelen ay, O, Tymoshenko, tutuklanacaktı. Bunun üzerine, başta ABD, AB, ve NATO patronları, Tymoshenko’ya karşı yürütülen hukuki süreci sırayla eleştireceklerdi... Sonunda, Ekim 2011’de, bir mahkeme, Tüm-Ukrayna Birliği, “Babavatan” Fatherland”) partisi lideri ve eski başbakan Julia Tymoshenko’yu, 2009 yılında Rusya’dan gaz alımı konusunda iktidarını kötüye kullanmış olmaktan yedi yıl hapse mahkum edecekti...

 

Ukrayna’nın en büyük politik partilerinden olan “Fatherland” partisinin lideri Julia Tymoshenko, NATO’nun ve Batı’nın en güvenilir müttefikleri arasında idi. Ayrıca O, 2010 yılında yapılmış olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde -Rusya Federasyonu yanlısı- Viktor Yanukoviç’in (Yanukovych) rakibiydi. Julia Tymoshenko, kaybetmiş olduğu seçimin sonuçlarını tanımak istememişti... AB önderleri, “fazla derinlere inmemesi” konusunda Ukrayna yönetimini uyaracaktı. Zaten onlar, Tymoshenko’ya karşı yürütülen hukuki süreci sert biçimde eleştirmişlerdi... Batı’nın kurumları, Rusya Federasyonu ve CIS yanlısı iktidar güçlerine karşı her yönden saldırıya geçmişlerdi. Temmuz 2012’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, önceki içişleri bakanı Yuriy Lutsenko’nun tutuklanmış olmasını ayıplayacak ve serbest bırakılmasını isteyecekti. İleride, Aralık 2012’de, Rusya Federasyonu yanlısı Azarov hükümeti kurulduktan sonra, Nisan 2013’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Batı ve NATO yanlısı eski başbakan Julia Tymoshenko’nun yakalanıp tutuklanmış olmasını yasadışı bir gelişme olarak ilanedecekti. Zaten bundan sonra olaylar iğmesi artan bir hızla gelişecekti...

 

Julia Tymoshenko’nun hapiste olmasını gerekçe gösteren merkezi ve doğu Avrupa ülkeleri liderleri, 2011 yazında Yalta’da yapılacak zirveye katılmayı reddeceklerdi. Ukrayna yönetimi, bu zirveyi ertelemek zorunda kalacaktı. Sözkonusu gelişmenin ardından, 2012’de Ukrayna’da gerçekleşecek Avrupa futbol şampiyonası da boykot edilecekti... Anılan protestoları, boykotları gerçekleştiren merkezi ve doğu Avrupa ülkeleri, bilindiği gibi, son yıllarda NATO’ya ve AB’ye alınmışlardı; zaten pek büyük bir güçleri olmayan bu ülkelerin ekonomileri ve silahlı güçleri tamamen Batı’ya bağımlı hale gelmişti; sonuçta, bunların kendi başlarına bağımsız kararlar veremedikleri ortadaydı... NATO ve AB, Rusya Federasyonu’na ve CIS’e yaklaşmasından korktuğu Ukrayna yönetimine karşı kartlarını öne sürmeye başlamıştı...

 

Ukrayna’da, 28 Ekim 2012’de Meclis seçimleri olacaktı... Seçimin galibi, 450 kişilik Ukrayna Yüksek Meclisi’nde sandalye sayısını 12 adet arttırarak 187 sandalye elde etmiş olan Mykola Azarov liderliğindeki Bölgeler Partisi (Party of Regions) olmuştu. Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi, oylarının ezici çoğunluğu, Ukrayna’nın doğusunda ve bir ölçüde güneyinde yoğun yaşamakta olan Ruslardan ve rusca konuşanlardan gelen bu merkez sağ parti, Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’i (Yanukovych) desteklemekteydi. Yine Viktor Yanukoviç’i destekleyen ve birçok konuda Bölgeler Partisi ile ortak davranan -Petro Symonenko önderliğindeki- Komünist Partisi, geçmişe göre beş sandalye daha fazla elde ederek 32 sandalyeye sahibolmuştu. Aynı seçimlerde -hapse girmiş olan- Julia Tymoshenko’nun Tüm-Ukrayna Birliği, “Babavatan” Fatherland”) partisinde önemli bir düşüş vardı. AB ve NATO yanlısı bu parti, geçmişe göre 54 sandalye kaybederek 102 saldalyeye düşmüştü. Yine Julia Tymoshenko’nun partisi ile aynı katagoride sayılabilecek olan AB ve Federal Almanya yanlısı -eski ağır siklet boks şampiyonu- Vitali Kliçko (Vitaliy Klitschko veya Vitalij Klytjko) önderliğindeki “Reformlar için Ukrayna Demokratik Birliği” veya kısaca UDAR, 40 sandalye elde edecekti. UDAR, bir önceki seçimlere katılmamıştı... Ukrayna Yüksek meclisi’ne girenler arasında -halkın yararları açısından- en tehlikelisi, Oleh Tyahnybok önderliğindeki faşist Svoboda (Özgürlük) partisi idi. İşgalci ve katliancı Nazi güçlerinin işbielikçisi OUN örgütünün mirascısı Svoboda, önceki seçimde olduğu gibi, bu seçimde de 38 sandalye elde etmişti ama, yakın gelecekte yönetimde yeralacaktı... Kalan 51 sandalye, diğer bazı partiler ve bağımsızlar arasında paylaşılmıştı. Bağımsızların 43, Birleşik Merkez 3, Halkın Partisi 2, Birlik ise 1 sandalye kazanmıştı... Seçim, uluslararası gözlemcilerin gözetiminde yapılmıştı...

 

Hükümeti, meclisteki sandalyelerin yüzde 41.56’sını kazanmış olan Rusya Federasyonu ve CIS yanlısı Bölgeler Partisi (Party of Regions) başkanı Mykola Azarov kuracaktı. Jeoloji ve mineraller (madenler) üzerine doktora yapmış olan 1947 doğumlu Mykola Yanovych Azarov, Başbakanlık görevini üstlenirken, kabinesine, Aralık 1998’de kayıtlara geçerek kuruluşunu resmileştirmiş olan ve Mart 2012’de Ukrayna Sosyal Demokrat Partisi adını alan Natalia Korolevska önderliğindeki Ukrayna – İleri (Ukraine – Forward) partisinden üye de alacaktı. Daha önce, 2002 seçimlerinde Julia Tymoshenko’nun bloğunda yeralmış olan bu parti, şimdi, Azarov hükümetine destek vermekteydi. Parti önderi Natalia Korolevska, kabinede, Ukrayna’nın Sosyal Politika Bakanı olarak yeralacaktı...

 

Daha önce de başbakanlık yapmış olan Azarov’un kurmuş olduğu ikinci hükümetti bu. Komünistler tarafından da desteklenen sözkonusu hükümet, 24 Aralık 2012’den 27 Şubat 2014’de dek, büyüyen şiddet olayları nedeniyle görevini terke zorlanıncaya dek başta kalacaktı. Daha doğrusu, Başbakan Mykola Azarov 28 Ocak 2014’de istifasını verince, aynı hükümet, başbakan yardımcısı Serhiy Arbuzov başkanlığında 27 Şubat 2014’e dek sürecekti... Hükümetin adı bazı yolsuzluklara karışmış olmakla birlikte, anlaşılan Batılı güçler ve yerli ortakları, özellikle şiddet eylemlerinde başı çeken faşist Svoboda, hem Cumhurbaşkanı’nın ve hem de Başbakan’ın Rusya Federasyonu yanlısı olmasını, kendileri için dehdit olarak görmüşlerdi. Sonuçta, Azarov hükümeti, faşist parti ve örgütlerin başını çektiği şiddet eylemleri ile, zor kullanılarak görevinden uzaklaştırılmıştı...

 

Yukarıda belirtilmiş olduğu gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Nisan 2013’de Julia Tymoshenko’nun yakalanıp tutuklanmış olmasını yasadışı ilanetmiş olmasının ardından, en önemli gelişme, Ukrayna yetkililerinin AB ile ilişkileri sıkılaştırma kararından vazgeçmesi olacaktı. Ukrayna hükümeti, 21 Kasım 2013 tarihinde, Avrupa Birliği (AB) ile sürmekte olan ortaklık görüşmelerini geçici olarak durdurduğunu, ve Rusya Federasyonu ile daha yakın ekonomik ilişkiler geliştirme kararı aldığını açıklayacaktı. Bunun üzerine Mecliste yeralan AB ve NATO yanlısı muhalefet partileri (faşist Svoboda; Tüm-Ukrayna Birliği, “Babavatan”; ve UDAR), protesto gösterileri için çağrı yapacaklardı. Sonuçta, hükümetin sözkonusu kararına karşı, aynı ay, Kiev sokaklarında, onbinlerce kişinin katıldığı protesto gösterileri başlayacaktı...

 

Aynı yılın Aralık ayında protesto gösterileri sürecekti. Bazı kaynaklara göre 300 bin, diğerlerine göre 500 bin kişi, 1 Aralık 2013 günü Kiev’in Bağımsızlık Meydanı’nda toplanacak ve burada kamp kurup barikatlar inşa edecekti. Bazılarına göre bu olan, 2004 sonbaharında başlamış olan “turuncu devrim” olayından beri gerçekleşen en büyük gösteri idi. Göstericiler Kent Salonu’nu işgaledeceklerdi...

 

Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç (Yanukovych), 17 Aralık 2013 tarihinde, Moskova’da, Cumhurbaşkanı Putin ile görüşecekti. Putin, 15 milyar dolar değerinde Ukrayna hükümet tahvili alacağını ilanedecekti (Başka bir ifadeyle Putin, Ukrayna’ya 15 milyar dolar, diğer bazılarına göre ise 17 milyar dolar borç vereceğini ilanedecekti). Yine Putin, Ukrayna’ya satılan doğal gazın fiyatlarında çok büyük bir indirim gerçekleştirecekti... Bunlar, Rusya Federasyonu tarafından Ukrayna hükümetine verilmiş olan büyük bir desteklerdi. Buna karşın, hükümeti protesto gösterileri sürecekti...

 

Ocak 2014’te, daha doğrusu 1 Ocak 2014 Çarşamba akşamı, 15 bin kişilik bir Neo Nazi gurubu, ellerinde meşalelerle, işgalci Nazi güçlerinin işbirlikçisi OUN-B örgütünün lideri Stepan Bandera’nin 105nci doğum yıldönümünü anma yürüyüşü yapacaktı... Federal Almanya’nın ABD sektöründe (ABD egemenlik bölgesinde), Münih’te, KGB ajanı Bohdan Stashynsky tarafından 15 Ekim 1959 günü evinin önünde vurularak öldürülmüş olan faşist Stepan Bandera hakkında II. Dünya Savaşı ile ilgili 5. bölümde oldukça geniş bilgi verilmiştir...

 

Tekrarlamak gerekirse, işgalci Nazi güçleri ile işbirliği yapmış olan ve Ukrayna’nın tüm kayıpları arasında önemli bir yer tutan 500 bin Ukraynalı’nın öldürülmesinden doğrudan sorumlu olan OUN-B örgütü ve bu örgütün lideri Stepan Bandera, savaş sonrası, ABD yönetimi tarafından korunup kullanılmaya başlanmıştı. Bunların mirascısı olan günümüzdeki Ukraynalı Neo Nazi örgütlenmeler de, yine aynı merkezler tarafından korunup desteklenmektedirler... Sözkonusu yürüyüşte taşınmış olan Stepan Bandera portreleri, artık hükümet binalarının, Meclis binasının önlerine asılmaktadır... CIA destekli bir darbe ile kurulmuş olan son Ukrayna kabinesinde dördü faşist Svoboda’dan 10 faşist bakan bulunurken, Ukrayna Başsavcılığı görevi de yine Svoboda üyesi tanınmış bir faşiste verilecekti...

 

Giderek ölümcül olaylar gelişmeye başladı ve 22 Ocak 2014 günü gerçekleşen gösterilerde üç gösterici yaşamını yitirdi... Daha önce de ifade etmiş olduğum gibi, Başbakan Mykola Azarov, 28 Ocak 2014 günü istifasını verdi. Aynı gün Ukrayna Yüksek Meclisi, protesto karşıtı sert yasayı yürürlükten kaldırdı. Hükümet, Serhiy Arbuzov başkanlığında devametti... Sokak çatışmalarının yaşandığı 18 Şubat 2014 günü, 10 tanesi polis 26 kişi yaşamını yitirirken, yüzlerce kişi yaralandı. Kiev’de 20 Şubat 2014 günü yaşanan olaylarda en az 25 kişi öldü. Ertesi gün, 21 Şubat günü, muhalefet partilerinin liderleri ile Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç (Yanukovych), akan kanı durdurma, yeni bir hükümet oluşturma ve erken seçime gitme konusunda anlaştı. Aynı gün Meclis, sert bir eylemle eski başbakan Julia Tymoshenko’nun hapisten çıkartılması yönünde oy kullandı. Yine aynı gün Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç Kiev’i terketti. Ertesi gün, 22 Şubat 2014’te Meclis, Ukrayna anayasasına uygunluğu tartışılacak bir kararla Yanukoviç’in cumhurbaşkanlığını kaldırdığını ilanetti ve yargı erkinin sınırlarını çiğneyerek Tymoshenko’yu hapisten çıkarttı. Tymoshenko, Maidan’da (Bağımsızlık Meydanı) onbinlerce kişiye hitabetti...     

 

Muhalefet, 23 Şubat 2014 günü, cumhurbaşkanlığının gücünü yeni parlemento sözcüsü Oleksandr Turchinov’a verdiğini duyurdu. Başbakan Mykola Azarov’un istifasının ardından Serhiy Arbuzov başkanlığında süren seçilmişlerin kabinesi, üst üste gelen darbelerin ardından 27 Şubat 2014 günü görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Aynı gün, içinde 10 faşisti barındıran Arsenij Jatsenjuk hükümeti kuruldu... Hapisteki Julia Tymoshenko’nun yeribe “Babavatan” Fatherland”) Partisi’nin başına geçmiş olan 39 yaşındaki NATO yanlısı sağcı banker Arsenij Jatsenjuks’un kabinesinde dört önemli bakanlık faşist Svoboda (özgürlük) partisine verilirken, Ukrayna Başsavcılığı görevi de yine Svoboda’nın öndegelen üyelerinden Oleh Makhnitsky’ye verilecekti. Euroalanı (Euromaidan) gösterilerinde ön plana çıkmış olan UDAR lideri eski ağırsiklet boks şampiyonu Vitalij Klytjko yeni hükümette yeralmazken, “Babavatan”  partisinden ve bağımsız teknokratlardan birçok kişi yeni hükümette yeralacaktı. Faşistlerin ve NATO yanlısı sağcı güçlerin damgasını taşıyan bu yeni hükümet, Svoboda, Tüm-Ukrayna Birliği- “Babavatan” , UDAR ve bazı bağımsız bürokratlar arasında bir koalisyon olacaktı... Sonuçta, ülke çapında çoğunlukta olmayan faşist güçlerin damgasını taşıyan bir iktidar dönemi; ölümcül olaylarla, katliamlarla yüklü çalkantılı bir yönetim, ya da yönetimsizlik süreci, dünya barışını tehdit eden bir süreç başlayacaktı...

 

12 Nisan 2014

Yusuf Küpeli

yusufk@telia.com 

bir önceki bölüme ulaşmak için tıkla             bir sonraki yedinci bölüme ulaşmak için tıkla

 

 

1) Nüfusla ve coğrafya ile ilgili genel bilgiler 

(bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

2) Halkların harman olduğu ülke Ukrayna’nın tarihine kısa bir gözatış:   Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Slavlar, Türkler, Moğollar, Almanlar ve diğerleri... (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

3) Ukrayna tarihinde Kazak halkı, toplumsal etkileri ve ayaklanmaları hakkında kısa notlar  (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

4) Kırım Savaşı, I. Dünya Savaşı, Ekim Devrimi ve Ukrayna üzerine notlar  (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

5) Sovyetler Birliği’ne Nazi saldırısı; Hitler’inki ile NATO-ABD jeopolitiği arasında varolan paralellikler; Nazi güçleri ile birleşen ve Nazi soykırımlarına katılan Ukraynalı faşistler; Stepan Bandera, OUN ve UPA örgütlenmeleri hakkında hakkında notlar (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)  

 

6) Dünya barışını tehdit eden Ukrayna krizinin gelişme süreci; NATO- ABD- AB patronlarının desteğini alan Ukraynalı Neo Naziler, ve bunların iktidarı gaspedişleri üzerine notlar (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

7)   Faşistlerin damga vurduğu Ukrayna hükümeti, Kırım’ın tekrar Rusya’ya

      bağlanışı, ülkenin doğusunda başlayan isyan, kanlı olaylar ve büyüyen uluslararası gerilimde  fosil enerji tekellerinin rolleri üzerine notlar   (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

  Bazı kaynaklar: (ulaşmak için tıkla)

 

http://www.sinbad.nu/