Yusuf Küpeli, Geçmişten günümüze Ukrayna, Ukrayna tarihinden sayfalar, Batı’nın desteklediği Neo-Naziler, Kırım ve toplumsal politik kriz üzerine kısa notlar

 

 

7)   Faşistlerin damga vurduğu Ukrayna hükümeti, Kırım’ın tekrar Rusya’ya bağlanışı, ülkenin doğusunda başlayan isyan, kanlı olaylar ve büyüyen uluslararası gerilimde fosil enerji tekellerinin rolleri üzerine notlar

Değişik kaynaklardaki ortak bilgilere göre, Savunma Bakanlığı’nın ve Silahlı Kuvvetler’in üst kurumu olan Ulusal Güvenlik ve Savunma Meclisi Sekraterliği’ne getirilmiş olan Andriy Parubiy, ünlü faşist Oleh Tyahnybok ile birlikte -Svoboda’nın başlangıcı olan- faşist partiyi, Ukrayna’nın Sosyal-Milliyetci Partisi’ni (Social-National Party of Ukraine) kuran kişi idi. Tekrarlamak gerekirse, sözkonusu OUN-B, II. Dünya Savaşı sırasında işgalci Nazi güçleri ile işbirliği yapmıştı. Savaş sonrasında da OUN-B üyeleri ve yöneticileri ABD servislerinin emrinde çalışmaya başlamışlardı... Aynı kurumun, Ulusal Güvenlik ve Savunma Meclisi Sekraterliği’nin ikinci sekreteri olan kişi, Stepan Bandera örgütlenmesinin ve Sağ Kesim koalisyonunun lideri olan Dmytro Yarosh’dan başkası değildi. Kökten dinci Çeçen güçleri ile omuz omuza savaşmış olan Dmytro Yarosh, Birleşmiş Milletler tarafından El-Kaide (Al-Qaeda) üyesi olarak tanımlanan Dokka Umarov’a Kuzey Kafkasya’da yardımcı olmuştu... II. Dünya Savaşı yıllarıyla ilgili 5nci bölümde adı sık geçmiş olan Stepan Bandera’ya gelince, bilindiği gibi bu kişi, OUN-B örgütünün lideri olan Nazi işbirlikçisi ünlü bir faşist ve 500 bin Ukraynalı’nın ölümünden sorumlu bir halk düşmanı idi...

 

Arsenij Jatsenjuks’un kabinesindeki faşistler, yukarıda adı geçen iki kişiden ibaret değildir şüphesiz... Başbakan yardımcısı Oleksandr Sych, faşist Svoboda’nın öndegelen idoloğu tanınmış bir faşisttir. Donanma’dan bir asker olan Savunma Bakanı Ihor Tenyukh, Svoboda’nın toplantılarına katılan ve Ukrayna Ordusu’nu NATO’ya sokmaya çalışan, NATO tatbikatlarında yeralan bir faşisttir. Eğitim Bakanı Serhiy Kvit, Svoboda üyesi bir faşisttir. Ukrayna’nın Doğal Kaynakları ve Ekoloji Bakanı Andriy Mokhnyk, yine bir Svoboda üyesi faşisttir. Tarım Politikaları ve Gıda Bakanı Andriy Mokhnyk, Svoboda üyesi bir faşisttir. Gençlik ve Spor Bakanı Dmytro Boulatov, “Ukrayna Milli Meclisi- Ukrayna Halkının Kendi Savunması” (UNA-UNSO) örgütü üyesi bir faşisttir. Rüşvet Karşıtı Ulusal Komite’nin başkanlığına getirilmiş olan Tetiana Tchornovol, “Ukrayna Milli Meclisi- Ukrayna Halkının Kendi Savunması” (UNA-UNSO) örgütü üyesi bir faşisttir. “Ukrayna Milli Meclisi- Ukrayna Halkının Kendi Savunması” (Ukranian National Assembly-Ukranians People’s Self-Defense, UNA-UNSO) adını taşıyan ve 1990- 91 yıllarında kurulmuş olan bu örgüt, Neo Nazi ideolojiyi benimsemiş askeri bir örgütlenmedir. Askeri üniformaları, üzerinde faşist semboller bulunan bayrakları ve silahları ile yürüyüşler yapan bu örgütün -çoğu genç- 10 bin üyesi olduğu söylenmektedir. UNA-UNSO mensupları, kökten dinci Çeçenlerin saflarında Rus ordusuna karşı savaşmışlardır... İlginçtir, Ukrayna Baş Savcısı ise, faşist Svoboda’nın üyesi Oleh Makhnitsky’dan başkası olmayacaktı... Haydutlar, “demokrasi” yalanı ile suyun başını tutmuşlardı...

 

Faşist damgası taşıyan bir hükümetin şekillenmesinin ardından, “Ukraynalı faşistlerin yönetimini tanımadığını” ilaneden anti-faşist yığınlar, Kırım’da gösterilere başlayacaklardı. Rusya’nın Karadeniz filosunun üssünün bulunduğu Kırım’da, “Kiev’deki haydutların iktidarını tanımadığını” ilaneden kitlelerin gösterileri 25 Şubat günü de sürecekti... Sonuçta, 16 Mart 2014 günü yapılan referandum sonucu halkın ezici çoğunluğu, Kırım’ın Ukrayna’dan bağımsız bir devlet olması ve Rusya Federasyonu’na bağlanması yönünde oy kullanacaktı. Kırım’ın bağımsızlığı ve Rusya’ya bağlanması için yapılan referandum sırasında oylamaya katılmış olan yüzde 83’ü aşkın halkın yüzde 96.77sini Ukrayna’dan bağımsızlık ve Rusya Federasyonu’na katılma yönünde oy kullanmıştı... Rusya’ya Cumhurbaşkanı Putin, 18 Mart günü, Kırım halkının sözkonusu kararını tanıyan kararnameyi imzalayacaktı. Batı basınındaki haberlere göre, Kırım nüfusunun yüzde 13 kadarını oluşturan Tatar halkı da bu yönde oy kullanmıştı (Kırım Tatarları hakkında başlangıç bölümünde ve sonraki bölümde bilgi verilmiştir.)... Rusya Federasyonu birlikleri Kırım’a zaten girmişlerdi...

 

Putin’in Kırım’ı Rusya Federasyonu’nun bir parçası olarak kabuleden kararnameyi imzaladığı 18 mart günü, ABD ve AB, Rusya’ya karşı bazı yaptırımlar uygulamaya başlayacaklardı. Yine ABD, 21 Mart günü Rusya’ya karşı yeni yaptırımları yürürlüğe sokacaktı. Bu sırada, ABD donanmasından bir füze destroyeri Karadeniz’de boy göstermekte idi... Putin, 22 Mart 2014 günü, Kırım’ın Rusya’ya katılması ile ilgili tamamlayıcı bir yasayı imzalayacaktı... Çin’in çekimser tavrı ve Rusya Federasyonu’nun vetosu sonucu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, -ABD ve yandaşlarının istemlerine karşın- Ukrayna tolumunun Rusya’ya katılma ve Rusya’nın da bunu kabuletme kararına karşı bir tavır alamayacaktı...

 

Ukrayna Savunma Bakanlığı, 19 mart günü kendi birliklerini Kırım’dan çekecekti... Kırım’da bulunan bir Ukrayna hava üssünde kalmış olan Ukrayna birliklerine karşı Rus birlikleri 23 Mart günü operasyon düzenleyeceklerdi... Olanları kabullenmek istemeyen ABD, AB ve Kanada yönetimleri, yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi, Rusya’ya karşı ilk yaptırımlarını 18 Mart gününden itibaren yürürlüğe koymaya başlamışlardı. Rus birliklerinin 23 Mart günü hava üssüne düzenlemiş oldukları baskının ardından, 24 mart günü NATO, Rus kuvvetlerinin Ukrayna sınırında koşullanmış olmasını eleştirecekti. Obama, Avrupalı müttefikleri ile 25 Mart günü toplanıp, Rus birliklerinin Kırım’dan çekilmesini isteyecekti. Beyaz Saray’ın değişik yöntemlerle üyelerinin çoğunluğunu denetleyip manupule edebildiği Bileşmiş Milletler Genel Kurulu, 28 Mart günü aldığı bir kararla, Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını yasadışı bir eylem olarak tanımlayacaktı... Diğer yandan, 2014 Mart ortasında, ABD donanmasından missile (roket) destroyeri USS Truxtun Karadeniz’e girecek ve 21 mart gününe dek burada kalacaktı. Ardından, Doğu Akdeniz’de Grek ve İsrail donanmaları ile ortak tatbikat yapmakta olan USS Donald Cook ve USS Ramage destroyerleri Karadeniz’e yöneleceklerdi...

 

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, ABD yönetimini, 1936 tarihli Montreux Sözleşmesi’ni çiğnemekle suçlayacaktı. Sözkonusu sözleşmeye göre, Karadeniz’de kıyısı olmayan ülkeler belirli bir tonajın üzerindeki savaş gemilerini ve uçak gemilerini Karadeniz’e sokamazlar ve sokabildiklerini de belirli bir sürenin ötesinde Karadeniz’de tutamazlardı (Montreux Sözleşmesi için bak:)... Artık gerilim, uluslararası planda hızla gelişmeye başlamıştı. Zaten anlaşılan, ABD merkezli askeri-endüstri komplekslerin ve fosil enerji tekellerinin istedikleri de bundan başka birşey değildi. II. Dünya Savaşı yıllarında ekonomisi askerileşmiş olan ve günümüzde dünyadaki tüm askeri harcamaların yarısını tek başına yapan ABD, kışkırttığı bu gerilimden bazı kazançlar ummaktaydı... Dünya düzeyindeki 800 askeri üssünün ezici çoğunluğu ile Rusya’yı ve Çin’i çembere almış olan Pentagon, büyüttüğü gerilim sayesinde Ukrayna’yı, en azından Ukrayna’nın batısını CIS’dan kopartarak buraya yerleşirse, CIS’i ve Rusya Federasyonu’nu daha kolay dağıtabileceğine inanıyor olmalıydı... Olayın bir de ekonomik yanı vardı şüphesiz...

 

Global stratejik önemi daha büyük olmakla birlikte, sözkonusu kışkırtmaların, büyütülen bu kavganın, önemli ekonomik nedenleri de vardır. Profösör Dr. Şener Üşümezsoy’un 2014 Mayıs başında (http://webcache.googleusercontent.com/search q=cache:http://www.turksolu.com.tr/442/susumezsoy442.html) adresinde yayınlamış olan “Rusya ve Avrupa’nın Ukrayna’daki kaya gazı savaşı” başlıklı makalesinde belirttiğine göre, Ukrayna’nın batısındaki Karpatlar boyunca zengin kaya gazı yatakları bulunmaktadır. Vaktiyle yeterli teknoloji bulunmadığı için günümüze dek işlenememiş bu zengin enerji kaynaklarını işleyebilecek teknoloji artık bulunmuştur. Bir jeolog olan Prof. Üşümezsoy’un açıklamasına göre, “Ukrayna’daki kaya gazı rezervi 128 trilyon küp ayak kaya gazı, 1,2 milyar varil petrol olarak görülmektedir. Romanya’da 51 trilyon küp ayak kaya gazı ve buna karşı 0,3 milyar varillik petrol söz konusudur. Bulgaristan’da ise 17 trilyon küp ayak gaz ve 0,2 milyar varil petrol söz konusudur... (...) Ukrayna’da 7 trililyon metre küp ayak gaz daha bulunmuştur... (...) Shell, ExxonMobil Chevron, British Petrol bu haklar için, araştırma izinleri ve sahaları elde etmek için ihaleye girmişlerdir...”. Kısacası, büyüyen gerilim, devasa petrol tekellerinin, fosil enerji tekellerinin işin içinde yeraldıkları bir enerji savaşının sonucudur aynızamanda... Aslında, Afganistan’ın bombalanıp işgaledilmesinin gerisinde de fosil enerji tekelleri durmaktaydı. Fakat Ukrayna, geçmişte olaylara neden olmuş ülkelerin herhangi birisine benzemeyecek kadar büyük stratejik bir öneme sahiptir ve dolayısı ile dünya düzeyinde bir çatışmaya neden olabilecek bir ülkedir...

 

Yukarıdaki bilgileri destekler bir metin, değerli politik analizlerin ve bilimsel makalelerin yayınlandığı “Global Research” sitesinde 8 mayıs 2014 tarihinde Bill Dores imzası ile yayınlanmıştır... “‘War is Good for Business’: Big Oil, Wall Street and the Pentagon’s ‘New Cold War’ Against Russia’” (“‘Ticaret için Savaş İyi’: Petrol Tekelleri’nin, Wall Street’in ve Pentagon’un Rusya’ya Karşı ‘Yeni Soğuk Savaşı’”) başlıklı makalede, özet olarak, ABD Enerji Bilgilendirme Dairesinin verilerine göre, ABD bu yıl, hydrocarbon enerji üretiminde Rusya’yı geçecektir. Yine ABD, bu konuda dünyada bir numara olan Suudi Arabistan’ı ise 2015 yılında geçecektir. Sözkonusu üretim başarısı, ABD tekellerinin on yılı aşkın süredir su gücü ile kırma (hydraulic fracturing) yöntemini kullanarak kolayca dağılabilen yumuşak kayalardan petrolü ve doğal gazı elde edebilme yöntemini geliştirmiş olmaları ile mümkün olacaktır. Dünyanın en kârlı şirketi ExxonMobile, 2010 yılında, 41 milyar dolar ödeyerek -teksas merkezli- fracking devi XTO Enerji’yi satınalmıştır (fracking, basit ifade ile, içine kum ve kimyasallar karıştırılmış yüksek miktarda suyu kayaların derinliklerine yüksek basınçla pompalayıp oradaki gazı dışarıya taşımaktır.- Y. Küpeli) Günümüzde artık ExxonMobile, ABD’nin en büyük doğal gaz üreticisidir... Aynı yöntemle petrol ve gaz üretimi yapabilmek için milyarlar yatırmış 500 devasa şirket arasında Chevron, General Electric, Phillips 66, Valero, Berkshire Hathaway gibi şirketler ilk 10’a girmektedirler. Yine, Halliburton, Koch biraderler ve birtakım mali kuruluşlar aynı konuda ilk 10’a girebilecek düzeyde büyük yatırımlar yapmışlardır...

 

Çevreye çok büyük zararlar veren bu yöntemle, fracking yöntemi ile ilgili yatırımlar, doğaya zararlı sözkonusu yöntemle petrol ve doğal gaz elde etme işi, eğer petrol ve gaz fiyatları en az üç kat arttırılamazsa, yeterince kârlı olmamaktadır. Bu nedenle, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da yaratılan gerilimler, uygulanan savaş yaptırımları, sözkonusu devasa yatırımları yapmış olan şirketleri kazançlı hale getirmektedir... Bu satırları yazan kişi olarak diyeceğim, gerilim malzemesi Kuzey Afrika’ya ve Ortadoğu’ya, şimdi bir de Ukrayna eklenmiştir. Ukrayna’nın batısındaki, Karpatlar’daki kaya gazı yatakları, yaratılan gerilimin öndegelen motivasyonları arasındadır. Yine bu satırları yazanın düşüncesine göre, Ukrayna’ya yönelik dış ve iç saldırının gerisinde, sözkonusu kaya gazı yatakları da yeralmakla birlikte, asıl olarak, ülkenin stratejik önemi bu savaşta başlıca neden olmaktadır. Rusya Federasyonu’nu ya dağıtma, ya da Moskova’ya boyun eğdirme, bu devleti de doğu Avrupa ülkeleri gibi vasal (köle) bir devlet haline getirme amacı, üretilen gerilimin başlıca nedenidir...

 

Ukrayna birlikleri, 25 Mayıs 2014 günü, Kırım’ı bütünüyle terkedeceklerdi. Birsüre ABD’de eğitim görmüş donanmadan bir asker olan ve Ukrayna ordusunu NATO’ya yönlendiren, NATO manevralarına sokan Savunma Bakanı Ihor Tenyukh, faşist Svoboda (özgürlük partisi) mitinglerine katılan Ihor Tenyukh, 19 Mart 2014 günü almış olduğu Ukrayna’dan çekilme kararı nedeniyle aynı gün görevinden istifa etmek zorunda kalacaktı. İstifa etmiş olan Ihor Tenyukh’un yerine atanan Mykhailo Koval’da, selefi (önceli) gibi faşist görüşlere sahip biri idi... Sözkonusu gelişmelerle birlikte, Karadeniz’de bulunan Ukrayna donanması, faşist Ukrayna hükümetini tanımadığını ilanederek Rus bayrakları çekecekti...

 

İlginçtir, bu arada, bazı yolsuzluklara adının karışması nedeniyle savunmasız kalan ve Rusya Federasyonu yanlısı gözüktüğü için görevini terke zorlanmış olan önceki cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç (Yanukovych), Kırım’ın tekrar Rusya Federasyonu’na katılması olayını, 2 Nisan 2014 günü, bir “trajedi” olarak tanımlayacak ve bölgenin tekrar Ukrayna’ya katılması dileğinde bulunacaktı. Bunu, Rusya’dan beklentisi kalmayınca Batılı güçlere yaranma çabası olarak mı yorumlamak lazım, bilemiyorum... Olayların gelişme süreci içinde, bu kez, sayısı sekiz milyonu aşan Rusların ve bundan çok daha fazla nüfusa sahip Rusca konuşanların yoğun yaşadıkları Ukrayna’nın doğusunda ve Odessa gibi Karadeniz kıyısındaki bazı güney illerinde faşist iktidarı protesto eden, bu iktidarın yönetimini tanımayan halk yığınlarının gösterileri başlayacaktı...

 

Kiev’de kurulmuş olan ve faşist güçlerin damgasını taşıyan hükümet tarafından yönetilmek istemeyen ve Rusya Federasyonu yanlısı gözüken kitleler, 6 ve 7 Nisan 2014 günleri, Ukrayna’nın kuzeydoğusundaki sınıra yakın Kharkiv, doğuda Don kıyısındaki sınıra yakın Luhansk (Voroşilovgrad), ve güneydoğudaki Donetsk kentlerinde hükümet binalarını işgal edeceklerdi. Donetsk kentindeki işgalciler, “bağımsız cumhuriyet” ilanedeceklerdi. Kiev yönetimi, Rusya’yı, Ukrayna’yı parçalamaya çalışmakla suçlayacaktı... Putin’in buna yanıtı, eğer Kiev borçlarını ödemezse, Rusya’nın gaz sevkiyatını durduracağı ve bu durumun Avrupa’nın gaz alımlarında da sorunlar yaratacağını bildirmek biçiminde olacaktı...

 

Geçici olarak başbakanlık yapan Arseniy Yatsenyuk, 11 Nisan günü, Donetsk’te ve Luhansk’ta eylemler sürerse eğer, daha fazla güç yollayacağı uyarısını yapacaktı. Bu uyarının ardından, Doğu Ukrayna’daki işgalcilerin sayıları ikiye katlanacaktı... Kiev’de kurulmuş geçici darbe hükümetinin güçleri, 15 Nisan 2014 günü, “anti terör operasyonu” adıyla eylemci yığınlara karşı harekete geçeceklerdi... Luhanks’ın batısında, Kharkiv ile Donetsk’in tam ortasında yeralan Slavyansk’da (Slovyansk), 16 Nisan günü, hükümet güçleri, kitleler tarafından durdurulup geri dönmeye zorlanacaklardı... Tansiyon giderek yükselmekteydi...

 

Ukrayna’da yükselmekte olan toplumsal tasiyonu düşürme gerekçesi ile Rusya, Ukrayna, ABD ve Avrupa Birliği (AB) yünetimleri arasında Cenevre’de 17 Nisan 2014 günü yapılan toplantıda, görünüşte, anlaşma sağlanacaktı. Fakat, Donetsk’in güneyinde, Azak (Azov) Denizi kıyısında yeralan Mariupol kentinde Ukrayna güvenlik güçleri aynı gün üç eylemciyi öldürünce, Putin, Ukrayna’nın doğusundaki eylemcilere karşı aşırı güç kullanma konusunda Ukrayna yönetimini uyaracaktı. Keza Putin, Ukrayna’nın doğusunda Rus ajanlarının aktif oldukları suçlamasını şiddetle reddecekti... Buna karşın, Ria Novosti’nin 14 Nisan 2014 günü Moskova’dan rapor ettiğine göre, CIA direktörü Brennan, 12 Nisan Cumartesi günü takma adla gizlice Kiev’i ziyaret etmiş ve gösterilerin bastırılması konusunda danışmanlık yapmıştı... Ülkenin doğusuna, bu arada Slovyansk’a yönelik olarak 13 nisan günü başlayan operasyon’da can kayıpları olacaktı... Zaten, sözkonusu operasyonlar sırasında Neo Faşist-Neo Liberal koalisyonu hükümetin kullandığı özel birlikler, CIA ve FBI ajanları tarafından eğitilmişlerdi... CIA’nın reddetmesine karşın 12 Nisan Cumartesi günü takma adla Kiev’i ziyaret eden ve hükümet karşıtı gösterileri ezme konusunda yol gösterme amacını taşıyan CIA Direktörü Brennan hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse... CIA içinde 25 yıl çalışmış, daha çok Yakındoğu’da ve Güney Asya’da görevyapmış, Suudi Arabistan’da istasyon şefi olarak bulunmuş kontra-terör uzmanı 1955 doğumlu John Owen Brennan, Başkan Obama’ya terör danışmanlığı yaptığı sırada, 8 Mart 2013’te, Obama tarafından CIA Direktörlüğüne atanmıştır...

 

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, 21 Nisan günü, Kiev yönetimini, 17 Nisan 2014 günü yapılmış olan Cenevre anlaşmasını çiğnemekle suçlayacaktı... Ertesi gün, 22 Nisan’da, Ukrayna’nın geçici cumurbaşkanının emri ile Ukrayna güvenlik güçleri, ülkenin doğusundaki eylemcilere karşı harekete geçeceklerdi... Kiev’de bulunan ABD Başkan yardımcısı Joe Biden, aynı gün, 22 Nisan günü, Rusya’yı “izole” edeceklerini duyuracaktı. Ve Washington, özel eğitilmiş birliklerden 600 askerin Polonya’ya ve eski Sovyet Cumhuriyetleri olan Baltık üklelerine (Estonya, Letland, Litvanya) konumlandırılmış olduklarını bildirecekti... Bu duyurular, faşist güçlerin damgasını taşıyan geçici Kiev hükümetini kimlerin cesaretlendirip saldırganlaştırdığını açıkça göstermekteydi. Ukrayna’da yaşanmakta olan toplumsal trajedinin birinci derecede sorumluları arasında, Beyaz Saray, Pentagon, NATO ve AB üst yönetimi vardı...

 

Kiev’de sağcı faşist güçlerle birlikte boy gösteren, kameralar karşısında onlarla birlikte poz veren üst düzeyde tek Batılı politikacı şüphesiz ki sadece -ABD Başkan Yardımcısı- Joe Biden değildi. ABD’nin Cumhuriyetci Arizona senatörü ve 2008 başkanlık seçimlerinde Obama’nın rakibi olan ünlü politikacı John McCain’i faşist Svoboda Partisi lideri Oleh Tyahnybok ve yeni başbakan Arseniy Yatsenyuk ile yanyana samimi pozlarda gösteren fotoğrafları, bu metinde görme olanağınız olacaktır. Yine, faşist güçlerin damgasını taşıyan gecici hükümet kurulmadan bir hafta önce, ABD’nin üst düzey politikacılarından Victoria Nuland, Kiev’de, sol yanında faşist Svoboda lideri Oleh Tyahnybok, arkasında eski ağır siklet boks şampiyonu olan UDAR lideri Vitalij Klytjko, ve sağ yanında geçici darbe hükümetinin başbakanı olacak olan Arseniy Yatsenyuk ile birlikte poz vermekteydi (sözkonusu pozu da bu metinde göreceksiniz). Yahudi dinine bağlı Victoria Nuland’ın, II. Dünya Savaşı yıllarında Ukrayna’da öldürülmüş olan yaklaşık bir milyon Yahudilerin katliamından doğrudan sorumlu faşistlerin mirascısı Neo Nazi güçlerin kamplarında ne aradığını, açıkça “Heil Hitler” selamı veren Oleh Tyahnybok ile nasıl olup ta samimi pozlar verebildiğini düşünebilirsiniz şüphesiz. Avrupa ve Avrasya Sekreterliği Asistanı olan ve Beyaz Saray’ın sözcülüğünü yapan bu hanımı faşistler ile aynı safa getirenin, emperyalist yarar hesapları ile kişisel kariyer hırsı olduğundan emin olabilirsiniz- II. Dünya Savaşı yıllarında da Siyonist liderler, Nazi üst kademesi ile dostca temas içinde idiler... Faşist Svoboda lideri Oleh Tyahnybok’u -sol eli ileride- “Heil Hitler” selamı veren fotoğrafları ile görmek mümkünken, 2009 yılından beri Avrupa Birliği’nin en üst düzeyde dışpolitika ve güvenlik işleri sorumlusu Catherine Ashton’u, aynen ABD’li üst düzey politikacı Victoria Nuland gibi, sol yanında faşist Svoboda lideri Oleh Tyahnybok, arkasında eski ağır siklet boks şampiyonu olan UDAR lideri Vitalij Klytjko, ve sağ yanında geçici darbe hükümetinin başbakanı olacak olan Arseniy Yatsenyuk ile birlikte poz verirken görmeniz mümkündür. AB Komisyoneri Stefan Füle’nin de benzer pozları bulunmaktadır... Bu metne yerleştireceğim sözkonusu fotoğraflar, aslında, binlerce sözcüğün anlatabileceğinden çok daha açık biçimde gerçeği yansıtmaktadırlar...

 

ABD’den, AB’den ve NATO’dan almış oldukları güçle daha da saldırganlaşmış olan Ukrayna güvenlik güçleri, 24 Nisan 2014 günü, Kiev’in açıklaması ile, Slavyansk’da beş göstericiyi öldürecekti. Putin, bu yapılanların “sonuçları olacağı” uyarısını yapacaktı... “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” özdeyişine uygun biçimde, 25 Nisan günü, Ukrayna başbakanı Arseniy Yatsenyuk, Moskova’yı, üçüncü dünya savaşı çıkartmaya çalışmakla suçlayacaktı... Moskova yönetimini beğenip beğenmemenin ötesinde, dünya düzeyindeki 800 askeri üssünün çoğunluğu ile, onlarca ve onlarca askeri üsle Rusya’yı çembere alan, Doğu Avrupa ülkelerine, Balkanlar’a, Irak’a, Afganistan’a, Pakistan’a nükleer başlıklı füzeleri ile yerleşmiş olan, buralara “uzay savaşı” ile ilgili radarlar yerleştiren ve son olarak yine nükleer gücü ile Ukrayna’ya yerleşmeye çalışan ABD yönetimi, Pentagon ve NATO bir dünya savaşını kışkırtmıyor da, tehdit altında olan Rusya mı üçüncü dünya savaşını kışkırtıyordu? Doğrusu bu iddiaya gülünemezdi bile ama, sözkonusu yalanın gerisinde, faşist damgalı Ukrayna yönetiminin iktidarı uğruna bir dünya savaşını dahi göze almış olduğu gerçeğinin durduğu anlaşılabilirdi... Aynı günlerde Arseniy Yatsenyuk tarafından ziyaret edilmiş olan Vatikan’ın da yürütülen provokasyonların içinde olduğu anlaşılmaktaydı...

 

Batı, 28 Nisan 2014 günü, Rusya’ya karşı yeni yaptırımlar uygulamaya başlayacaktı. Ertesi gün Moskova, sözkonusu yaptırımların Batı’nın Rusya Federasyonu içindeki yararlarına, özellikle enerji sektörü ile ilgili yararlarına zarar vereceği konusunda uyarıda bulunacak ve Rus askerlerinin Ukrayna’nın doğusunda olduğu hakkındaki suçlamaları reddedecekti... Anlaşıldığı kadarıyla bir algı operasyonu olarak Kiev, 30 Nisan günü, “bir Rus saldırısına” karşı sınırlarına savaşcı birlikler yerleştirecekti. Yine aynı gün Kiev, bölgesel güvenlik güçlerinin -Ukrayna’nın doğusundaki- isyancı güçler karşısında çaresiz olduklarını açıklayacaktı. Ve IMF, aynı gün, ekonomisi zor durumdaki Ukrayna’ya yapılacak 17 milyar dolar yardımı onaylayacaktı... Bu, Viktor Yanukoviç (Yanukovych) ile 17 Aralık 2013 günü Moskova’da yapmış olduğu görüşmede Putin’in Ukrayna’ya vermeyi kabulettiği borç miktarının aynısı idi...

 

Mayıs 2014’de olaylar daha da büyüyüp hız kazanacaktı. Artık, 17 Nisan 2014 günü Cenevre’de varılmış olan “sorunu politik yöntemlerle çözme” anlaşması çiğnenmiş, rafa kaldırılmış olarak gözükmekteydi .. En kanlı, en trajik olay, 2 Mayıs 2014 günü Karadeniz kıyı kenti Odessa’da yaşanacaktı... CIA ajanları tarafından eğitilmiş özel birlikler ve bunlara yardımcı olan Neo Nazi silahlı guruplar, 2 Mayıs günü, Ukrayna’nın doğusundaki Slovyansk kentinde en az 10, güneyde, Karadeniz kıyısındaki Odessa’da 42 kişiyi katledeceklerdi- birsüre sonra ölü sayısı giderek artacaktı... Odessa’da yaşanan trajedi, bundan tam 21 yıl önce, 2 Temmuz 1993 günü Sivas kentinde, Madımak otelinde, Pir Sultan Abdal anmaları sırasında, devletin güvenlik güçlerinin, askeri birliklerin gözleri önünde kökten dinci faşistlerin, 33 tanesi tanınmış aydın, iki tanesi otel görevlisi olan 35 canın vahşice yakıp öldürülmesi olayının bir üst düzeyde tekrarı gibiydi... Kiev’de bulunan NATO işbirlikçisi Neo Nazi-Neo Liberal yönetimi protesto için 2 Mayıs 2014 günü Odessa’da toplanmış insanlara, özel birlikler tarafından desteklenen para-militer faşist güçler saldıracaklardı. Göstericilerin birkısmı, kentteki sendika merkezine sığınacaklardı. Bunun üzerine, Kiev’de bulunan darbe hükümetinin ortağı Ukraynalı faşistler, özel birliklerden askerlerin de desteğini alarak, sözkonusu sendikanın kapısı önünde devasa bir ateş yakacaklar ve aynı binanın üst katlarının pencerelerine de Molotof kokteyleri atacaklardı... Aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu silahsız 42 sivil insan, ateşten ve duman nedeniyle yaşamını yitirecekti... Bu korkunç ölümün ardından Batı basını genellikle sessizliğini korurken, Obama, protestocu eylemcilere karşı Ukrayna hükümetine tam desteğini açıklayacaktı. Ukrayna hükümeti, soğukkanlılıkla, kaç eylemcinin başarıyla öldürülmüş olduğu üzerine açıklama yapacaktı...

 

Sergey Kuznetsov imzalı ve 7 Mayıs tarihli RIA Novosti haberine göre, Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, 2 mayıs günü Odessa’da yaşanmış olan katliamı, “tam bir faşizm” olarak tanımlayacaktı... Olayların içindeki “Ulusal Muhafızlar”, -bu bölümün başında da belirtilmiş olduğu gibi- Ulusal Güvenlik ve Savunma Meclisi Sekraterliği’ne getirilmiş olan faşist Andriy Parubiy’in emrindedirler. Tekrarlamak gerekirse, sözkonusu trajediyi ve diğer trajedileri yaratan ve para-militer faşist örgütlerle birlikte çalışan “Ulusal Muhafızlar”, doğrudan “Ukraine Council for National Security and Defense” (“Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Meclisi”) adlı kurumun emrindedirler. Yine tekrarlamak gerekirse, “Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Meclisi” adlı kurum, Savunma Bakanlığı’nın ve Silahlı Kuvvetler’in üst kurumudur... Rusya Devlet Duması Sözcüsü Sergei Naryshkin’de, 6 mayıs 2014 günü, 2 mayıs günü yaşanmış olan Odessa olaylarının, “Rus ve Ukrayna halklarına yönelik bir soykırım”, olduğunu söyleyecekti... Faşistler tarafından kasıtlı ve bilinçli olarak yakılmış olan sendika merkezindeki ölü sayısı önce 42 olarak verilmişti ama, daha sonra 46 sivilin ölmüş, üç kişinin kayıp, 214 kişinin de yaralı olduğu anlaşılacaktı...

 

Ukrayna’nın doğusunda ve Odessa gibi güney illerinde yoğun yaşamakta olan Rus ve Rusca konuşan halk, Kırım’da olana benzer biçimde faşist Kiev yönetiminden kopup Rusya Federasyonu’na bağlanma veya Ukrayna içinde bir konfederasyonun parçası olma, merkezi yönetimden bağımsızlaşma amacıyla referandum yapma kararı almıştı. Diğer yandan, Rusya Federasyonu cumhurbaşkanı Putin, 7 Mayıs 2014 günü yaptığı konuşmada, soruna diplomatik bir çözüm bulmak, yapılmakta olan görüşmeleri cesaretlendirmek düşüncesi ile, sözkonusu kararı almış olan Ukrayna’nın Doğu illeri halkından, yapacakları referandumu ertelemelerini isteyecekti. Buna karşın referandumcular kararlarından dönmeyeceklerdi. Belirlenmiş olan gün referandum gerçekleşecekti... Faşist Ukrayna yetkilileri ise, 11 mayıs günü yapılacak referandumda çıkacak karara bakmadan operasyonlarını sürdüreceklerini açıklayacaklardı. Ukrayna hükümetinin, Rusya Federasyonu’nun ve NATO’cu güçleri işin içine sokacak bir iç savaşı kışkırtmakta olduğu ortadaydı. Çok tehlikeli bir ateşle oynayan Ukrayna hükümeti, anlaşılan, ancak bu şekilde iktidarını kalıcılaştırabileceğine inanmakta idi... Faşistlerin damgasını taşıyan Ukrayna hükümetinin bu sertlik yanlısı tavrının gerisinde, 12 Nisan 2014 günü takma adla gizlice Kiev’i ziyaret etmiş olan CIA Direktörü John Owen Brennan’ın vermiş olduğu akıllar da duruyor olabilirdi...

 

Basındaki haberlere göre, yüzde 95’i aşkın katılımın gerçekleştiği bağımsızlık referandumu sonucu, Ukrayna’nın güneydoğu illeri olan Donetsk ve Lugansk (Bryanka) illeri, yüzde 90’ı aşkın destek oyu ile bağımsızlıklarını ilanedeceklerdi. Bağımsız cumhuriyetler olduklarını ilaneden bu iller, Kiev hükümetinden anayasa değişikliği talebinde bulunacaklardı. Beyaz Saray ise, bu referandumu “yasa dışı” ilanedecek ve sözkonusu illerin bağımsızlık ilanını tanımadığını duyuracaktı... Dört gün önceden, 7 Mayıs günü, referandumun ertelenmesini istemiş olan Putin’in ise, referandum sonuçlarına bakarak bir karar vereceği duyurulmuştu... Çoğunluklu olarak emperyalist politikaların sözcüsü gibi davranan, Ukrayna yönetiminde Neo Nazi, Faşist güçlerin ağırlıklı olarak bulunduklarını görmemezliğe gelen, bu gerçeği inkara çalışan Batı basını ise, “referandum sırasında uluslararası gözlemcilerin bulunmadığı”, “elektoral listelerin olmadığı”, “oy pusulalarının fotokopi yapılarak çoğaltılmış oldukları” gibi birtakım biçimsel gerekçeleri öne sürerek sözkonusu referandumu karalama yoluna gidecekti... Şüphesiz bunlar olmayabilirdi ama, faşist baskılar altındaki halk, olanaklarının elverdiği ölçüde bir seçim yapmış ve yoğun bir katılımla düşencesini ifade etmişti. Önemli olan biçim değil, halkın ne düşündüğü idi. Diğer yandan, faşist Svoboda’nın emrindeki “Ukrayna Ulusal Güvenlik ve Savunma Meclisi” adlı kuruma bağlı “Ulusal Muhafızlar”, sözkonusu referandumu engelleyebilmek amacıyla silah kullanmışlar, kan akıtmışlardı...

 

Daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, Neo Nazi-Neo Liberal geçici Ukrayna hükümeti, 25 Mayıs 2014 tarihinde devlet başkanlığı seçimi kararı almıştı. Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Lavrov, “ulusal uzlaşmaya dayalı bir anayasa yapılmadan gerçekleşecek devlet başkanlığı seçimlerinin şiddeti tırmandırtacağı”, düşüncesini ileri sürerek bu seçime karşı çıkacaktı. Fransa cumhurbaşkanı Hollande ise, tam tersini, seçim olmaması halinde içsavaş çıkabileceğini iddia edecekti. Anlaşılan, NATO’cu güçler, mevcut gerilim ortamında, faşistlerin denetiminde yapılacak bir seçimle Ukrayna’da iktidarlarını sağlamlaştırabileceklerine inanmaktaydılar, inanmaktadırlar...

 

Birkaç gün önce Rusya Federasyonu, nükleer başlıklı füzelerini denizaltılarından atabileceğini gösteren bir tatbikat yapmıştır. NATO, St. Petersburg’un hemen bitişiğindeki Estonya’da (Estland) -gerilimi yükselten- büyük bir tatbikat yapmaktadır... Şimdilik tüm dünya için tehlikeli bir çözümsüzlük sürüp gitmektedir...

 

12 Nisan 2014

Yusuf Küpeli

yusufk@telia.com 

bir önceki bölüme dönmek için tıkla                     bir sonraki kaynaklar bölümüne ulaşmak için tıkla

 

 

1) Nüfusla ve coğrafya ile ilgili genel bilgiler 

(bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

2) Halkların harman olduğu ülke Ukrayna’nın tarihine kısa bir gözatış:   Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Slavlar, Türkler, Moğollar, Almanlar ve diğerleri... (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

3) Ukrayna tarihinde Kazak halkı, toplumsal etkileri ve ayaklanmaları hakkında kısa notlar  (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

4) Kırım Savaşı, I. Dünya Savaşı, Ekim Devrimi ve Ukrayna üzerine notlar  (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

5) Sovyetler Birliği’ne Nazi saldırısı; Hitler’inki ile NATO-ABD jeopolitiği arasında varolan paralellikler; Nazi güçleri ile birleşen ve Nazi soykırımlarına katılan Ukraynalı faşistler; Stepan Bandera, OUN ve UPA örgütlenmeleri hakkında hakkında notlar (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)  

 

6) Dünya barışını tehdit eden Ukrayna krizinin gelişme süreci; NATO- ABD- AB patronlarının desteğini alan Ukraynalı Neo Naziler, ve bunların iktidarı gaspedişleri üzerine notlar (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

7)   Faşistlerin damga vurduğu Ukrayna hükümeti, Kırım’ın tekrar Rusya’ya

      bağlanışı, ülkenin doğusunda başlayan isyan, kanlı olaylar ve büyüyen uluslararası gerilimde  fosil enerji tekellerinin rolleri üzerine notlar   (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

  Bazı kaynaklar: (ulaşmak için tıkla)

 

http://www.sinbad.nu/