Yusuf Küpeli, Geçmişten günümüze Ukrayna, Ukrayna tarihinden sayfalar, Batı’nın desteklediği Neo-Naziler, Kırım ve toplumsal politik kriz üzerine kısa notlar

 

 

4) Kırım Savaşı, I. Dünya Savaşı, Ekim Devrimi ve Ukrayna üzerine notlar

Her iki taraftan da toplam 250 000 kadar kişinin yaşamına malolan Kırım Savaşı (Ekim 1853- Şubat 1856), Rusya ile Avrupa’nın belli başlı güçleri arasında, öncelikle Fransa ve İngiltere arasında yaşanacaktı. Osmanlı İmparatorluğu, Rusya’ya karşı birleşmiş olan Fransa-İngiltere koalisyonunun safında yeralmıştı... Özgürlüğünü 1772 yılından itibaren yitirmiş olan Polonya’dan gelme gönüllüler de, aynı savaşta, Rusya’ya karşı savaşacaklardı. Polonya halkının ulusal bilince ve özgürlüğe kavuşması için mücadele eden ve Polonya ulusal edebiyatının kurucularından sayılan büyük şair Adam Mickiewicz (1798- 1855), Polonyalı gönüllülere moral vermek için gelmiş olduğu İstanbul’da, 26 Kasım 1855 günü kolera nedeniyle ölecekti... Kuzeybatı İtalya’da küçük bir Krallık olan Sardinya’nın (Sardinia-Piedmont) ordusu, 1855 yılından itibaren, aynı savaşta, Rusya’nın karşısında yerini alacaktı...

 

Savaş, en genel anlamı ile, Rusya ile İngiltere-Fransa arasında Ortadoğu’da yaşanmakta olan sorunlar nedeniyle patlamıştı. Şavaşın bir diğer önemli nedeni, Rusya’nın, osmanlı sınırları içinde yaşamakta olan Ortodoks nüfusu koruması altına almaya kalkışması ile ilgiliydi. Osmanlı’nın sınırları içindeki bu Hiristiyan halklar üzerinde İngiltere’nin ve Fransa’nın da hesapları vardı şüphesiz... Savaşın bir diğer önemli nedeni de, Filistin’de, Kutsal mekanlar üzerinde, Ortodoks Kilisesi mi, yoksa Katolik Kilisesi mi ayrıcalıklara sahibolacak kavgası ile ilgiliydi... Özünde olan, büyük güçlerin, yayılma politikaları nedeniyle Balkanlar ve Ortadoğu üzeine karşı karşıya gelip kapışmaları idi. Artık -giderek iğmesi artan bir hızla- inişe geçmiş olan Osmanlı imparatorluğu’da, bu büyük güçler arasındaki çelişkilerden yararlanarak konumunu korumaya çalışmakta idi. Sözkonusu çelişkide Osmanlı’nın İngiltere-Fransa koalisyonunun safında yeralması yararına gözükmekteydi. Çünkü, Fransa ve İngiltere Osmanlı’yı Rusya’ya karşı koruma çabası içine girmişlerdi. Onlar, kendilerinin yutmaya hazırlandığı lokmayı Rusya’ya kaptırmama peşindeydiler... Sonuçta, kanlı boğazlaşma Kırım Yarımadası’nda olacaktı. Osmanlı İmparatorluğu, Temmuz 1853’de, Romanya üzerinden de Rusya’ya (Ukrayna topraklarına) doğru saldırıya geçmişti. Ayrıca savaş, Karadeniz’de de yaşanacaktı. Rusya’nın Karadeniz donanması Sinop önlerinde bir küçük Osmanlı filosunu yokederken, İngiliz ve Fransız donanmaları da Karadeniz’e gireceklerdi... Savaşın asıl merkezi, Kırım Yarımadası olacaktı...

 

Sonuçta, 30 Mart 1856 günü taraflar arasında, Rusya ile İngiltere-Fransa-Sardinya-Osmanlı İmparatorluğu arasında yapılan Paris Anlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu korunmuş olacak, Osmanlı’nın bütünlüğü garanti (integrity) altına alınacaktı. Diğer yandan Rusya, Güney Bessarabia’dan çekilecekti (Bessarabia veya Bessarabiya, Romanya’nın doğusunda, şimdiki Moldova’nın sınırları içinde, Ukrayna sınırına komşu topraklar). Aynı anlaşmaya göre Karadeniz neutralize edilip (tarafsızlaştırılıp) savaş gemilerine kapatılırken, Tuna nehri tüm milletler için trafiğe açılacaktı... Eflak (Walachia, Romanya) ve Moldovya (Moldova, Bessarabia), Osmanlı’ya bağımlı otonom devletler olarak tanınacaklardı...

 

Savaşın ardından, Çar II. Alexander (Aleksandr, yönetimi, 1855- 81), gelmekte olan ekonomik ve politik krizin toplumsal etkilerini hafifletme düşüncesiyle, 1861 yılında, toprakta köleliği (serfliği) kaldıracaktı. Fakat bu pratikte pek işlemeyecekti. Toprakta feodalizm, ancak, 1917 Ekim Devrimi ile kesin bir sona kavuşturulabilecekti...

 

İngiltereye olan borçları nedeniyle I. Dünya Savaşı’na (Ağustos 1914- Kasım 1918) “müttefikler”in, İngiltere, Fransa, İtalya, ve sürece sonradan, 1917’de katılacak olan ABD ve daha birkaç küçük ülkenin safında sürüklenen Rusya’nın karşısında, “merkez ülkeleri” olarak anılan Almanya, Avusturya-Macaristan, ve çaresiz Almanya’nın peşinden savaşa sürüklenmiş olan Osmanlı İmparatorluğu gibi ülkeler ve daha birkaç küçük ülke vardı (Osmanlı İmparatorluğu, henüz savaşın başlangıcında, 9 Mayıs 1916 günü, İngiltere ile Fransa arasında yapılan gizli Sykes-Picot Anlaşması ile paylaşılmıştı. Sonradan Çarlık Rusyası’da aynı anlaşmaya dahil edilecekti ve ekim devriminin ardından sözkonusu anlaşma Bolşevikler tarafından teşhir edilecek ve tanınmayacaktı.)...

 

Tarihi koşullar ve emperyalist paylaşım hesapları dikkate alındığında, Osmanlı İmparatorluğu’nu yönetenlerin savaşın dışında tarafsız kalabilmeleri, ya da daha zengin kaynaklara sahibolan İngiltere-Fransa safında savaşa katılmaları tamamen olanaksız gözükmekteydi. Çünkü Osmanlı toprakları, emperyalist paylaşım kavgasının başlıca hedefleri arasındaydı ve emperyalist iştahları kabartan yeni enerji kaynağı petrol yataklarının üzerindeydi. İngiltere ve Fransa, Osmanlı’yı parçalayıp yutmaya çoktan karar vermişlerdi ve yukarıda ifade etmiş olduğum gibi, daha savaşın başlangıcında onlar, Osmanlı topraklarını aralarında gizlice paylaşmışlardı... Genç emperyalist bir ülke olarak düşmanı güçlerin arasına sıkışmış olan Almanya’nın zengin ham madde kaynaklarına ve yeni pazarlara ulaşabilmesi, Hint Okyanusu’na inebilmesi ile, İngiliz kontrolundaki zengin Hindistan’a ve ötesine ulaşabilmesi ile mümkündü. Bu hedefe ulaşabilmek amacıyla Almanya’nın tek yolu, Balkanlar ve Anadolu toprakları idi, Osmanlı İmparatorluğu toprakları idi. Zaten, Berlin-Bağdat demiryolu projesi bu nedenle, Alman emperyalizminin Basra Körfezine inerek Hindistan’a ulaşabilmesi için hazırlanmıştı. Fakat sözkonusu proje, savaştan önce tamamlanamayacaktı... Kısacası, Almanya, Osmanlı’yı parçalamak değil, bütün olarak elinde tutmak, en çok, uydusu yapmak istemekteydi. Sonuçta, “denize düşenin yılana sarılması” gibi, Osmanlı yönetimi, çaresiz, Almanya’ya sarılacaktı ve sarıldı...

 

Müttefikler, öncelikle İngiltere ve Fransa, boğazları, Çanakkale Boğazı’nı (Dardanelles) ve İstanbul Boğazı’nı (Bosporus) kolayca geçerek Osmanlı’yı merkezinden vurabileceklerini ve aynızamanda Karadeniz üzerinden Çarlık Rusyası ile birleşerek Almanya’yı tam bir çembere alıp zafere kolayca ulaşabileceklerini sanmışlardı. Gerçekten de Müttefikler’in bu planları düşündükleri gibi yaşama geçebilse idi, muhtemelen tarihin akışında değişiklikler olabilir, öncelikle Türkiye’nin, Rusya’nın, dolayısı ile Ukrayna’nın bambaşka gelecekleri sözkonusu olabilirdi. Belki, Ekim 1917 devrimi yaşanmayabilirdi...

 

Dünyanın en güçlü donanmalarına sahip İngiltere ve Fransa, Çanakkale Boğazı’na (Dardanelles) yönelik operasyonlarını 1915 yılının Şubat ayında başlatacaklardı. Asıl büyük saldırı, zaferden emin biçimde Çanakkale Boğazı’na giren müttefik donanması tarafından 18 Mart 1915 günü gerçekleştirilecekti. Ateş menzilleri ve güçleri Türk topçusundan çok daha yüksek 16 büyük İngiliz ve Fransız zırhlısı (cruiser), sözkonusu gün, kendilerinden emin, Çanakkale Boğazı’na girmişlerdi... Fakat, “evdeki Pazar çarşıya uymayacaktı” ve ağır kayıplar veren İngiliz-Fransız ortak donanma gücü, şaşkınlıkla geri çekilmek zorunda kalacaktı... Çanakkale Boğazı’nın yalnız deniz gücü ile geçilemiyeceği anlaşılınca, Müttefikler, 25 Nisan 1915 sabahı, erken saatlerde, Gelibolu Yarımadası’nın güneyinde beş noktadan karaya çıkacaklardı... Sonuçta, her iki taraftan toplam 500 bin kadar genç insanın yaşamına malolacak olan Çanakkale kara savaşları başlamış olacaktı...

 

Savaş, 9 Ocak 1916 günü Müttefik güçlerin çekilmeleri, yani, Osmanlı güçlerinin kesin zaferi ile sonuçlanacaktı... Fakat, “Merkez Ülkeleri”nin yenilmeleri ile, Osmanlı İmparatorluğu’da savaşı yitirmiş olacak ve dağılacaktı... Sözkonusu yenilgiye karşın, Çanakkale zaferi, Türklerin ve Anadolu’nun diğer halklarının emperyalist güçlere karşı bir ulusal kurtuluş mücadelesi vermeleri ve yeni bağımsız bir cumhuriyetin kuruluşu için moral kaynağı olacaktı... Diğer yandan, Çanakkale’yi geçilmez yaparak Ekim 1917 devrimine güç vermiş olanlar, Ankara merkezli olarak yürütükleri ulusal kurtuluş savaşı sırasında, en büyük desteği, Ekim devrimini gerçekleştirmiş olan güçten, Bolşeviklerden alacaklardı...

 

Marksist, veya komünist ideolojiye (düşünce sistemine) bağlı olan ve o yıllarda kullandıkları adlarla Sosyal Demokrat İşçi Partileri’nin uluslararası birliği, en üst organı olan İkinci Enternasyonal (doğuşu, 1889 ve bölünmesi 1915), Kopenhag’da yapılan 1910 kongresinde, ulusal meclislerdeki üyelerinin savaş kredilerine karşı oy kullanmaları, yani savaşı engellemeleri yönünde karar almıştı. Savaş engellenemezse eğer, bu bir sosyal devrime dönüştürülecekti... Sözkonusu Kopenhag kararlarının ardından, Balkan savaşı sırasında, 1912 yılında Basel’de toplanan aynı enternasyonalin delegeleri, yeniden savaşa karşı çıkma kararı almışlar ve “farklı ülkelerin işçilerinin birbirlerine kurşun sıkmalarını kapitalistlerin kazançlarını arttıran bir suç” olarak nitelemişlerdi... Bu kararlara karşın, yani II. Enternasyonal’in Kopenhag ve Bern kararlarına karşın, Eduard Bernstain (1850- 1932) önderliğindeki Alman sosyaldemokrasisi (Alman komünistleri), 4 Ağustos 1914 günü, parlementoda (reichstag) emperyalist savaşa destek vereceklerdi. Fransa, İngiltere ve Belçika gibi ülkelerin sosyalistlerinin (komünistlerinin) çoğunluğu da aynı şövenist çizgiyi izleyince, İkinci Enternasyonal, emperyalist savaşın kurbanı olarak ömrünü tamamlayacaktı- savaşa onay oyu vermiş olanlar aynı adla varlıklarını daha epeyce süre devamettireceklerdi ama, örgüt parçalanacak ve devrimci özünü yitirmiş olacaktı...

 

Savaşa karşı olma konusunda taviz vermeyen, istikrarlı olarak savaşa karşı çıkan, savaş karşıtı propogandayı kesintisiz sürdüren, işcileri, emekcileri savaş karşıtı bir sosyal devrime hazırlayan parti, Lenin önderliğindeki Bolşevik Partisi olacaktı (Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin 1903 kongresi sırasında, ideolojik konularda, izlenmesi gereken politikalar konusunda parti, çoğunluk anlamına “Bolşevik” ve azınlık anlamına “Menşevik” adları ile iki ayrı hizbe bölünecekti. Çoğunluğu oluşturan “Bolşevik” hizbinin başında Lenin, azınlığı oluşturak “Menşevik” hizbinin başında ise -Yahudi kökenli ve yine Lenin gibi çok aydın biri olan- Martov vardı... Lenin’in örgütü, 1917 devrimi sırasında, artık, “Bolşevik Partisi” olarak anılmaya başlanacaktı. Aynı parti, 1918 yılında, adını, “Bolşevikler’in Rusya Komünist Partisi” olarak değiştirecekti...)...

 

Peterograd (sonraki Lelingrad, daha sonraki ve en önceki St. Petersburg) işçilerinin saflarına kentin garnizonuna bağlı askerlerinde katılmaları ile, 23 Şubat (Batı takvimiyle 8 Mart) 1917 günü “Şubat devrimi” olarak tarihe geçen olan olaylar zinciri başlayacaktı... Romanov Hanedanı’nın sonunu getiren ve Bolşevikler tarafından burjuva demokratik devrimi olarak adlandırılan bu gelişme, ne savaşı durdurabilmekte başarılı olacak ve ne de savaştan bıkmış yoksul halkın taleplerine bir yanıt verebilecekti... (ayrıntılı bilgi için bak: Sovyetler’in doğuşu, 24 Ekim (6 Kasım) 1917 Ekim Devrimi, )

 

Sonuçta, 1905 devrimi sırasından kendiliğinden (spontane) olarak şekillenen ve “Sovyetler” adını almış olan işci-asker-köylü meclislerinde, yoksul köylülük arasında örgütlü “Sosyalist devrimci Parti”nin sol kanadının da desteğini almış olan Bolşevik Partisi önderliğinde Ekim Devrimi başlayacaktı (Sovyet, salık verme, tavsiye, çağrı anlamınadır.)... Rus takvimine göre 24- 25 Ekim akşamı, Batı takvimine göre ise 6- 7 Kasım günü devrim başlayacaktı... Takvim yaprakları 25 Ekim’i (7 Kasım) gösterirken, o günün sabahı, Kronstad donanma limanına demirlemiş olan Baltık Filosu’dan Aurora Zırhlısı’nın Kışlık Saray’a dönmüş olan namluları ateşe başlayacaktı (Aurora = karanlık gecede genellikle kuzey yarımkürenin göğünde gözüken ışık demeti, bandı)... Şimdi artık müze olan ve halkın halen namlularına kırmızı karanfiller bıraktığı Aurora Zırhlısı’nın Kışlık Saray’a ateş açmasının nedeni, Geçici Hükümet'in burayı kabinenin toplantı yeri haline getirmiş olmasıydı... Sonuçta, Kışlık Saray’da toplantı halinde olan tüm kabine üyeleri, işçiler, kızıl muhafızlar ve askerler tarafından tutuklanacaklardı... Gecici hükümetin başı Kerensky ise kaçabilecekti... Lenin, devrimi, Petrograd’ın merkezinin doğusuna düşen Smolny Enstütüsü’ndeki karargahından yönetmekteydi...

 

Savaşı sonlandırmaya kararlı Bolşevik devrimi, Ekim (Kasım) 1917’den Şubat 1918’e dek tüm ülkeye yayılacaktı... Almanya ile barış görüşmeleri, Troçki’nin başkanlığında 3 (16) Aralık 1917 günü Brest- Litovsk’ta başlayacak ve 5 (18) Aralık günü ateşkes anlaşması imzalanacaktı. Fakat Alman orduları yeniden saldırıya geçince, Lenin’in emri ile, 22 Şubat (3 Mart) 1918 günü Rusya için çok ağır şartlarla Brest- Litovsk Barış Anlaşması imzalanacaktı. Sovyet yönetimi (daha doğrusu Bolşevikler) ile Merkez Devletleri (Almanya, Avusturya- Macaristan ve bağlaşıkları) arasında imzalanan bu barış anlaşması sonucu Rusya, Polonya’yı, Baltık devletlerini, Beyaz Rusya ve Ukrayna’nın önemli kısımlarını Almanya’ya bırakacaktı. Yine Bolşevikler, büyük bir savaş tazminatı ödemeyi, orduyu dağıtmayı, Karadeniz filosunu batırmayı vs. kabuledecekti... Aynı anlaşma ile Bolşevikler, Çarlık Rusyası tarafından işgaledilmiş olan bazı Güney Kafkasya vilayetlerini Türklere iade edeceklerdi... Lenin, devrimin nefes alma ihtiyacı içinde olduğu düşüncesinde idi. Savaşın sürmesi, barış- ekmek- özgürlük sloganı ile yola çıkmış olan devrimin sonunu getirebilirdi... Sonuçta, Ukrayna’da Almanya’ya bağlı kukla bir yönetim oluşacaktı. Tüm Kafkaslar Almanya’nın etkisi altına girecekti... Öncelikle İngiltere, Fransa ve ABD, doğu cephesinde Almanya’nın elini serbest bırakan bu anlaşmadan sonderece rahatsız olmuşlardır. Onlar, Almanya’ya karşı zaferlerini hızlandırıp kesinleştirme düşüncesi ile, savaşın doğu cephesinde de sürmesini istemekteydiler...

 

Tüm Rusya Sovyetleri’nin 5. kongresi, 4 (17) Temmuz 1918 günü açılacaktı. Lenin ve partisi, sözkonusu barışın nedenlerini, çok ağır şartlarla kabuledilmiş olan Brest- Litovsk Barış’nın nedenlerini parti üyelerine, ve halka anlatmak istemişlerdi... Bolşevikler ile ortak koalisyon hükümeti kurmuş olmasına karşın Brest- Litovsk Barışı’nı tanımak istemeyen Sosyalist Devrimci Parti, ayaklanma başlatacaktı. Savaşın sürmesini isteyen İngiliz elçiliği ile bağlantılı başlayan ve Kronstad bahriyelilerinin de desteğini almış olan bu ayaklanma, kısa sürede bastırılacaktı. Hükümetin ve hatta Feliks Jerjinski başkanlığındaki istihbarat servisi Çeka’nın paylaşılmış olduğu Sosyalist Devrimci Parti, sonuçta, Bolşevikler tarafından tasviye edilecekti. Temmuz 1918’den itibaren Bolşevikler iktidara tekbaşlarına sahip olacaklardı... Sonuçta, aynı kongrenin, Tüm Rusya Sovyetleri’nin 5. kongresinin kararları ile Rusya Sovyet Federal Sosyalist Cumhuriyeti kurulacaktı. Daha sonra, 1919’da, Belarus (Beyaz Rusya) Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti; 1920’de Trans- Kafkasya Sovyet Federal Sosyalist Cumhuriyeti; iç savaşın Bolşevikler’in zaferleri ile sonuçlanmasının ardından da, 1922’de, Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti şekillendirilecekti...  

 

İngiliz kışkırtması ve desteği ile Sosyalist Devrimci Parti tarafından başlatılan ve Brest- Litovsk Barışı’nı tanımak istemeyen karşı-devrimci kalkışma sırasında, gücünden emin İngiliz ve Fransız elçiliklerini basan Feliks Jerjinski, bunlardan 200 kadar görevliyi tutuklayacaktı. Olaylar sırasında İngiliz Donanma Ateşesi yaşamını yitirecekti... “Sosyalizmin köy komünleri aracılığıyla geleceği” gibisinden olmaz bir düşe inanan ve asıl olarak terör yöntemlerini benimsemiş olan Sosyalist Devrimci Parti, ve ayrıca bazı Menşevşk guruplar karşı-devrimin saflarına katılırken, İngiltere, Fransa, ABD ve japonya gibi ülkeler, devrimi yıkma düşleri ile ve tüm güçleriyle karşı-devrimci orduları desteklemeyi sürdüreceklerdi. Kuzeyden, Doğu’dan Güney’den ve Batı’dan saldırıya uğrayan devrime yönelik en önemli karşı-devrimci üs, Ukrayna topraklarında, daha çok Ukrayna’nın güneyindeki topraklarda şekillenecekti... (içsavaş konusunda daha ayrıntılı bilgi için bak: Sovyetler’in doğuşu, 24 Ekim (6 Kasım) 1917 Ekim Devrimi, )

 

Yukarıda bir- iki cümle ile anlatılmış olan süreç, çok ağır iç savaş koşulları ve savaş ekonomisi içinde yaşanacaktı. Bolşevik Partisi, dolayısı ile Şubat 1918’de şekillenmiş olan Kızıl Ordu, sadece General Kornilov’a, General Alekseyev’e ve ileride Nazilerle birleşecek olan General Krasnov’a (1869- 1947) karşı savaşmamıştı. Bolşevikler, her yönden gelen ve emperyalist devletler tarafından desteklenen beyaz orduların başındaki General Denikin’e, Wrangel’e, Kolcakh’a ve daha başkalarına karşı savaşmışlardı... (General Krasnov, bir Kazak generalin oğlu olarak doğmuştu ve I. Dünya Savaşı sırasında Çarlık subayı olarak cephede görev yapmıştı... İçsavaş yıllarında Bolşevikler’e karşı savaşmış olan General Pyotr Nikolayevich Krasnov, II. Dünya Savaşı sırasında da Sovyetler Birliği’ne karşı olan Kazak gurupları organize edecek ve Nazi güçlerinin saflarında onlara komutanlık yapacaktı. Naziler, 1944 yılında, İtalya Alplerinde, kukla bir Kazak devleti kuracaklardı ve Karasnov’da buna dahil olacaktı. Savaş sonrası Yalta Konferansı anlaşmalarına güvenerek Rusya’ya dönen Krasnov, Kızıl Ordu askeri mahkemesi tarafından yargılanıp idama mahkum edilecek ve asılarak idam edilecekti.)...

 

Almanya’nın geniş doğu cephesinde elini serbest bırakan Brest- Litovsk Barışı’nın ardından başta İngiltere ve sırasıyla Fransa, Amerika ve İtalya, Ekim Devrimi’ne karşı saldırgan ve çok daha düşmanca bir tavır takınmışlardı. Ekim Devrimi’nin zaferi, emperyalist merkezlerin kendi işçi sınıfları içinde bir esin kaynağı, davrimci bir dayanak olabilirdi... Bu süreçte Ukrayna’nın güneyi, Batı’nın emperyalist güçlerinin desteklediği karşı-devrimci Beyaz Ordular için bir toplanma ve ikmal üssü görevini yerine getirecekti. Daha önce anlatılmış olduğu gibi, ülkenin batısı, Dinyeper Nehri’nin batısından intibaren Ukrayna, -Ortodoks doğu ile kültürel çelişkileri olan- Katolik inanca bağlı bir çoğunluğa sahipti ve yine Rusya’da “kulak” olarak anılan zengin köylülerin önemli kısmı da Ukrayna’da yaşamaktaydı...

 

Şubat Devrimi’nin ilerleyen aşamalarında -Sosyalist Devrimci Parti’nin sağ kanadının önderlerinden olan- Kerensky, geçici hükümetin başına geçmişti. O, General Larv Georgiyevich Kornilov’u 1 Ağustos’ta ordunun başkomutanlığına atamıştı... Fakat, bu karşı-devrimci general, çarlığı yeniden ihya edebilme amacıyla, Kuzey Kafkasya’dan topladığı “vahşi ordu” ile Petrograd’ın üzerine yürümüştü. O’nun “vahşi ordu”su Bolşevikler’in ikna yöntemleri ile dağılırken, Kornilov teslim alınıp hapsedilecekti. Fakat O, kaçmayı başaracaktı... Sonuçta, Şubat devrimi Bolşevikler tarafından kurtarılmış olacaktı. Bu olay, “vahşi ordu”nun Bolşevikler tarafından dağıtılması ve yine Kornilov’un onlar tarafından tutuklanmış olması, Şubat Devrimi içinde bir dönüm noktası olacak, Bolşeviklerin halk arasındaki prestijleri olağanüstü yükselecekti... Kaçan Kornilov, daha sonra, Ekim Devrimi’nin ardından, karşı-devrimci orduların başında Bolşevikler’in üzerine yürüyecekti. Bu kez O, devrik Kerensky ile işbirliği halindeydi...

 

Nisan 1918’de öldürülmüş olan General Kornilov’un ardından, bu kez, General Denikin’in saldırıları başlayacaktı. Kuzeybatı Kafkaslar’ın hemen üstünde, Azak Denizinin doğusunda ve Don Nehri’nin güneyinde olan Kuban steplerinde, General Anton Ivanovich Denikin’in komutasında karşıdevrimci Beyaz Ordular yeniden toparlanmışlardı (Daha önce yazılmış olduğu gibi, Kuban’da Kazakları’ın yurtları arasındadır.). İngilizler’in de destekleri ile 1919 başında Kuzey Kafkasya’da hakimiyet kuran General Denikin, anti- komünist İngiliz anlatımlarının övgü ile sözettikleri çok güçlü profosyenel bir orduyla aynı yılın Mayıs ayında Ukrayna üzerinden Moskova’ya doğru saldırıya geçecekti... Önemli kısmı savaşlarda pişmiş Kazak süvarilerden oluşan Denikin’in güçlü ordusu, Ekim ayında, Moskova’nın 402 km güneyindeki Oryol’da genç Kızıl Ordu tarafından durdurulup kaçmaya zorlanacaktı...

 

Beyaz ordunun kılıç artıklarının birkısmı, şimdi Rusya’nın Hazar ve Orta Asya petrollerini ihraç limanı olan Karadeniz kıyısındaki Novorosisk’e, diğerleri de Kırım’a yerleşecekti... Asıl parçası Kırım’da olan yenik Denikin ordusunun komutasını, bir Alman Baron ailesinden gelme olan General Pyotr Nikolayevich Wrangel alırken, Denikin, Fransa’ya sığınacaktı... Komutayı alan Baron Wrangel, İngilizlerin ve diğer batılı müttefiklerin destekleri ile Haziran 1920’de Ukrayna üzerinden Moskova’ya karşı yeniden saldırıya geçecekti ama, Kasım başında O’da, Kızıl Ordu karşısında bozguna uğrayacaktı. Önce Kırım’a, ardından İstanbul’a, daha sonra da Avrupa’ya sığınacak olan Wrangel, Denikin gibi anılarını yazmaya başlayacaktı.

 

Konumuzun merkezinde Ukrayna olduğu için, doğudan saldıran karşı-devrimci Amiral Aleksandr Vasiliyevich Kolchak’ın güçlerinden ve diğer karşı devrimci eylemlerden sözetmiyorum. Yalnız şukadarını söyleyeyim, karşı devrime katılan, devrimi yıkmak için Rusya’da savaşan yabancı askerlerin sayıları 200 bini aşmaktaydı ve bunların çoğunluğu Ukrayna topraklarına girmişlerdi...

 

Konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi vermek gerekirse... Şubat 1919’da 202 bini aşkın Batılı yabancı hizmet personeli Rusya’nın işgaline katılmıştır. Bunların 45 bini ingiliz, yaklaşık 14 bini Fransız ve Amerikalı, 80 bini Japon, 42 bini Çek, 3 bini İtalyan, 3 bini Grek ve 2.500 tanesi ise Sırp askeri personelinden oluşmuştur. Dış müdahaleyi birinci derecede organize eden ülke, Büyük Biritanya (İngiltere) olmuıştur ve yine Rusya’yı en son terkeden işgalci güç te İngilteredir. Ayrıca aynı yabancı güçler, Rusya’nın çevresinde Sovyet iktidarına karşı kukla devletler inşa etmeye başlamışlardır... Örneğin Polonya, sayıları 73 bini bulan müttefik askerinin de katılımı ile Sovyetler Birliği’ne, Ukrayna içlerine doğru saldırıya geçmiştir... Tüm bu yabancı işgalcilere karşılık olarak Kızılordu’nun saflarında da 250- 300 bin kadar dış ülke vatandaşı komünist gönüllü olarak çarpışmıştır.

 

Savaşı yıllarında ve devrim süreci sırasında Ukrayna’da yaşanan politik gelişmelere kısaca değinecek olusak... Ukrayna’nın batısı, Galiçya (Galicia), Önce Rusya’nın, daha sonra yeniden Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun eline geçecekti... Daha önce anılmış olan 1917 Şubat Devrimi (burjuva devrimi) ile birlikte, Ukrayna’da, aralarında aşırı milliyetçilerin de bulunduğu birçok parti ve dernek doğacaktı. Aslında bunların birkısmının kökleri, 1891- 98 yılları ile 1904- 1905 yıllarına uzanmakta idi... Ukrayna’da güçlü olan Menşevik Partisi’nin ve Sosyalist Devrimci Parti’nin önderliğinde, aralarında aşırı sağcı örgütlenmelerinde bulunduğu sözkonusu parti ve derneklerin katılımları ile, Şubat Devrimi’nin hemen ardından, 17 Mart 1917 günü, Ukrayna Merkezi Rada’sı (Ukrayna Merkezi Meclisi veya Ukrayna Merkezi Konsülü) toplanacaktı. Aşırı Milliyetci guruplar ve partiler tarafında güçlü biçimde desteklenen Menşevik Partisi’nin ve Sosyalist Devrimci Parti’nin önderliğinde kurulmuş olan bu Rada (Meclis, Konsey), Ocak 1918’de -Kiev başkent olmak üzere- bağımsız Ukrayna devletini ilanedecekti. Bu devlet, Ukrayna Ulusal Cumhuriyeti adını almıştı...

 

Bolşevik işçi örgütlenmeleri, sözkonusu devlet tarafından baskı altına alınacaktı (Dikkat edilirse, o yıllardaki politik durum, günümüzde Neo-Nazi guruplar tarafından desteklenerek ve zor kullanarak iktidara gelen, ve bu neo-nazi örgütlenmelerle birlikte hükümet kuran liberallerin konumlarına, Batılı merkezlere, Nato’ya dayanarak iktidarda kalmaya çalışan günümüzdeki Ukrayna yönetiminin durumuna çok benzemektedir.)... Kızıl Ordu guruplarının 8 Şubat 1918’de Kiev’e girmeleri ile, Bolşevik işçiler rahatlayacaklardı ama, bu yeni durum uzun sürmeyecekti. Birkaç hafta sonra, 22 Şubat (3 mart) 1918 günü Brest- Litovsk Barışı ile Kızıl Ordu birlikleri Ukrayna’dan çekilir ve Bolşevikler Ukrayna’nın bağımsızlığını tanırlarken, Ukrayna, dolayısı ile sözkonusu devlet, işgalci Almanya’nın kontrolu altına girecekti. Daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi Alman kuklası devlet, Almanya’nın savaşı kaybedip teslim olması ve Almanya’nın Kasım 1918’de askeri güçlerini Ukrayna’dan çekmesi ile birlikte, bu kez, 1905 yılında kurulmuş olan Ukrayna Sosyal Demokratik İşci Partisi’nden milliyetci lider Simon Petlyura (Symon Vasilyevich Petlyura, 1879- 1926) önderliğinde yeniden Ukrayna’nın bağımsızlığı ilanedilecekti. Anlaşılmış olacağı gibi, aynı ülkede ve Kafkaslar’da bu kez egemen olan İngiliz etkisi idi...

 

Sonuçta, Kasım 1919’da, İngilizlerin desteklediği General Anton Ivanovich Denikin’in komutasındaki Beyaz Ordu Kiev’e girecekti. Yukarıda anlatılmış olduğu gibi Denikin’in yenilgisinin ardından, Kızıl Ordu, bölgede yeniden egemen olacaktı... Kiev, son olarak, Rus-Polonya savaşı (1919- 20) sırasında, Mayıs 1920’de, Polonya güçlerinin ellerine geçse de, Kızıllar, Polonya ordusunu kısa sürede Kiev’den, Ukrayna içlerinden geri süreceklerdi... Daha önce yazılmış olduğu gibi Polonya, 1772 yılından itibaren, Rusya, Avusturya-Macaristan, ve Purusya arasında üç kez paylaşılmıştı ve I. Dünya Savaşı sonuna dek bağımsız bir Polonya devleti olmamıştı. Soylu eski bir aileden gelen ve bağımsız Polonya’nın ilk devlet başkanı olan Józef  Pilsudski (1867´1935), yukarıda adı anılmış olan Ukrayna’nın miliyetci önderi Symon Vasilyevich Petlyura ile 21 Nisan 1920’de ittifak oluşturup, Petlyura’nın emrindeki güçleri de safına katarak Ukrayna içlerine doğru yürüyecekti. Sözkonusu birleşik ordu, 7 Mayıs 1920 günü Kiev’e girecekti... Ukrayna içlerine giren Polonya ordusunda, sadece Petlyura’nın güçleri değil, aynızamanda 73 bin yabancı müttefik asker bulunmaktaydı...

 

Haziran 1920’de karşı saldırıya geçen Kızıl Ordu, aynı ayın sonunda, önceki Polonya sınırına ulaşacaktı. Devrimci bir coşku ile saldırıya geçmiş olan Kızıl Ordu, aynı yılın Ağustos başında Varşova’nın (Warsaw) dış mahallerine ulaşmıştı... Batılı merkezler, Polonya’da ve hatta Almanya’da, Sovyet rejimlerinin kurulabileceği korkusuna kapılmışlardı. Bu nedenle onlar, askeri bir gücün ve heyetin başında Fransız Generali Maxime Weygand’ı, danışman, yol gösterici olarak Polonya’ya yollayacaklardı... Sözkonusu gelişmenin ardından 1920 yılı Ağustosu ortasında Polonya güçleri yeniden karşı saldırı başlatabilecekti... Sonuçta, Ekim 1920’de ateşkes sağlanabilecek ve 18 mart 1921’de imzalanan Riga anlaşması ile Polonya-Ukrayna-Belarus arasında yeni sınırlar belirlenecekti...

 

Yukarıda özetlenmiş olan tüm sözkonusu devrimci ve karşı-devrimci çatışmalarda, Batılı güçlerle işbirliği halinde devrimci Rusya’ya saldıran Rusları, ya da biraz önce anlatılmış olduğu gibi Polonya ile işbirliği halinde Ukrayna’ya saldıran Ukraynalıları görüyoruz... Diğer yandan, aynızamanda, ileride İspanya içsavaşı sırasında da yaşanacağı gibi, yüzbinlerce Rus olmayan yabancı komünistte, Kızıl Ordu saflarında devrim için savaşmıştı... Tüm bu süreçlerde önemli olan, kişilerin hangi milletten, hangi kökenden gelmiş oldukları değil, hangi ideolojiye, hangi düşünce sistemine bağlı olduklarıdır... Bu gerçeğin en dikkate değer örneklerinden biri, Aralık 1917’de kurulmuş olan devrimin ilk gizli polisinin, ilk gizli istibarat örgütü Cheka’nın (ya da, VECHEKA) başındaki Feliks Jerjinski’dir (Feliks Edmundovich Dzerzhinsky, 1877- 1926)...

 

Polonyalı bir asilin oğlu olarak doğmuş olan Feliks Jerjinski, ilk olarak, 1895 yılında Litvanya Sosyal Demokrat Partisi’ne katılmıştır. Yine O, 1905 devrimi sırasında, Polonya-Litvanya Sosyal Demokrat Partisi’nin önderlerinden biri konumuna gelmiştir. Sözkonusu parti 1906 yılında Rus Sosyal Demokrat Partisi (komünist parti, Bolşevikler) ile birleşince, Jerjinski, devrimci eylemlerini Rusya içlerinde ve Batı Avrupa’da sürdürmeye başlamıştır... Defelarca tutuklanmış olan Jerjinki, Temmuz 1917’de Bolşevik Partisi Merkez Komitesi’ne seçilmiştir. Kapitalist Batı’nın kaynaklarında sevimli bir figür olmamasına karşın, Sovyetler’de “devrimin şovalyesi” olarakta tanınan Polonya asıllı Feliks Jerjinski (Feliks Edmundovich Dzerzhinsky), bilindiği gibi, Sovyet gizli polisi VECHEKA’nın kurucu ilk başkanı olmuştur... Ekim Devrimi’nin hemen ardından Kızıl Ordu’yu kuran kişi olan Troçki (Leon Trotsky, ya da gerçek adıyla, Lev Davidovich Bronshtein, 1879- 1940), Ruslaşmış Yahudi asıllı bir köylü aileden gelmekteydi... İçsavaş yıllarında Kızıl ordu’nun en seçkin komutanlarının başında gelen ve aynı ordunun yeniden örgütlenmesinde başrolü oynamış olan Mikhail Vasilyevich Frunze (1885- 1925),  Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’te Moldovyalı bir göçmenin oğlu olarak doğmuştu... Örnekler uzar gider...

 

Yukarıda da anlatılmış olduğu gibi, sözkonusu içsavaş yıllarında karşı-devrimci güçler, Ukrayna’da, azımsanamayacak sayıda çok ve güçlü idiler... Sık el değiştiren Kırım, dört kez Beyaz Orduların kalesi konumunda olacaktı. General Wrangel, Kırım’ı destek üssü olarak kullanacaktı. Herşeye karşın, sonuçta, içsavaş devrimin zaferi ile sonuçlanacak ve Beyaz Ordular’ın artıklarının çoğu, onları desteklemiş olanlar ve başta General Wrangel ve benzerleri, Kırım limanlarından gemilerle İstanbul’a kaçacaklardı... Sonuçta, tüm emperyalist saldırılar kırılacak, geniş halk yığınlarının desteğini almış olan devrim, zafere ulaşacaktı...  Devrimin zaferi ile birlikte, Trans- Kafkasya Sovyet Federal Sosyalist Cumhuriyeti 1920’de; Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ise 1922’de kurulacaktı... (ayrıntılı bilgi için bak: Sovyetler’in doğuşu, 24 Ekim (6 Kasım) 1917 Ekim Devrimi, )

 

12 Nisan 2014

Yusuf Küpeli

yusufk@telia.com 

 

bir önceki bölüme dönmek için tıkla           bir sonraki beşinci bölüme ulaşmak için tıkla

 

 

1) Nüfusla ve coğrafya ile ilgili genel bilgiler 

(bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

2) Halkların harman olduğu ülke Ukrayna’nın tarihine kısa bir gözatış:   Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Slavlar, Türkler, Moğollar, Almanlar ve diğerleri... (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

3) Ukrayna tarihinde Kazak halkı, toplumsal etkileri ve ayaklanmaları hakkında kısa notlar  (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

4) Kırım Savaşı, I. Dünya Savaşı, Ekim Devrimi ve Ukrayna üzerine notlar  (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

5) Sovyetler Birliği’ne Nazi saldırısı; Hitler’inki ile NATO-ABD jeopolitiği arasında varolan paralellikler; Nazi güçleri ile birleşen ve Nazi soykırımlarına katılan Ukraynalı faşistler; Stepan Bandera, OUN ve UPA örgütlenmeleri hakkında hakkında notlar (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)  

 

6) Dünya barışını tehdit eden Ukrayna krizinin gelişme süreci; NATO- ABD- AB patronlarının desteğini alan Ukraynalı Neo Naziler, ve bunların iktidarı gaspedişleri üzerine notlar (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

7)   Faşistlerin damga vurduğu Ukrayna hükümeti, Kırım’ın tekrar Rusya’ya

      bağlanışı, ülkenin doğusunda başlayan isyan, kanlı olaylar ve büyüyen uluslararası gerilimde  fosil enerji tekellerinin rolleri üzerine notlar   (bu bölümün tamamına ulaşmak için tıkla)

 

  Bazı kaynaklar: (ulaşmak için tıkla)

 

http://www.sinbad.nu/