Sinbad, bilgi denizinde bir yelkenli  http://www.sinbad.nu/ 

Türkiye- politika- ekonomi- tarih  

 

Kültür 

 

Kol ve kafa emekçileri

 

Irkçılık, Faşizm

 

Sovyet Devrimi

 

KAFKASLAR

 

Direnen Irak  & Iraq-english

 

Filistin Memleketimdir

 

Asya, Çin, Güneydoğu Asya, Vietnam, Japonya

 

ABD- AB- 11 Eylül- konspirasyon

 

Latinamerika & Afrika

 

İnsan Hakları

 

Kürtler

 

Balkanlar

 

Türkiye'den yazılar

 

Basından

 

Söylesiler

 

Kriminalite, hırsızlık, haksızlık

 

Sinbad'ı hazırlayan Küpeli hakkında çok kısa bilgi

 

linkler

 

Yusuf Küpeli, Savaşa hayır!

(...) Emperyalist merkezler gibi suç oranları başka devletlerle kıyaslanamayacak kadar büyük güçler bulunmakla birlikte, toplumsal yaşamın uzlaşmasız sınıf çelişkileri ile bölünmüş böyle bir dünyada “sütten çıkmış ak kaşık” konumunda tek bir hükümet bile bulabilmek olanaklı değildir. Bu nedenle, herhangi bir savaşı başlatabilmek için bahane üretmek, bunu yalanlarla beslenen propoganda aygıtı ile ezici bir çığa dönüştürmek, ve ondan sonra ölüm kusmaya başlamak hiç te zor değildir...

(...) Kısacası, ABD yönetiminin en tepesinde olanlar, sadece kendi yasalarını çiğnemekle kalmamışlar, aynızamanda müttefikleri Saddam Hüseyin’e ihanet etmekten de çekinmemişlerdir. Yakın tarih, bu tip karanlık işlerin örnekleri ile doludur...

(...) The New York Times’tan alıntı yapılarak, “Yüksek rütbeli bir ABD görevlisinin söylediğine göre, aynen Libya’da yaşanmış olduğu gibi, Türkiye’nin güneyinde CIA subaylarının, El Kaide’ye (Al Qaeda) ve diğer terörist guruplara bağlı militanları haftalardır silahlandırdığı”, yazılmaktadır.

(...) Türkiye, Washington-Londra eksenli emperyalist gücün gözünde, aynen Saddam Irak’ı gibi, kullanıldıktan sonra terkedilecek, hatta arkadan vurulacak basit bir aygıttan başka birşey değildir. Bu nedenle...

metnin yamamına ulaşmak için tıkla  

 

Tokların -çöpe atılan- artıkları ile beslenmeye çalışan açlar!

ve bir kısa film

Chicken a la Carte, haksızlığın filmi, tokların cöpe attıkları ile beslenmeye çalışan açlar, tıkla ve sonuna dek izle

 

Yusuf Küpeli, Emperyalist Batı ve özellikle ABD tarafından kışkırtılan silahlanma harcamaları ve açlık

Bir önceki yılın, 2008'in sayıları ile dünyada yaklaşık 1 trililyon 500 milyar dolar değerinde silahlanma harcaması yapılmıştır. Yaklaşık 1,5 trililyon doları bulan silahlanma harcamalarının...

metnin devamı için tıkla  (ayrıca bak: insan hakları )

 

GABOR STEINGART,

BARACK OBAMA’YA NOBEL SAVAŞ ÖDÜLÜ  

Obama kendisinde hiçbir şeyi değiştirmedi, değişen, onu değerlen-dirmeye tutan ölçüydü. Başkanlar için geçerli olan ölçü birimi gerçek yaşamdır... (Metnin devamı için tıkla)

 

Yusuf Küpeli, “Konspirasyon teorileri” gürültüsü ve konspirasyon 

Bazı kiralık kalemler Pentagon’un saldırganlığına haklılık kazandırmak amacıyla bir yandan “11 eylül olayının dünyayı toptan değiştirdiği” yalanını yayarlarken, öbür yandan yüzlerine alaycı bir küçümseme maskesi takarak “konspirasyon teorileri”ne saldırmaktadırlar. Onlara göre -anlaşılan- sınıflara bölünmüş ve uzlaşmazlıklarla dolu sosyal yaşamda konspirasyon (fesat, kötülük amaçlı birlikler ve kötülüğe yönelmiş hileli işler) diye birşey yoktur. Olaylara aynen yansıtıldıkları gibi inanmak gerekmektedir. Peki olaylar kitlelere hangi kanallarla ve hangi yeni biçimleri alarak ulaşmaktadır? (Bu yazı aynızamanda www.inter-zemin.com/ adresinde basılmıştır.)

 

Dikkat! Tarihi, komploların veya daha doğru ifadesi ile yasalara ve egemen morale aykırı kirli karanlık planların uygulamaları anlamında konspirasyonların toplamı olarak görmek, gerçeği çarpıtmak, bilimin dışına çıkmak anlamına gelir. Şüphesiz, tarihin akışını, değişik katagorilerde ve görünümlerde yansıyabilen, hatta değişik milletlerin çatışmaları olarakta gözükebilen sınıfların mücadeleleri belirler... devamına ulaşmak için tıkla

 

Yusuf Küpeli, Barbara Olson, ya da “9/ 11 Hakkındaki Tüm Yalanların Anası” ...

“Barbara Kay Olson (27 Aralık 1955- 11 Eylül 2001), FOX News için çalışan tutucu televizyon yorumcusu. Houston, Teksas doğumlu. Hilary Clinton hakkında bir kitap yazdı. American Airlines Flight 77’de yolcuydu. Uçak Pentagon’a çarpmadan 20 dakika önce telefonla kocasına uçağın kaçırıldığını iki kez bildirdi...” Evet, 11 Eylül 2001 terör eyleminin "kurbanlarından" Barbara, bindiği uçak “Pentagon’a çarpmadan durumu kocasına kahramanca rapor edecektir”. Kocası, 16 Kasım 2001 günü Federalist Sosyete’de “terör şehidi” eşine övgüler yağdıracaktır. Anısına konferaslar verilecektir ve “kahraman terör kurbanı”nın adı ansiklopedilere girecektir. O artık “Özgürlüğün Ruhu” olmuştur... “Önceki Bush yönetimi görevlilerinden birinin eşi Barbara Olson, birkaç gün önce Fransız ve Amerikan gizli servisleri ajanları tarafından Polonyo- Almanya sınırında tutuklandı... (by Tom Flocco, Germany-September 22, 2005) Ve aynı haberde Barbara K. Olson’un Fox News TV’nin eski yoromcusu ve Bağımsız Kadınların Foru eylemcisi olduğu ve yine yakalandığı zaman Vatikan pasaporto taşıdığı da bildiriliyor. Fakat henüz “öbür dünya”dan Vatikan pasaportunun yardımıylamı dönebildiği konusunda bir haber yok ama, eski Nazi yeni Papa ileride bu konuda bir açıklama yapabilir...  videoplay-docid=7866929448192753501&hl=en

 

9/ 11 lies- video, pentagon'a boeing çarpti yalanı ve sansürle ilgili görüntüler 

 

9/ 11 lies- video, 9/ 11 yalanıyla ilgili video gösterisi, LOOSE CHANGE

videoplay-docid=7866929448192753501&hl=en

 

Yusuf Küpeli, 11 eylül konspirasyonu, USA, İsrail  

11 eylül provokasyonu, Pentagon’a ve bağlaşığı uluslarüstü tekellere dünya hakimiyeti için topyekun saldırı “gerekçesi” yaratmıştır. Darbeyi planlayanlar hem USA’nın iç politikası üzerinde ve hem de dünya düzeyinde tam bir hakimiyet için önemli adımlar atmışlardır.

 

Not: Aşağıdaki metin atom bombasının üretiliş sürecini ve yayılmasını anlatan -henüz tamamlanmamış bir kitabın- alt notlarından biridir. Bu metnin, yakında Sinbad’a tamamı yerleştirilecek olan sözkonusu kitaptan önce ve bağımsız bir yazı olarak buraya yerleştirilmiştir. Umarım yararlı olur.- Y. Küpeli

 

Yusuf Küpeli, Truman Doktrini ve Doğu Akdeniz’de sahnelenen trajedilerden bazı örnekler  Truman Doktrini, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına dek geçecek olan yaklaşık kırk yıl içindeki “Soğuk Savaş” sürecinde varolan saldırgan ABD dışpolitikasının temel çizgilerini en genel anlamıyla belirleyecekti. Bu doktrin, ABD yönetimlerinin Hitler’den daha güçlü biçimde dünyaya egemen olma hırsının en karakteristik çizgilerini biçimlemiş olmakla birlikte, asıl olarak Yunanistan’da ve Türkiye’de varolan siyasi rejim sorunları üzerine odaklanmıştı. Bir başka ifadeyle Truman Doktrini, asıl olarak Balkanlar ve Doğu Akdeniz üzerindeki ABD hakimiyeti üzerine yoğunlaşmıştı. Kısacası, Truman Doktrini’nin üzerinde en çok durduğu ülkeler Yunanistan ve Türkiye idi. Şüphesiz Balkanlar ve Doğu Akdeniz egemenliğinin en önemli gerekçelerinden biri de, ABD’nin Avrupa’daki varlığını ve Batı’nın mali- sermaye çevrelerinin bu kıtadaki yararlarını garanti altına alabilmekti. Truman Doktrini, Batı’daki işçi ve halk hareketlerini geriletmeyi ve büyük sermayenin egemenliğini perçinlemeyi amaçlayan Marshall “Yardımı” adlı ekonomik destek programından ayrı düşünülemezdi. ABD’nin Avrupa, Balkanlar ve Doğu Akdeniz egemenliğine uzanan yol haritası Truman Doktrini ile çizilirken, bunun ekonomik dayanağı’da Marshall “Yardımı” olmaktaydı... (...) Aynı “yardımdan” Yunanistan’a ve Türkiye’ye ayrılmış olan 400 milyon Dolar’ın günümüzdeki karşılığı 3 milyar 564 milyon olmaktadır. Kısacası, Yunanistan’ın ve özellikle Türkiye’nin çok ucuza satın alınmış olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır... ayrıca bak: Türkiye- politika- ekonomi- tarih

 

Yusuf Küpeli, ”Bush doktrini”, silahlanma, saldırganlık , yıkım

“USA ordusunun yeni temel görevi, terörü destekleyen devletlere sadece değeri çok yüksek bir bedel ödetmek değil, bunları tamamen yıkmaktır!” Pentagon’un “yeni” askeri doktrinini açıklarken kullandığı “devastation”, yıkmak, bozmak, mahvetmek sözcüğü köken olarak “Devil”, İblis, Şeytan sözcüğü ile bağlıdır. George W. Bush yönetiminin aslında tüm dünyaya, görünüşte ise Afganistan’a ve bazı Ortadoğu ülkelerine, Irak’a yönelik savaş ilanının ardından, Göbels’in olanaklarını kat kat aşan güçte bir propoganda aygıtı Müslüman- Arap korkusu ve düşmanlığı yaymaya başlanmıştır. FBI tüm müslümanları ve özellikle Arap asıllı müslüman USA vatandaşlarını şüpheli kişiler olarak fişlemiştir. “Bush Doktrini” kılıfıyla enerji kaynakları ve yolları üzerinde yaşayan müslüman halklara karşı başlattığı acımasız ırkçı ve faşist yıkım politikası, şüphesiz tüm bölge halklarına büyük zararlar verecektir ama, USA faşizminin yıkılmasını da engelleyemeyecektir. 

 

Yusuf Küpeli,  “Şer üçgeni”, İran, Irak, “Kuzey Kore”  

Orta Asya ve Hazar yöresini içine alan geniş alanda, doğuya, batıya ve güneye yönelik tam 25 adet petrol ve doğal gaz boru hattı projesi gerçekleşmiştir veya gerçekleşmek üzeredir.

 

John Perkins’in Confessions of an Economic Hit Man (Bir Ekonomik Tetikçi’nin İtirafları) adlı kitabını tanıtan ve kitabın özünü yansıtan bu metin, Türkiye ve benzeri ülkelerin aydınlarını ve halklarını yakından ilgilendirmektedir. Aşağıdaki çeviriyi dikkatle okumanızı içtenlikle salık veririm.- Y. Küpeli

 

Yusuf Küpeli, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı, işleri, planları, Irak, İran, Suriye, Türkiye ve Kürtler üzerine kısa bir analiz

Tekrarlamak gerekirse, birbirlerini dengeleyebilen güçlerin varlıkları üzerine oturtulan ABD’nin Ortadoğu politikası açısından, İran ve Suriye’nin hesabı görüldükten sonra sıra kaçınılmaz olarak Türkiye’ye gelmektedir. Zaten olası böyle bir gelişmenin ardından Türkiye, ABD açısından tüm stratejik öneminide yitirmiş olacaktır. Ve ayrıca, ABD’nin yıkmış olduğu Irak yönetimini daha önce İran’a karşı silahlandırıp kullanmış olduğunu hiç unutmamak gerekmektedir.

 

Bir seneyi aşkın süre önce, Hariri süikasti ile ilgili notumu bitirirken, “(...) Ve sanırım ilerideki yıllarda, MOSSAD ile ilgili gerçekler daha fazla açığa çıktıkça olay tam bir netlik kazanacaktır.”, diye yazmışım. Ve şimdi olay gerçekten de bu yönde aydınlanmaya başladı... Aşağıdaki metin, Hariri süikastinin hemen ardından kaleme alındı. "ABD yönetiminin ve yerli Coca Cola takımının acıklı- komik yalanları, 'Irak’ta ilk kez demokratik seçim' mavalı ve Hitler’in izinde yürüyen W Bush Amerikası" başlıklı göreceli uzun yazının bir numaralı notu olarak ve Yusuf Küpeli imzasıyla bundan bir yılı aşkın süre önce, 26 Şubat 2005 günü Sinbad’da yayınlandı. Sözkonusu göreceli uzun metnin “Hariri süikasti ve amacı” başlıklı bir numaralı notunu, açığa çıkmaya başlayan yeni bilgilerin ışığında tekrar yayınlamak sanırım bir gereklilik haline geldi. Bu eski metni, tanınmış gazeteci yazar Hüsnü Mahalli’nin 20 Haziran 2006 tarihli Akşam gazetesinde yayınlanmış olan “Yalancılar nerede?” başlıklı aydınlatıcı metni ile ve ayrıca tanınmış gazeteci yazar İbrahim Karagül’ün “Neden susuyorsunuz, şimdide konuşsanıza!” başlığıyla 22 Haziran 2006 günü Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan yine aydınlatıcı yazısıyla birlikte yayınlamanın daha yararlı olacağını düşündüm...Yusuf Küpeli, 22 Haziran 2006

 

Yusuf Küpeli, Hariri süikasti ve amacı + Hüsnü Mahalli, Yalancılar nerede? + İbrahim Karagül, Neden susuyorsunuz, şimdide konuşsanıza!

 

Yusuf Küpeli, Bir ABD Deniz Piyade Subayının Mektubu ve Cibuti Gerçeği       

Mektubu yollayan subay daha birçok ayrıntıya değinmekte ve son olarak altını çize çize, “Bizlere, Camp Lemonier’e evsahibi milletin işgücünü sağlayan baş müteahhit Abdirahaman (Abdurrahman) Boreh, Osame bin Laden ile yakın arkadaş olarak ünlenmiştir.”, diye yazmaktadır. Subay, “ O, aynızamanda Cibuti Cumhurbaşkanı’nın arkadaşı ve bölgedeki en güçlü kişilerden biri.”, diyerek Abdurrahman Boreh ile ilgili anlatımını sürdürmektedir. Mektupta, Camp Lemonier’i inşaeden yerli işgücünün tamamının Brown and Root adlı şirket tarafından kiralandığı, aynı şirketin başında da ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in oturduğu ve bu şirketinde -yine- Abdurrahman Boreh tarafından teminedilen insanları kiralandığını açıklayan çok ilginç başka bilgilerde bulunmaktadır.

 

NOT: Yayınlanmadan önce, aşağıdaki metinde, sinbad.nu tarafından düzeltmeler yapılmıştır. Bu değişikliklerin doğal sonucu olarak, metne eklemeler gerçekleştirilmiştir- sinbad.nu

Kaya Karan, BP’nin suç ortağı Halliburton, Savaştan Kar Sağlayan Tekeller

Geçtiğimiz günlerde yoğun olarak gündeme gelen Meksika Körfez faciası kimilerince unutuldu, unutturuldu bile. Oysa ki bu çevre felaketi  2010 Nisan'ında, bundan 5-6  ay kadar önce meydana gelmişti. 

(...) Bu felaketin sorumlularından olan Halliburton şirketinin sicili kabarık. Öyle ki... metnin tamamı için tıkla

 

Kiralık bir iktisatçının itirafları  

Bir az gelişmiş ülke danışmanı ve “ekonomik tetikçi/ ekonomik katil” olarak John Perkins’in görevi yoksullardan alıp zenginlere vermekti. Günümüzde O geçmişine farlı bir gözle bakmaktadır. Üçüncü dünyanın tüm kaynaklarının sömürülmesine yardımcı oldu. O kendisini, EHM -economic hit man/ ekonomik tetikçi- olarak adlandırdı. O’nun bilinçli hedefi, görev yaptığı ülkeyi borçlandırıp boyunduruk altına almaktı. ...Bir ülkenin ekonomisi üzerine analiz yapılırken gerekli olan, o ülkenin ekonomisi hakkında sürekli aşırı iyimser öngörülerde bulunmaktır. İşi sırasında Perkins’in emrinde mümkün olduğu kadar karmaşık istatistik yöntemleri geliştirebilen sonderece yetenekili istatistikçiler çalışmıştır. Bunlar, gereğinde profesyonel bir iktisatçının bile kafasını karıştıracak nitelikte boşluklarla dolu ve yoruma açık istatistikler uydurabilmişlerdir. Ekonomi ile ilgili öngörülerden amaç, uluslararası mali kuruluşlara mümkün olan en fazla borcu onaylatmaktır. Bir ülkenin alt yapısı için gerekli yatırımların gerçekte nekadar para gerektirdiği hiç önemli değildir. Hedef, az gelişmiş ülke yöneticilerini kısa sürede mümkün olduğu kadar çok borçlandırmaktır. Borçlandırmak, borçlandırılan ülkenin yöneticilerinin kısa sürede memleketin ekonomi politikası üzerindeki denetimlerini yitirmelerini içermektedir.

 

Gunnar Frederiksson, D Gününden/ Normandiya Çıkartması’ndan önce Ruslar Almanları yenilgiye uğratmışlardı Hollywood dahil Batı’da tarihin bu şekilde yazılışı bir problem doğurmaktadır şüphesiz: Almanlar Doğu cephesinde savaşı zaten yitirmişlerdi. Daha 1943 yılı başlarken, dondurucu kış soğuğuyla birlikte Stalingrad önlerinde 284 000 Alman askerinin çembere alınması savaşın kaderini belirlemişti. Almanların yenilgileri aynı yaz Kursk’ta verilecek olan dev tank savaşı ile tamamlanmıştı. Normandiya çıkartması başladığı sırada 228 Alman tümeni doğu cephesindeydi. Batı’da 58 Alman tümeni vardı ve bunların sadece 15 tanesi Normandiya’ya yerleştirilmişlerdi

 

+Yusuf Küpeli’nin notu: G. Frederiksson’un da ifade ettiği gibi, eğer zaferi zaten Sovyet Kızılordusu kazanmışsa, son anda ABD güçleri Normandiya çıkartmasını neden gerçekleştirmişlerdir? Bu çıkartmayı geciktirmeden yapmaları çok önce Stalin tarafından defalarca istenmişti ama, onlar, 900 gün aç ve hastalıklı olarak kuşatmaya dayanan Leningrat kurtarıldıktan, Baltık kıyıları temizlendikten, Faşistler Ukrayna ve Kırım’dan kovulduktan, Kızılordu Varşova’nın yaklaşık 10 kilometre ötesine geldikten sonra kod adı OMAHA plajı olan yere çıkmışlardı. İşte Frederiksson ve diğer birçok benzeri bu gecikmenin nedenini halen yanıtsız bırakmaktadırlar. Peki neden ABD ve İngiliz güçleri zaten yenilmiş olan Hitler’i “yenmek” için Normandiya kıyılarına çıkmışlardır?

 

Fikret Başkaya, İpotek Krizi, Banka Krizi... veya Kapitalizmin ‘Yapısal Krizi’

Neoliberal küreselleşme çağında, özellikle de finans piyasalarının ‘serbestleştirilmesinin’ ardından, çoğu 1987 sonrasında olmak üzere 20’den fazla kriz yaşandı. Her krize bir ad takıldı. Nerdeyse her birbuçuk yıla bir kriz düşüyordu. Gazeteler, televizyonlar ve radyolar bu krizleri ‘piyasalar çıldırdı’, ‘borsada panik’, ‘kara pazartesi’, ‘kara perşembe’ gibi başlıklar altında ve sansasyonel olarak sunmayı bir gelenek haline getirdi...

 

 

Şakamı gerçekmi bilinmez ama, ABD yönetiminin mantığına, ya da aslına tam uygun:

Deniz Navigasyon kanalı 106'dan(Finisterra/Galicia) konuöma kayıtları... İspanyollar: "Burası A-853, çarpışmadan kaçınmak için lütfen rotanızı 15 derece güneye çevirin. Su anda 25 deniz mili uzakliktasınız ve tam uzerimize dogru gelmektesiniz"

 

Yusuf Küpeli, AB ÜYELİĞİ UMUTLARI ve AB ÜZERİNE  AB'ye üyelik başvurusunun üzerinden 41 yıl, gümrük anlaşmasının üzerinden yaklaşık on yıl geçtikten ve daha düne dek "Varşova Paktı"nın üyeleri olan "Doğu Avrupa" ülkeleri AB'ye tam üye olduktan sonra, tüm soğuk savaş yılları boyunca ucuza Batı'nın bekçiliğini yapmış ve halkından habersiz topraklarını nükleer bir savaşın hedefi haline getirmiş olan NATO üyesi Türkiye'ye, "üyelik müzakerelerinin 2005'de başlayabileceği" umudu 2004’ün 10’ncu ayına girilirken lütfen verilmiştir... Aynı birliği “üstün” Germen “ırkının” yönetiminde zor ve şiddet yoluyla vaktinden erken kurmaya çalışan Hitler Almanyası’nın planlarında da Türkiye’ye biçilen rol “satalit/ uydu ülke” olmak idi... AB üyeleri olan ülkelerde eski faşist güçler varlıklarını korumakta oldukları gibi, devlet aygıtlarının kilit noktalarını da ellerinde tutmaktadırlar...

 

Yusuf Küpeli, Ruhunun karanlığı suratına vurmuş profösör unvanlı o çirkin kişi ve pazarlananlar  ...”suratından düşen bin parça” denen cinsten bu kişi, elini küçümseyici bir tarzda sallayarak güçlendirdiği aşağılayıcı yüz ifadesiyle ve saldırgan üslubuyla, ”Kıbrıs gibi küçük önemsiz işlerle uğraşıyorlar; halbuki asıl önemli olan tarım politikaları. AB’ye uyum koşulları içinde modernleştirilecek olan tarımda aileleri ile birlikte sayıları 10 milyonu bulacak dört milyon kişinin sektörden uzaklaştırılması gerekmektedir…” TV görevlisi hanım, karşısındakinin profösör ünvanının ve ayrıca saldırgan üslubununda baskısı altında kalarak eziliyor, ”Peki Kıbrıs okadar önemsizse eğer, neden Batılı yöneticiler işin bukadar üzerinde duruyorlar, Kıbrıs’ı olmazsa olmaz bir koşul olarak öne sürüyorlar?”, diye sormaya cesaret bile edemiyor…

 

 

 

not: Metinden alıntılar hariç, yedi bölümden oluşan aşağıdaki yazı, 14 punto ile 56 sayfa tutmaktadır. Bölümlerden en uzunu, -yabancı basından alıntılarla- Suriye'de terör örgütlerinin nasıl üretildiklerini, kimler tarafından silahlandırıldıklarını ve Suriye savaş alanında ABD ile Rusya arasında başlayan tehlikeli tırmanışı anlatan son bölümdür... Bu metin, şüphesiz biraz uzundur, ama içinde yoğun ve doğru bilgiler vardır. Ayrıca, farklı bir sayfaya, Suriye'de silah akışını gösteren harita ile birlikte Netanyahu'nun ve Amerikalı senatör McCain'in teröristlerle çekilmiş fotoğraflarını yerleştirdim. Diğer yandan, sayfaya, ingilizce bilenler için bazı ilginç metinleri de koydum... Tavsiyem, uzun olamasına karşın yoğun bilgi içeren aşağıdaki metnin tümünü baştan sona okumanızdır. Kaynaklar metnin içindedir. İyi okumalar dileğiyle- Yusuf Küpeli, 2015/ 11/ 05

Yusuf Küpeli, Irak’ta ve Suriye’de yaşanmakta olan kanlı trajediye ortak olanlar, kendi ülkelerine de terörü davet ederler ve  işlerine gelince teröre yol verirler!

-En genel anlamı ile Ankara katliamının sorumlusu, sorumluları üzerine

-Çılgın piyonlar, kullanıcıları ve acıyı çekenler: “IŞİD” adıyla yeniden kullanıma açılan “Türkiye Hizbullah”ı, kullanıcıları ve acısını çekenler üzerine kısa notlar

-Ortadoğu’yu kaosa sürükleme, Lübnanlaştırma planlarının fikirbabaları: Bernard Lewis, Richard Perle,  Ordu-fonu RAND ve kullanılanlar üzerine

-Kışkırtılan terörle birlikte artan silah satışları ve bayram yapan silah üreticileri üzerine

-Provokasyonlar yoktan varedilemezler, gerçek maddi temeller üzerine inşa edilebilirler. Cihadcı köktendinciliğin tarihi eylemsel ve ideolojik kökleri vardır. Bu gerçeği bilen emperyalist merkezler, cihadcıları manupule edebilmektedirler.

-Suriye’de yaşanmakta olanları daha iyi anlayabilmek için, ABD’nin, CIA’nın Afganistan’da işlemiş olduğu günahlara, Mücahidin, Taleban, El Kaide gibi kökten dinci örgütlerin üretilişlerine kısa bir gözatış

- Suriye’yi kana bulayan kökten dinci kriminal örgütlerin yaradılışları, beslenişleri, kullanılışları, ABD’nin, İngiltere’nin ve diğer Batı’nın, İsrail’in, Suudi Arabistan’ın, Katar’ın, Türkiye’nin süreçteki rolleri üzerine notlar

Suriye'deki terör örgütlerine silah akışını gösteren harita ve bazı fotoğraflar (An Arms Pipeline to the Syrian Rebels)

Metnin tamamına ulaşmak için tıkla

 

   bazı ingilizce metinler

- Israeli Military Support to Syria Al Qaeda Terrorists, Operating out of the Golan Heights

- The Western Coalition and ISIS: Benign State Violence vs. Barbaric Terrorism

- Twenty-six Things About the Islamic State (ISIL) that Obama Does Not Want You to Know About

- U.S. Prepares War Against Russia in Syrian Battlefield

 

Yusuf Küpeli, Yalanlarla taçlanan emperyalist saldırganlıklar ve Suriye halkının trajedisi üzerine notlar

(...) Günümüzde, başta İngiltere, ardından Fransa, hatta Ürdün ve Suudi Arabistan dahi geri adım atar, Suriye’ye saldırı konusunda Beyaz Saray’ı yalnız bırakırlarken, İsveç devlet televizyonunun da ifade etmiş olduğu gibi, Suriye’ye müdahale konusunda Washington’un yanında bir tek Tayyip Erdoğan kalmıştır. Hem de O, Tayyip Erdoğan, Nobel “Barış” ödüllü savaş kışkırtıcısı Obama’yı bile geride bırakmaktadır. Obama, “müdahaleden yana olduğunu,” söylemesine karşın sorunu Kongre’ye götürme kararı alırken, “demokrat” tiyatrosu oynayan Tayyip Erdoğan, müdahale ile ilgili kararı TBMM’ne sormak istememektedir. Tayyip Erdoğan ve “komşularla sıfır sorun” gevezeliğinin sahibi dışişleri bakanı, 78 gün sürmüş olan Kosova bombardımanında olduğu gibi Suriye’nin yerle-bir edilmesini istemekte, saldırganlık taleplerinde Washington’u fersah fersah geçmektedirler... Esad’ın kalıcı olmasına ve kendilerinin gidici olmalarına yönelik korkuların ürünü olduğu anlaşılan bu savaş kışkırtıcılığının demokrasi ile, “demokrasi” gevezelikleri ile, Suriye halkı adına dökülen sahte gözyaşları ile herhangi bir bağı olmadığı bellidir.  Savaşın demokrasiye ebelik ettiği şimdiye dek görülmediği gibi, Suriye halkının acılarını arttıracağı da gün gibi ortadadır. Ayrıca Suriye’ye “demokrasi”, elleri kanlı silahlı köktendinci çetelerle, El-Kaide ve benzeri ortaçağ kalıntıları ile gelmeyecektir herhalde... Irak’ta yaşanmış olanlar, sözkonusu gerçeğin yakın zamandaki en somut kanıtıdır...  metnin tamamına ulaşmak için tıkla

 

Yusuf Küpeli, CIA, geçen gün, 1953 yılında İran’da Musaddık’a karşı örgütlenmiş olan askeri darbenin kendi işi olduğunu itiraf etti ve darbe ile ilgili ayrıntılı bilgiler yayınladı... Bu bilgileri olduğu gibi, ingilizce aslı olarak sinbad.nu ye yerleştiriyorum. Sözkonusu bilgilere gözattığınız zaman göreceğiniz gibi, ben tüm bu bilgileri, Bazı silahlı kuvvetlerden ve askeri darbelerden örneklerle ordu-siyaset bağı ve “Ordu siyasetin dışında kalmalıdır!” yalanı üzerine notlar başlıklı yazımın İran, Musaddık, CIA ve MI-6 darbesi başlıklı bölümünde, 2011 yılı ağustos ayı başında vermiştim. “Ajax Operasyonu”nu kod adlı darbeyi yöneten Kermit “Kim” Roosevelt’in kimliği hakkında oldukça geniş bilgiler aktarmıştım. Vaktiniz olursa, hem CIA’nın raporuna ve hem de vaktiyle benim yazmış olduklarıma gözatar, iki metni karşılaştırır ve sinbad.nu sitesinin nekadar güvenilir olduğunu bir kez daha anlarsınız... Aslında, aynı darbe ve Kermit Roosevelt hakkında doğru bilgileri, kısa da olsa, 7 Mart 2005 günü sinbad.nu ye yerleştirmiş olduğum Kiralık bir iktisatçının itirafları   başlıklı çevirimin açıklayıcı notlarına da koymuştum...

İyi okumalar dileğiyle

CIA raporuna ulaşmak için tıkla

Yusuf Küpeli, “Demokrasi” mavalı ve İran’a ve Suriye’ye yönelik saldırının gerisinde duran emperyalist düşler üzerine

(...) Ortadoğu’da yeralan ortaçağ kalıntısı dini monarşilerin yakın müttefiki ve dostu olan ABD ve NATO açısından, Suriye ve İran’ın, özellikle İran’ın, ekonomik kaynaklarının ve stratejik öneminin ötesinde hesaba katılacak yanları yoktur. “Demokrasi” ve “insan hakları” söylemleri, emperyalist askeri bir müdahalenin bahaneleridirler sadece...

Yusuf Küpeli, Yangın yayılırken

Türkiye’nin yakın çevresinde, özellikle güneyinde ve güneydoğusunda -tüm Ortadoğu’yu, hatta dünyayı sarabilecek- tehlikeli gelişmeler yaşanmaktadır ama, yazılı ve görsel basın bunların çok çok azından, o da sokak gösterileri ile sınırlı olanlarından sözetmektedir sadece...

(...) ABD ve İngiltere, ve bunların kuyruğundaki NATO, biryandan Kuzey Afrika’yı ve Ortadoğu’yu ateşe verirken, bu ateşi sürekli körükleyerek harlandırırken, Basra Körfezi’nin, Arab Yarımadası’nın ve Kuzey Afrika’nın en gerici dini yönetimlerini, katıksız monarşileri çevresinde birleştirip silahlandırmakta, İran’a yönelik çok daha büyük bir savaşa hazırlanmaktadır. İran’ın ezilmesi, dolayısıyla Suriye ve Lübnan’ın gerçek anlamıyla Anglo-Amerikan emperyalizminin denetimi altına girmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin de göreceli bağımsız dışpolitika arayışlarını, manevra olanaklarını neredeyse sıfırlayacaktır. Bölgesinde yaşanmakta olan zengin politik hareketliliğe karşın Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler, görebildiğim kadarıyla, meleklerin cinsiyetleri ile uğraşmaktadırlar...

(...) Rick Rozoff’dan çevirdiğim “Anglo-Amerikan askeri ekseni: Arab Dünyası’nda ve Basra Körfezi’nde Kontrolu Sağlama Amacıyla Batı, Geçmişin Kutsal İttifakına Dönüyor” başlıklı metinde, Anglo-Amerikan emperyalizminin ve izleyicilerinin Basra Körfezi (Pers Körfezi), Arab Yarımadası, ve Kuzey Afrika coğrafyalarında sürdürdükleri savaşa yönelik karanlık işler, ittifaklar ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Bu çeviriyi okumanızın görüş açınızı genişleteceğine inanıyorum...  metnin tamamı için tıkla

 

Anglo-Amerikan askeri ekseni: Arab Dünyası’nda ve Basra Körfezi’nde Kontrolu Sağlama Amacıyla Batı, Geçmişin Kutsal İttifakına Dönüyor

Yazar: Rick Rozoff

Türkçesi: Yusuf Küpeli

Global Research, 26 Mayıs 2011 http://campaign.r20.constantcontact.com:80/render?llr=o8b4necab&v=001ok9oKmGhv2V4iM4Bc9xseyV6N1qiXDdiVTg0YDqSKA6PKOoZsulPjm0h9TlB8FaUmB-w5ZyWF4YeWzLBWi92SOwY67-fmEBDDPAN8xJ2ens%3D

Stop NATO

Dönemin Anglo-Amerikan emperyalizminin bayraktarları, Başkan Obama ve Başbakan David Cameron, Afganistan’a ve Libya’ya yönelik olarak Washington’un ve Londra’nın önderliğindeki NATO kumandasında sürdürülen dünyanın iki saldırı savaşını tartışmak üzere 25 Mayıs günü Londra’da buluştular... çevirinin tamamına ulaşmak içintıkla

 

Dikkat! Not: Herhangi bir kişi ve kurum ile rekabet halinde değilim ama, açık konuşmak gerekirse, Libya'da yaşananlarla ilgili olarak günlük basında ciddi, çok yönlü, açıklayıcı bir yazı bulabilmek olanaksızdır. Libya ile ilgili aşağıdaki metin, zor bir çalışmanın ürünüdür. Özellikle ikinci bölüm, Libya'da olanları anlayabilmek için önem taşımaktadır. Umarım metni baştan sona okursunuz. Selamlarımla.- Y. Küpeli

 

Yusuf Küpeli, Libya, “İnsan hakları” ve “demokrasi” bahane

 

- Kapitalism, savaş ve kanla beslenen çürümüş sistem

(...) Kısacası, “düzeltici savaş”, bir avuç askeri-endüstri kompleksin, bunlarla ilintili şirketlerin, fosil enerjilere dayalı tekellerinin, başta otomotiv sektörü olmak üzere bunlarla bağlantılı tüm endüstrilerin durumlarını düzeltir, bu endüstrileri bir ölçüde krizden çıkartırken, başta saldırıya uğrayan Libya halkı, Irak halkı, Afgan halkı, Balkan halkları gibi daha birçok halkın felaketi olmuştur, olmaktadır… Şüphesiz bu ölçüde çürümüş bir sitem içinde yalan, ikiyüzlülük, şimdiye dek görülmemiş düzeylere ulaşırken, tüm bu kanlı talanların, katliamların, “özgürlükler” ve “demokrasi” adına yapıldığı iddia edilmektedir. Talancılar, caniler, soykırımcılar, hertürlü insani felaketin mimarları, ortalıkta, “demokrasi” ve “özgürlük” savaşçısı maskeleriyle dolaşmaktadır...

- Afrika, ABD, Çin, AFRICOM, Libya, ve  petrol uğruna Haçlı Seferi

(...) Bilinen dünya petrol rezervlerinin yüzde 10’undan fazlasına, doğal gaz yataklarına, ve ayrıca zengin kömür, elmas, altın, platin, gümüş, bakır, krom, cobalt, kurşun, çinko, kalay, boksit (bauxite, aluminium filizi), titanium, antimony, tantalum, germanium, lithium, fosfat (phosphates), stratejik değeri olan uranium, radium, maliyeti düşük thorium yataklarına sahiptir Afrika kıtası. Diğer yandan, ABD tarafından depolanan stratejik madenler katagorisi içindeki cobalt (kobalt) rezervlerinin yarıdan fazlası yine Afrika kıtasındadır. Ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin bu kıtadaki yatırımları hızla artmaktadır... Sonuçta, halkı yoksul kendisi zengin Afrika Kıtası’na rakipsiz sahibolabilmek için ABD, Şubat 2007’de, ABD Afrika Kumandanlığı’nı (U.S. Africa Command, AFRICOM) kurmuştur. Başkan George W. Bush, 6 Şubat 2008 günü AFRICOM’un kuruluşunu onaylamıştır... Aslında ABD’nin Afrika’daki askeri varlığı...

(...) ABD’nin Afrika ile ilgili korkularının ve telaşlı saldırganlığının nedeni bellidir... “China’s military presence in Africa and the possibility of path” başlıklı ve 31 Mart 2010 tarihli anonim makalede belirtilen Dünya Bankası raporuna göre, 2001- 2006 yıllarında Çin yönetimi, Sahra-altı Afrika ülkelerinin ekonomik alt yapılarını oluşturabilmek amacıyla, yılda bir milyar dolardan aşağı olmamak üzere toplam 70 milyar dolarlık (ABD doları) yatırım yapmıştır. Bu projelerin yaklaşık üçte ikisi hidroelektrik santralları ve demiryolu projeleri ile ilgilidir...

(...) Diğer yandan Çin, petrol alanlarını ve Çin’in bölgedeki petrol üretim alanını koruması amacıyla, 2007 yılında, Sudan’a bir tabur asker yollamıştır. Bu, Çin’in deniz aşırı bir ülkeye ilk kez asker yerleştirme operasyonudur. Böylece Batı, ilk kez Çin ile karşı karşıya gelmektedir ve anlaşılmış olacağı gibi AFRICOM’un kuruluşunun aynı yıla rastlaması da bir tesadüf değildir... Ayrıca Sudan’a ek olarak Çin, Nigeria’ya ve Angola’ya özel ilgi göstermektedir...

(...) Prof. Michel Chossudovsky’ye göre, Çin, Libya’da önemli bir rol oynamaktadır. CNPC (China National Petroleum Corp.), Libya’nın petrol endüstrisinde merkezi bir role sahiptir. CNPC için Libya’da 400 kişi çalışmaktadır, ve Çin’in Libyadaki işgücü 30 bin kişidir... Libya petrolünün yüzde 11’i Çin tarafından ithal edilmektedir.  Üretim ve araştırma, yeni buluşlar açısından CNPC’nin Libya’da oynamakta olduğu rolü oynayan bir başka şirket daha yoktur, ve bu durumu CNPC’ye Libya’da merkezi bir rol yüklemektedir. Çin’in Libya’daki varlığı ABD yönetimini düşündürtmektedir. Askeri müdahale doğrudan Libya’ya yönelik olmakla birlikte, saldırının gerisinde yatan düşüncelerin başında Çin’i Kuzey Afrika’dan atmak gelmektedir...

(...) Libya, Orta Afrika’ya açılan bir yoldur, veya kapıdır... Libya’nın hemen güneyinde olan, ve coğrafi olarak Libya’nın uzantısı gibi gözüken Çad (Chad), muhtemelen zengin petrol yataklarına sahiptir. Çad (Chad), geleceğin zengin petrol ekonomilerinden birisidir. İçinde petrol-boru hattı olmak üzere Exon-Mobil ve Chevron korporasyonları, Güney Çad (Chad) ile ilgilenmektedirler. Güney Çad (Chad), aynızamanda Sudan’ın -petrol zengini- Darfur bölgesine açılan bir kapıdır... Diğer yandan, -daha önce de ifade edilmiş olduğu gibi- Çin’de, Sudan ve Çad (Chad) ile yakından ilgilenmektedir. CNPC (China National Petroleum Corp.), 2007 yılında, Çad (Chad) hükümeti ile uzun erimli bir anlaşma imzalamıştır. Bunun yanında, Çad’ın güneybatısındaki petrol ülkesi Nigeria’da, daha önce ifade etmiş olduğum gibi Çin’in önemli yatırımları vardır. Nigeria (Nijerya) sadece bir petrol ülkesi olmayıp zengin uranyum yataklarına da sahiptir ve bu özelliği ABD’nin Nigeria üzerindeki ilgisini yoğunlaştırmaktadır. Daha önce ifade etmiş olduğum gibi, Nigeria’nın güneyinde, Ekvator çizgisinin hemen üzerinde yeralan Sao Tomé ve Principe adalarında, yakın zamanda, stratejik bir ABD askeri hava üssü kurulmuştur...

- “Şeytanlaştırılan” Libya yönetimi ve saldırı, ülkesinin bombalanmasını isteyen “özgürlük” savaşçıları, seyreltilmiş uranyumlu mermiler, yıkılan ülke

(...) Libya’da yaşanmakta olanlar da, Kosova ile ilgili olarak yukarıda özetlenmiş olanların farklı bir düzeyde tekrarından başka birşey değildir... Batı tarafından “özgürlük savaşcısı”, “kurtuluş savaşcısı” gibi tanıtılmaya çalışılan sözkonusu silahlı küçük grupların Libya’da iktidarı alamayacakları sonderece bellidir ama, Libya’ya müdahaleyi başlatmayı başarmışlardır... Nazi propoganda bakanı Joseph Goebbels’in pabucunu dama atacak ustalıkta yalanlarla yüklü bir propoganda saldırısının eşliğinde, 19 Mart 2011’i 20 Mart 2011’e bağlayan gece, yani tam sekiz yıl önce Irak’a yönelik saldırının başlatılmış olduğu günde ve saatlerde, Libya’nın ekonomik alt yapısı, radarları, başkanlık sarayı bombalanmaya başlanmıştır... Aslında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararı sadece “uçuşa yasak bölge” ilanedilmesi ve bunun kontrolü ile ilgilidir ama, saldırıyı başlatanlar BM’yi hiçe saydıkları gibi, kararlarını kendi parlementolarında onaylatma gereği dahi duymamışlardır. Ne Fransa kendi meclisine sormuştur, ve ne de -Nobel Barış ödüllü ve Afrika kökenli- Obama Senato’ya...

(...) “America’s Planned Nucleer Attack on Libya” başlıklı makaleden -kaynakları ile birlikte- öğreniyoruz ki, Libya’ya yönelik savaş planları 20 yılı aşkın süredir Pentagon’un gündemindedir. Ronald Reagan, 14 Nisan 1986’da, Libya’ya yönelik bir seri bombardıman için emir vermiştir. Clinton yönetimi, Monica Lewinsky skandalının zirve yaptığı günlerde, 1997 yılında, Libya’ya yönelik bir nükleer saldırı planlamıştır... Tripoli’nin 60 km kadar doğusunda olan 200 bin nüfuslu Tarhunah kentinde yeraltına inşaedildiği düşünülen bir kimya fabrikasına karşı kullanılmak üzer -Hiroşima bombasının üçte ikisi kadar güce sahip ve toprağın derinliğine işleyen- bir atom bombası, B61-11 taktik nükleer silah, bu kirli iş için hazırlanmıştır. Sözkonusu gizli tehlikeden tam 11 gün sonra ABD yönetimi...

(...) Libya’nın Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe (NFSL, National Front for the Salvation of Libya), İsrail’de ve ABD’de eğitilmiş...

(...) Libya Muhalefeti İçin Ulusal Konferans (NCLO, National Conference for the Libyan Opposition), Gaddafi’ye yönelik savaşı yöneten asıl gruptur. Merkezi Londra’da olduğuna göre, Libya’ya yönelik savaşı asıl olarak İngiliz dış istihbarat servisi MI6’in ve özel birlikler kumandanlığının yönetmekte olduğu da iddia edilebilir.

(...) “Libya Uğruna Savaşan İslami Topluluk (Cemaat)” veya “Libya İslamcı Savaş Grubu” (Al-Jama’a al-İslamiyyah al-Muqatilah bi-Libya) adlı örgütlenme... (...) El Kaide bağlantılı... metnin tamamı için tıkla         ayrıca bak:  Latinamerika & Afrika

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yusuf Küpeli, Afganistan’ın işgali yedinci yılını, Irak’ın işgali beşinci yılını doldururken, emperyalist planlar, saldırganlıklar, yalanlar üzerine notlar

 

1) Kâr ve kariyer için olan gerçekler için olmaz

 

2) Emperyalizmin gözüyle acılı Afganistan ve 11 Eylül yalanları

 

3) Kısaca, Afganistan ve 11 Eylül’ün müjdecisi Ahmed Şah Mesud süikasti üzerine

 

4) Afganistan’a saldırının çok önceden planlandığı, petrol şirketlerinin manipülasyonları, ve Karzai rejimi üzerine notlar

 

5) Irak halkının trajedisinin farklı aşamaları, İngiliz işgali, monarşi, cumhuriyet, iktidar kavgaları, İran ile savaş, Kuveyt’in işgali üzerine notlar

 

6) Kuveyt’in işgali ile başlayan “çöl” ve yalan “fırtınası”, 12 yıllık sürekli yıkımın taşları ile döşenen işgal yolu

 

7) İşgalin beşinci yılında Irak halkının trajedisi ve işgal gücünün zulmü üzerine kısa notlar

 

8) Irak’ta yönetimin şekillenmesi, ekonomik talan, ve yönetim krizi üzerine kısa notlar

 

9) İşgal yalanları, “insan hakları” yalanları, ve ABD’de insan haklarının durumu üzerine kısa notlar

 

KAYNAKLAR:

ayrıca bak: Direnen Irak

AŞAĞIDAKİ GÖRCELİ UZUN METİN, ÖNCE 17 KASIM CUMARTESİ AKŞAMI, ARDINDAN 19 KASIM 2007 PAZARTESİ AKŞAMI YENİDEN BAŞTAN SONA GÖZDEN GEÇİRİLDİ. GÖRÜLEBİLEN İMLA HATALARI VE CÜMLE BOZUKLUKLARI DÜZELTİLDİ. BAZI YENİ CÜMLELER EKLENDİ VE METİN DAHA KOLAY OKUNABİLİR HALE GETİRİLDİ.

Kullanılan kaynaklar hariç, 12 punto ile toplam 41 sayfa tutan bu metne arabaşlık koyamadım. Buna karşın, yazının akışı işinde her olayın ve konunun birbirleri ile bağlantılı olduklarını ve ayrıca doğru biçimde bağlandıklarını sanıyorum. Umarım düşündüğüm gibidir ve içinde epey somut bilgi olduğunu sandığım bu metin rahatça okunabilir. Saygılarımla, Yusuf Küpeli, 14-11-2007

Yusuf Küpeli, “Tüm nehirler pislik akıyor!”

Kirli karanlık serüvenlerinin öyküleri çok çok daha eskilere uzananlar, çalışıp üretenlerin emeklerini kişisel kazanca dönüştürme becerisine sahip sermaye ve büyük toprak sahibi üst sınıflar; yığınları aldatıp manupule etme, toplumsal dengelerle oynayıp insanları gütme konusunda becerikli üst sınıf politikacıları, tüm bu sözde “demokrasi” kahramanı ülke yöneticileri, ABD’nin Batı Pasifik’teki yararları için, Meclis’e bile sormadan, genç “vatan” evlatlarını Kore’ye yollayıp öldürttüler. “Bu politika yanlıştır!”, diyenleri yaka-paça içeri tıktılar…

(...) Anıtkabir’i (Atatürk’ün mozolesi) bombalatmaya ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük provokasyonunu yaratmaya çalışırken, birden...

(...) Savimbi, “soğuk savaş” sonrasında da silah ve cephane konusunda sıkıntı çekmeyecekti. Çünkü, Angola’nın UNITA kontrolu altındaki doğu bölgelerinde zengin elmas yatakları vardı. Gerçi Birleşmiş Milletler buradan elde edilen UNITA elmaslarının Batı’da ticaretini yasaklamıştı ama, Mucahidin nasıl Batı pazarlarını eroine doyuruyorsa, UNITA’nın da aynı Batı’yı elmasa doyurmaması için bir neden yoktu. Her işin bir inceliği, ve bu incelikleri bilen uzmanları vardı... Gizli karanlık işlerde İsrail şirketleri uzmanlaşmışlardı. İsrail şirketleri ile elmaslarını sorunsuz Batı pazarlarına süren Savimbi, buradan elde ettiği tatlı kazançlarla istediği kadar silah ve cephane alabiliyor, ve yıkımını kesintisiz sürdürebiliyordu...

Savimbi, tam hedefe yaklaştığını, Angola’nın dalından düşen olgun bir meyva gibi eline teslim edileceğini düşlerken, ülkede, hükümetin denetlediği alanlarda, zengin petrol yatakları keşfedilecekti. Ülkenin bağımsızlığını sağlamış, devrimi gerçekleştirmiş iktidar partisi MPLA, Angola hükümeti, ABD şirketleri ile petrol anlaşmaları imzalar imzalamaz, Jonas Savimbi, aralarında iki generalinin de bulunduğu 21 askeriyle birlikte 22 Şubat 2002 günü delik deşik edilerek öldürülecekti. Ülkenin doğusundaki Moxico bölgesinde akan Luvuei Nehri yanında cansız yatan gövdesinde 16 mermi bulunacaktı. Ve şüphesiz, CIA’dan bir taziye mesajı bile gelmiyecekti. Zaten mesajın yollanacağı adres te yoktu, UNITA hemen dağılacaktı...

Beynimde düşünceler daldan dala atlıyorlardı... Bu son düşündüklerim, birden aklıma, kızıl yıldızlı sembolleriyle Ortadoğu’da CIA’nın koynuna girmiş olanları nasıl bir sonun beklediğini getirecekti... Bir Alevi özdeyişi, “Yatma tilki gölgesinde, ko arslan yesin seni; geçme namert köprüsünden, ko sel aparsın seni!”, diyordu... Yanımdaki kimbilir nekadar kirli işe bulaşmıştı. Ve o, vicdanını rahatlatmak, “tek kirli ben değilim” demek istercesine, bildiği bazı pislikleri anlatmayı sürdürüyordu... Aslında pek haksızda sayılmazdı; çünkü, ortalık pislikten, ikiyüzlülüklerden geçilmiyordu...

Sonunda kalkacak, ve kulağıma fısıldar gibi, Amerikalılar buna, “Tüm nehirler pislik akıyor!”, derler deyip, evine gitmek üzere metro istasyonuna doğru yürüyecekti... (metnin tamamı için tıkla)

Sağda Engzisyon'dan bir görüntü..

Yusuf Küpeli, Katoliklerin babası Papa (...) Sayıları 2 milyar civarında olan Hıristiyanların 1.2 milyar kadarı Katoliktir... (...) Bu gerçeklere ve Vatikan’nın yüzmilyarlarla ölçülebilen mali gücüne, ABD merkezli uluslarüstü tekellerin hisse senetleri üzerindeki payına bakacak olursak, Batı dünyası ile iyi geçinmeye çalışan ülkelerin hükümetleri için Papa’nın politik desteğini almanın, veya en azından sempatisini kazanmanın ne anlama geldiğini birazcık olsun anlayabiliriz. Tarihi gerçeklere tamamen aykırı bir biçimde İslam inancını bilinçli olarak aşağılamış bir Papa’ya bile “İslamcı” geçinen takiyeci bir hükümetin neden yüzü kızarmadan yalandığını ancak bu gerçeklerin ışığında anlayabiliriz. Ve yine tüm bu ikiyüzlülüklerden, yalanlardan ne Muhammed’i ve ne de özellikle İsa’yı sorumlu tutabiliriz... (...) Katolik- Ortodoks yakınlaşmasında mesafeler alarak “yeni tutcular”ın başlatmış oldukları son haçlı seferinde tüm Hıristiyanları AB destekli ABD saldırganlığının ardında birleştirme düşleriyle yollara düzülmüştür. Bu düşlerin önde gelen nihai hedeflerinden birisi de, -1453’de Türklerin eline geçmiş olması halen kabuledilemiyen- İstanbul’u ve sonuçta tüm Doğu Roma’yı (Türkiye’yi) yutmaktır...  bak: Kültür  

 

Yusuf Küpeli, Papa’nın “balans ayarı” ile ilgili kısa bir not (...) Ingabritt Tomboulidou'ya ait- metnin çevirisi, Papa’nın ziyaretinin gerçek nedenine ve sonuçlarına özlü biçimde ışık tutmaktadır kanımca…

Ingabritt Tomboulidou, Papa Turkiye’de denge ayarını başardı- İstanbul’da O, mezhepler arası birlik çabasında ileriye yönelik büyük adımlar attı (...) Fakat ziyaretin asıl nedeni İslam ile yakınlaşmak değildi ayrıca bak: Türkiye- politika- ekonomi- tarih

 

Gerekli başlangıç notu: “Dünya imparatorluğu yolunda denizlerde egemenlik” başlıklı aşağıdaki 12 punto ile 10 sayfa (normal A4 dosya sayfası) tutan metin, aslında çok daha geniş bir bütünün parçası olarak 2003 yılında kaleme alınmıştır ama...

 

Yusuf Küpeli, Dünya imparatorluğu yolunda denizlerde egemenlik

 

- Egemenliğe doğru ve kısaca jeoplitik teoriler

(...) ABD, 20 nisan 1898’de İspanya’ya karşı savaş ilanedecekti. Aynı yılın agustos ayında İspanya’ya karşı savaşı kazanan ABD, tarihinde ilk kez denizaşırı sömürgeler elde edecekti. Filipinler, Guam, Puerto Rico, Hawai, ABD’nin eline geçeceklerdi. Bu yıllarda ABD’nin nüfusu ancak 63- 65 milyon civarındaydı ve Amerika Birleşik Devletleri artık bir... (...) Amerikalı Amiral Alfred Thayer Mahan (1840-1914), “denizlerde güçlü olanın dünya ticaretini, zenginliklerini ve ekonomik kaynaklarını daha rahatlıkla denetleyebilecegini ve savaşları kazanacagını...

 

- Denizlerde egemenliğin aygıtları, ABD filoları

ABD’nin dünya hakimiyeti için “kenar kuşak” dediği coğrafya’da oluşturduğu ve oradan Asya içlerine doğru yayılan askeri üs zincirini tamamlayan deniz hakimiyeti -ayrıntılı olmayan bir anlatımla- şu şekilde gelişmektedir... (...) Kasım 2002 verilerine göre, ABD deniz filosunda 383.938 aktif görevli vardır ve bunların 54.667 tanesi subaydır... (...) filo için 159.098 hazır yedek vardır...

 

- Türkiye’yi de yakından ilgilendiren 6. Filo ve ABD- Türkiye ilişkileri üzerine bazı notlar

(...) 1960’lı yılların sonundaki Türkiye’de büyük protestolarla karşılanan ve uzun yıllar Türkiye limanlarına rahatça uğrayamayan 6. Filo, ABD’nin Akdeniz’deki vurucu güçü olarak NATO ile yaşıttır ve ortaklık içerisindedir. Her ikisi de, 6. Filo’da, NATO’da...

 

Yusuf Küpeli, Londra’da patlayan bombalar, hem “bağcıyı dövüp” hem de “üzümü yiyenler”, yalanlar ve “evlere şenlik” yorumlar                  

 

- Önce, 11 Eylül olayı üzerine kısa anımsatmalarla söze başlayalım...  (foto: ABD'den "Ramazan Hediyesi")

Andresa von Bülov’un “CIA ve 11 Eylül” adını taşıyan kapsamlı araştırmasında da “uçakların uzaktan radyo ile yönlendirildiği” iddiası teknik bilgilerle birlikte inandırıcı biçimde yeralmaktadır. Almanya’da 1980- 82 yıllarında teknoloji ve araştırma bakanı olarak görev yapmış Bülov’un anlatımıyla, keskin dönüşler yaparak “İkiz kuleler”e birbiri ardından çarpan sözkonusu dev Boing 757 ve 767 uçaklarına başka türlü bu manevrayı yaptırabilmek teknik olarak olanaksızdır... İngiliz hava kuvvetleri sözkonusu uzaktan yönetim tekniğini 1950’li yıllardan itibaren geliştirmişlerdir. Teknik daha sonra, 1970’li yıllarda bir Pentagon organı olan Defense Advanced Research Projets Agency (DARPA) tarafından daha da geliştirilmiş ve uçak korsanlarına karşı bir savunma sistemi olarak büyük yolcu uçaklarına da monte edilmiştir. Bu teknik sayesinde kaçırılan yolcu uçaklarının yerden yönlendirilerek alanlara kolayca indirilebilmeleri sağlanmaktadır. Yine aynı teknik kaçırılan uçakların pilot kabinelerindeki tüm konuşmaları dinleme olanağı verdiği gibi, pilotun veya korsanın uçağı yönetmesini de engelleyebilmektedir.

 

- Peki Londra bombalamaları kimin işine yaramıştır veya yaratılan tozun dumanın gerisinden boynuzları gözüken “şer” gücü kimdir?

...Bombaların hemen ardından yüzüne yapıştırdığı eğreti üzüntü maskesi ile kameraların karşısına geçen W Bush, daha iki gün önce Afrika’daki açlığın, Aids’in, yoksulluğun ve dünyamızı ağır baskısı altına almış olan çevre sorunlarının kendisini ilgilendirmediğini açıklamış olduğunu “unutarak”, “Biz burada dünyanın açlık, yoksulluk, Aids ve çevre sorunlarını çözmeye çalışıyoruz, onlarsa bakın neler yapıyorlar!”, diye “sureti haktan gözükme” rolünü rahatca oynayacaktı.

...Fakat yine de O’nu dinledikçe insanın içinden hemen bu müthiş Al Kaida örgütüne katılmak gelmekteydi. Yalnız Al Kaida’ya girmek için önceden “Hacı Bush”dan tavsiye mektubu almak ve CIA, MI-6, MI-5 veya MOSSAD bürolarından birinde bazı blanketkleri doldurmak gerekmektedir herhalde. ..."Terör" gürültüsü arasında sessizce süzülüp gelmekte olan postmodern bir faşizmden başka birşey değildir ve böyle bir faşizmin daha güçlü biçimde yerleşmesi için başta İtalya olmak üzere bazı Akdeniz ülkelerinde ve yine başta Danimarka olmak üzere bazı İskandinav ülkelerinde bombaların patlatılması gerekmektedir. Ve bu plan zaten şimdiden Al Kaide'ye ilanettirilmiştir...

 

 

Jan Guillou, İsveç'in tüm dünyada tanınan en ünlü yaşayan roman yazarıdır. Aynızamanda politik makaleleri ile de tanınan Guillou'nun romanlarından filmler yapılmıştır ve yapılmaktadır. Güçlü bir tarih bilincine ve politik bilince sahibolan Guillou'dan çevirdiğim aşağıdaki metin, gerçekleri arayacağına "komplo teorileri" üzerine soyut entellektüel gevezelikler yapanlara ve günlük basında W. Bush- Blair rüzgarlarına yelken açan ünlü sürüngenlere sunulur- Y. Küpeli, 2006.08.23

 

Jan Guillou, Al- Kaida hakkında yazılan hiçbirşeye asla inanma (...) İngiliz idari makamları, tüm bu iddiaları için, dolaylı bir kanıt olarak, Londra havaalanlarında birkaçgün sürecek olan bir kaos yarattılar. Birkısım uçuşlar için elbagajlarını yasakladılar. Özellikle uzun uçuşlar için gerekli olan elbagajları engellendi. Son anda idari makamlarca alınan bu tip önlemlerin yardımıyla halk korkunç bir tehditle karşı karşıya olduğuna inandırıldı. Çünkü, herkes kendi kendisine sormalıydı; eğer ciddi bir tehdit olmasa, havaalanları neden böyle cehenneme döndürülsün? (...) Terörizme karşı savaşta ileriye yönelik büyük adımlar atıldığına toplumlarını inandırabilmek, İngiliz ve Amerikan makamları için herşeyin üstünde en büyük önemi taşımaktadır. Ve onları savaşın gerekliliğine tam anlamıyla inandırmak. Bundan dolayı, narkırmızısı ateşli bir hırsla kendi vatandaşlarını sürekli korkutmakta, tehdit altında göstermektedirler.  

 

Yusuf Küpeli, Nedenleri ve sonuçlarıyla Peygamber Muhammed karikatürleri, provokasyonlar ve İslam toplumlarının gereksinimleri üzerine

- Hedefte olan ve savunulan

- Tepkinin bu ölçüde yığınsal olarak patlamasının nedenleri

- Değişen dünya da ABD emperyalizminin yeni politkaları ve Müslüman halklar üzerine hesaplar

- Sovyetler Birliği çökerken sahneye sürülen Salman Rushdie ve hemen ardından Samuel Huntington

- Samuel Huntington “teorisi”nin pratiğini üstlenen Usame bin Laden ve El Kaide

- Hıristiyan ve İslam inançlarının ortak kökleri ve İslam’ın İsa’ya saygısı üzerine

- Biz sizin zenginliklerinize, petrolünüze ve gazınıza elkoyacağız diyemezlerdi ve saldırı için korkuyu büyütmek gerekiyordu

- Korku büyütülürken birtürlü yakalanmayan Laden

- Yeni yalanlarla Irak’a saldırı ve radyasyonlu mermiler

- Irak’ın yıkılmasının diğer nedeni

- Direnen Irak’ın ve ABD ve İsrail saldırganlığının Müslüman toplumlar ve Batı üzerindeki etkileri

- Küçülen dünya, postmoder faşizm ve gelişen muhalefet üzerine

- Eskiyen yalanlar ve korku kaynaklarının yerine yenileri ve Londra bombaları

- Müslüman halkların ve liderlerinin görmeleri gereken farklılıklar, Avrasya’nın önemi ve ABD yönetiminin kabusu  üzerine

- Yaşam tarzını koruyarak varlığını garantiye almaya çalışan ABD’nin Batı’ya yönelik entrikaları ve psikoljik savaşın yeni malzemesi İslam

- Batı toplumlarının bilinçlerine yönelik konspirasyonun bir parçası olarak yanan Paris ve Peygamber Muhammed karikatürleri

- Nedenleri ve sonuçlarıyla ısmarlanan Peygamber Muhammed karikatürleri

- Ahmakça tehlikeli tepkiler ve Müslüman halkların gereksinim duydukları mücadele yöntemleri

 

 

Yusuf Küpeli, AB yalanları ve kargaşaya doğru

“Türkiye’nin yolu uzun. Kuraldışılıklarla/ istisnalarla ve ağır taleplerle sınırlandırılan AB üyeliği en erken 2014’de.” ...Üyeliğin en erken 2014’den önce olamayacağı konusunda anlaşmış oldukları halde, hala halka rahatca, “süreci hızlandıracağız” diye yalanlar söyleyebilmektedirler. Ve zaten daha baştan özel statüde bir üyeliği kabuletmişlerdir ve böylesinin gerçekleşmesi için bile... ...Dilemem ama, bu işin sonu karakolda bitecektir ve buna hazır olmak gerekmektedir.

 

"Türkiye'de 90 nükleer başlık var, def edin!"

CHP'li Elekdağ'ın Türkiye'deki nükleer başlıklarla ilgili konuşması şöyle:

 

Yusuf Küpeli Emperyalist Batı ve özellikle ABD tarafından kışkırtılan silahlanma harcamaları ve açlık

Bir önceki yılın, 2008'in sayıları ile dünyada yaklaşık 1 trililyon 500 milyar dolar değerinde silahlanma harcaması yapılmıştır. Yaklaşık 1,5 trililyon doları bulan silahlanma harcamalarının... metnin devamı için tıkla  (ayrıca bak: insan hakları )

Video, USAs baser, NATO, ABD üsleri

- Napoli NATO üssü İzmir Urla'ya taşınıyor.

- Adana İncirlik üssü İran-Suriye'nin atış menzili içinde olduğu için, ana hava üssü İzmir'de olacak.

- İran füzeleri ABD'yi vuramaz, ancak en doğudaki bazı Balkan ülkelerine dek ulaşabilir ama, sahte bir İran bahanesi ile Türkiye'ye yerleşecek ABD-NATO füzeleri, Türkiye halkını hedef yapar.

- Saldırgan "Füze Kalkanı" projesine ve NATO'ya hayır!  - Sinbad  

 

http://www.sinbad.nu/