SÖYLEŞİ: Irak'ta savaşmayı reddeden Amerikalı asker Joshua Casteel'in anlattıkları (...) Irak’ta binlerce yıldır şiilerle sunniler, hiristiyanlarla yahudiler barış ve kardeşlik içinde yaşıyorlardı. Demokrasiyi yerleştirmek bahanesiyle Irak’ı işgal eden ABD yeni hazırladığı anayasa ile iktidarı değişik dini ve etnik gruplar arasında bölüştürdü. Halklar ve dinler arasındaki hoşgörü düşmanlığa dönüştürüldü. Irak’ta iç savaş sürüyor. Bu böl, parçala ve yönet taktiği daha önceleri İngilizler tarafından Hindistan’da uygulandı. Kestikleri bir ineği Hinduların kutsal tapınağına, ölü bir domuzu da camiye attılar. Böylelikle Hindu ile müslümanlar arasında düşmanlık yarattılar. Daha sonra da çatışmaları önlemek için, barış için, arabuluculuk yapmak için devreye girdiler. O zaman İngilizlerin Hindistan’da yaptıklarını bugün ABD Irak’ta yapıyor...

 

ABD’nin Irak’ı işgal etmesinden bu yana 2639 Amerikalı asker öldürüldü. Yüzlerce asker vicdani nedenlerden ötürü askerlikten muaf tutulmalarını istedil. Onlarca asker de Kanada’ya giderek iltica etti. Joshua Casteel ABD’nin yağmacı ve emperyalist politikasını farkettikten sonra Irak’ta savaşmayı reddeden askerlerden biri. Milliyetçi, dinci ve tutucu bir aileden gelen Casteel 17 yaşında iken orduya katıldı. Bir kaç yıl orduda görev yaptıktan sonra felsefe öğrenimi görmek için ordudan ayrıldı. 2003 yılında tekrar orduya alınarak Bağdat’ta Abu Garib cezaevinde sorgucu olarak görevlendirildi. 8 ay orada görev yaptıktan sonra ordudan ayrıldı. ABD’li savaş karşıtı askerlerin  kurduğu Iraq veterans against the war içinde aktif olarak çalışmaya başladı. ABD ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yapılan savaş karşıtı toplantı ve konferanslara katıldı. Geçtiğimiz günlerde 11 Eylül’ün 5. yıldönümü dolayısıyla 20 örgüt ve parti tarafından oluşturulan “İnsanlık için ABD’ye karşı” adlı platformun düzenlendiği toplantı ve konferaslara katılmak amacıyla Stockholm’e geldi. Joshua Castell”le bir söyleşi yaptık.

 

SÖYLEŞİ: Irak'ta savaşmayı reddeden Amerikalı asker Joshua Casteel'in anlattıkları

Zorunlu olmadığın halde neden orduya katıldın?

Ben dinci ve tutucu bir aileden geliyorum. Akrabalarımın çoğu orduda asker ve subay olarak görev yapıyordu. Orduya katılmayı vatanıma karşı bir görev olarak görüyordum. Ayrıca orduya katılan bir çok kişi gibi benim de politik tutkularım vardı.

Irak’a gönderilmeden önce nasıl bir eğitimden geçirildin?

Ben 1,5 yıl arapça eğitimi gördüm. 16 hafta da Arizona’daki askeri üste sorguya çekme tekniğini öğrendim. 16 haftanın bir haftasında Cenevre sözleşmesi ve savaş yasaları hakkında verilen kurslara katıldım. Aslında eğitim boyunca Cenevre sözleşmesine büyük bir ağırlık veriliyor. Ama ordu içinde iki farklı eğilim ve kültür var. Birincisini masa başında oturan ve karar alan generaller ve subayların, ikincisini de savaşa gönderilen asker ve subaylarla, özel timlerin kültürü. Bunlar arasında sürekli bir çelişki ve çatışma var. Özel timdekiler Pentagondaki generallere karşı tepki ve öfke duyuyorlar. Aynı şekilde Pentagondakiler de onlara. Bu iki kesim arasında uzlaşmayı sağlamak başkan ve kongrenin görevi ama bunu başarmaları oldukça güç.

Eğitimlerde tutuklulara nasıl davranmanız isteniyordu?

Ben göreve başlamadan önce Abu Garib’te yapılan işkenceler dünya basınına yansımıştı. Bize bu pisliği temizleme görevi verildi. Dünyadaki tüm kameralar bize çevrilmişti ve bizler Abu Garib’in imajını değiştirecektik. Ben göreve başlamadan önce cezaevinde bir çok değişiklik yapılmıştı. Cezaevinde tutuklularla fiziki kontak yani işkence kesinlikle yasaktı. Ben CIA’nın Abu Garib’deki tutuklulara işkence yapılması için talimat verdiğini sanmıyorum. Ama CIA asker ve subayların istedikleri gibi davranmaları ve işkence yapabilmeleri için bir atmosfer yarattı. Abu Garip’de işkenceler durduruldu ama Irak’ın her tarafında sürdürüldü. Gezici birlikler içinde yer alan arkadaşlarım işkence yapmayı sürdürdüler. Arkadaşlarıma kışın ortasında direnişçileri çırılçıplak soyarak üzerlerine soğuk su dökme talimatları verildi. Bu insanlar daha sonra air condeyşin önünde bekletildiler. Donup ölmelerini engellemek amacıyla vücüt ısıları sürekli kontrol edildi. Sorgucu arkadaşlarıma baltanın sivri olmayan ucu ile kalın sopalarla insanlara vurmaları talimatı verildi. Tüm bunlar Abu Garip skandalından sonra oldu.

 

Kimleri sorguya çekiyor, neleri öğrenmek istiyordunuz?

 

Terör örgütlerinin liderlerinin adlarını ve silahların yerlerini öğrenmek amacıyla direnişçileri ya da onlarla ilişkide olduğunu sandığımız insanları sorguluyorduk. Ama Abu Garib’te görev yaptığım sekiz ay boyunca yalnızca bir elim parmakları kadar suçlu ile karşılaştım. Cezaevinde yatan ve terörist olarak adlandırılan insanların bir çoğu genç işçiler, taksi şöförleri.

 

Sorgularda hangi tatkikleri uyguluyordunuz?

 

Abu Garib’de işkence yapmak kesin olarak yasaklanmıştı. İnsanların duygularıyla oynayarak onları manipüle ederek sonuç olmaya çalışıyorduk. Herşeyden önce onları kendi saflarında olduğumuza inandırmamız gerekiyordu. 2. Dünya savaşı sırasında Almanya ve Japonya’ya da insanlara yardım etmek amacıyla gittiğimizi söylüyor. “Bakın Almanya ve Japonya gelişmiş ülkeler oldular siz Irak’ın onlar gibi olmasınızı istemiyormusunuz” türünden propagandalar yapıyorduk. Ailelerinden, yakınlarından ve ülkenin geleceğinden bahsediyorduk. Genelikle de onlara yemek ve sigara vermeyi vaad ediyorduk. Bazen de ailelerini tehlikeli bölgelerden uzaklaştırabileceğimizi söylüyoruk. Böyle bir şey yapma hakkımız olmadığı halde bunu vaad edebiliyorduk. Tutukluları ölümle tehdit etmemiz yasaktı. Ama bizlerle işbiriliği yapmazlarsa ailelerinin ortaya çıkabilecek kaosta ölebileceğini söylüyorduk.

 

ABD Irak’ı işgal etmesi Irak halkı açısından ne tür sonuçlara yol açtı?

 

Irak’ta binlerce yıldır şiilerle sunniler, hiristiyanlarla yahudiler barış ve kardeşlik içinde yaşıyorlardı. Demokrasiyi yerleştirmek bahanesiyle Irak’ı işgal eden ABD yeni hazırladığı anayasa ile iktidarı değişik dini ve etnik gruplar arasında bölüştürdü. Halklar ve dinler arasındaki hoşgörü düşmanlığa dönüştürüldü. Irak’ta iç savaş sürüyor. Bu böl, parçala ve yönet taktiği daha önceleri İngilizler tarafından Hindistan’da uygulandı. Kestikleri bir ineği Hinduların kutsal tapınağına, ölü bir domuzu da camiye attılar. Böylelikle Hindu ile müslümanlar arasında düşmanlık yarattılar. Daha sonra da çatışmaları önlemek için, barış için, arabuluculuk yapmak için devreye girdiler. O zaman İngilizlerin Hindistan’da yaptıklarını bugün ABD Irak’ta yapıyor. Devlet başkanlığı, parlamento başkanlığı ve başbakanlık farklı etnik grup ve dinlere mensup insanlar arasında bölüştürüldü. Anayasa göre karaların yürürlüğe konması bu görevleri yürütenlerin görüş birliğine varması gerekiyor. Böylelikle Iraklı makamların kendi başlarına karar almaları engellenmiş oluyor. Sorunların çözümü için ABD’ye gitmek ve hakemlik yapmasını istemek zorunda kalıyorlar.

Irak’ta süren iç savaş ve şiddet ABD halkında kafa karışıklığına yol açıyor. Bazı insanlarda ABD’nin  çekilmesiyle birlikte içsavaşın ve şiddetin tüm bölgeye yayılacağı kaygısı var. Böylesi anlayışlar yönetim ve basın tarafından körükleniyor.  İngilizlerin bugün bile Irlanda’da bu taktiği uyguluyorlar.  Bugün ABD tarafından Irak’ta oynanan bu oyunun kitaplardaki adı sömürgeciliktir.

 

Ordudan ayrılmanın gerçek nedenleri nelerdir?

 

Ben hirisiyanlığın değer yargıları, gelenek ve göreneklerinin uygulandığı bir aile ortamında büyüdüm. Bush’un aile anlayışı ile değer yargılarının benimkinden farklı olduğunu anladım. Ben insanlara yardım etmek, anavatanıma hizmet etmek için Irak’a gittim. Ama hiç kimse bana sokakta dolaşan 8 yaşlarındaki üç çocuğa silahımı doğrultacağımı anlatmadı. Hiç kimse bana insanların üzerlerine soğuk su dökülüp soğukta bekletileceklerini, suçsuz insanları sakatlayacağımı, sorguya çekeceğimi anlatmadı. Ailemden aldığım hiristiyanlık bana yoksullara yardım etmeyi, ölümden sonra da bir yaşam olduğunu öğretti. Adalet için savaşmayı öğretti. Ama çok uluslu tekelleri, iktidarda olanları kutsamayı öğretmedi. İşgalden sonra Irak’ın doğal kaynakları, petrol, su, elektrik özelleştiriliyor. ABD ve Avrupalı tekeller Irak’ı aralarında bölüşüyorlar. Ve Bush utanmadan allaha dua ettiği aynı ağzı ile özgürlük ve adaleti temsil ettiğimizi, Irak’ı kullanmadığımızı, Irak’ta işkence yapmadığımızı söyleyebiliyor. Bush bir yandan ABD’nin Irak’ta uzun süre kalmaya niyeti olmadığını söylerken diğer yandan 14 kalıcı üs inşa ettiriyor.Beni G. Bush, D Rumsfeldt ve D. Cheney Irak’a yolladılar. Abu Garib’te 8 ay görev yaptım. Hiçkimse kimin dost kimin düşman olduğunu biliyordu. ABD’li, İngiliz, Iraklı hiç kimse hiç kimseye güvenmiyordu. Ben beni oraya gönderenlerle el ele mahkeme karşısına çıkmaya ve hesap vermeye hazırım. Ben tüm bunları Kongre delegelerine ve basına anlattım ama onlar ilgi göstermeyince ordudan ayrılmayı tercih ettim.

 

Üyesi olduğun Iraq veterans against the war örgütü hakkında bilgi verirmisiniz?

 

Örgüt bundan iki yıl önce ABD’de görev yapan 5 eski asker tarafından kuruldu. Şu anda hepsi Irak’ta görev yapmış 300 civarında üyesi var. Biz savaşa karşı kamuoyu oluşturmaya çalışıyoruz. Savaş karşıtı diğer örgütlerle birlikte ortak eylemler gerçekleştiriyoruz. Derneğimizin üç ana talep doğrultusunda mücadele ediyor. İlk olarak tüm ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesini talep ediyoruz. İkinci olarak Irak’ın yeniden inşaası ve savaştan zarar gören tüm Iraklılara yardım yapılmasını, üçüncü olarak da yalan söylenerek Irak’a gönderilen askerlere tıbbi ve ekonomik yardım yapılmasını istiyoruz.

 

Önümüzdeki günlerde ABD’deki savaş karşıtı hareketin gündeminde ne tür etkinlikler var?

Irak’ta olup bitenlerden ABD halkı yeterince haberdar edilmiyor. Basının Irak’ta öldürülen askerlerin tabutlarının resimlerini bile yayınlaması yasak.  Bu yüzden de özelikle Irak’ta görev yapmış askerlere kamuoyunu aydınlatma görevi düşüyor. Ekim ayında ABD’nin doğu kıyılarındaki en büyük hava üstlerinden birinde bir konferans yapacağız. Konferanstan sonra Washington’a yürüyüş düzenleyeceğiz. Yolumuz üzerindeki tüm şehirlere uğrayacağız. Yürüyüşte ABD ve Irak bayraklarına sarılı tabutlar taşıyacağız. Bu tabutları Beyaz Saray’ın önünde bırakarak yürüyüşü bititeceğiz. 

gönderen: Murat Kuseyri

06/10/2006

http://www.sinbad.nu/