ABD VENEZUELLA’DAN ELİNİ ÇEK!

http://www.monthlyreview.org/nfte0505.htm

Editörlerden Not

Başkan Hugo Chavez’in Venezuella’daki Bolivar’cı devrimini yıkmak için 2002’den beri üç kez girişimde bulunup başarısız olan Washington, yakın zamanda Latin Amerika’nın petrol liderinin demokratik yöntemle seçilmiş sosyalist eğilimli hükümetini engellemek için yeni stratejisini duyurdu.

Nisan 2002’de Venezuella’lı insanlar ayaklandılar ve 1998’de başkan seçilen, 2002’de daha demokratik bir seçimle tekrar başkan olan Chavez’e karşı ABD destekli bir askeri darbe girişimini engellediler. 2002-2003 kışında Chavez hükümeti Washington tarafından kutsanan bir lokavt dalgasını, petrol endüstrisindeki fabrika kapatmaları, arkasına halkın da desteğini alarak alt etti. Ağustos 2004’te Venezuella’lı yoksullar harekete geçtiler, Washington’un sonuçları etkilemek için elinden gelen herşeyi yaptığı bir güven tazeleme referandumunda Chavez’e görkemli bir zafer kazandırdılar.

Ordunun Chavez’e sadakatinden dolayı bir darbe girişiminden sonuç alamayacak olan Bush yönetiminin, ABD’nin petrol gereksiniminin %15’ini karşıladığı için Venezuella’ya karşı tam bir ekonomik ambargo da uygulayamadığından, Venezuella devrimini istikrarsızlaştırmak için elinde fazla bir seçenek kalmadı. Bu yüzden Venezuella’yı tüm dünya ve ABD için tehlike arzeden bir düşman gibi lanse etme yolunu tercih etti. ABD bu konuda Venezuella’yı da kapsayan yeni politikanın ilanıyla, sadece, gerektiğinde ABD Ordusu’nu da kullanabileceği, hâkimiyetini güvence altına almak için çıplak bir emperyalist rejim değişikliği yolunu meşrulaştırma çabası gösteriyor.

Bu yeni ve daha saldırgan tavrın liderliğini, Savunma Bakanlığı’nda Batı Yarıküre’den sorumlu sekreter yardımcılığını vekâleten yürüten, önceki dönemde de 1990’da demokratik yöntemle seçilmiş olan Sandinist hükümetini deviren Nikaragua Kontr-Teröristlerinin devlet nezdinde temsilciliğini yapmış olan Roger Pardo-Mauer yapıyor. Financial Times gazetesinde 13 Mart 2004’te yayınlanan bir röportajında, tamamen gerçek dışı iddialarda bulunarak Chavez’i Latin Amerika’da “sırtlan stratejisi” uygulamakla ve “düpedüz yıkıcılık”la itham etti. Venezuella, Kolombiya, Bolivya ve Peru’da isyan hareketlerini kışkırtıyordu. Venezuella aynı zamanda Bush yönetimini, kendisine bir güç kullanıldığı takdirde petrol satışını durdurmakla tehdit ediyor ve küresel çapta kendi deyişiyle “Birleşik Devletlerin Emperyalist Gücü”ne karşı bir ittifak kurmaya çalışıyordu.

Fakat ABD’nin Venezuella’ya yönelik en büyük eleştirisi, savunma harcamalarıydı. Venezuella Rusya’dan 100.000 Kalaşnikof ve Brezilyadan savaş uçakları satın almıştı. Aynı zamanda Çin’den askeri teçhizat satın almaya çalışıyordu. ABD Savunma Bakanı Rumsfeld, (USA Today gazetesinde 1 Nisan 2005’te Richard Benedetto’nun hazırladığı habere gore) Mart ayında Brezilya’ya yaptığı ziyarette, Venezuella’nın 34.000 kişilik ordusuyla 100.000 Kalaşnikof silahı ne yapacağını “hayal bile edemediğini” söylemişti. Bu sözlerin satır aralarında, Venezuella’nın Rus silahlarıyla diğer ülkelerdeki devrimci hareketleri destekleyeceği yorumu vardı. Dünyanın en büyük ve saldırgan askeri gücünün tehdidi altında olan Venezuella’nın, halkını –Rumsfeld’i pek de şaşırtmayacak olan- bir işgal harekâtına karşı gerilla mücadelesine hazırlamak amacıyla her tür askeri harcamayı yapmak için, her türlü sebebi vardır.

Görülüyor ki yeni engelleme politikası meyvelerini vermeye başladı. Chavez’e ilişkin olarak Arjantin’e uygulanan hararetli ABD baskısı sonucu, Arjantin Savunma Bakanı José Pampuro, Venezuella’nın askeri harcamalarının bölgede silahlanma yarışına yol açabileceğini açıkladı.

Washington’ın öfkesinin asıl sebebi, üç yıl once başarısız olan ABD destekli darbe girişiminin ardından yükselen devrimci süreç. Chavez artık açıkça “21. Yüzyılın Sosyalizmini kurmak”tan bahsediyor. Daha da kötüsü, ABD’deki egemen sınıfın bakış açısıyla, Venezuella’daki Bolivar’cı Devrim, dünyanın geri kalanına halkın gereksinimlerine yönelik olarak, yepyeni bir devrimci demokratik yol öneriyor. Aynı zamanda Venezuella, Fransa, Hindistan ve Çin’le enerji anlaşmaları imzalayarak ABD’nin petrol temelli ekonomik çıkarlarına tehlike arz eden girişimlerde bulunuyor. Venezuella, ayrıca Latin Amerika ülkeleri arasında daha güçlü bir ekonomik birliktelik oluşturmaya ve ABD emperyalizmine karşı küresel bir direniş örgütlemeye çalışıyor. Bu çerçevede Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Venezuella’yı “bölgedeki karşı güç” olarak nitelemesi ve ilk Bush hükümetinin DIşişleri Bakanı Otto Reich’in Venezuella-Küba birlikteliğini “Şer Ekseni – Batı Yarıküre Tarzı” olarak nitelendirmesi şaşırtıcı olmuyor.

Hem Amerika’daki hem de dünyanın geri kalanındaki barış hareketi için, Latin Amerika’lı komşusunu köşeye sıkıştırıp devrimi sonlandırmaya çalışan Amerika’ya karşı söylenebilecek tek bir söz kalıyor: “Venezuella’dan Elini Çek!”

Barbaros Ulutaş tarafından Monthly Review dergisinin Mayıs 2005 sayısı editör yazısından çevrilmiştir.

 

Sinbad’a http://www.teori.org/ sitesinden yollanmıştır

 

http://www.sinbad.nu/