13- Aşılamaz gözüken engellerle dolu Uzun Yürüyüş, Tatu/ Dadu Nehri veya Liu Köprüsü kahramanlığı, karlı dağlar ve Çin Seddi’nin eteklerinde, Shensi Bölgesi’nde yeni kızıl üs

 

Yusuf Küpeli

 

Mao Tse Tung’un anlatımıyla Chiang Kai-shek, beşinci büyük saldırısı için 900 bin kişiyi mobilize etmiştir. Bunların 400 bin kadarı, 360 alay, komünistlere karşı cepheye sürülmüştür. KiangsiEyaleti içindeki kızıl alan sözkonusu kampanyanın ana hedefi olmuştur...

 

Beşinci saldırı başladığı sırada Kızıl Ordu toplam 180 bin askerden oluşmaktaydı. Tüm yedek birlikler, partizan gurupları ve kızıl muhafızlar toplanırlarsa eğer, asker sayısı ancak 200 bine ulaşabilirdi. Buna karşın komünistlerin ellerinde ateş gücüne sahip sadece 100 bin tüfek vardı ve topları yoktu. Cephane ve elbombası sıkıntısı çekmekteydiler. Tüm bunlar -daha önce anılmış olan- kızıl karargah Jui- chin’de üretilmekteydiler...

 

Beşinci saldırısında Chiang Kai-shek, elindeki kaynakları ve güçleri en etkili ve verimli biçimde kullanmasına olanak sağlayan bir strateji geliştirmişti. Tüm gücüne ek olarak 400 savaş uçağına sahipti. Komünistler bu uçaklardan bazılarını ellerine geçirebilmişlerdi ama, sadece üç- dört pilotları vardı. Gerekli teknisyenleri, yakıtları ve kullanabilecekleri bombaları yoktu...

 

Çin tarihi, içsavaşı ve Çin- Japon savaşı ile ilgili diğer değişik kaynaklardaki bilgilere göre, komünistlere saldıran sözkonusu savaş uçakları ile ilgili ilk adım 1932 yılında atılmıştı ve aynı yıl Kuomintang Hükümeti bir “Merkezi Havacılık Akademisi” ve savaş filosu kurmuştu... Kızıl bölge üzerinde tam bir denetim kurabilmek amacıyla Chiang Kai-shek, askeri araçların, motorize birliklerin kullanımlarına uygun yüzlerce kilometrelik yollar, içlerine makileli tüfekler ve toplar yerleştirilebilecek binlerce korugan (beton- arme makineli tüfek ve top yuvaları) inşaettirmişti. Yerleştikleri alanların çevresinde oluşturulan bu korugan dizileriyle “kızıl haydutlar” tam bir kısgacın içine alınmışlardı ve aynızamanda güçlü bir ekonomik ambargonun mahkumu durumundaydılar.

 

Beşinci saldırılarında Chiang Kai-shek birlikleri, inşaettikleri anayolların ve Kiangsi, Fukien, Hunan, Kwangtung (Guangdong), Kwangsi boyunca oluşturdukları güçlü mevzilerin, koruganları fazla uzağına gitmeden, asıl güçlerini buralardan uzaklaştırmadan savaşıyorlardı. Ellerindeki topları ve uçakları çok etkili biçimde kullanabiliyorlardı. Kızılları üzerlerine çekecek ve onları cephe savaşına zorlayacak taktikler kullanıyorlardı. Bunda başarılı da olmaktaydılar. Ordularına aldıkları Alman subayları, özellikle Chiang Kai-shek’in başdanışmanı olan general von Falkenhausen sözkonusu yeni savaş taktiklerini onlara öğretmekteydi. Bu, ağır ilerleyen, aylara yayılan pahalı bir operasyon olmakla birlikte sonderece etkili de oluyordu...

 

Sonunda Kuomintang çemberi kızıl bölge de kendisini ağır biçimde hissettirmeye başlayacak ve özellikle büyük bir tuz kıtlığı olacaktı. Küçük kızıl üs, iyi koordine edilmiş ekonomik ve askeri baskıya direnmekte zorlanmaya başlayacaktı. Buna karşın köylüler, Kuomintang ile birlikte büyük toprak sahiplerinin geridöneceklerini bildikleri için ölünceye dek dövüşmeye hazırdılar.

 

Kuomintang uçaklarının bölgeyi “temizlemeye” yönelik hiç kesilmeyen günlük bombardımanları ve makineli tüfek saldırıları sürekli ağır kayıplara yolaçmaktaydı. İleride Çin Halk Cumhuriyeti’nin ünlü dışişleri bakanı olacak olan Chou En- Lai’nin hesabına göre, sözkonusu kuşatma sırasında 60 bin kadar Kızıl Ordu askeri ölmüş veya iş yapamayacak düzeyde ağır yaralanmıştı... Kaynaklardan birine göre, Kuomintang’ın bu beşinci büyük operasyonu birinci yılını doldururken, komünistler denetimleri altında olan kızıl alanların yüzde elli kadarını yitirmişlerdi... Kuomintang basınına göre, Kiangsi Sovyeti’nin fethedilmesi sırasında yaklaşık bir milyon insan öldürülmüş ve açlıktan ölmüştü. Buna karşın sözkonusu beşinci seferde de “kızılların kökleri kazın”amamıştı. Kızıl ordunun asıl savaşçı birlikleri, çinli deyişiyle “yaşayan güçleri” halen varlıklarını korumaktaydılar. Komünistler açısından bu tehlikeli gelişme karşısında merkez üs konumundaki Jui- chin’de askeri bir konferans toplandı ve Kızıl Ordu için yeni bir yerleşim alanı bulunması kararı alındı.

 

Kiangsi bölgesinden geri çekiliş sonderece hızlı ve gizli başlamıştı. Kızıl Ordu’nun yaklaşık 90 bin askerden oluşan temel güçleri, henüz merkez karargah olanların bilincine bile varmadan birkaç gün önce yürüyüşe geçmişti. Bir başka ifadeyle, merkezi yönetim daha resmen karar bile almadan yürüyüş başlamıştı... Kuzeydeki bazı düzenli birlikleri geri çekip partizan güçleri ile birleştirerek güney Kiangsi’den yola çıkmışlardı. Tüm Kızıl Ordu güney Kiangsi’de bulunan Yutu’da toplanmıştı. Bir yıl ve 9 650 km sürecek olan Uzun Yürüyüş 16 Ekim 1934 günü başlayacaktı.

 

Önce iki kol halinde üç gece boyunca batıya ve güneye doğru yürüdüler. Ve dördüncü gece, düşman tarafından hiç beklenmeyen bir anda ve eşzamanlı olarak Kuomintang’ın Hunan ve Kwangtung (Guangdong) savunma mevzilerine saldırdılar. Düşmanın kendilerini çember içine almış olan ğüçlü mevzilerini/ kalelerini yarıp işgal ettikleri alanda oyalanmadan daha güneye ve batıya doğru ilerlemeyi sürdürdüler. Baskın karşısında Kuomintang birlikleri şaşkına dönmüşlerdi...

 

Aynı yürüyüşe askerlerle birlikte binlerce yaşlı, geç, kadın, erkek, çocuk köylü de katılmıştı ve şüphesiz bunların hepsi de komünist değildi. Cephaneler, silahlar, aletler, makineler, katırlara ve eşşeklere yüklenmişti. Edgar Snow’a anlatılanlara göre, binlerce silah, cephane, makine ve gümüş ağırlıklar uzun güney yolu boyunca gömüleceklerdi ve yol uzadıkça bunların birkısmı da atılacaklardı. Çember içinde kalmış olan ve kendilerini gizleyen binlerce kızıl köylü, zamanı gelince, alacakları işaretle birlikte bu malzemeleri, silah ve cephaneyi, gömüldükleri yerden çıkartarak kullanacaklardı. Japonlara karşı savaşılırken bu iş gerçekleşecekti.

 

Geriçekilen Kızıl Ordu, en yetenekli bazı subaylarıyla birlikte 6 bin kadar askerini gerilla savaşını sürdürmeleri için Chiang Kai-shek birlikleri tarafından işgal edilecek bölgede bırakacaktı. Ayrıca, yürüyemiyecek durumda olan 20 bin kadar yaralıyı da köylülerin evlerinde gizleyecekti. Bunlardan birçoğu yakalanıp idam edileceklerdir ama, birkısmı da savaşıp Chiang Kai-shek’i uzun süre oyalamayı başaracaklardı... Geride kalanların verdikleri savaş sonucu, hızla çekilmekte olan Kızıl Ordu’nun ana kolları zaman kazanacaklar, Chiang Kai-shek’in imhaya yönelik takibinden kurtulacaklardı. Buna karşın yine de yürüyüşün ilk üç ayı Kızıl Ordu için felaketlerle dolu olacaktı... Bilinçli olarak bölgede bırakılmış olan sözkonusu kızıl birliklerin Kiangsi, Fukien ve Kweichov bölgelerindeki gerilla savaşları 1937 yılına dek sürecektir. Ve o yaz Kuomintang hükümeti bölgedeki anti- kızıl kampanyanın Fukien’de (güneydoğu Çin kıyıları) “kesin temizlikle” sonbulduğunu duyuracaktır.

 

“History of the Long March/ Uzun Yürüyüş’ün Tarihi” başlıklı bir kaynağa göre, uzun yürüyüş sırasında Kızıl Ordu’nun kayıtlara geçmiş 33 243 tüfeği, karabinası (normalden daha kısa namluya sahip hafif tüfek), tabancası, otomatik tabancası, hafif ve ağır makineli tüfekleri bulunmaktaydı. Yine kaydedilmiş 38 tane havan topu ve 3 523 havan mermisi taşımaktaydılar... Havan topu, biri namluyu, diğeri namlunun üzerine yerleşeceği platfotmu taşıyan iki piyade askeri tarafından kullanılabilen bir çeşit piyade silahı/ topudur. Yiv- set olmayan namluya -takla atmaması için- rokete benzetilmiş mermisi ağızdan bırakılan bu top, daha çok bir tepenin, engelin arkasındaki görülemeyen hedefleri vurmakta kullanılır. Çünkü merminin yolu sonderece eğiktir. Mermi, başaşağı dönmüş geniş bir u harfi çizerek yükselip iner ve engellerin ardındaki hedefine ulaşır.

 

Yine Kızıl Ordu bu yürüyüş sırasında 1 801 640 hartuç (cartridge) taşımıştır... Hartuç, karton veya kağıt muhafazalar içindeki baruta veya daha sonra plastikten de oluşabilen içleri barut dolu küçük torbalara verilen addır. Bunlar önce çok küçük birimler biçiminde tüfeklerde kullanılmışlardır. Silah teknolojisinin ilerlemesi ile bu tip tüfekler eskiyip savaş alanlarından çekilince, özellikle 1900’lü yıllardan itibaren daha büyük birimler/ torbalar içinde toplarda kullanılmışlardır... Yanlış anımsamıyorsam, 10 km menzili olan 10.5 cm/ 105 mm namlu çapına sahip bir obüsün/ sahra topunun mermisini azami hedefine ulaştırabilmek için yedi hartuç/ yedi torba barut hakkı gereklidir. Daha yakın mesafeler için bu hak azaltılabilir.

 

Edgar Snow’un anlatımıyla Kızıl Ordu, yürüyüş sırasında Kinangsi, Kwangtung (Guangdong), Kwangsi, ve Hunan bölgelerinde vermek zorunda kaldığı savaşlarda büyük kayıplara uğramış, gücünün yaklaşık üçte birini yitirmiştir... Uzun yürüyüşle ilgili haritalarda açıkça gözüktüğü gibi, Yangtze Nehri’nin güneyinde kalan ve kuzeyden güneydoğuya doğru sıralanan üç ana kızıl alandan üç farklı yürüyüş kolu harekete geçmiştir. Bunlardan en kuzeyde olanı, Yangtze Nehri’nin güneye doğru kıvrım yapıp Hunan Bölgesi’nin kuzeyindeki Dongting Gölü ile birleştiği yerden, sözkonusu gölün hemen batısındaki ve Hunan’ın kuzey sınırındaki kızıl alandan yürüyüşüne başlamıştır. İkincisi, daha güneydoğudan, Hunan ile Kinangsi sınırlarının birleştiği yerdeki, sınırın tam ortasında her iki bölgeye de yayılan kızıl alandan harekete geçmiştir. Üçüncüsü, en güneydoğu da bulunanı, Kwangtung’un (Guangdong) kuzey sınırından geçen ve Fukien’in güneybatısı ile Kinangsi’nin güneydoğusunu kapsayan en geniş kızıl alandan yola çıkmıştır... Edgar Snow’un anlatımıyla, bu en son anılan alandan veya en güneydoğudan başlayan en kalabalık yürüyüşçüler, 16 Ekim 1934 günü iki koldan yola çıkmışlardır. Sonuçta en uzun yürüyenler de bu son anılanlar olmuşlardır...

 

Brittanica’nın anlatımıyla, 15 Ekim 1934 günü 85 bin asker, 15 bin idari personel ve 35 kadın yola düzülmüşlerdir... Yürüyüş sırasında Kızıl Ordu’nun komutanlığını Zhu De (Chu Teh, 1886- 1976) yapmıştır. Ordu’nun politik komiserliğini ise Zhou Enlai (Chou En-Lai, 1898- 1976) üstlenmiştir... Bilindiği gibi Chou En-Lai, Ekim 1949’dan 1970’li yıllara dek Çin Halk Cumhuriyeti’nin dışişleri bakanlığını yürütmüş ve dünya düzeyinde sempati kazanmış bir kişiliktir. Politik yaşamına Sun Yat-sen’in safında Kuomintang içinde milliyetçilerle birlikte başlamış olan ve 1925 yılında yine aynı partiden Chang Kai- shek’in komutanlığındaki Whampoa Askeri Akademisi’nin yardımcı politik komiserliğine tayin edilen Chou En-Lai, daha sonra komünistlerin saflarına katılacak ve 1927 başlarında Çin Komünist Partisi’nin merkez komitesine girecektir... “Kültür Devrimi” olarak anılan kaos ortamının ekilerinin zayıflamaya, ülke de düzenin normalleşmeye başladığı 1970- 71 yıllarında Chou En-Lai, bu yumuşama da ve ılımlı Deng Xiaoping ekibinin denetimi elegeçirip düzeni normalleştirmesinde önemli rol oynamıştır.

 

Uzun Yürüyüş sırasında Kızıl Ordu ile Kuomintang güçleri arasındaki ilk büyük şavaş 25 Kasım- 3 Aralık 1934’de ülkenin güney batısında, Vietnam sınırının Çin’in içine en çok giren orta bölgelerinin 200 km kadar daha kuzeyinden doğarak önce doğuya, sonra güneydoğuya doğru kıvrılıp Macau limanından Güney Çin Denizi’ne dökülen Hsi Nehri (Hsi Chiang, Si Kiang, Xi Jiang= Batı Nehri) geçilirken yaşanmıştır. Kızıllar, sözkonusu nehri geçerek güneybatı istikametinde yollarına devamedip diğer Kızıl Ordu birlikleri ile birleşmek isterlerken çatışmaya girmek zorunda kalmışlardır. Yapılan hesaplamaların çoğuna göre, bir hafta süren bu savaş Kızıl Ordu için bir felaket olmuştur. Malzemelerin büyük kısmı nehre yuvarlanarak kaybolmuşlardır.

 

Daha sonra Mao Tse Tung, sözkonusu çatışmayı Edgar Snow’a anlatırken, Kızıl Ordu’nun taşıma hayvanlarının üçte ikisini ve yüzlece askerini yitirdiğini söyleyecektir. Mao’nun anlatımıyla bu düz yürüyüş istikametini Li De (Otto Braun) planlamıştır ve yürüyüşü de O yönetmiştir... Edgar Snow olaylara asıl olarak Mao Tse Tung’un penceresinden bakmaktadır. Çin’de adı Li De olan Otto Braun ise, Komintern’in Çin Komünist Partisi içindeki yetkili kişisidir. Aynı kişi Uzun Yürüyüş’ün de öndegelen sorumlusudur...

 

Mao Tse Tung, Uzun Yürüyüş sırasında da Komintern çizgisine karşı iktidar mücadelesi vermekteydi. Bu nedenle sözkonusu yenilginin tüm sorumluluğunu Otto Braun’un omuzlarına yükleyerek kavgasında üstün çıkmayı düşünmüş olabilir. Fakat şüphesiz bu satırları yazanın sözkonusu olay üzerine bilgileri kesin yargılara varmasını sağlayacak derinlikte değillerdir. Yine de sonuçta, Hsi Nehri yenilgisinin ardından yapılan ilk politbüro toplantısında Mao Tse Tung’un parti ve ordu yönetiminde tüm ipleri elegeçirebilmiş olması, sürmekte olan parti içi iktidar kavgasında bu yenilginin nasıl bir rol oynamış olduğunun göstergesidir. Ve aynı kavganın devamı, Uzun Yürüyüş’ün daha ileri aşamasında, batı Çin’in Szechwan Bölgesi’nin kuzeyinde yaşanacaktır. Daha önce bölgeye yerleşip bir sovyet yönetimi oluşturmuş olan IV. Kızıl Ordu’nun komutanı Zhang Guotao (Chang Ku-t’ao) tarafından misafir edilen Mao, derin şüpheler içinde alanı terkedecek ve tüm telsiz şifrelerini değiştirecektir. Mao Tse Tung yönetimindeki güçleri ağırlamış olan IV. Ordu komutanı Zhang Guotao’yu dramatik bir gelecek beklemektedir. Komintern çizgisine yakın olan Zhang Guotao, Mao’nun operasyonları sonucu ileride tüm konumunu yitirecektir... Yine aynı kavganın uzantıları daha ilerideki iç savaş dönemlerinde ve devrimden sonra yaşanacak olan dramatik gelişmelerde, Mao’nun başarısızlıkla sonuçlanan “Dev Adımlarıyla İleri” ve ardından “Kültür Devrimi” politikalarında ve diğer bazı gelişmelerde de açıkça yansıyacaklardır. Sonunda uzun bir süre için tüm Sovyet- Çin ilişkileri kopacaktır...

 

Sonunda Kızıl Ordu, batı da konumlanmış Guizhau (Kweichow) Eyaleti’nin kuzeyinde yeralan ve Kuomintan güçlerinin denetimlerinde olan Zunyi (Tsun-i) kentini 7 Ocak 1935 günü zaptedecektir. Çin Komünist Partisi politbürosu bu kentte hemen bir konferans örgütleyecek ve Mao Tse Tung parti içinde tam bir egemenlik sağlayarak tartışılmaz başkan konumuna yükselecektir... Bilindiği gibi Mao, 1934’de yeniden Tüm Çin Sovyetleri’nin başkanı seçilmişti zaten ama, kesin sayılabilecek parti içi otoritesini bu toplantıyla birlikte sağlamıştır. Aynı toplantıda Mao, Kızıl Ordu’nun başkomutanı konumuna da yükselmiştir... Otto Braun’un elindeki liderlik sorumlulukları alınmıştır... Mao, saflarına çoğu yeni katılan 35 bin acemi askerle birlikte geldikleri yoldan Zunyi (Tsun-i) kentini terkederek güneye ve batıya doğru yoluna devametmiştir. Çünkü, Zunyi kentinin 150- 200 km kadar kuzeyinden akan Yangtze Nehri’ne giden yol Kuomintang birlikleri tarafından kesilmiştir. O bölgeden nehri geçip, kuzeye, yeni elverişli üslerine doğru gidebilmeleri olanaksızdır.

 

Artık yeni taktikler uygulanmaya, ilerleyişleri için keşfedilemeyen yollar kullanmaya başlamışlardır. Ters yönlere hareket eden eşler kullanmaya başlamışlardır. Bu şekilde asıl istikametlerinin bulunmasını olanaksız kılmaya yarayan taktikler geliştirmişlerdir... Aynızamanda Mao, Kızıl Ordu birliklerini küçük guruplara ayırmıştır...

 

Çin Komünist Partisi tarihinin en büyük askeri önderlerinden biri sayılan Peng Deuhai, Zunyi’den çekilişte, Zunyi yolunu kesen Loushan geçidine yaklaştıkları zaman, adamlarını iki misli hızla harekete geçirmiştir. Kuomintang güçleri geçidin diğer yakasına 200 yard (183 metre) kadar bir mesafedelerken, Peng Deuhai’nin adamları onlardan birkaç dakika önce yetişip geçidi tutabilmişlerdir. Geçidi nefes nefese tutabilen Peng Deuhai’ye bağlı birlikler, iki gün içinde Kuomintang birliklerini ezip parçalamışlardır. Yenilen düşman güçlerinden üç bin kadar asker dağlara kaçarken, iki bin kadarı da Peng Deuhai’nin askerleri tarafından esir alınmışlardır. Ayrıca komünistler bin tüfek ve 100 bin atışa yetecek mermi elegeçirmişlerdir. Diğer yandan, Yangtze Nehri’nin güneyden gelen kollarından biri olan -gidiş yolunun ters istikametindeki- Wu Nehri’nin (Wu Jiang) kıyılarında Kuomintang generallerinden Wi Qiwei’nin güçleri çembere alınmış ve 1800 asker silahlarını bırakmış, bunlardan 800 tanesi komünistlerin emrine girmiştir... (Not 12)

 

Yürüyüşçüler, 1935 Mayıs ayının ilk günlerinde ülkenin güneybatısına, Burma- Laos- Vietnam sınır üçgeninde konumlanmış olan Çin’in dördüncü büyük ve maden zengini Yunnan Eyaleti’ne geldikleri zaman, Yangtze Nehri’nin kuzey kıyısına geçebilmek için Kuomintang birliklerini yanıltacak ustaca manevralar yapmışlardır... Edgar Snow’un anlatımıyla, bu bölgede nehir çok hızlı ve büyük bir su kütlesi ile akmaktadır... Chiang Kai-shek  birlikleri nehrin kuzey kıyısına yerleşmişlerdi ve komünistleri avlayacaklarından emin beklemekteydiler. Nehrin güney kıyısındaki Kızıl Ordu önce hızla batıya, Lengkai’ye doğru ilerledi. Oradaki botlar yakılmıştı ve Kuomintang pilotları komünistlerin bambu köprü inşaettiğini rapor ettiler. Chiang Kai-shek, köprü yapımının haftalar alacağını ve kızılları karşılamak için vaktinin olduğunu düşündü. Fakat komünist birlikleri gece vakti aniden tamanen ters istikamette yola düzülerek bir gün içinde olağanüstü bir çabayla 136 kilometre yol alıp diğer feribot geçiş yerine gece geç vakit yetiştiler. (Herhangi bir ordunun 24 saat boyunca hiç uyumadan normal ve tempolu yürüyüş hızıyla ilerlediğini düşünecek olursak, azami 100 km kadar gidebileceğini görürüz ve aynı zaman dilimi içinde alınmış olan 136 km’nin ne anlama geldiğini ozaman belki daha iyi anlayabiliriz.) Komünistler üzerlerine Nankin- ünüformaları giydiler ve geçiş yerinin hemen yanında üstlenmiş düşman alayını ve yakındaki kente bulunan garnizonu silahsızlandırdılar... (Nanking/ Nanjing, daha önce yazdığım gibi 1927- 38 yıllarında Kuomintang rejiminin veya Chiang Kai-shek diktatörlüğünün başkenti olmuştur. Nankin- ünüformaları ifadesi, Chiang Kai-shek birliklerinin ünüformaları anlamına kullanılmaktadır.

 

Botlar nehrin kuzey kıyısında durmaktaydılar. Komünistlerin zorlamaları ile bir köylü karşı kıyıya bağırıp, Kuomintang askerlerinin o tarfa geçmek için bot istediklerini söyledi... Bu bölgede Altın Kumlar Nehri olarak anılan Yangtze Nehri, bulundukları Yunnan ile hemen kuzeyindeki Szechwan (Sichuan) bölgesi arasında boydan boya sınırı oluşturmaktaydı ve komünistler düşman ünüformaları ile karşıya, Szechwan tarafına sessizce geçip Chiang Kai-shek askerlerinin garnizonlarının ortasına dek girdiler. Çatılmış silah kümelerine elkoyarak garnizonu olaysız teslim aldılar...

 

Ertesi gün öğle yemeği saatlerinde Kızıl Ordu’nun ana birlikleri hızlı bir yürüyüşle geçiş alanına ulaşmışlardı ve altı büyük bot dokuz gün içinde tüm Kızıl Ordu birliklerini karşıya, Szechwan (Sichuan) Bölgesi’ne geçirecekti... Onlar karşıya geçtikten iki gün sonra aynı yere yetişen Chiang Kai-shek birlikleri, yaklaşık 200 li (100 km) uzaklıktaki diğer feribot geçiş noktasını kullanmak zorunda kalacaklardı...

 

Chiang Kai-shek birlikleri komünistleri ellerinden kaçırmışlardı ama, kuzeye doğru yollarına devameden komünistlerin geçmek zorunda kalacakları Szechwan bölgesindeki stratejik Tatu Nehri’nin feribot geçiş yerlerini ve köprüsünü tutacaklardı. Burası, Szechwan (Sichuan) Bölgesi’nin batısında yüksek karlı dağlarla kaplı bir alandı. Yazılanlara göre, aynı nehrin aktığı yerde daha önce birçok ordu ağır yenilgilere uğramıştı... Taiping İhtilali (Büyük Barış Devrimi, 1850- 64) sırasında da prens Shih Ta-k’ai komutasındaki 100 bin kişilik bir ordu aynı geçitte Manchu birlikleri tarafından çembere alınıp imha edilmişti. Fakat komünistler Shih Ta-k’ai’nin serüvenini önceden biliyorlardı... Kullandığı feribot (yük, araç taşıma gemisi) ile ordunun Yangtze Nehri’nden karşıya geçişini sağlamış olanlardan Zhang Chaoman, devrimin ardında da aynı yerde aynı işini sürdürecekti...

 

Güneyden, Yunnan’dan kuzey istikametine doğru Yangtze Nehri’ni geçerek  Szechwan’a ayakbaşmış olan komünistler, önlerinde daha zor bir iş olduğunu biliyorlardı. Çin’in batısındaki Szechwan’ın da batısında, Tibet’in doğusunda, kuzeyden güneye dimdik inen 7 000- 4 000 metre yüksekliklere sahip Daxue Shan’ın (Ta- hsüeh Shan, Ta- hsüeh Gökseli veya Dağı) en kuzey zirvelerinden doğup derin dağ yarıkları boyunca dimdik güneye inerek Hanyuan’da doksan derecelik bir açı yapıp doğuya döndükten sonra 200 km kadar daha bu istikamette akan ve ardından kuzeye doğru kısa bir kıvrım yaparak -maden pazarı konumundaki- büyük Wutunghliao (Wutongqiao, Wu-t’ung-ch-i’ao) kentinde Min Nehri (Min Chiang, Min Jiang) ile birleştikten sonra yönünü tekrar güneye çevirip Yangtze Nehri’ne karışacak olan Tatu Nehri’ni (Dadu He, Tatu Ho) geçerek daha kuzeye ilerlemek zorundaydılar.

 

Dağlık arazide derin dik vadilerin içinden akan Dadu He’yi (Tatu Ho) geçmek, Yangtze Nehri’ni geçmekten çok daha zor bir iş olacaktı ve eğer başaramazlarsa Uzun Yürüyüş’ün ve belki de tüm Kızıl Ordu’nun sonu gelecekti. Çin tarihinin akışı kökten değişecekti... Daha önce de kısaca yazdığım gibi Çin tarihi içinde aynı nehri geçmeye çalışan birçok ordu yokolmuştu ve yaklaşık yetmiş yıl önce prens Shih Ta-k’ai komutasındaki 100 bin kişilik Taiping İhtilali (Büyük Barış Devrimi) ordusu  aynı yol üzerinde imha edilmişti. Çünkü, Prens Shih Ta-k’ai, oğlunun doğumunu kutlamak için üç gün mola vermiş ve merkezi Manchu monarşisinin güçlerine toparlanıp manevra yapma zamanı kazandırmıştı. Komünistler bunu biliyorlardı ve vakit kaybetmeye hiç niyetleri yoktu... Sadece Chiang Kai-shek’in kendilerininkinden defalarca üstün askeri güçleriyle değil, doğanın yarattığı olağanüstü engelerle de mücadele ederek ilerlemek zorundaydılar. Ve düşmanın onları havadan avlayabilecek savaş uçakları vardı.

 

Karşıya geçen komünistler vakit yitirmeden Altın Kumlar Nehri (Yangtze Nehri) kıyıları boyunca hızla kuzeye doğru ilerlemeye başladılar. Kısa süre sonra Burma ve daha kuzeydeki Tibet sınırının doğusuna düşen coğrafya da çinli olmayan yerli aşiretlerin topraklarına girdiler. Loloistan olarak adlandırılan bu topraklarda kendi başına buyruk savaşçı “beyaz” ve “siyah” Lolo aşiretleri yaşamaktaydılar... Edgar Snow’un anlatımıyla, Lolo halkı geleneksel olarak Çin egemenliğinden nefret etmekteydi ve Çin ordu birliklerinin bu bölgeye ağır kayıplar vermeden girebildikleri olmamıştı. Bölge hep bağımsız kalabilmişti...

 

Komünistler düşmanlarının aynı “beyaz” güçler olduğu konusunda Lolo halkını ikna edip onlarla dost olabildiler. Onlara, komünistlerin tüm azınlıkların haklarına saygı duyduklarını, iktidara gelirlerse hepsine otonomi vereceklerini, halen iktidarda olan ve azınlıkları ezen “beyaz”lardan farklarını anlattılar. Lolo’lar kendilerini savunmak için komünistlerden silah ve cephane isteyince, onu da verdiler. Ve Kızıl Ordu komutanlarından Liu Bocheng (Liu Po-ch’eng) en üst aşiret reisi ile kan kardeşliği yemini adına yeni kafası kesilmiş bir pilicin kanını reisin gözleri önünde içti. Eğer bunu beceremeseydi, işler karışabilirdi... Böylece sadece bölgeden güvenlik içinde geçme olanağını elde etmediler, aynızamanda birliklerine yeni Lolo savaşçıları kazandılar. Lolo’ların yüzlercesi, düşmanları olan Kuomintang güçlerine karşı savaşmak için Kızıl Ordu’ya kaydolup komünistlerle birlikte Tatu Nehri’ne (Dadu He) doğru yola düzüldüler. Bunlar araziyi çok iyi tanıdıkları için aynızamanda kılavuzluk yapıyorlardı... (Not 13)

 

Tatu Nerhri’ne (Dadu He, Tatu Ho) ilk olarak Lin Biao’nun komutasındaki I. Kolordu’ya bağlı öncü birlikler ulaştılar. Yürüyüşün son günü Loloistan’ın sık yapraklı ormanlarının içinden geçtikleri için, Chiang Kai-shek’in pilotları izlerini tamamen yitirmişti. Sık ormanların arasından çıkınca, birden nehir kasabası An Jen Ch’ang ile yüz yüze geldiler. En zor hedeflerine 1935 Mayıs ayının ortalarında ulaşmışlardı... Tatu Nehri’nin karşı tarafını, nehrin kuzey yakasını Szechwan (Sichuan) Bölgesi’nin iki diktatöründen biri olan General Liu Wen-hui’ye bağlı tek bir alay korumaktaydı sadece. Nankin rejiminin (Chiang Kai-shek’in) yolladığı takviye birlikleri ve bölgeden sorumlu diğer generale bağlı askerler ortalıkta gözükmemekteydi. Tüm feribotların nehrin kuzey yakasında demirlemiş olmaları gerekirken, botlardan biri komünistlerin geldikleri güney kıyısındaydı. Karşıda bekleyen alayın komutanı bölgenin adamıydı ve yolları bildiği için komünistlerin gelişlerinin daha uzun zaman alacağını hesabetmişti. Yakınları ile buluşması için eşini nehrin güney kıyısına yollamıştı...  

 

Beş Kızıl Ordu birliğinin herbirinden onaltışar gönüllü güney kıyısındaki botu elegeçirip karşı kıyıya geçerek diğer botları da getirirlerken, kasabaya hakim tepelerde bekleyen komünistler de makineli tüfeklerini atışa hazır hale getirmekteydiler. Mayıs ayının ortaları olması nedeniyle nehir, dağlardan taşarak alabildiğine anaforlu akıntılarla yolalmaktaydı ve iki yakası arasındaki mesafe Yangtze Nehri’ninkinden de genişti. Elegeçirilen feribotun karşı kıyıya ulaşması iki saat almıştı... Karşıya geçen botun yolcuları düşman silahlarının önünde karaya ayakbasarlarker komünistlerin makineli tüfekleri takırdamaya başladılar. Makineli tüfeklerin temposuna karışan elbombalarının gümbürtüleri An Jen Ch’ang’ın sessizliğini bir anda bozmuştu ve üç Kuomintang savunma hattı da üst üste çabucak teslim alındılar...

 

Botlarla karşıya geçiş sondere ağır ilerliyordu ve nehrin akış hızının giderek artması nedeniyle işin üçüncü günü bir feribotun karşıya geçmesi dört saat almaya başlamıştı. Bu tempo ile ilerlenirse geçiş haftalar alırdı ve Kuomintang birlikleri tarafından çevrilip imha edilebilirlerdi. Chiang Kai-shek’in pilotları yerlerini keşfetmişti ve uçakların aralıksız bombardımanları başlamıştı- ozamanki uçakların ateş güçleri ve hızları şimdikilerle kıyaslanamayacak ölçüde zayıftı şüphesiz...

 

Elegeçirmiş oldukları An Jen Ch’ang’ın 400 li (200 km) batısında, nehrin daralıp çok derin bir yarıktan alabildiğine hızla aktığı yerde Liu Ting Chiao (Liu’nun Kurduğu Köprü) adlı bir asma köprü bulunmaktaydı. Burası, Tibet’in doğusundan akan Tatu Nehri’ni (Dadu He, Tatu Ho) geçebilmeleri için son şanslarıydı. Yitirecek zamanları yoktu. Kızıl Ordu’nun asıl gövdesi nehrin güney kıyısından batıya doğru hızla yürürken, karşıya geçebilmiş olanlar da onlarla bağlantıyı yitirmeden kuzey kıyıdan aynı istikamete doğru ilerlemeye başlamışlardı. Köprünün bulunduğu tepelere doğru nehrin iki yakasından alabildiğine hızlı bir tempo ile ve sadece yemek zamanları on dakika istirahat vererek yürümekteydiler. Geceleri ceplerindeki pilli elektrik lambaları ile yollarını aydınlatıyorlardı ve nehrin karşı yakasındaki yürüyüş kolu ile bağlarını kaybetmemeye çalışıyorlardı. Politik komiserler sürekli konuşuyorlardı ve diğerleri dinliyorlardı. Yani, biryandan kesintisiz eğitim veriliyordu ve belki bu olay da onları diri tutuyordu...

 

İnatla ve inanılması güç bir hızla aradan iki gün geçtikten sonra, 29 Mayıs 1935 günü Liu’nun Kurduğu Köprü’ye ulaştılar... Bir askeri birliğin saatte normal olarak 4- 5 km hızla yürüdüğünü ve her saat başı on dakika istirahat ettiğini ve yine cebri/ zorlama yürüyüşlerde sadece bu on dakikalık dinlenme sürelerinin kaldırıldıklarını bilirseniz, sözkonusu 200 km mesafenin iki gün içinde alınmış olması gerçeğinin ne anlama geldiğini sanırım daha iyi anlayabilirsiniz. Bu, iki gün boyunca hiç uyumadan yürümek ve ardından savaşa girmek anlamına geliyordu. Böylesi ancak olağanüstü derin bir psikolojik konsantrasyon ile mümkün olabilirdi. Sanırım politik komserlerin sürekli konuşmaları askerlerin inançlarını pekiştirmiş, onları diğer tüm sorunlarından kopartarak bu işi başaracak biçimde hipnotize etmişti...

 

Yürüyüşün ikinci günü, nehrin güney yakasında ilerlemekte olan asıl Kızıl Ordu gövdesine bağlı askerler, kuzeye geçmiş yoldaşlarının yollarının Szechwan’da bulunan Kuomintang birlikleri tarafından kesilmiş olduğunu göreceklerdi. Ardından hafif çatışma sesleri işiteceklerdi. Karşı yakaya daha büyük takviye Kuomintang güçlerinin gelmekte olduğunu askeri dürbünleriyle farkedeceklerdi. Gelmekte olan takviye birlikleri komünistlerle yarışırcasına köprüye doğru ilerlemekteydiler. Bunun üzerine tempolarını daha da hızlandıracaklardı... Kızıl Ordu’nun öncü elit birlikleri, karşı yakada ilerleyen takviye beyaz birlikleri geride bırakacak ve sonunda onları gözden yitireceklerdi. Görülmemiş bir hızla giderek takviye beyaz güçler yetişmeden köprüyü elegeçirmek istiyorlardı. Yoksa durumları çok büyük bir tehlike altına girecekti. Beyazlar daha sık mola vermekte, daha ağır ilerlemekteydiler. Edgar Snow’un dediği gibi, belki de bir köprü uğruna ölmek istemedikleri için işi ağırdan almaktaydılar...  

 

Tarihi asma köprü 1701 yılında inşaedilmişti. İki yaka da beton bloklardan oluşan köprü ayakları vardı. Bunlara tutturularak gerilmiş yüz metre kadar uzunluktaki halatlarla karşılıklı kıyılar arasında bağ kurulmuştu. Halatlara kilitlenmiş 16 ağır zincire asılmış 2.8 metre genişliğinde bir taban, geçiş platformu bulunmaktaydı. Üzerine basılacak bu zemin, iki yanda uzanan kalın zincirlerin üzerine kısa aralıklarla oturtulup sıralanmış kalaslardan oluşmaktaydı. Komünistler buraya geldikleri zaman sözkonusu zeminin yarıdan fazlası kaldırılmıştı. Köprünün ortalarında çırılçıplak karşılıklı iki zincir uzanmaktaydı...

 

Karşı kıyıya, köprünün kuzey ayağının dibine bir ağır makineli tüfek yuvası yerleştirilmişti. Silahın namlusu komünistlerin geldikleri güney kıyısına yönelikti. Daha geride bir Kuomintang alayı (beyazlar) beklemekteydiler. Askeri bakış açısıyla Kuomintang güçlerinin köprüyü tamamen tahrip etmeleri gerekirdi ama, Szechwan (Sichuan) halkı köprüler konusunda çok hassastı. Yeniden bir benzerini inşaetmek çok pahalıya malolacaktı. Ve zaten taban kaldırılmış olduğu için, ağır makineli tüfek ateşi altında kızılların zincirlerin üzerinde emekleyerek, zincirlere asılarak köprüyü geçmeye kalkışabileceklerini insanlar tahmin edemezlerdi.

 

Komünistler için kaybedilecek zaman yoktu. Düşmanın takviye birlikleri yetişemeden köprünün fethedilmesi gerekiyordu. Birkez daha gönüllüler arandı. Kızıl askerler birbirlerinin ardından yaşamlarını feda etmek için ileri çıktılar. Bunların arasından otuz tanesi seçildi. El bombaları ve Mauser tüfekleri sırtlarına yerleştirildi. Gönüllüler birbirlerinin ardından demir zincirlerin üzerinden emekleyerek ilerlemeye başladılar. Yavaş yavaş ilerlemeye çalışan bu kızıl gönüllülerin üzerlerine düşman makineli tüfeği ve keskin nişancıları ateşe başladılar. En öndeki asker vurulup akıntıya yuvarlandı. Ardından bir ikincisi, üçüncüsü ama, diğerleri durmadılar ve köprünün ortasına dek geldiler. Köprünün karşı taraftaki döşemesi artık onları biraz koruyabiliyordu. Mermilerin çoğu ya buradan sekiyorlar, ya da takılıp kalıyorlardı. Üzerinde emekledikleri zincir çöktüğü için karşıdaki döşeme biraz yukarıda kalıyor olmalıydı... (Mauser veye Türkiye’de ünlenen adıyla “Mavzer”, Vaktiyle Türk Ordusu'nun da kullandığı mekanizmalı, uzun namlulu, mermisi 2 000 metreye dek tesirli olabilen ve 7.92 mm namlu çapı olan çok ünlü Alman piyade tüfeğidir. Tüfek adını veya markasını, bulucusundan, çizimini yapandan alıyor ve farklı modelleri bulunuyor.)

 

Edgar Snow’un anlatımıyla... “Szechwan askerleri daha önce böyle savaşçılar görmemişlerdi. Köprüyü geçmeye çalışanlar bir tas pirinç için askerlik yapanlara benzemiyorlardı. Kazanmak için canlarını vermeye hazır gençlerdi bunlar. İnsanmıydılar, çılgınmıydılar, yoksa tanrımıydılar? Köprüyü savunanların moralleri etkilenmişti? Belki bu nedenle öldürmek için ateş etmeyeceklerdi? Bu nedenle belki bazıları saldıranların başarıya ulaşmaları için içlerinden gizlice dua etmişlerdi? Sonunda, köprünün zinciri üzerinde emekleyenlerden biri el bombasını tam isabetle makineli tüfek yuvasına atabildi. ‘Milliyetçi’ subay, köprünün kalan son tahta döşemelerinin de yakılması emrini verdi. Fakat artık çok geçti. Daha fazla Kızıl’ın emekleyerek gelmekte oldukları gözüküyordu. Paraffin döşemeye fırlatıldı ve alev aldı. O sırada yirmi kadar Kızıl daha elleri ve dizleri üzerinde emekleyerek yetiştiler ve makineli tüfek yuvasına üst üste elbombaları düşmeye başladı.” (Paraffin, yemek masalarında veya doğum günü pastalarının üzerlerinde yakılan mumların yapımından fiziki tedavilere dek çok amaçlı kullanılabilen yanıcı bir petrol türevi.)

 

“Birden Güney kıyısında kalanlar, ‘Yaşasın Kızıl Ordu! Yaşasın ihtilal! Yaşasın Tatu Ho’nun kahramanları!’, diye sevinç içinde haykırarak ateşe başlamışlardı. Düşman karmakarışık bir kaçışla geri çekiliyordu. Saldıranlar, yanmakta olan kalasların üzerinde, vücutlarını yalayan alevlerin içinde, tüm hızlarıyla koştular ve düşmanın makineli tüfek yuvasının içine sıçrayıp namluyu kıyıya- karaya doğru çevirdiler.” 

 

Artık daha fazla Kızıl yardıma gelmekteydi. Düşman askerleri kaçmaktaydılar. Birkısmı da saldıranların saflarına geçmişlerdi. Orada yüz kadar Szechwan askeri tüfeklerini atarak Kızıl Ordu saflarına katılacaklardı. Kızıl Ordu’nun tümü birkaç saat içinde Tatu Nehri (Tatu Ho veya Dadu He) köprüsünden geçecekti. Bir Kuomintang uçağı yükseklerden olanları gözlemekteydi. Chiang Kai-shek’in planları bir kez daha suya düşmüştü. Komünistlerin ise gelecekle ilgili umutları aydınlanmıştı... Kaynaklardan birine göre, gönüllülerden yedi tanesi ölecek, 22 asker ise sağ olarak köprünün karşı kıyısına ulaşabilecekti. Bir başka kaynağa göre ise, gönüllülerden sadece 22’si saldırıya katılmışlardı ve bunların 18 tanesi hedeflerine ulaşabileceklerdi...     

 

Tatu Ho’yu aşabilmelerinin ardından komünistler Szechwan’ın batısında sürecek olan ilerlemelerinde relatif özgürlüğe kavuşmuşlardı. Yine çatışmalar olacaktı ama, Chiang Kai-shek birliklerinin baskıları azalacaktı, eskisi gibi komünistlerin önlerini kesemeyeceklerdi. Askeri insiyatif artık komünistlerin ellerine geçmişti. Buna karşın, hedeflerine ulaşabilmeleri için daha 3 200 km yürümeleri, yedi yüksek dağ zincirini aşmaları gerekiyordu...

 

Tatu Ho’nun kuzeyinde komünistleri 5 000 metre yükseklikte “Büyük Karlı Dağlar” beklemekteydi... Sözkonusu yüksek dağ zincirini aşma serüveni, özellikle oksijen yetersizlikleri ve diğer zorluklar sonucu büyük kayıplara yolaçacaktı. Bu aşama, yürüyüşün en zorlu doğa mücadelesi haline dönüşecekti...

 

Yürüyüşçüler 20 Temmuz 1935 günü kuzeydoğu Szechwan’da, daha önce bölgeye yerleşmiş Zhang Guotao komutasındaki IV. Kızıl Ordu ile birleştiler. Zhang Guotao'nun oluşturduğu güvenlikli sovyet bölgesine yerleştiler. Burada yaralarını sarmak, geçtikleri yolun hesabını çıkartmak amacıyla uzun bir dinlenme arası verdiler... IV. Kızıl Ordu bu üssünü 1933 yılında oluşturmuştu. Aslında Çin Komünist Partisi’nin ilk kurucularından olan Zhang Guotao’nun komutasındaki sözkonusu ordu, Honan- Hupeh- Anhui bölgelerinde kurulmuştu. Merkezi Çin’de bulunan Honan üzerinden batıdaki Szechwan’a gelip yerleşmişti. Mao Tse Tung önderliğindeki Kızıl Ordu bölgeye geldiği zaman, IV. Ordu’nun sayısı 50 bini bulmaktaydı ve sonuçta komünist güçlerin sayıları toplam olarak yeniden 100 bine yaklaşmıştı... Mao Tse Tung, Chu Teh ve politbüro üyelerinin çoğunluğu kuzeybatı Çin’e doğru yollarına devametme konusunda kesin karar alacaklardı... 

 

Dokuz ay önce Kiangsi’den birinci, üçüncü, beşinci, sekizinci ve dokuzuncu ordu birlikleriyle ve yaklaşık 90 bin kişiyle yürüyüşe başlamışlardı. Şimdi 45 bin kişiydiler ama, bulunmayanların hepsi de ölmüş veya esir alınmış değillerdi. Birkısım askerlerini geride yoksul köylüler arasında partizan gurupları örgütlemeleri için kendileri bırakmışlardı ve yolboyunca yüzlerce tüfek elegeçirip askerlerine dağıtmışlardı. Yeni birsürü dost ve düşman edinmişlerdi. Köylüler uzaklardan hediyelerle, yiyeceklerle, binlerce jambon ile geliyorlar, onlara ikramda bulunuyorlardı...

 

Edgar Snow’un anlatımıyla, yürüyüşü kuzeye doğru sürdürme kararının temel iki nedeni bulunmaktaydı. Birincisi, iki ayrı güçlü Chiang Kai-shek ordusu bulundukları Szechwan Bölgesi’ne, doğu ve kuzey istikametlerinden girmeye başlamışlardı. Kuzeyden gelmekte olan Chiang Kai-shek ordusu, iki Kızıl Ordu gurubunun arasına bir kama gibi girmekteydi. Diğer neden ise, Szechwan’ı çevreleyen hızlı nehirlerden birinin yükselerek doğal engel oluşturması, iki ordu gurubunu birbirlerinden izole etmesiydi... Mao’nun Edgar Snow’a söylemediği üçüncü neden ise, IV. Kızıl Ordu’nun komutanı Zhang Guotao ile Mao Tse Tung arasında gelişen iktidar kavgası olmalıydı... Daha önce de sözedildiği gibi bu mücadele, Hsi Nehri yenilgisi üzerine Mao ve yandaşları tarafından tasviye edilmiş olan Komintern temsilcisi Otto Braun’a karşı verilmiş olan iktidar kavgasının devamıydı. Komünist Partisi’nin kurucularından olan Zhang Guotao, Komintern çizgisine sadık bir kişilikti...

 

Yürüyüşün başlangıcında Kiangsi’den yola çıkmış olan ilk Ordu Gurubu, 1935 yılının Ağustos ayı içinde kuzeye doğru yeniden yürüyüşe geçecekti. Geride, Mao’nun I. Ordusu’dan Chu Teh ve Li Hsien-nien ile birlikte IV. Ordu’dan Hsu Hsiang-ch’ien’i bırakacaklardı. Komutanı Zhang Guotao’u (Chang Kuo-t’ao) ile birlikte IV. Ordu’da bütünüyle geride, Szechwan’da bırakılacaktı... Uzun Yürüyüş’ün bu aşamasında, Yüksek Karlı Dağlar’a ve Büyük Otlaklar Ülkesi’ne doğru yola çıkılırken Mao Tse Tung ile Chang Kuo-t’ao (Zhang Guotao) arasındaki iktidar kavgası açıkça yansımaya başlamıştı. Mao’nun Edgar Snow’a çıtlattığı kadarıyla kavga, asıl üssün nerede kurulacağı üzerine gelişmekteydi. Diğer anlatımlara göre ise, aslında kavga, parti içindeki Komintern kliği ile Mao Tse Tung kliği arasında verilmekteydi ve olayın boyutu Mao’nun Edgar Snow’a yansıttığından çok daha büyüktü.

 

İki klik arasındaki mücadele, Mao Tse Tung’un telsiz iletişiminde kullanılan şifreleri değiştirmesine yolaçaçak kadar ciddi boyutlara ulaştığına göre, ikinci anlatım daha inandırıcı gelmektedir... Bu ikinci anlatıma göre Ye adlı IV. Ordu komutanı “kurulan tuzak” hakkında Mao’yu bilgilendirmişti... Zhang Guotao’u komutasındaki IV. Ordudan -açıklanmayan bir nedenle- kaçarak Mao’nun I. Ordu’su ile yola çıkan Ye adlı generalin anlatımıyla, Chang Kuo-t’ao (Zhang Guotao), komutanlarından Xu Xiangqian’a, “üssü terketmiş olan Mao’nun ardından güçlü bir ordu yollayarak sonunu getirme konusunda ne düşündüğünü”, sormuştu. İleride Mao tarafından maraşal yapılacak olan sorunun muhatabı general Xu Xiangqian’da,  göya, “Siz hiç iki kızıl ordunun birbirlerine karşı çarpıştıklarına tanık oldunuzmu?”, biçiminde bir yanıt vermişti.  Sonuçta, kaçak Ye ve aynı öykünün diğer kahramanı Xu adlı generallerin “engellemeleri” sonucu Mao IV. Ordu’nun takibine uğramaktan "kurtulmuştu" vs..

 

Bilinemez ama, bu iki general Mao’ya yaranmak ve Chang Kuo-t’ao’nun (Zhang Guotao) tasviyesi için gerekli olan manevi zemini hazırlamak içinde sözkonusu öyküyü daha sonra uydurmuş olabilirler. Çünkü, Mao ve yanındakiler yürüyüş boyunca en uzun molalarını Chang Kuo-t’ao’nun himayesinde vermişler, kuzeybatı Szechwan’da 56 gün geçirmişlerdir. Bu süre içinde onlara yönelik herhangi düşmanca bir saldırı veya süikast girişimi olmamıştı. Ve şüphesiz dinlenmiş olarak ayrılacakları zaman değil ama, üsse il ulaştıkları zaman Mao ve birliklerinin en zayıf oldukları andı. Bu durumda herhangi bir saldırıya uğramayanların üssü terkederlerken takibedilmeye kalkılmaları düşüncesinin mantıki açıklamasını bulabilmek olanaksız denecek kadar zordur... (Not 14)

 

Yürüyüşün başlangıç üssü olan Kiansi Bölgesi yönetiminde çoğunluğunu oluşturanlar, Lin Piao, P’eng Teh-huai, Tso Ch’uan, Ch’en Keng, Chu En-lai ve Mao Tse Tung gibi parti yöneticileri, denetimlerindeki 30 bin askerle birlikte, Ağustos 1935’de, kendilerine 56 gün dinlenme olanağı sağlamış olan Szechwan'daki IV. Ordu üssünden, Szechwan ile Tibet arasındaki sınır bölgesinde yeralan Yüksek Karlı dağlara ve Büyük Otlaklar Ülkesi adlı yüksek platoya doğru yola çıkarlar. Önlerinde doğal engeller açısından en tehlikeli ve heyecan verici yolculuk durmaktaydı... Mantzu aşiretlerinin ve Tibet’in doğusunda yaşamakta olan göçebe Hsifan halklarının bölgelerinden geçerlerken, daha önce hiç rastlamadıkları birleşik bir düşman güçle karşılaşırlar. Paraları olmasına karşın satınalma olanakları yoktu. Silahlarını kullanamıyorlardı; çünkü, düşmanları onları görünmeden izlemekteydiler. Koyun satınalmaya giden birçok Kızıl asla geri dönmeyeceklerdir. Ormanların, çalılıkların arasında göremedikleri düşmanlarının atışlarına hedef olmaktadırlar, dar dağ geçitlerinde üzerlerine iri kayalar yuvarlanmaktaydı. Buraların halkı için çinlilerin kızıl veya beyaz olmaları farketmemekteydi. Mantzu ve Hsifan aşiretleri tüm çinlileri ayrımsız olarak düşman görmekteydiler.

 

Deniz seviyesinden 3 350 metre kadar yükseklikteki Büyük Otlaklar Ülkesi’nde yürüdükleri on gün boyunca yağmur yağacaktır ve insanla karşılaşmayacaklardır. Havanın ısısı donma noktasının altındadır. Bir başka deyişle ısı, Celsius ölçeği ile sıfır derecenin altındadır... Ağır yağmurun ıslattığı donmuş otların üzerinde, ot denizi içinde yürürlerken birçok hayvanlarını ve arkadaşlarını yitireceklerdir. Bölgenin ortalarına geldikleri zaman, yerli dağlıların kılavuzluğunda “keçi yolları”ndan geçerek platoyu aşabileceklerdir. Sözkonusu bölgeler Çin’e yaşam veren iki en büyük nehrin, kuzeydeki Sarı Nehir ile daha güneydeki Yangtze Nehri’nin doğduğu alanlardır.

 

Sonunda, kuzebatı da konumlanmış olan ve aynızamanda Çin’in Moğolistan sınırında yeralan ve halkının önemli kısmı Moğol olan Kansu/ Gansu Bölgesi’nin güney sınırlarına ayakbastılar. Önlerinde verecekleri daha birkaç savaş durmaktaydı... Chiang Kai-shek rejimi tarafından organize edilmiş olan ve yürüyüşün önünü kesmeye çalışan bazı yerli halk guruplarının oluşturdukları askeri güçlere karşı Kansu/ Gansu Bölgesi’nin güneyinde savaşmak zorunda kalacaklardır. Sonunda bu engelleri de aşarak kuzeybatı Çin’de bulunan Shensi Eyaleti’ne (Shen-hsi, Shaanxi), Çin Seddi’nin hemen eteğine geleceklerdir. Kendilerinden çok önce Shensi Eyaleti’nde kurulmuş olan küçük sovyet üssüne 20 Ekim 1935 günü yerleşeceklerdir... Bazı kaynaklarda yürüyüşün bitiş tarihini 25 Ekim 1935 olarak gösterilmektedir.

 

Edgar Snow’un ve ondan aktaranların yazdıklarına göre, Uzun Yürüyüş olarak tarihe geçen süreç tam 368 gün sürmüştür. Yolda geçen günleri içinde 235 gündüz, 18 gece yürüyüşü yapmışlardır. Toplam 100 gün dinlenmişlerdir- dinlenme sayılan bu yüz günün çoğu aslında hafif çatışmalarla geçmiştir. Kuzeybatı Szechwan’da, IV. Ordu karargahında 56 gün geçirmişlerdir. Bu en uzun dinlenme günleri dışında, yürümüş oldukları 8 bin kilometre boyunca sadece 44 gün istirahat etmişlerdir ve ortlama 183 yürüyüş kilometresine bir istirahat günü düşmektedir. Günlük ortalama yürüyüş hızları 38 kilometre olmaktadır. Konunun uzmanlarının kanısıyla, dünyanın bu en tehlikeli bölgesinde büyük bir ordu ile sözkonusu ortalama hızı tutturmak ve 368 gün yürümek olağanüstü bir olaydır... Yürüyüşleri boyunca, beş tanesi karlı olan 18 dağlık arazi ve 24 nehir geçmişlerdir. Toplan 12 değişik eyaletten geçerlerken irili ufaklı 62 kenti zaptetmişler, 10 değişik bölgesel savaş lordunun orduları ile çarpışmışlar ve merkezi hükümetin yolladığı değişik birlikler karşısında menavralar yapmışlar, savaşlar vermişlerdir. Onlarca yıldır Çin ordularının gitmedikleri altı değişik etnik bölgenin içlerine dek girip buralardan geçmişlerdir...

 

Diğer yandan bu müthiş etkileyici destansı olay tarihin en uzun propoganda yürüyüşü olmuştur. Komünistler yolları boyunca toplam 200 milyon kadar insanın yaşamakta oldukları bölgelerden geçmişlerdir ve halkla, yoksul köylülerle ilişkiler geliştirmişlerdir. Verdikleri savaşların arasında, kentlerde ve köylerde yığınları toplayıp konuşnuşlar yapmışlardır. Zenginlere ağır “vergiler” getirirlerken köleleri azad etmişlerdir. Özgürlük, eşitlik ve demokrasi üzerine vaazlar vermişlerdir. Hainler olarak niteledikleri yüksek bürokratların, büyük toprak sahiplerinin, vergi kaçakçılarının topraklarına elkoyup yoksullara dağıtmışlardır. Milyonlarca yoksul Kızıl Ordu’yu görme, bu gücün kendileri için ne anlama geldiğini kavrama olanağına sahibolmuştur. Binlerce yoksul köylüyü silahlandırmışlar ve kızıl partizan birlikleri eğitmeleri için gerilerinde personel bırakmışlardır... Bazı kaynaklar Uzun Yürüyüş’ün sonunda hedefe Mao ile birlikte 4 000 kişinin ulaşabildiğini ve 12 500 km kadar yol alındığını yazmakla birlikte, Edgar Snow, tüm en gelişmiş doğru ölçümlerle yürüyüş mesafesinin 9 650 km ve hedefe ulaşanların da 7 000 kişi olduklarını söylemektedir.

 

Notlar:

 

Not 12: Başlangıçta Chiang Kai-shek’in ordusunun komutanlarından biri olan Peng Deuhai (1898- 1974), 1927 yılında Chiang Kai-shek sol guruplara saldırmaya başlayınca, Kuomintang’ı (milliyetçileri) terkederek 1928’de komünistlere katılmıştır. Ardından gerilla lideri olarak birbirini izleyen köylü ayaklanmaları içinde bulunmuştur. Uzun Yürüyüş sırasında Mao’nun emrindeki kıdemli komutanlardan biri olarak hizmet vermiştir. Çin- Japon savaşı yıllarında (1937- 45) komünistlerin askeri hiyerarşisi içinde ikinci kişi olmuştur. Kore savaşında (1950- 53) Çin kuvvetlerine komuta etmiştir. P’anmunjom’da 27 Temmuz 1953 günü imzalanan ateşkes/ mütareke dökümanında O’nun imzası vardır. Peng Deuhai 1954- 59 yıllarında savunma bakanlığı yapmıştır ve Mao Tse Tung’un politikalarını eleştirdiği için görevinden uzaklaştırılmıştır.

 

Not 13: Britannica’nın açıklamasına göre, kısaca, Burma’nın resmi dili Myanmar ile Lolo lehçesi aynı kökten geliyorlarmış. Her ikisi de Çin- Tibet dil gurubunun Burma- Tibet koluna ait imişler. Kısacası, Myanmar ile Lolo birbirlerine çok yakınmış. Zaten sözkonusu bölge Çin’in Burma ile olan sınırının yakınlarındadır... Piliç kanı içen Liu Bocheng’e gelince, O, kuzeybatı da kurulacak yeni kurtarılmış bölge de Kızıl Ordu’nun üç ana kolundan birinin komutanı olacaktır. Bir başka ifade ile, Lin Biao ve Ho Lung ile birlikte Kızıl Ordu’nun yardımcı başkomutanlarından biri olacaktır. Aynı yerde ve aynı zaman diliminde Kızıl Ordu’nun başkomutanlığını ise daha önce anılmış olan Zhu De (Chu Teh) ile Peng Dehuai (P’eng Te-huai) paylaşacaklardır.

 

Not 14: IV. Ordu komutanı ile ilgili sözkonusu öyküyü anlatan iki general, Mao Tse Tung tarafından sürekli korunup yükseltilmişlerdir... Çin Komünist Partisi’nin kurucuları ve politbüro üyeleri arasında yeralan IV. Ordu komutanı Chang Kuo-t’ao (Zhang Guotao), ileride, Kuomintang ile ikinci kez ulusal cephe kurulduktan sonra, 1938’de “milliyetçiler”le komünistler arasında gerçekleşen bir konferansa delege olarak yollanacak ve böylece iktidardan ustaca uzaklaştırılacaktır. Japon istilası yıllarında Chiang Kai-shek’in son başkenti olan Szechwan Bölgesi’nin en büyük kenti Chungking’de çok düşük bir politik güçle komünistlerin temsilcisi rolünde tutulacaktır. Böylece izole edilmiş olan Zhang Guotao, devrimden sonra da İngiliz kolonisi Hon Kong’a yerleşecek ve 1979’da Toronto’da ölecektir... Komutasında ki IV. (Kızıl) Ordu ise aynı günlerde Yeni IV. Ordu adıyla ve yeni komutanlarla reorganize edilecektir.

Eylül 2005

başa dön   

14- Shensi Sovyeti’nin kuruluş öyküsü, aynı sovyetin mimarı Liu Chih-tan’ın serüvenlerle dolu dramatik yaşam öyküsü ve Uzun Yürüyüş başlarken geride bırakılanların başlarına gelenler üzerine kısa notlar

 

http://www.sinbad.nu/