Yusuf Küpeli, “Terörist olduğum” yalanı ve hakımdaki wikipedia yalanları üzerine

 

(...) Google’de gözüken fotoğrafıma tıklayınca, sol yanında çift başlı kartal sembolü olan ve sözkonusu sembolün sağ yanında “Global Terörizm, Terör Örgütleri.com” adresi bulunan bir logo geliyor.  (not: Google'de yeralan sözkonusu fotoğrafıma basınca, yine aynı iftiraların gelip gelmediğini merak ettim ve denedim. Bilgiler aynı idi ama, bu kez logolarını değiştirmişlerdi. Artık çift başlı kartal yoktu. Yerini başka garip bir işaret almıştı. Sanki, benim duyurumun doğru olmadığını göstermeye ve kimliklerini gizlemeye çalışmaktaydılar. Gerçekte, başını iki bacağının arasına sokan kişi kendisini nekadar gizliyebiliyorsa, onlarda karanlık faşist kimliklerini okadar gizleyebilmekte idiler.- Y. Küpeli, 2014.04.06)

 

(...) burada yeralan adımdan, wikipedia denen garip “ansiklopedi”de yeralan Yusuf Küpeli maddesine ulaşılıyor. Beni terörist gibi tanıtmaya çalışan bu “Global Terörizm” sitesi, hakkımda doğru, tutarlı bilgiler olsa, wikipedia denen yeri referans olarak vermezdi herhalde...

 

“Terörist olduğum” yalanı ve hakımdaki wikipedia yalanları üzerine

 

Herkesin bildiği google adlı ünlü arama motorunda gözüken fotoğrafımın üzerine merakla tıklayınca, “terörist” olarak tanıtıldığımı şaşkınlıkla gördüm. Doğrusu, nasıl bir “terörist” isem, hangi terör eylemleri içinde yeralmış olduğum belirtilmemiş. Çünkü böyle birşey yok. Yaşamım boyunca herhangi bir terör eyleminin, kitlelerden kopuk terör eyleminin içinde bulunmadığım gibi, 1970 yılların başında yaşanmış bazı bu tip olayları durdurmaya çalışmış olduğumu, kitlelerden kopuk terörü eleştiren -sık yazılmış- 112 daktilo sayfalık bir kitabı Münir ile kaleme almış olduğumu herkes bilir. Özellikle de beni “terörist” olarak tanıtmaya, karalamaya, küçük düşürmeye çalışan bazı servisler, mafya örgütleri ve kitlelerden kopuk terör örgütleri ile iç içe çalışan bazı devlet servisleri, “terörist” olmadığımı çok iyi bilirler. Çünkü, sözkonusu kitap, daha yayınlanamadan ellerine geçti ve kitabın bazı paragrafları, kitlelerden kopuk teröre saldıran bazı paragrafları, terör guruplarını kışkırtıcı biçimde iddianameye alındı... Ayrıca, duruşmalar boyunca herhangi bir terör eylemi ile de suçlanamadım. Çünkü böyle birşey yoktu...

 

Tam 34 yıldır Türkiye dışında ve yaklaşık 33 yıldır da İsveç’te, Stockholm’de yaşamaktayım. Bu süreç içinde birçok göreceli ağır işlerde çalıştım ve son olarak dokuz yıl kadar İsveç’in en büyük posta dağıtım merkezinde çalıştıktan sonra emekli oldum. Yine bu arada, Türkiye toplumundaki demokrasi savaşımına katkıda bulunabilmek amacıyla Türkiye gerçeklerini açıklayan isveççe metinler kaleme aldım, dayanışma eylemleri örgütledim, binlerce dayanışma imzası topladım. Kaleme aldığım Türkiye gerçekleri ile ilgili bir metin, İsveç’in büyük “Genel İş” sendikası tarafından Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun Lizbon’da yapılan kongresine Türkiye raporu olarak götürüldü. Ve bu metnin yardımıyla, 13 Eylül 1989 günü Av. Halit Çelenk’i ve eşini İsveç’e getirtip misafir ettim. Halit Çelenk’i İsveç’in en önemli sendikalarının önderleri ile, İsveç’in en tanınmış hukukcuları ile onların merkezlerinde buluşturdum. Bunun yanında, 18 Eylül 1989 günü, Çelenk’in onuruna bir öğle yemeği verdim ve tanınmış hukukçuları, sendikacıları, demokrasi mücadelesinde öne çıkmış adları, basın mensuplarını buraya davet edip Halit Çelenk ile karşılaştırdım. Ayrıca, Halit Çelenk’e İsveç hapishanelerini gezdirttim vs. Bunlarla ilgili tüm metinler, fotoğraflar, imzalar elimdedir ve ayrıntıları başka zaman anlatabilirim... Aynı yıllarda, nasıl bir “terörist” isem, -Nazım Hikmet’ten madalya ve diploma almış olan- İsveç Barış Komitesi’nin sekiz kişilik merkez yönetim kurulunda görev yaptım...

 

Kaleme almış olduğum politik içerikli metinlerin birçoğunda, kitlelerden kopuk terörü mahkum eden, anlaşılır gerekçeleri ile mahkum eden bölümleri rahatca bulabilirsiniz. Bu gerçekle ilgili olarak, “bilgi denizinde bir yelkenli” sloganı ile 2003 yılından beri yayınlanmakta olan sinbad.nu adresindeki yazılarımı gözden geçirmeniz yeterlidir... Aslında, daha söylenecek çok söz vardır ama, şimdilik bukadarı yeterlidir kanımca... Aslında tüm bunları yazmama bile gerek yoktu ama, ahlaksızlık, kara çalma, sınırlı sayıda da olsa bazı kişileri etkileyebilir düşüncesi ile tüm bunları söylemek zorunda kaldım... Gerçekte, kişiliğime yönelik saldırılar, karalama çabaları, bu “terörist” yalanı ile başlamış değildir...

 

Google’de gözüken fotoğrafıma tıklayınca, sol yanında çift başlı kartal sembolü olan ve sözkonusu sembolün sağ yanında “Global Terörizm, Terör Örgütleri.com” adresi bulunan bir logo geliyor. Adresi, terororgutleri.com/thkp-c olan türkce site, tanıtıma göre, 13 Aralık 2013 günü yayınlanmaya başlamış. Umarım bu ahlaksızca faşit yalanlar en kısa sürede Google arama motorundan silinir. Yapılan ahlaksızca, çünkü, fotoğrafıma tıklanınca, “Global Terörizm, Terör Örgütleri.com” logosunun gelmesi ve yeniden aynı fotoğrafımın çıkması, bir terörist gibi tanıtılmaya çalışıldığımı açıkça göstermektedir. Bu, sonderece kışkırtıcı bir yalandır, iftiradır...

 

Yeniden fotoğrafımın yanındaki adrese tıklanınca, bu kez, thkp-c denen işle ilgili gerçeğe uymayan bilgiler geliyor ve burada yeralan adımdan, wikipedia denen garip “ansiklopedi”de yeralan Yusuf Küpeli maddesine ulaşılıyor. Beni terörist gibi tanıtmaya çalışan bu “Global Terörizm” sitesi, hakkımda doğru, tutarlı bilgiler olsa, wikipedia denen yeri referans olarak vermezdi herhalde. Beni terörist gibi tanıtmaya çalışanlar, wikipedia’yı referans olarak veriyorlar, çünkü, bu yer de hakkımda yalanlar yayıyor...

 

Herhangi bir yerde adımın yer alıp almaması, özellikle wikipedia denen yerde tanıtılıp tanıtılmamam, umrumda bile değil. Fakat beni tanıtacaklarsa eğer, doğru tanıtmak zorundalar. Bu wikipedia denen yer, yıllardır hakkımda yalanlar yayıyor...

 

Yaklaşık dört yıldan beri wikipedia, 1962 ve 1963 yıllarında Talat Aydemir tarafından yapılan darbe girişimlerine "karışmış" olduğumu belirtmesinin ardından, “(...) 1963'te birçok arkadaşıyla Kuleli Askeri Lisesi'nden atılarak orduyla ilişiği kesildi.”, diye yazmaktadır. Talat Aydemir’in Kuleli Askeri Lisesi ile ne gibi bir bağı olabilir ki? Sözkonusu başarısız darbe girişimleri nedeniyle Kuleli Askeri Lisesi’nden tek bir öğrencinin bile atılmadığını, buna karşın, duruşmalarda beraat etmiş olanlar dahil, 1459 Kara Harb Okulu öğrencisinin silahlı kuvvetlerden uzaklaştırıldıklarını, ve Kara harb Okulu’nun iki yıl mezun vermediğini herkes bilir. Bu nedenle, “Kuleli Askeri Lisesi’nden atılmış olduğum” yalanı, bilinçlidir, kasıtlı bir karalama çabasıdır. Aynen, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından teslim olduğumun ilanedilmiş olması gibi... Bu yalanları yaymaya çalışanlarla, “Kuleli Askeri Lisesi’nden atılmış olduğum” yalanını yayanlar ile, beni “terörist” olarak tanıtmaya çalışan ahlaksızlar arasında bağ olduğu, birtakım karanlık karakterlerin wikipedia’nın türkçe redaksiyonunu elegeçirmiş oldukları anlaşılmaktadır... Birde aynı kişiler, sinbad.nu adresini ve “Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi” adlı kitabı, yalanları için kaynak gösteriyorlar. Bu kaynakların herhangibirinde benim “Kuleli Askeri Lisesi”nden atılmış olduğum yazılmamaktadır...

 

Şu sıralarda Kuleli Askeri Lisesi kaç yıl bilemiyorum. Sanırım eğitime bir hazırlık sınıfı eklendi ve lise dört yıla çıktı.  Benim öğrencilik yıllarımda (1958- 61), askeri lise üç yıldı. Öğrencilerin sadece bir yıl sınıfta kalma hakları vardı. İkinci kez sınıfta kalacak olan okuldan hemen atılırdı ve zaten çok sınırlı sayıda öğrenci sınıfta kalırdı... Ben, 1958 yılında, 14 yaşında Kuleli’ye girdim ve üç yıl sonra, sınıfta kalmadan, 17 yaşımda, 1961 yılında diploma aldım ve Kara Harb Okulu’nun Menteş’te bulunan askeri kampına gittim. Okul komutanımız, Kurmay Albay Şefik Erensu, sınıf subayımız ise, okula başladığım yıl binbaşılığa terfi etmiş olan Bolulu Sabri Demirbağ (Köpek Sabri) idi... Wikipedia denen yerde, Kuleli Askeri Lisesi’ne 1958 yılında girmiş olduğum ve yine “1963 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nden atılmış olduğum”, yazılmaktadır. Bu nebiçim lise imiş ki, tam beş yıl sürmüş...

 

Ayrıca ben, Talat Aydemir’in darbe girişimlerinin herhangi birisine katılmadım. Sadece ve sadece olaylara tanık oldum... Olayların ilkinde, herkes gibi sömestir tatili için içtimada idim ve zaten bu ilk olayda Ankara’ya inilmedi... Başka zaman anlatırım... İkinci girişimde, 21 Mayıs 1963 günü yaşanan olayda ise, bitirme sınavlarına girmekte idik, subaylık hakkını almamıza bir hafta kadar birşey kalmıştı. Ertesi gün askeri psikoloji sınavımız vardı ve geceyarısı alarm çaldı... “Yangın var” sanarak alel acele giyinip, altı dahili, üstü eğitim kıyafeti ile aşağıya inmiştim... Trajikomik ve ahmakca olaylar... Sonra anlatırım... Talat Aydemir’in benim için bir anlamı yoktu ve O’nu zaten bir kez görmüştüm. Başarısız 22 Şubat 1962 darbe girişiminin ardından emekli edilince, Kara Harb Okulu Alayı’na bir veda konuşması yapmıştı. İşte bu konuşma sırasında O’nu görmüştüm. Talat Aydemir’in çok sınırlı sayıda öğrenci ile ilişkisi olduğu söylenmekteydi. Çoğunluk gibi benim de Talat Aydemir ile bir bağım olmamıştı ve olacaklardan da haberim yoktu. Ayrıca ben, o yıllarda İsmet İnönü için canımı bile verebilirdim... Uzun hikaye...

 

Wikipedia’da yazılmış olduğu gibi ben, SBF’de olaylara karışmadım, önderlik ettim. Bu THKP-C denen olay da anlatıldığı gibi değildir. Zaten bu nedenle, karmaşık uzun ayrıntılara girmemek için, kısa biyografimde sözkonusu olaydan sözetmedim. Yazılacaksa, doğrusunun yazılması lazım... Bu karmaşık karanlık olay, kitlelerden kopuk terör örgütlerini yaşatmak, bazı geçleri yalanların peşinden yeni tuzaklara sürüklemek amacıyla gerçekliğinden kopartılarak anlatılmaktadır. Sözkonusu olayın propogandası, terörün yaşamasını isteyen bazı devlet servisleri, kendilerine “kontragerilla” diyenler tarafından yapılmaktadır... Tüm bu nedenlerle wikipedia denen yerde yazılmış olanlar gerçeklerden uzak cıvık anlatımlardır...

 

Wikipedia’da yazıldığı gibi, Çayan ile yollarımız, Çayan’ın Kasım 1971’de cezaevinden kaçırılmasından (kaçmasından değil, kaçırılmasından) sonra ayrılmadı. Bu olaydan çok önce, Elrom’un kaçırılıp öldürülmesinden 20 gün kadar önce, tam sıkıyönetim ilanedildiği gün (sıkıyönetimin ilanedileceğinden habersizdik şüphesiz), insanları, askerleri toplayıp, yapılanların yanlış olduğunu, eylemlerin hemen durdurulması gerektiğini, bu işin Marksizm-Leninizm teorisine uymadığını anlatmıştım ve herkes beni onaylar gözükmüştü. Şüphesiz bu toplantıdan önce, Münir ile aramızda tartışmış, olanların yanlış olduğuna karar vermiştik ve zaten bu nedenle insanları toplayıp konuşmuştum. Neler yapılacağına, eylemlere, Mahir Çayan tek başına karar veriyordu ve bizlerin Elrom’un kaçırılacağından haberimiz bile yoktu. Yalnız, çok önceden, üç konsolostan birini kaçırabileceğini duyurmuştu ve bunun kararını da O, kendisi almıştı... Bizim Elrom’un kaçırılacağından haberimiz yoktu ama, İstanbul emniyetinde ikinci kişi konumunda olan Ilgız Aykutlu’nun en az 15 gün önceden Elrom’un kaçırılacağından haberdar olduğunu ve Elrom’un sözde tutulduğu evin dinlendiğini sonradan, duruşmalar sırasında öğrenecektik... Elrom’un kaçırılacağını bilmeden, Elrom kaçırılmadan 15- 20 gün kadar önce, İstanbul’a, Çayan’a, durması ve konuşmamız gerektiği üzerine haber yollayacaktık. Münir’ün anlatımı ile haberi İrfan Uçar götürmüştü. Çayan’ın yanıtı ise, “Si...sin o..pu çocukları!”, olmuştu... Daha uzun hikayedir...

 

Çok sonradan, Marksizm-Leninizm’i referans vererek yapmış olduğumuz eleştirilerin de boş olduğunu, bu işleri çeviren Çayan’ın, iktidara geleceğini sandığı bir ekiple ortak çalıştığını, anlayacaktım... “Teori” gevezelikleri inanılmadan söylenmiş ökselerden ibaretti. Bazı inanmış genç insanları uyutup kullanma aracı idiler sadece... Hapisten kaçırılmalarının ardından, Orhan Savaşcı ile görüşüp terörü durdurmaya çalışacaktım. Savaşcı’ya, “Yapmış olduğum o konuşma sırasında hepiniz görüşlerimi, yapılanların yanlış olduğu görüşünü kabuletmiştiniz!”, deyince, yanıtı, “Biz seninle dalga geçmiştik, seni işletmiştik; biz bildiğimiz yolda gideriz!”, olacaktı. Ve bu tip, arkasını dalgalandırarak, küçük dağları ben yarattım havasında çekip gidecekti... Fotoğrafım afiş yapılmış aranırken, benimle dalga geçmişler...

 

Kaçırma olayını ben, Halit Çelenk’in Tandoğan’da bulunan dairesinde akşam yemeği yerken duyacak ve ne olduğunu anlayamayacaktım. Şekibe Çelenk, “İşte şimdi çok kötü şeyler olacak!”, diye çığlık atacaktı. Ve ertesi gün, olayla bir alakam olmamasına karşın, benim gibi olayla alakası olmayan daha birkaç kişinin fotoğrafları, “işi yapan kişiler” olarak afiş yapılıp duvarlara asılacaktı. Aslında istihbarat birimleri işi yapanları bilmekteydiler ama, terörün sürmesini istedikleri için, onların değil, benim gibilerin fotoğraflarını afiş yapıp duvarlara asmaktaydılar... Olayı önceden bilen polis şefi Ilgız Aykutlu’nun, Türün-Tağmaç-Demirel ekibi ile bağı vardı ve bunların hedeflerinde karşı cunta ile birlikte Erim Kabinesi’de bulunmaktaydı. Bunu sonradan anlayacaktım...

 

Hakkımdaki yalanlar bilinçlidir ve pislikler yukarıda özetlenenlerden kat kat fazladır... Ayrıca ben, wikipedia’da yazılmış olduğu gibi 1983 yılında Türkiye’den kaçmadım. İnfaz yasasındaki değişiklik te 1983 yılında olmadı. Tüm bunlar bilinçli yalanlar ve karıştırmalardır... İdam cezası almak için uğraşmama karşın, herhangi bir terör eylemine karışmamış olduğum için ömür boyu hapis cezası aldım. O günlerde -emir komuta zinciri içindeki- sıkıyönetim mahkemeleri cezaları böyle bol keseden dağıtmakta idiler... Af yasasının ardından 1979 yılında çıkartılan infaz yasası sonucu, sekiz yıla yakın yatmış tüm ömür boyu hapis cezası almış olanlarla birlikte şartlı olarak tahliye edildim. Avukatım Cevat’ın başvurusu ile tahliye edildim...

 

Askeri darbenin gelmekte olduğunu biliyordum; olayların nasıl gelişebileceğini, 1978 yılında, Niğde Kapalı Cezaevinde, bir arkadaşla birlikte analiz etmiştik. Bu kez tüm siyasi partilerin, sağ veya “sol” kimlikli tüm siyasi partilerin kapatılacağını düşünmüştük. Kendimizi darbecilerin yerine koyarak düşünmüş ve bu sonuca varmıştık. Çünkü, silahlı kuvvetlerde kutuplaşma olduğu anlaşılmakta idi ve bir bölünmeyi engellemenin tek yolu, tarafların tümüne karşı gözükmekti... Bu analizi, kısaca ve acele ile yazarak, Niğde’ye gelmiş olan Uğur Mumcu’ya da vermiştim... Öncekilerden çok daha korkunç bir darbenin en kısa sürede gelmesini beklemekteydim. Bu nedenle, hemen yurtdışına çıkmak istemekteydim... Olacakları anlatmış olduğum şımarık bir zübükzade, ağzını yayarak, “yok yavv, birşey olmaz.”, diye büyüklük taslamaya kalkacaktı. Bu kirli tip, benden önce işini uydurup yurt dışına çıkacaktı...

 

Yaz başında (1979 yaz başı) Kocaeli (İzmit) Kapalı Cezaevi’nden şartlı olarak bırakılmamın hemen ardından, savcının sürece itirazı sonucu, yaklaşık üç ay kadar sonra, yeniden aranmaya ve saklanmaya başlayacaktım... O yılbaşını, 1979 yılında 1980 yılına girilen yılbaşını, Aksaray’da bir apartman dairesinde karanlıkta geçirecektim. Ev sahipleri misafirliğe gitmişlerdi ve ben ışıkları yakamazdım...  Saklanırken iki kez yakalanma tehlikesi atlatacaktım... Sonunda, Değişik bir yüz ve saçla, başkasının adına bir pasaport ile, 1980 baharında Türkiye’yi terkedecektim. Yani, wikipedia’da yazılmış olduğu gibi 1983 yılında değil, 1980 yılının baharında, askeri darbeden çok önce Türkiye’yi terketmiştim... Sonuçta, wikipedia’da yazılanlar yalan olduğu gibi, 1980’lerde bir gün biriyle, Hüseyin Ergun ile vs. görüşmüş olmam da olanak dışıdır...

 

Yurtdışında, radyo dinlerken, “teslim olduğumu” duyacak ve yerimden hoplayacaktım. Fakat şüphesiz dışarıya herhangi bir tepki vermeyecektim... Günümüzde “terörist olduğum” yalanını yaymaları gibi, darbenin hemen ardından da “teslim olduğum” yalanını yayarak beni aşağılamaya, küçük düşürmeye çalışmışlardı. Yalanlarının daha inandırıcı olması için, numaradan “aranan” bir ajanlarının, kullanmakta oldukları birinin Londra’dan gelerek yeri öpme gösterisi ile teslim olma tiyatrosunun yanında, bu kişi ile birlikte, benim adımı da “teslim oldu” biçiminde duyurmakta idiler. Teslim olan sözkonusu kişinin ispiyon olduğunu, kullanıldığını, 1970 sonbaharında kesinlikle tesbit etmiş, ve bu şahsı iki-üç kişinin yanında aramızdan kovmuştum. “Taman, sus sus, gidiyorum” diyerek ayrılan bu kişi, katıldığı Maocu gurupta uzun yıllar görev yaptıktan sonra, oradan da kopacaktı... Duyduğum kadarıyla şimdi artık aynı kişi varlıklı bir iş adamıdır... Anlaşılan, işportacı bir babanın oğlu olan bu kişi, ödüllendirilmiştir... Aslında olanlar çok daha uzun hikayedir ve adımın “teslim oldu” biçiminde bu kişi ile birlikte duyurulması, açık bir düşmanlığın ürünüdür. Devletin bazı organlarındaki kriminal faşist tipler, akılları sıra benden intikam almakta, beni aşağılamakta idiler... Sözkonusu kişiler halen de aynı yoldadırlar. Wikipedia’da yeralan yalanları yazanlarla, “terörist olduğumu” ve 1980 darbesinin hemen ardından “teslim olduğumu” ilanedenler aynı tiplerdir...

 

Kişiliğime yönelik tüm bu saldırılar, haksızlıklara, kötülüklere karşı olmaktan vazgeçmememin bir sonucudur. Aynı nedenle, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin liderlerinin, Kenan Evren’in ve diğerlerinin imzaları ile 7 Eylül 1983 günü vatandaşlıktan atıldım. Sözkonusu tarihte yayınlanmış olan resmi gazetenin bir nüshası ve bunun kopyaları elimdedir...

 

Hakkımda yalanlar yayanları şiddetle protesto ediyorum. Ve şüphesiz hakkımdaki yalanların yukarıda açıklamış olduklarımla sınırlı olmadıklarını biliyorum ve en büyük terörist örgütler bazı devlet servisleridir, diyorum...

 

Selamlarımla

 

2014- 03- 07

 

Yusuf Küpeli

Yusufk@telia.com

 

http://www.sinbad.nu/