"Büyük Ortadoğu" projesi ile, Orta Asya'ya doğru uzanan -ilintili- Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkaslar coğrafyasına istediği düzeni vermeye çalışan Beyaz Saray, "dini imanı olmayan para"dan başka birşeye tapınmayan Ankara adresli "elhamdülüllah Müslüman"çavuşlarını, kesintisiz ve sınırsız ırkçı siyonist şiddet ve etnik temizlik altındaki Filistin halkını uyuşturmakla görevlendirmiştir. Adları "Allah'ın hizmetkarı" ve "yatıştırıcı, uyuşturucu" anlamına gelen Ankara adresli

çavuş biraderler, bölgedeki birtakım "pürüzleri" ABD hesabına uyutup yatıştırmak işiyle görevlendirilmiştir. İleri askeri teknolojilerle İsrail yönetimine gebe durumda bulunan; ABD merkezli IMF ve Dünya Bankası gibi finans merkezlerine boğazına dek borçlu olan, ve halen kendi içinde bile barışı tam sağlayamayan Türkiye yönetiminin, böyle bir Ortadoğu "barış"ı işinin altından kalkacak gücü olmasa da, çavuş biraderler, Washinton hesabına birsüre "yatıştırıcı" tiyatrosu oynayabilir... Filistin'de katliam ve yıkım sürerken TBMM'de Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirini okuyarak "mazlum barışçı" maskesiyle sahneye çıkan ve Türkiye kamuoyunu dolandırmaya çalışan İsrail cumhurbaşkanının ve İsrail servislerinin yardımlarıyla, Türkiye yönetimi, bölgede yaşanan kirli gerçeklerin birsüre ve birmiktar perdelenmesini sağlayabilir. Öncelikle Filistin'de ve Lübnan'da sağlanabilecek kısa süreli politik-toplumsal afyonlanmışlık, -elinde 200'ü aşkın nükleer bomba olduğu bildirilen- ırkçı militarist israil yönetimine takılabilecek geçici bir "barışçı" maskesi, ABD'nin Irak'ta, Suriye'de ve İran'da işlerini daha rahat halletmesine, bu ülkelere yönelik saldırılarını daha iyi organize ederek pisliklerini dünya kamuoyunda bir ölçüde "meşrulaştırmasına" yardımcı olabilir... Ülkeyi içte ve dışta gırtlağına dek borçlandırmış din tüccarları da, tekrar "Osmanlı barışı" nı ihya etmiş "kahramanlar" rolünde biryandan ABD'nin Türkiye içpolitikasındaki egemenliğini yükseltirken, diğer yandan da kendi iktidarlarını perçinleyerek -aile eş dost- köşeyi dönmeyi sürdürebilir. "Al gülüm, ver gülüm"... Şüphesiz olay bununla da sınırlı değildir... Şimdilik, bazı bilgili kişilerin olayla ilgili sözlerini aşağıya yerleştirmekle yetiniyorum.- Yusuf Küpeli, 16 Kasım 2007

 

Hüsnü Mahalli: İsrail bir devlet değil çete

+

Prof. Dr. Erol Manisalı: İsrail ile demokrasi sözü yan yana getirilemez

+

Prof. Dr. Nurullah Aydın: Gül diyet ödüyor

+

Ateşkes Sahtekârlığı...

+

Hukuk kim, İsrail kim?

açıklayıcı not: Aşağıdaki metinler yazarları tarafından Sinbad'a yollanmış değillerdir. Bunlar e-postalar aracılığıyla farklı kişiler tarafından 15 Kasım 2007 günü adresime yollanmışlardır ama, yollayıcılar sözkonusu metinlerin daha önce hangi adreslerde basılmış olduklarını mesajlarına eklememişlerdir. Bu nedenle yazarlardan ve eğer varsa metinlerin daha önce basılmış oldukları adreslerin sorumlularından özür dilerim. Saygılarımla- Yusuf Küpeli

Türkiye tarihi için kara bir leke..


Hüsnü Mahalli: İsrail bir devlet değil çete

Türkiye tarihi için kara bir lekedir
Gazeteci Yazar Hüsnü Mahalli ise önceki gün gerçekleşen buluşmanın Türkiye tarihi için ‘kara bir leke’ olduğunu kaydetti. Mahalli, “Peres gibi terörist birinin onurlu, ulusal kurtuluşun sembolü TBMM’de konuşması inanılmaz bir şey. Kim bu? Türk halkına, barış yolunda veya insanlık adına ne yapmış? Tarih bunu yazar. Hatıralar kolay kolay unutulmaz.” diye konuştu. Mahalli, söylenen sözlerin Gül’ün kendi düşüncesi olduğunu ifade ederek, “İsrail’in terörden (!) çektiğini söylemek için İsrail’in hangi sebepten dolayı terörden çektiğini sormak gerekir. İsrail teröristtir ve Filistin halkını katlederek, keserek, boğazlayarak terör üzerine kurulmuştur. Hatta yalnız Filistin halkını değil, 1947’de BM Genel Sekreter Yardımcısını öldürecek kadar teröristtir. Çetelerle bu işi yapmaktadır ve bu çetelerden birinin liderlerinden olan Şimon Peres de bu teröristlerdendir” dedi.

Şeyh Ahmet Yasin’in şehit edilişini anımsatan Mahalli, “Cami çıkışı 80 yaşındaki birini füzelerle öldürmek hangi mantığa sığar? İsrail bir devlet değil çete yönetimidir. Ve terörle varlığını sürdürmektedir. Toplumunu terörle besliyor” diye konuştu. Filistin halkının meşru zeminde mücadelesini sürdürdüğünü vurgulayan Mahalli, “Filistin halkı terörist oluyor da neden her gün onları öldüren İsrail terörist olmuyor?” diye sordu. İntifadan bu yana İsrail’in Filistinlilere ait 40 bin fabrika ve evi yıktığını ifade eden Mahalli, “Yapılacak olan sanayi bölgesinin bir anlamı yok. Çünkü İsrail zaten onu da yıkacak” dedi.


Prof. Dr. Erol Manisalı: İsrail ile demokrasi sözü yan yana getirilemez

Terörün arkasında İsrail bulunuyor
Filistin halkının verdiği mücadeleyi Asya, Afrika ve Avrupa’nın önemli bir bölümünün de desteklediğini ifade eden Prof. Dr. Erol Manisalı, İsrail’in antidemokratik ve faşist uygulamalar içerisinde olduğunu söyleyerek, bunları demokratik ve özgürlükçü olarak tanımlamanın inanılması güç bir ifade olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Erol Manisalı, Peres’in Türkiye’ye gelişinin ve Gül’ün sözlerinin çok üzüntü verici olduğunu dile getirerek, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın bu şekilde konuşmasının vahim bir durum olduğunu kaydetti. Manisalı, “İsrail’in hukuk devleti olduğunu İsrail’in yandaşı konumundaki Amerika dışında bu şekilde vurgulayacak üçüncü bir ülke bulmak zordur. Hükümetin ve Ankara’nın böyle bir çizgi içinde bulunması, AKP’nin bu konudaki angajmanını ortaya koymaktadır. İsrail ve ABD ikilisine bağımlı politika izlenmesi bu ifadelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur” dedi.

“İsrail antidemokratik ve faşist”
Filistin halkının verdiği mücadeleyi Asya, Afrika ve Avrupa’nın önemli bir bölümünün de desteklediğini ifade eden Manisalı, İsrail’in antidemokratik ve faşist uygulamalar içerisinde olduğunu söyledi. Bunları demokratik ve özgürlükçü olarak tanımlamanın inanılması güç bir ifade olduğunu vurgulayan Prof. Manisalı, “Hele bunu Meclis çatısı altında Türkiye Cumhurbaşkanı’nın söylemesi kara mizah konusudur” dedi.

“İsrail, Türkiye’ye terörden çok çektiriyor”
Cumhurbaşkanı Gül’ün ‘İsrail’in terörden çok çektiğini biliyor, bunu en üst düzeyde kınıyoruz’ şeklindeki sözlerini değerlendiren Manisalı, “İsrail ve Amerika’nın PKK’lıları eğittiğini biliyoruz. Yani terörün arkasında ABD ve İsrail vardır. Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri sarf etmesi çok tuhaftır. Çünkü İsrail, Türkiye’ye terörden çok çektirmektedir” diye konuştu. Gül’ün sözleriyle İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarının meşru zemine çekildiğini ifade eden Manisalı, “Lübnan’a asker göndermenin de İsrail’in Lübnan’daki pisliğini temizleme amaçlı yapıldığını kaydetti.

Prof. Dr. Erol Manisalı, Peres’in Türkiye’ye gelişinin ve Gül’ün sözlerinin çok üzüntü verici olduğunu dile getirerek, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın bu şekilde konuşmasının vahim bir durum olduğunu kaydetti. Manisalı, “İsrail’in hukuk devleti olduğunu İsrail’in yandaşı konumundaki Amerika dışında bu şekilde vurgulayacak üçüncü bir ülke bulmak zordur. Hükümetin ve Ankara’nın böyle bir çizgi içinde bulunması, AKP’nin bu konudaki angajmanını ortaya koymaktadır. İsrail ve ABD ikilisine bağımlı politika izlenmesi bu ifadelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur” dedi.


Prof. Dr. Nurullah Aydın: Gül diyet ödüyor

Prof. Dr. Nurullah Aydın, Gül’ün İsrail ile Türkiye’yi aynı kefeye koymasını “utanç verici bir olay” olarak nitelendirdi. Aydın, “İsrail’in PKK terörüne verdiği destek açık olarak bilinmesine rağmen Gül’ün böyle bir beyanda bulunması tarihi bir yanılgıdır, tarihi saptırmadır” dedi.

Prof. Dr. Nurullah Aydın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün diyet ödediğini savundu. Aydın, Gül’ün ABD’nin Irak işgali için söylediği ‘Bu müdahale bölgeye demokrasi, barış ve huzur getirecektir’ sözünü hatırlatarak, “İsrail hakkındaki açıklamasıyla kan ve gözyaşına boğulan Filistin halkının mücadelesini görmezden gelmiştir. İsrail’in PKK terörüne verdiği destek açık olarak bilinmesine rağmen Gül’ün böyle bir beyanda bulunması tarihi bir yanılgıdır, tarihi saptırmadır” dedi. Bu açıklamayla Ortadoğu’da barıştan ziyade HAMAS’ın gözden çıkarıldığını belirten Aydın, “HAMAS Lideri Meşal’le görüşerek İsrail’in tepkisini çeken Gül, bu açıklamayla İsraillilerin gönlünü almıştır. Filistin halkının yasal temsilcileri bu buluşma ve açıklamayla devre dışı bırakılmıştır” diye konuştu.

İsrail’in demokratik bir ülke olmadığını söyleyen Prof. Aydın, “İsrail’i demokratik bir ülke olarak ilan etmek demokrasi anlayışına ters bir yaklaşımdır. İsrail terör örgütü olarak kurulmuştur ve bu şekilde varlığını sürdürmektedir. İsrail kurulduğundan beri insan haklarını en fazla ihlal eden ülkedir. Ayrıca İsrail ile Türkiye’yi aynı kefeye koymak büyük bir talihsizliktir. Çünkü İsrail devlet terörü uygulamaktadır. Türkiye ise tarihi ve geçmişi ile birlikte bugün yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen insan haklarının yaşandığı önemli ülkelerden biridir. Dolayısıyla Gül’ün İsrail ile Türkiye’yi aynı kefeye koyması utanç verici bir olaydır. Büyük bir çelişkidir. İsrail ile Türkiye’nin aynı kareye gelmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. İsrail vahşetini göz ardı etmek Türkiye’nin büyüklüğünü idrak edememek demektir” şeklinde konuştu.

 

Ateşkes Sahtekârlığı...


BM kararından memnun olan İsrail, katliamlarına devam ediyor

İsrail, BM’nin aldığı son karardan memnun oldu. Çünkü kararda İsrail’in saldırılarına devam etmesi kelime oyunlarıyla resmen onaylanırken direnişçilerin silâhsızlandırılması isteniyor.

Utanmazlara bak!
BM’nin İsrail’e hizmet eden 1701 Sayılı kararı “ateşkes” adı altında dünyayı uyutmaya çalışıyor. Hizbullah’tan İsrail’e saldırılarına son vermesini isteyen BM kararında, İsrail’in işgal güçlerini savaş bittikten sonra(!) geri çekmesi talep ediliyor. Karar, uluslararası barış gücünün Lübnan’a konuşlandırılmasını öngörüyor.

İsrail çok mutlu
BM’nin kararından büyük mutluluk duyan İsrail, katliamlara devam ederken, kara harekatının da haftalarca sürebileceğini açıkladı. Başbakan Yardımcısı Şimon Peres, “BM kararı bizim askerî operasyonlarımıza hak veriyor. BM bizi haklı çıkardı. BM’den elde edebileceğimizin hepsini aldık” dedi. İsrail askerleri de Litani Nehri’ne doğru harekete geçti.

Olmert’ten Bush’a teşekkür
BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail’in çıkarlarını korumasından dolayı ABD Başkanı Bush’u arayan İsrail Başbakanı Ehud Olmert kendisine teşekkür etti.
Olmert, son dakika değişikliklerinden sonra BM kararını kabul ettiğini söyledi. Öte yandan, savaş uçakları ve tanklarla Lübnan’ın güneyine yönelik saldırı başlatan İsrail’in saldırıların ne zaman biteceği konusunda bir sınırlaması bulunmadığı kaydedildi.

BM kararının hemen ardından başlayan  İsrail saldırılarılar;


Elektrik trafosunu vurdular
Bugüne kadar BM’nin aleyhinde aldığı onlarca kararı tanımayan terörist İsrail, Güvenlik Konseyi’nin son kararından sonra da saldırılarını sürdürdü. İlk olarak Güney Lübnan’daki 2 elektrik trafosunu bombalayan İsrail uçakları, Sur kentini karanlığa gömdü.

Rişaf’ta 15, Haayib’de 4 sivil öldü
Suriye sınırı yakınındaki Arida sınır kapısına giden yolu bombalayan İsrail jetleri, yardımların geçtiği tek yolu da vurdu. Bu arada Rişaf köyüne düzenlenen saldırıda ise, en az 15 sivilin öldüğü bildirildi. Haayib köyüne düzenlenen hava saldırısında da 4 Lübnanlı sivilin katledildiği, saldırıda çok sayıda yaralı da bulunduğu kaydedildi.

Kefaya köyünde 7 sivil katledildi
İsrail saldırıları sebebiyle yaşadığı topraklardan kaçmak zorunda kalan yüzlerce insana yönelik bir saldırı daha yapıldı. Kefaya köyü yakınında füzelerle vurulan mülteci konvoyunda ilk belirlemelere göre 7 kişi öldü, 36 kişi de yaralandı.

Sözleriniz yalan, gittiğiniz yol yanlış
İsrail bir terör devletidir, bütün amaç Türkiye’yi parçalamaktır

Kendinize gelin beyler
Hukuk kim, İsrail kim?


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: "Parlamenter demokrasinin, serbest piyasa ekonomisinin ve hukukun üstünlüğünün gerçek anlamda uygulandığı iki önemli bölge ülkesiyiz."

Gerçek terörist İsrail’dir
Gül: Terörden çok çekmiş bir ülke olan ve halen terörle mücadelesini sürdüren Türkiye, İsrail’in maruz kaldığı terör saldırılarını her zaman şiddetle kınıyor.

Bu yüzden mi Lübnan’dayız?
İsrail’in güvenliği ve sınırlar içerisinde yaşama hakkına sahip olması Türkiye’nin Ortadoğu politikasının değişmez önceliğidir.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve AKP iktidarı sayesinde Türkiye bir ilki gerçekleştirdi.

Filistin topraklarını işgal ederek devlet kuran İsrail’in hemen hemen hiçbir İslâm ülkesiyle ilişkisi bulunmuyor.

Türkiye, 1948’de İsrail’i tanıyan ilk ülkelerin içerisinde yer almakla kalmadı, bugün çok daha ileri bir adım atarak işgalci devletin Cumhurbaşkanını milletimizin kalbi sayılan TBMM çatısı altına getirerek ona konuşma izni verdi.


Bundan yakın bir süre önce devlet ricaliyle görüşebilmek için günlerce kapılarda bekleyen İsrail heyetlerine karşılık, bugün gelinen noktada, sürekli gündemde tutmaya çalıştığımız dış politika faciasının boyutlarını göstermesi bakımından çok önemlidir.

Bu noktaya özel gayretle gelindi
Türkiye’nin bölgesel sıkıntılarının çözümünü Washington’da arayan AKP iktidarı, İsrail’i birinci ortak olarak değerlendiremediği takdirde ABD’den yüz bulamayacağına inanıyor.

Hatırlanacağı gibi Başbakan Erdoğan’ın 2005 yılında ABD’ye yapacağı ziyaret için, Türkiye’ye “Önce İsrail’le görüşmesi” bir ön şart olarak dayatılmış, Başbakan, ancak bu ziyareti yaptıktan sonra Bush’tan randevu gelmişti.

Başbakan Erdoğan, o gün yapılan eleştirileri değerlendirirken, İsrail ziyaretinin ABD ile bir bağlantısının olmadığını ileri sürüp, eleştirenleri marjinallikle suçlamıştı. Başbakan’a göre bu ziyaret başkaları istediği için değil, “Tarihi ve milli mecburiyetten dolayı” yapılacak bir ziyaretti.

Oysa Türkiye’nin İsrail’le ortak en küçük bir milli beraberliği söz konusu değildir. Bin yıllık bir devletin on yıllık bir devletle hiçbir tarihi ilişkisinden söz edilemez.

Varlıklarını bütünüyle İsrail-ABD siyasetine angaje eden bir zihniyet taviz üstüne taviz vermiş, en sonunda İsrail Cumhurbaşkanı’nı getirip TBMM’de kürsüye çıkartmıştır. AKP iktidarının seçilmiş Filistin yöneticilerine karşı ABD ve İsrail’in arzularına uyarak koyduğu soğuk tavrı, Şimon Peres’e karşı göstermeye gücü yetmez. Ama, AKP’ye destek olan herkes, Şimon Peres’e gösterilen içtenliğin neden İsrail’in bile destek ve övgüsünü kazanmış olan Mahmut Abbas’a karşı gösterilmediğini merak edip sormalıdır.

Peres’in Türkiye ziyareti, bu ziyaret vesilesiyle yaptığı konuşmalar ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün değerlendirmeleri ülkemizi küçük düşürmekte, nereye sürüklenmek istendiğimizi açıkca gözler önüne sermektedir.

Doğal ortakmışız (!)
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye ile İsrail’in “doğal ortak” olduğunu iddia ederek şunları söylüyor: “Parlamenter demokrasinin, serbest piyasa ekonomisinin ve hukukun üstünlüğünün gerçek anlamda uygulandığı iki önemli bölge ülkesiyiz.”

Sayın Gül, İsrail’de Hahamlar Meclisi’nin her şeyin üzerinde olduğunu bilmiyor mu? Dünyanın en teokratik, en faşist düzeninin İsrail’de uygulandığından haberdar değil mi? Açlığa mahkûm edilen milyonlarca Filistinli’nin varlığı, kemikleri kırılan Filistinli çocukların çığlığı bütün evrende, sadece Sayın Gül’ün mü dikkatini çekmedi ki, işgalci siyonistlerin düzenini “Hukukun üstünlüğünü esas alan düzen” olarak değerlendiriyor?

Mücahitler terörist mi?
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye ile İsrail’in ortak noktalarını çoğaltmak gayretiyle teröre de uzanıyor ve tarihe geçecek şu ifadeleri kullanıyor:

“Terörden çok çekmiş bir ülke olan ve halen terörle mücadelesini sürdüren Türkiye, İsrail’in maruz kaldığı terör saldırılarını her zaman şiddetle kınıyor.”

Filistin’de ezici bir çoğunlukla seçimleri kazanan HAMAS liderinin Türkiye ziyaretine karşı çıkan İsrail’i memnun etmek için misafirimizi arka kapıdan kovanların  bu baskılara teslim olduklarını yukardaki ifadelerden daha açık hiçbir şey gösteremez.

Bunun için mi Lübnan’dayız?
Hatırlanacağı gibi işgalci İsrail geçen yıl Lübnan’a saldırmış, bu ülkeyi işgal etmek istemiş, fakat Hizbullah karşısında tarihinin en büyük yenilgisini alarak çekilmek zorunda kalmıştı.

Daha sonra BM’yi devreye sokan İsrail, Lübnan’a Türk askerini çekmeyi başarmıştı. AKP iktidarı o günlerde “Madem terörü önlemek istiyorsunuz, o zaman askerimizi İsrail’e neden göndermiyorsunuz?” sorularına cevap vermemişti. O zaman Dışişleri Bakanı olan Gül,  işte şimdi Peres’in ziyaretini vesile kılarak askerimizin neden Lübnan’da bulunduğunun ipuçlarını veriyor. Gül bu konuda şunları söylüyor: “İsrail’in güvenliği ve tanınmış sınırlar içerisinde yaşama hakkına sahip olması Türkiye’nin Ortadoğu politikasının değişmez önceliğidir.” Bush’un da sık sık aynı şeyi ifade etmesi AKP eliyle yürütülen politikanın tam bir dış politika faciası olduğunu gözler önü seriyor.

http://www.sinbad.nu/