not: Aşağıdaki metin Türkiye toplumunun en önemli sorunu üzerine değil. Ayrıca, yazımın konusu olan yalan da, diğer tüm yalanlar ve uydurmalar içinde en tehlikelisi değil. Ve Baskın Oran özel olarak düşmanım değil... Fakat yine de, tüm uyarılarıma karşın kişiliğime, metinde adı geçen diğer kişiye, ve sonuçta gençlik hareketine yönelik olarak bu ölçüde şımarıkça bir üslupla kaleme alınmış sözkonusu yalan ve aşağılama karşısında sessiz kalamam... Radikal gazetesine yolladığım gecikmiş yalanlamayı burada da yayınlıyorum.

Tekzib veya yalanlama

Radikal gazetesi ilgililerine

(Yalanlamamı kime yollayacağımı bilmediğim için, bu mektubu gazetenin öndegelen bazı köşe yazarlarına yolluyorum. Umarım bana yardımcı olurlar.)

Merhaba,

Mahmut Hamsici adlı yazara ait “Baskın hoca mahpusta ‘gürül gürül’ yatarken” başlıklı ve 04/03/2005 tarihli yazıda benimle ilgili tamamen uydurma ve aşağılayıcı bir öykü anlatılmaktadır. Profösör Baskın Oran’ın “Nerede O Eski Mapushaneler” adlı kitabını tanıtan...

“(...) Dündar Kılıç devrimcilerden nasıl etkilendi?
Eğer anlattıkları doğruysa ki büyük olasılıkla yakıştırmadır, Yusuf, Mülkiye'de bizim sınıftan Yusuf Küpeli, ünlü babalardan Dündar Kılıç'la aynı koğuşta kalmış bir ara. Oturmuş, ona...

Baskın Oran’ın adıgeçen kitabından alındığı anlaşılan yukarıdaki paragrafla ilgili kısa yalanlamamı madde madde aşağıya koyuyorum:

1) Dündar Kılıç ile yaşamım boyunca hiç karşılaşmadım. Ne kaldığım değişik hapishanelerde ve ne de bir başka yerde bu kişi ile hiç karşılaşmadım.

2) Yaşamım boyunca ne hapishanelerde ve ne de bir başka yerde ünlü kişilere yaklaşmadım. Yaşamım boyunca herhangi bir kişiye “abi” diye hitabetmedim. Yukarıdaki paragrafta geçen cıvık üslüp bana tamamen terstir. Sözkonusu adi aşağılayıcı öyküyü uyduran, anlaşılan kendisi ile beni karıştırmış.

 

Tekzib veya yalanlama

 

Radikal gazetesi ilgililerine

 

(Yalanlamamı kime yollayacağımı bilmediğim için, bu mektubu gazetenin öndegelen bazı köşe yazarlarına yolluyorum. Umarım bana yardımcı olurlar.)

 

Merhaba,

 

Mahmut Hamsici adlı yazara ait “Baskın hoca mahpusta ‘gürül gürül’ yatarken” başlıklı ve 04/03/2005 tarihli yazıda benimle ilgili tamamen uydurma ve aşağılayıcı bir öykü anlatılmaktadır. Profösör Baskın Oran’ın “Nerede O Eski Mapushaneler” adlı kitabını tanıtan sözkonusu metni yeni gördüğüm için, yalanlamamı zorunlu olarak 2,5 yıl geç yolluyorum. Bu yalanlamanın hem yayınlanmasını ve hem de Baskın Oran’a ulaştırılmasını rica ediyorum. Hakkımda üretilen birçok yalanın yanında böylesi biraz hafif kalır ama, yine de bu cıvıklığın sonderece aşağılayıcı olduğu kanısındayım. Yalanlamamı yayınlamanın vicdan borcunuz olduğunu düşünüyorum.  

 

Yalanlanmasını istediğim paragrafı aynen alıp aşağıya yerleştiriyorum:

 

“(...) Dündar Kılıç devrimcilerden nasıl etkilendi?
Eğer anlattıkları doğruysa ki büyük olasılıkla yakıştırmadır, Yusuf, Mülkiye'de bizim sınıftan Yusuf Küpeli, ünlü babalardan Dündar Kılıç'la aynı koğuşta kalmış bir ara. Oturmuş, ona 'politik çalışma' yapmış, emperyalizmden falan söz etmiş. Beriki anlamamış, "Nedir yani kardeş, bu emperyalizm dediğin?" demiş. Yusuf da: "Bak şimdi Dündar Abi", demiş, "İstanbul'da Hilton Oteli var ya, süper lüks, orası Türk oteli gözükür, ama gerçekte Amerikalılarındır. Sen yanına bir gaco alıp gitsen oraya, seni sokmazlar. Yer yok derler. Ama emperyalistleri alırlar." Seninki yeme içme, tahliye olur olmaz al yanına bir yosma, dayan Hilton'un kapısına. Tabii, resepsiyondan bakmışlar şöyle bir, yer yok efendim demişler. Peki, demiş seninki, çekilmiş bir kenara, başlamış resepsiyonu dikizlemeye. Bir süre sonra bir Amerikalı çift gelmiş ve hemen fişi imzalayıp yukarı yürümüşler. Bunun üzerine Dündar Kılıç: "Heyyt ulan! Talebeler haklıymış ulan! Dizilin lan hepiniz duvara, i...ler!" diye narayı patlattığı gibi tabancayı çekmiş, bilimum resepsiyoncuları bankonun önüne dizmiş. Orada onlara Yusuf'un emperyalizm dersinden aklında kalanları bir güzel tekrarlayıp "sakın polis falan çağırmaya kalkmayın, deşerim!" diye gözdağı verdikten sonra karıyı alıp çıkıp gitmiş...
”

Baskın Oran’ın adıgeçen kitabından alındığı anlaşılan yukarıdaki paragrafla ilgili kısa yalanlamamı madde madde aşağıya koyuyorum:

 

1) Dündar Kılıç ile yaşamım boyunca hiç karşılaşmadım. Ne kaldığım değişik hapishanelerde ve ne de bir başka yerde bu kişi ile hiç karşılaşmadım.

 

2) Yaşamım boyunca ne hapishanelerde ve ne de bir başka yerde ünlü kişilere yaklaşmadım. Yaşamım boyunca herhangi bir kişiye “abi” diye hitabetmedim. Yukarıdaki paragrafta geçen cıvık üslüp bana tamamen terstir. Sözkonusu adi aşağılayıcı öyküyü uyduran, anlaşılan kendisi ile beni karıştırmış.

 

3) Kaldığım hapishanelerde çok ağır koşullarda yaşamama karşın, kimseye sığınmadım, herhangi bir çetenin veya mafya örgütlenmesinin koltuğu altına girmedim. Ve bazı şaşkınlar gibi olaydan tamamen uzak kriminal karakterlere lak lak lak “sosyalizm” propogandası yapmaya hiç kalkışmadım. Ayrıca böyle bir işe kalkışacak olsam, şımarıkça yazılmış yukarıdaki öykünün cıvık üslubuna uygun saçma sapan “emperyalizm” tarifleri yapmayacak kadar bilgili olduğumu sanıyorum. Ayrıca, bu sulu tavır benim sitilim değildir... Zaten sivil hapishanelerde daha az kaldım ve oralarda da sıradan mahkumlarla, küçük kriminallerle, zarfcılarla, papelcilerle, hazinecilerle, otel hırsızlarıyla, üfürükçülerle, kısacası O Henry karakterleriyle ahbap oldum, onların eylenceli öykülerini dinledim... Şüphesiz çok daha başka serüvenler de yaşadım. Bu işler, öyle üç gün ve hem de kollanarak içeride kaldıktan sonra herşeyi eğri lunapark aynalarında yansıtmak kadar basit değildir. Özellikle oralarda, büyük sivil hapishanelerde yaşam sonderece acımasız ve vahşidir...

 

4) Aslında, Baskın Oran’a ait adıgeçen kitap yayınlanmadan önce, şimdi gereksiz yere adını karıştırmak istemediğim -sizlerinde tanıdığı- çok ünlenmiş bir ortak gazeteci arkadaşımız, e-posta yollayarak, yukarıdaki alıntı paragrafta geçen öykünün doğru olup olmadığını bana sordu- mektupların kopyaları arşivimde duruyor. O köşe yazarı arkadaş, yanıtımı Baskın Oran’a iletecekekti... Gazeteci arkadaşa, bu öykünün baştan sona uydurma ve aşağılayıcı olduğunu, Dündar Kılıç ile yaşamımda hiç karşılaşmadığımı, kimse ile “abi” diyerek konuşmadığımı yazdım... Yazılanları okudukça, sinirlerim iyice bozuldu ve ardından yeniden öfke ile çok ağır sözler yazdım. Sonuçta, -yukarıda biraz hafifletilmiş versiyonu olan- bu cıvık uydurma öykü nedeniyle gazeteci arkadaşla aramıza soğukluk girdi... Bu olanlara, tüm yalanlamama karşın, Baskın Oran’ın aynı cıvık öyküyü, “(...)Eğer anlattıkları doğruysa ki büyük olasılıkla yakıştırmadır... ” gibisinden bir yumuşatma ile yine de kitabına alması, hiç te hoş ve dürüstçe bir tavır değildir. Herşeyin ötesinde bu tavır, insanların çektikleri acılara, yaşam deneyimlerine, gerçek değerlerine yönelik sonderece duyarsızca ve şımarık kolej öğrencilerine özgü bir aşağılama içermektedir. Zaten kitabı tanıtan yazının bütününün başlığı bile sonderece şımarıkça...

 

5) Sözkonusu öyküyü uyduran ve ayrıca tüm uyarılara karşın bunu kitabına alan kişi, yukarıdaki paragrafta geçen anlatımda bana ve Dündar Kılıç’a maledilen ahmaklıklar ve cıvıklıklarla, sadece beni değil, aynızamanda Dündar Kılıç’ı da aşağılamaktadır... Dündar Kılıç ile hiç karşılaşmadım ama, O’nunla ilgili ilk öyküleri 1969- 70 yıllarında Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde dinledim. Daha sonra da değişik kişilerden benzer ve farklı öyküler dinledim ve Kılıç hakkında yazılan kitapları okudum... Yaşamı, dünyası, bana ne ölçüde ters olursa olsun, Dündar Kılıç, kendi yasadışı evreni içinde küçük bir semt kabadayılığından en büyük kentin kriminaller ordusunu denetleyebilecek bir düzeye dek yükselmiş sonderece zeki, planlı, kurnaz ve cesur birisidir. O’nun (Dündar Kılıç’ın), dinlediği Hilton’lu miltonlu saçma sapan bir “emperyalizm” öyküsünün ardından “gaza” gelerek, "Heyyt ulan! Talebeler haklıymış ulan! Dizilin lan hepiniz duvara, i...ler!", diye bağırabileceğini, henüz yaşamın acılarını tatmamış ve duyarlılıkları hiç gelişmemiş şımarık bir kolej öğrencisi uydurabilir veya yine bu tip biri bu yalana inanabilir...

 

6) Böyle ahmakça aşağılayıcı ve duyarsızca bir yalanı kitabına ciddi ciddi alan birisi, ünvanı ne olursa olsun, sadece kendi düzeyini belli etmekte, farkında olmadan kendi kendisini aşağılamaktadır... Bu ölçüde duyarsız birisinin, şımarık bir üslupla uydurulmuş bu öykünün ne ölçüde uydurma ve değersiz olduğunu farkedemeyecek kadar duyarsız birisinin, kalkıpta, “bireyin özgürlüklerini koruyan kahraman” rolünde sahneye çıkmasını kim ciddiye alır? Bu duyarsızlıkla ne bireyin ve ne de toplumun özgürlükleri korunabilir ama, oynanan “solcu” veya “liberal” rolleri ile geçiçi bir ün ve artan kariyer kazanılabilir. Sanırım, asıl niyet te bu son ifade edilenden başka birşey değildir.

 

Saygılarımla

 

17 Eylül 2007

 

Yusuf Küpeli

 

adres & tel

 

yusuf@comhem.se

 

http://www.sinbad.nu/

 

http://www.sinbad.nu/